Kılıç Ustasına Karşı Akıl Oyunları

Hiç beklemediğim bir anda, Aqua’nın sözleri yüzünden içimin öfkeyle kaynadığını hissettim. Bu velet, daha işin başında eline tutuşturulan büyülü bir kılıç sayesinde buralarda tek bir gün bile alın teri dökmemişti, şimdi de bana akıl mı veriyordu? Tırnaklarımla kazıyarak elde ettiğim her şeyin ardından bana ha!

Öfkemden tamamen habersiz olan Mitsurugi, kızlara sanki onlara acıyormuş gibi, sözde şefkat dolu gülümsemeler sunuyordu.

"Görünüşe göre zor zamanlar geçirmişsiniz. Pekala, artık benimle kalabilirsiniz. Sizi o ahırda yatırmayacağıma emin olabilirsiniz. Size en iyi ekipmanları ayarlayacağım. Hem sizinle birlikte partinin dengesi de mükemmel olacak! Ben, yani bir Kılıç Ustası ve yoldaşım olan savaşçının yanına siz, yani bir tapınak şövalyesi katılacaksınız. Diğer yandan, hırsız arkadaşım da bu büyücüyle harika bir ikili oluşturur. Tabii bir de Leydi Aqua var. Bundan daha dengeli bir grup isteyemezdiniz!"

Affedersiniz ama bu saydıklarının arasında kendi adımı hiç duyamadım.

Gerçi bu hanzonun partisine katılmayı isteyecek de değildim zaten.

Mitsurugi’nin tüm grubumu ayartma girişimi, yoldaşlarımın fısıldaşarak bir araya toplanmasına neden oldu. Kendini beğenmiş, kahramanlık kompleksi olan bir aptal olabilirdi ama yine de sunduğu teklif oldukça iyiydi. Aqua’nın en büyük hayali olan İblis Kralı yenme şansını kesinlikle artırırdı. Ne de olsa eve dönebilmesi için bunu yapması gerekiyordu. Onu buraya sürükleyen ben olabilirdim ama büyük düşmanı kimin hakladığının bir önemi yoktu, her halükarda geri dönebilirdi.

Bu cazip teklif karşısında kayıtsız kalamayacaklarından emin bir şekilde, arkalarından sessizce yaklaştım.

"Yahu, bu adam çok tehlikeli, yani tam bir bela. Bizim onunla geleceğimizi nasıl da hemen varsaydı, gördünüz mü? Ne narsist ama. İnsanı ürkütüyor."

"Bu hissi hiç anlamıyorum. Normalde cezalandırılmaktan hoşlanırım ama ilk defa birini ben cezalandırmak istiyorum."

"Şuna bir tane patlatabilir miyim? Ah, o şımartılmış suratının tam ortasında nasıl da bir Patlama büyüsü patlatmak istiyorum!"

Vay canına Mitsurugi dostum. Harika yorumlar alıyordun.

Aqua kolumu çekiştirdi.

"Hadi Kazuma, Lonca’ya dönelim. O velete bir kılıç vermiş olabilirim ama ona daha fazla vaktimi vermeye hiç niyetim yok."

Gitmeden önce suratının ortasına bir tane patlatmayı umuyordum ama Aqua muhtemelen haklıydı. Tedbiri elden bırakmamak en iyisiydi.

"Pekala, görünüşe göre benim partimin tüm üyeleri hallerinden memnun. Yine de teşekkürler! Müsaade ederseniz, teslim etmemiz gereken tamamlanmış bir görevimiz var..."

Ve arkasındaki kafesi çeken atla birlikte oradan ayrılmak üzere hamle yaptık.

"Yolumdan çekilir misin acaba?" dedim bıkkınlıkla. Mitsurugi tam önümde dikiliyordu.

Bazı insanlar laftan anlamıyordu.

"Üzgünüm ama Leydi Aqua bana büyülü kılıç Gram’ı verdi, onun bu koşullarda yaşamasına izin veremem. Sen bu dünyayı kurtaramazsın. İblis Kral’ı yenecek kişi benim. Leydi Aqua benimle gelmeli." Duraksadı. "Bu dünyaya getirmek için seçtiğin şeyin Leydi Aqua olduğunu iddia ediyorsun, değil mi?"

"Kesinlikle."

Sonrasında ne geleceğini bilecek kadar çok manga okumuştum.

Şimdi şöyle diyecekti—

"Öyleyse onun için benimle dövüş. Onu buraya bir mal gibi mi getirdin? O zaman ortaya koy da görelim! Eğer ben kazanırsam, Leydi Aqua’yı bana bırakacaksın. Eğer sen kazanırsan, benden isteyeceğin herhangi bir şeyi yapacağım."

"Pekala, kabul! Hadi bakalım!"

Tam da tahmin ettiğim gibi.

Bu adamdan artık bıkmıştım. Geri sayım falan beklemeden, hiç işaret vermeden doğrudan üzerine atıldım.

Sol elimin avucunu ona doğru uzatırken, sağ elimle kınından çıkarmadığım kısa kılıcımı çektim.

Zafer hızlı davrananındır ve savaşta her yol mübahtır!

Hangisi daha hainceydi? Beklenmedik bir saldırı mı, yoksa büyülü kılıcı olan yüksek seviyeli bir Kılıç Ustası’nın, parası pulu olmayan bir maceracıya düello teklif etmesi mi?

Mitsurugi’nin, cevabımı verir vermez üzerine atılacağımı tahmin etmediğine emindim.

"Ne—? Oha! Dur—!"

Yaşadığı şaşkınlığa rağmen yine de deneyimli bir maceracıydı. Bir anda kılıcını çekip beni engellemek için önünde siper etti.

Kısa kılıcım onun kılıcına çarparak çınlarken, sol elimi ileri uzattım ve—

"Aşır!!"

Diye bağırdığım anda, elimde ağır bir kılıcın kabzasını hissettim.

Hançerimi durduran o devasa kılıç, bir anda Mitsurugi’nin elinden yok oluvermişti.

"Ha?" diye şaşkın sesler yükseldi etraftan. Kimin sesleri olduğunu bilmiyordum. Muhtemelen benim dışımdaki herkes şoktaydı.

Mitsurugi’nin bu Aşır hamleme verecek bir cevabı yoktu ve aramızda hiçbir engel kalmayınca, kınındaki kısa kılıcımı kafasının tam ortasına indirdim.

"Bu çok haince bir hileydi! Seni hilekar pislik! Seni gidi çürük, yalancı—!"

"Sen tam bir rezilsin! Aşağılık, pis herif! Dürüstçe dövüşsene!"

Mitsurugi’nin iki yoldaşı bana hakaretler yağdırıyordu ama onları sadece eğlenerek dinliyordum.

Kılıcımı kınından çıkarmamıştım ama yine de oldukça ağır bir ekipmandı ve Mitsurugi kafasına sağlam bir darbe almıştı. Gözleri arkaya kaçmış, yerde baygın yatıyordu.

Onun peşindeki kızlara döndüm:

"Bu da demek oluyor ki ben kazandım. Benden ne isterse yapacağını söylemişti, değil mi? Ben de ondan bu kılıcı bana vermesini istiyorum."

Kızlardan biri öfkeyle atıldı:

"Ne...?! Sa-saçmalama! Onu alamazsın! Hem o kılıcı sadece Kyouya kullanabilir. Büyülü kılıçlar kendi ustalarını seçerler ve bu kılıç zaten Kyouya’yı seçti. Sana hiçbir faydası olmaz!"

Vay canına, kendinden ne kadar da emindi. Aqua’ya döndüm.

"Doğru mu söylüyor? Bu silahı kullanamaz mıyım? Ben de sonunda ciddi bir eşya elde ettim sanmıştım."

"Üzülerek söylüyorum ki doğru söylüyor. Gram, oradaki şu patates olmuş serseriye ait. Gram’ın ustası onu kuşanarak insanüstü bir güç kazanabilir, taşı ya da çeliği tereyağından kıl çeker gibi kesebilir. Ama sen kuşanacak olursan Kazuma, sıradan bir kılıçtan farkı kalmaz."

Hadi be...

Yine de onun için çok uğraşmıştım. Belki de her şeye rağmen yanıma almalıydım.

"Pekala. Uyandığında ona bu işi kendisinin başlattığını hatırlatın da sonra mızmızlanmasın. Hadi Aqua, Lonca’ya gidip raporumuzu verelim."

Gitmek için arkamı döndüm ama Mitsurugi’nin kızları silahlarını kaldırdılar.

"D-dur bakalım orada!"

"Kyouya’nın kılıcını geri ver. Senin zaferini kabul etmiyoruz!"

Sol elimi o iki kıza doğru uzattım, avcum açıktı.

"Güzel. Benim için fark etmez. Birkaç kızı pataklamaktan gayet memnun olurum. Kendimi tutacağımı falan da sanmayın. Bu arada, dışarıda halka açık bir alanda olduğumuzu unutmayın. Ve elimden neyi Aşıracağım hiç belli olmaz..."

İkisi de elime bakıp hafifçe gerilediler, gözle görülür bir şekilde huzursuz olmuşlardı. Belki de ne kadar büyük bir tehlike altında olduklarını anlamışlardı.

"Iyy..." Bizim partinin hep bir ağızdan böyle mırıldandığını duydum.

İtiraf etmeliyim ki, beni bu halde görmelerini istemezdim.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.