Adalet Arayışı

Bu dünyada duruşmalar oldukça basit bir mantıkla yürürdü. Savcı kanıtları sunar, savunma makamı bunlara itiraz ederdi. Şayet yargıç ikna olmazsa, hakkınızdaki iddialardan suçlu bulunurdunuz.

Tabii böyle dediğime bakmayın, burada "savunma avukatlığı" diye gerçek bir meslek yoktu. Sanığın hukuki savunmasını üstlenmek arkadaşlarına ya da tanıdıklarına düşerdi.

Bina, Japonya'daki mahkeme salonlarını andırıyordu. Kelepçeli sanık ile avukatı odanın tam ortasında duruyor, yargıç, savcı ve davacı ise onlara mesafeli bir konumda çevrenizi sarıyordu.

Ve tam da şu anda…

"Bu kadar endişelenmene gerek yok. Biz yanındayız!"

Megumin, ben endişeden gerim gerim gerilmiş halde dikilirken bana moral vermeye çalışıyordu.

Ha şöyle.

Yanımda savunma makamı olarak duranlar, bizim partinin diğer üç üyesinden başkası değildi.

Olaylar nasıl bu raddeye geldi ki?

Ben için için kendimi yerken, Sena savcı koltuğundan gözlerini bana dikmiş bakıyordu.

"Her şey yolunda. İşi bana bırak.Kızıl Büyü Klanı, Zeka konusunda rakip tanımaz. O savcının argümanlarını öyle bir darmadağın edeceğim ki ağlamaktan gözleri şişecek!"

Sağımda duran savunma avukatım Megumin, iddialı iddialı konuşup duruyordu.

"Sakin ol. İşler sarpa sararsa bir çaresine bakarım. En azından bu olayda kesinlikle hiçbir suçun yok."

Solumda dikilen Darkness ise böyle diyordu.

Dost dediğin böyle olur işte! İnsanın imdadına nasıl da yetişiyorlar! Ama…

"Sadece bana güvenin yeter! Din adamı olduğum için ne söylersem söyleyeyim inanmak zorundalar! Dava bitmiştir!"

İşte asıl sorun o olacaktı. Onu yanıma çağırıp fısıldadım. "Aqua, dinle. Bu sefer senden tek bir şey istiyorum, o da sadece susman. Duruşma bitene kadar orada öylece otur. Söz veriyorum sana benekli yengeç mi istersin artık ne istersen alacağım."

"Saçmalama! Ağır ceza alırsan ya da idam edilirsen ödülümü nasıl alacağım ben? Hiç merak etme. Bu salondaki herkesten daha çok avukatlık bilirim ben. Sen video oyunlarını severdin, değil mi? Ace Defense Counsel ve Manganronpa oyunlarını hatırlıyor musun? Hepsini oynayıp bitirdim ben."

"Ağzından çıkan her kelime beni daha da korkutuyor. Cidden, çeneni kapalı tut."

Aqua surat yapıp kafasını çevirdi.

Lanet olsun böyle tanrıçaya!

Yargıç olduğunu tahmin ettiğim orta yaşlı adam tokmağını vurdu.

"Sessizlik! Sanık Satou Kazuma'nın devlete isyan suçlamasıyla yargılandığı duruşma başlamıştır. Davacı, Alderp Barnes Alexei!"

Yargıç ismi okuduğunda göbekli bir adam ayağa kalktı.

Uzun boylu, iri yarı bir adamdı. Şakaklarına doğru açılan saçları hariç kafası darmadağındı ve açılan yerlerden terli alnı parıldıyordu.

Herkesin bahsedip durduğu soylu bu adam olmalıydı.

Lord Alderp beni tepeden tırnağa süzdükten sonra, gözlerini ahlaksızca yanımdaki üç yoldaşıma dikti.

Aqua ile Megumin'i gözleriyle adeta yiyip bitirdikten sonra Darkness'a geçti…

…ve tam o anda, yüzünde şok olmuş bir ifadeyle donakaldı.

"Hey, şu şişman ihtiyar gözlerini dikmiş bize bakıyor," dedi Aqua. "Bu adamın halinden hiç hoşlanmadım. Gidip gözünü oysam sorun olur mu?"

"Yapma, başımıza daha fazla belâ açma… Ama sanki daha çok Darkness'a kilitlenmiş gibi durmuyor mu?"

"Evet! Bayağı kilitlendi hem de. Hani Darkness evde üstünde başındakileri çıkarıp üstünkörü bir şeylerle gezindiğinde sen de ona böyle bakarsın ya, aynen öyle bakıyor."

"H-hey, ben asla öyle bakmıyorum! …Yani, genelde! Cidden, ben Darkness'a ne zaman öyle—?"

İtiraz ederken gözüm Darkness'a kaydı, o da gözlerini doğrudan Lord Bilmem Kime dikmişti.

"Ne oldu Darkness? Sana bakması canını mı sıktı?"

"Hmm? Ha, yok… Boş ver. Sonra anlatırım."

Cevabında garip bir şey vardı ama bunu düşünecek vakit yoktu, tokmak bir kez daha indi.

"Sessizlik! Duruşma esnasında kendi aranızda konuşamazsınız. Şimdi, Savcı Hanım, lütfen öne çıkın. Biri yalan söyleyecek olursa, bu sihirli çanın sesiyle hemen anlaşılar. Herkes sarf edeceği sözleri bu gerçeği göz önünde bulundurarak seçsin."

Yargıç tokmağını bir kez daha vurarak uyarısını pekiştirdi. Aynı anda Sena ayağa kalktı.

"Suçlamaları okuyarak başlıyorum. Yürüyen Kale Yıkıcı'nın saldırısı sırasında, sanık Satou Kazuma diğer maceracılarla birlikte söz konusu kaleyi mağlup etmiştir. Bu esnada sanık, patlamadan birkaç an önce bir Koronatit parçasını ışınlama emri vermiştir. Koronatit, mağdur Lord Alderp'in lüks dairesine ışınlanmış ve burada patlamıştır. Mağdurun evi yıkılmış, Lord Alderp o günden beri kasabadaki bir handa oda tutarak konaklamak zorunda kalmıştır."

Sena suçlamaları okuduğu süre boyunca, bahsi geçen mağdur tüm dikkatini tek bir şeye, Darkness'a vermişti.

"Canavarları, zehirleri, tehlikeli maddeleri veya patlayıcıları taşımak için Rastgele Işınlama kullanılması kanunen yasaktır. Sanık bu kanunu ihlal etmiş olup, bu eylemiyle bir lordun hayatını tehlikeye atarak hükümetin istikrarına doğrudan tehdit oluşturduğu için suçu ağırlaşmıştır. Bu nedenle savcılık, devlete isyan suçundan hüküm giymesini talep etmektedir!"

"İtiraz ediyorum!"

Sena sözlerini bitirdiği an bu nida yükseldi.

Yanımdaki Aqua, kolunu öne uzatmış, sesi ortalığı inletiyordu.

"Savunma makamına söz hakkı verilecektir. Bir şey söyleyecekseniz, konuşmadan önce Mahkeme'den izin isteyin… İlk duruşmanız olduğunu varsayarak bu taşkınlığınızı bu seferlik görmezden geliyorum. Şimdi savunma, konuşabilirsiniz."

Yargıç başıyla onayladı ama Aqua sadece tatmin olmuş bir ifadeyle kafasını salladı.

"Sadece 'İtiraz ediyorum!' diye bağırmak istemiştim. Hepsi bu."

"Savunma sadece söyleyecek bir şeyi olduğunda konuşacak!"

Aptal kadın! Suratının ortasına bir tane çarpmamak için kendimi zor tuttum.

Daha bismillah demeden yargıcı çileden çıkaran Aqua, halinden gayet memnun bir şekilde sakince yanıma geri çekildi.

Bu olay Sena'nın da kafasını karıştırmıştı, konuya dönmeye çalışırken kendini pek toparlayamamış gibi görünüyordu.

"…Öhöm, savcılığın aktaracakları bu kadar. Özetle savcılık, şey, sanık Satou Kazuma hakkında devlete isyan suçundan mahkûmiyet talep etmektedir."

Cümlesini bitirip yerine oturdu.

"Çok güzel," dedi yargıç. "Sanık ve savunma makamı artık konuşabilir. İfadenizi alalım lütfen!"

"…İşte İblis Kralı'nın generallerinden Beldia'yı ve Yıkıcı'yı nasıl alt ettiğimin hikayesi tam olarak böyle. Bu ülke uğruna bunca fedakarlık yapmış biri, aktif olarak onu devirmeyi planlar mı hiç? Akıl kârı değil! Hatta bana kalırsa beni övgülere boğmanız bile gerekir!"

Salonda dimdik durmuş, kendi savunmamı tutkuyla yapıyordum.

Beldia ile savaşırken nasıl muazzam işler çıkardığımı anlattım.

Yıkıcı ile olan mücadelede komutamın ne kadar kusursuz olduğunu döktüm ortaya.

Yargıcın gözünün sık sık yalan tespit eden sihirli çana kayması umurumda bile değildi. Anlattıklarım biraz abartılı görünmüş olabilir ama tek bir yalan bile söylememiştim.

"Bu… Bu kadar yeterli. Mahkemenin sanığın argümanlarını yeterince anladığı kanaatindeyim. Şimdi Savcı Hanım. Lütfen sanığın devlete isyan suçundan suçlu olduğuna dair kanıtlarınızı sunun."

Yargıç bıkkın bir tavırla Sena'ya doğru başını salladı. Sena da yanındaki Şövalye'lerden birine işaret etti. Şövalye mahkemenin bekleme alanına doğru ilerlerken Sena elindeki kağıttan okumaya başladı.

"Savcılık, sanığın devlete isyan planları yapan bir terörist ve İblis Kralı ordusunun bir ajanı olduğuna dair delilleri sunacaktır. Tanıkları içeri alın!"

Sena'nın işaretiyle Şövalye birkaç kişiyi odaya getirdi. Çoğu diğer maceracılardı.

Bir dakika ya…

"Ah-ha-ha-ha… Beni de çağırdılar bir nevi…"

Gelen kişi, yanağındaki yara izine kadar tıpkı düşündüğüm gibi olan Chris'ti; mahcup bir şekilde yüzünü buruşturuyordu.

Ve Chris, tanıklar geçidinin sadece başlangıcıydı. Beni tanıyan tek bir insanı bile atlamayıp hepsini çağırmışlardı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.