Demir Parmaklıklar ve Derin Aklısızlık

"Hey! Bu kadarcık yemek kime yeter be? Bana protein lazım, protein! Kim pişirdi bunu? Garson!"

Kendi hatalarımın ezici ağırlığı altında ezilmiş bir halde otururken, yanımdaki serseri öfkeden kudurup etrafa bağırıp çağırıyordu.

Sanırım "yüzsüzün teki" olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu. Belki ben de onun gibi yapmalı, hiçbir şeyi kafaya takmamalıydım.

Gerçi... Onun seviyesine inmeye gerek yoktu sanki.

"Haydi ama Kazuma, dökme hemen suratını. Ben iki elimdeki parmakların sayısından fazla hakim karşısına çıktım. Ulan biz hayatımızı bir şeyleri pataklayarak kazanıyoruz! Bir iki kere polisin misafirperverliğini tatmadan gerçek bir maceracı sayılmazsın. Yarın ikimizin de duruşması var. O yüzden güzelce karnımızı doyurup dinlenelim. Sana iyi bir şeyler ısmarlayacağım. Bak, burada yeterince patırtı koparırsan, sırf çeneni kesmek için önüne her türlü yemeği yığarlar."

Dust bu lafların ardından avazı çıktığı kadar bağırmaya devam etti.

Sonunda polisler çenesini kapatması için ona gerçekten de bir şey verdi: Esaslı bir dayak. Ondan sonra sesi soluğu kesildi. Yarın bizi neyin beklediğini bildiğimizden, biraz olsun uyumaya çalıştık.

Gece yarısı. Tıpkı dün geceki gibi uzaktan gelen o tanıdık patlama uğultusuyla uyandım.

Yatakta doğruldum. Çok geçmeden, elbette, Aqua’nın fısıltısını duydum.

"Kazuma! Hey, Kazuma! Uyan!"

Süzülüp pencerenin altındaki duvara yanaştım.

"Yine mi geldin?" diye sordum. "Dün ne oldu? Herkes iyi mi?"

"Megumin de Darkness da yakalanmadan eve dönmeyi başardı ama nedense polisler patlamanın arkasındaki failin Megumin olduğunu anında şıp diye anladı. Ama merak etme! O ikisi pek yanaşmadı ama bu gece onlara zorla maske taktırdım. Kimse kimliğimizi anlayamayacak."

Sorunun insanların yüzünü tanımaktan ziyade, bu kasabada Patlama büyüsü kullanabilen kişilerin sayısı olduğunu ona söylemeye gerek bile yoktu.

"Peki ya sen?" dedi Aqua. "Dün gece saatlerce bekledim ama bir türlü kaçamadın! Kafama lapa lapa kar yağdı, polisler de orada ne aradığımı sorup durdu! Rezaletti!"

"Benim hücremde normal kilit yok ki. Şifreli kilit takmışlar. Hem Maymuncuk Becerisi olmadan bir parça telle ne yapmamı bekliyordun?"

Aqua bir süre sessiz kaldı.

"...Aptal polisler," dedi sonunda. "Hapisten kaçmaya karşı bu kadar hazırlıklı olduklarını kim bilebilirdi?"

"Sadece şifreli kilit işte. Ama harbi soruyorum, bir planın var mı? Bu gece bir şey yapmazsak yarın mahkemeye çıkacağım."

Aqua kendine son derece güvenen, hafif bir kahkaha attı.

Bu özgüveni nereden buluyordu acaba? Gerçek dünyadan olmadığı kesindi.

"Dün gece yanlış yöntem uyguladığımızı kabul ediyorum. Yanımda iki tane demir testeresi var. Birini sana aşağı atacağım."

Demir testeresi mi?

"...Penceredeki parmaklıkları kesip beni oradan çıkaracağını söylemiyorsun herhalde?"

"Seni gidi zeki şey. Ama güneş doğmadan bu işi bitirmemiz lazım. Çok vaktimiz yok, o yüzden kesmeye başla!"

Sözünü bitirir bitirmez parmaklıkların arasından içeri bir testere itti.

Hakkını yememek lazımdı. İki kişi çalışırsak işimiz çok daha hızlı biterdi.

Tek bir küçük sorun vardı...

"Buradan pencereye yetişemiyorum ki."

Pencere başımın o kadar üstündeydi ki, zıplasam bile dokunamıyordum. Muhtemelen kaçmamı engellemek için özellikle böyle yapmışlardı.

"Merak etme, aptal değilim herhalde. Bunu sorun edeceğini bildiğim için yanıma bir merdiven aldım. Üstüne çıkıp parmaklıkları kesersin. Tek kişi yetiştiremezdi ama ikimiz birlikte hallederiz."

Mantıklı fikirdi.

"Peki o merdiven dediğin şeyi içeri nasıl sokmayı düşünüyordun? Parmaklıkların arasından geçer mi ki?"

Bana gayet aşikâr gelen bu sorudan sonra Aqua yine derin bir sessizliğe büründü.

"...Bir saniye bekle."

Bir yerlere doğru uzaklaştığını duydum.

Çok geçmeden...

"Hayır, anlamıyorsunuz! Ben buraya Kazuma'nın çoook acil ihtiyacı olan bir şey getirdim!"

"Daha önce bir mahkûma böyle bir şey getirildiğini hiç duymadım. Ayrıca bu saatte burada ne işiniz var sizin?"

Aqua'nın sesi uzaktan geliyordu. Anlaşılan merdiveni eşya teslimi ayağına içeri sokabileceğini sanmıştı.

Belki de onun bu gerizekalıca iyimserliğinden ders çıkarmalıydım.

Arka planda Aqua'nın gardiyanlarla atışmasını dinlerken, garip bir şekilde, yarınki duruşmaya dair içimi kaplayan o endişe eriyip gitti.

Kanıtları yok etmek için testereyi pencereden dışarı fırlattım, ardından battaniyeme sarınıp güzelce uykuya daldım.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.