Dust’la abuk sabuk muhabbetlerle vakit öldürüp akşam yemeğimi yedim, sonra da erkenden yattım.
Ne kadar uyumuştum acaba?
Uzaklardan gelen bir patlama sesi ve hücremi sarsan hafif titreşimlerle uyandım.
Biri fısıldıyordu sanki.
"...zuma... Kazuma! Hey, Kazuma, kalk diyorum!"
Pencere parmaklıklarının arasından içeri süzülen ay ışığına bakılırsa gece yarısı civarı olmalıydı.
"Hey, Kazuma, duyuyor musun beni? Hey!"
Penceremin dışındaki bu sesi tanıyordum.
Etrafa hızlıca bir göz gezdirdim. Horul horul uyuyan Dust'tan başka kimse yoktu.
Anlaşılan karakolun bu kadar derinindeki bir hücreye göz kulak olmayı pek gerekli görmemişlerdi.
Pencere uzanamayacağım kadar yüksekte kalıyordu. Tam altına geçip durdum, bu kez Aqua'nın sesini net bir şekilde duyabiliyordum.
"Aqua, sen...! Ne işin var burada?"
"Seni kurtarmaya geldim tabii ki! Megumin ile Darkness muhafızların dikkatini başka yöne çekiyor. Megumin kasabanın hemen dışında Patlama büyüsünü patlattı. Bütün kolluk kuvvetleri ne oluyor diye bakmaya gitti. Şu saatlerde Darkness, Megumin'i sırtladığı gibi oradan tüyüyordur."
Demek az önceki sarsıntı Megumin'in büyüsü yüzündendi.
"Peki olayın aslı ne? Madem bu gece beni kaçıracaktınız, neden sabah beni savunmadınız?"
"Öyle yapsaydık hepimizi tutuklayabilirlerdi. Hem açıkçası kurtulduktan sonra alacağın intikamdan da pek korkmuyoruz hani."
Bu son lafı, beni neden kurtarmaya geldiğini fazlasıyla açıklıyordu zaten.
Ama...
"Kaçmam gerçekten doğru mu? İşleri daha da berbat etmeyelim?"
"Ne saçmalıyorsun sen? Bundan daha berbat olamaz zaten. Devlete başkaldırı idamlık suçtur. Darkness'ın söylediğine göre, evini patlattığın derebeyi kin tutmakta üstüne olmayan aşağılık herifin tekiymiş. Sen de ne idüğü belirsiz bir maceracı olduğuna göre, gerçekleri hiç umursamadan seni şuracıkta harcayacak güce sahiptir."
Eh, ben de zaten bu dünyayı Orta Çağ'a benzetip duruyordum.
Burada insan hayatı beş para etmiyordu neticede.
"Pekala. Ama beni nasıl çıkaracaksın? Parmaklıkları falan kesebilir misin?"
Aqua kendine güvenen hafif bir kıkırdamayla parmaklıkların arasından içeri bir şey fırlattı. Yere düşen cisim hafif bir metalik ses çıkardı: bir tel parçası.
Aklından ne geçiyordu bu kızın? Yok artık, düşündüğüm şeyi yapmamı beklemiyordu herhalde...
"Önce o teli alıp tıpkı bir mangadaki gibi hücrenin kilidini açıyorsun. Sonra Pusu becerini kullanarak çaktırmadan karakoldan yürüyüp çıkıyorsun! Lüks daireye dönüp kaçış hazırlıklarına başlıyorsun. Anladın mı? Ben karakolun dışında seni bekliyor olacağım!"
Sözünü bitirir bitirmez çekip gitti.
Yerden teli alıp kilide baktım.
...Şifreli kilit. Açmak için sekiz haneli bir kombinasyon gerekiyordu.
"...En iyisi ben biraz daha uyuyayım."
Kıvrılıp battaniyemin altına geri girdim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.