Durum kötüydü. Hem de fazlasıyla kötü.
“Evet Chris, sanığın güpegündüz, herkesin ortasında becerisini kullanarak iç çamaşırını çaldığı doğru mu?”
“Şey, yani, evet doğru ama... ama o bir kazaydı!”
“Biz sadece olayın gerçekleriyle ilgileniyoruz. Teşekkürler.”
“Ne?! Durun bir dakika! Ben...! Artık bunu dert etmiyorum ki!”
Sena sorguyu aniden bitirince Chris alelacele salondan çıkarıldı.
Geri kalan tanıklara göz gezdirdim. Bu gidişat hiç hayra alamet değildi.
Kılıç ustası Mitsurugi ve peşinden ayrılmayan iki kızı oradaydı. O da benim gibi Japonya’dandı ama büyülü kılıcını yürütüp satmışım bir kere.
“Bay Mitsurugi. Sanığın büyülü kılıcınızı çalıp sattığını iddia ediyorsunuz. Ayrıca bu iki hanımefendi kılıcı geri almaya çalıştığında, sanığın onları da herkesin içinde iç çamaşırlarını çalmakla tehdit ettiğini öne sürüyorsunuz. Doğru mudur?”
“E-evet, doğru ama... Yani ona ben meydan okumuştum, hem...”
“Evet, bizi tehdit etti! ‘Kız mız dinlemem, icabında kadınları da bir güzel benzetirim!’ dedi!”
“Çok doğru! ‘Meydandayız bak, elime ne gelir belli olmaz, neyinizi çalacağımı bilemezsiniz...’ diye gözümüzü korkuttu!”
Yanındaki kızlar, sırf azıcık gözlerini korkuttum diye adamın lafını ağzına tıkadı.
Göz göze geldiğimizde bana dil çıkardılar. Kin tutmakta üzerlerine yoktu hani.
Pff... Salondaki herkes gözünü bana dikmişti. Yargıç dahil kimseden zerre sempati kırıntısı sezmiyordum.
Mitsurugi daha dışarı sürüklenmeden Dust tanık kürsüsüne geçti. Bunu neden çağırmışlardı ki? Onlara özel bir kötülük yaptığımı hatırlamıyordum.
Zaten partileri değişelim diyen de kendisiydi.
Dust bana şöyle gevşek bir selam verirken Sena’nın sesi yine yükseldi.
“Bu şahıs bir sonraki duruşmamızın sanığıdır. Sayın Yargıcım kendisini zaten yakından tanır. Mahkeme salonlarımızın müdavimi olan bir baldırı çıplaktır.”
“Racon kesmeyi bırak be kadın! Şurada sıramı beklerken kolumdan tutup getirdiniz, yaptığın muameleye bak! O koca memelerini avuçlarım, görürsün gününü!”
Saman alevi gibi parlayan Dust, savcının laflarıyla iyice çileden çıkmıştı.
Yargıç bu patlamaya kaşlarını çatarak baktı. Sena ise parmağıyla beni işaret etti.
“Bay Dust. İddia makamına sanık Kazuma Satou ile arkadaş olduğunuz bilgisi ulaştı. Doğru mu?”
“Dibine kadar doğru hem de! Özoğlum gibidir, can ciğer kuzu sarmasıyız. Birlikte az mı kafaları çektik!”
Bunun üzerine Sena bana döndü.
“Kazuma Satou, bu edepsiz serseri gerçekten arkadaşınız mı?”
“Sadece bir tanıdık.”
“Hey! Kazuma!” diye böğürdü Dust. Ama hem yargıç hem Sena gözlerini dikmiş bakmasına rağmen zil çalmadı.
“An-anlıyorum. Özür dilerim. Bütün arkadaşlarınızın böyle mahluklar olduğunu öne sürecektim ama...”
“Zararı yok. Birbirimizi tanıdığımız doğru.”
“Kazuma! Dostluğumuz bu kadar mı değersizdi senin için?!”
Çığlıklar atan serseri bir şövalye tarafından dışarı sürüklenirken Sena yeniden yargıca döndü.
“Son tanığımız pek tatmin edici olmasa da, dinlediğimiz kişilerin sanığın ahlaki yapısını yeterince gözler önüne serdiğine inanıyorum. Ayrıca sanığın maktule karşı kin güttüğü de bilinmektedir. Tüm bunlar beni tek bir sonuca götürüyor: Sanık yaşananların kaza olduğunu iddia ederken yalan söylemektedir. Rastgele Işınlanma değil, bayağı bildiğimiz Işınlanma büyüsü kullanmış ve Koronatit’i bile bile maktulün konağına yollamıştır...”
Kafasından suçlama uydurmayı bir bıraksa artık iyi olacaktı.
“Hiçbir şey kanıtladığınız yok!” diye haykırdı Megumin. “Kazuma’nın biraz arızalı bir tip olduğunu kabul ediyorum ama bu asılsız suçlamaları ona yıkmanıza asla izin vermem! Adamakıllı kanıt getirin! Hem burada garip şeyler dönüyor. Olayları ne kadar zorladığını görmüyor musunuz? Bu işte bir bit yeniği olduğu aklınıza yatmıyor mu?!”
“Savunma, sınırınızı bilin! Söz almadan konuşamazsınız!”
“Kanıt mı istiyorsunuz? Pekala. Sanığın kasabayı yok etmeyi planlayan bir terörist ve İblis Kral’ın ajanı olduğuna dair elimde çok daha fazla delil var!”
Sena, öfkeden köpüren Megumin’e doğru elindeki kağıttan okumaya başladı.
“Bir! İblis Kral’ın generallerinden Beldia’yı mağlup etmeyi başarmış olsalar da, savaş sırasında Kazuma Satou ve partisi kasabanın yarısını sular altında bırakacak kadar su çağırmış, devasa bir sel felaketine yol açmıştır.”
Aqua görünür şekilde titremeye başladı.
“İki! Kasabanın ortak mezarlığının etrafına devasa bir ruh bariyeri örerek kötü ruhları yerlerinden etmiş, kasabada bir musallat dalgasına sebebiyet vermişlerdir.”
Aqua arkasını dönüp parmaklarıyla kulaklarını tıkadı. Ellerini çekip iddia makamını dinlemeye zorladım.
“Peş peşe günlerde, partisi kasaba yakınlarında patlama büyüsü kullanarak bölgenin coğrafyasını ve ekosistemini değiştirmiştir; ayrıca bu süre zarfında geceleri kasaba yakınlarında büyü yapılmış, mahalle sakinleri gecenin bir yarısı rahatsız edilmiştir...”
Şimdi de Megumin arkasını dönmüş kulaklarını kapatıyordu.
Sözde bana avukatlık yapacaklardı!
“Hey, bir dakika durun! Bu kadarı da fazla! Saydığınız şeylerin hiçbiri şahsen benimle ilgili değil! Partimdekilerin yaptığını biliyorum ama... bunun benimle ne alakası var, onu gösterin siz!”
Meydan okumamı ciddiye almış gibi Sena baskıyı artırdı.
“Ayrıca tanıklar, sanığın sadece hortlakların kullanabildiği Sömürü Dokunuşu becerisini kullandığını görmüştür. Bay Satou, eğer İblis Kral’ın ordusuyla bir bağınız yoksa, Sömürü Dokunuşunu nasıl bildiğinizi açıklayın lütfen... Kulaklarınızı tıkamak gerçekleri değiştirmez!”
Sena parmağını Aqua’ya, Megumin’e ve bana doğru salladı.
Benim de haklarım vardı! Mesela susma hakkı!
“Ve son olarak, en somut kanıt. Emniyetteki sorgunuz sırasında size İblis Kral’ın ordusundan herhangi biriyle temasınız olup olmadığını sordum. Hayır dediniz ve tam o anda sihirli zil yalan söylediğinizi bildirdi. Bu kanıt değil de nedir?!”
Haydaaa... Tüh ya.
Köşeye sıkışmıştım. Diyecek tek bir kelimem bile kalmamıştı... İşte tam o anda olanlar oldu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.