Sönüp Giden Kahramanlık Ateşi

Maceracı kalabalığı, olayların bu beklenmedik gidişatı karşısında nutku tutulmuş gibi sessizce dikiliyordu.

Doğrusu ben de aynı durumdaydım.

Hemen yanımdaki Megumin, asasına sımsıkı sarılmıştı; beti benzi atmış, tir tir titriyordu.

Kendi başına kasaba kapısından yürüyüp gitmeye yeltendi.

“Hey, nereye gittiğini sanıyorsun? Aklında ne var senin?” diyerek pelerinine yapıştım. Megumin ise uzaklaşmaya çalışarak daha sertçe asıldı. Cevap verirken yüzüme bile bakmadı:

“Hepsi benim suçum. O kaleye gideceğim, patlamayı o Dullahan’ın tam suratının ortasında patlatıp Darkness’ın üzerindeki laneti kıracağım.”

Sanki tek başına bir şey başarabilecekmiş gibi konuşuyordu.

Gerçi, düşününce...

“Ben de geliyorum, herhalde yani. Tek başına gitsen, becerini muhtemelen kapıdaki üç beş çapulcu gardiyan üzerinde harcayıp bitirirsin, sonra ne olacak? İblis Kral’ın generallerinden birinin kalesini havaya uçurduğumuzu fark edemeyecek kadar kıt akıllıydın zaten.”

Megumin bir an bana dik dik baktı, sonra kabullenmişçesine omuzları gevşedi.

“İyi, gel bakalım o zaman. Ama o canavar yanında Ölümsüz Şövalyelerden oluşan bir lejyon olduğundan bahsetti. Senin kılıcın öyle düşmanlara karşı pek işe yaramaz. Bugün benim sihrime güvenmek zorundasın.” Yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.

Ölümsüz Şövalyeler, muhtemelen canlı versiyonları gibi zırh kuşanmışlardı. Benim ucuz kılıcım onlarda çizik bile açmazdı. Fakat aklımda başka bir plan vardı.

“Düşmanların nerede olduğunu anlamak için düşman duyusu becerimi kullanabilirim. Kalede ilerlerken yerlerini tespit ederim, sonra pusu becerimle tepelerine bineriz. Ya da belki günde bir kez oraya gider, patlama ile kalenin bir katındaki tüm düşmanları temizleriz. Sonra eve döner, ertesi gün yine geliriz. Bir haftaya kalmaz her yeri temizlemiş oluruz, değil mi?”

Megumin’in yüzü biraz aydınlandı, stratejimde bir umut ışığı görmüş gibiydi. İkimiz birden Darkness’a döndük.

“Hey, Darkness! O laneti kaldıracağız, sana söz veriyorum! O yüzden sen sadece—”

“Kutsal Arınma!”

Aqua’nın büyü sözleri, Darkness’a moral verme çabamı yarıda kesti. Darkness’ın bedeni zayıf bir ışıkla parladı.

Aqua’nın neşeli çehresi, perişan görünen Haçlı ile tam bir tezat oluşturuyordu.

“Eften püften bir Dullahan’ın uyduruk lanetleri bana sökmez! Nasıl ama, ha? Arada sırada gerçek bir rahip gibi davranabiliyormuşum demek ki!”

Megumin ile öylece ona bakakaldık.

“Ha...?” diyebildik sadece.

Oysa Megumin ile tam da gaza gelmeye başlamıştık. Hevesimizi kursağımızda bıraktın Aqua, bravo gerçekten.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.