Ödünç aldığımız kafesi peşimizden sürükleyerek nihayet Lonca binasına geri dönmeyi başardık.
Ödül miktarının tamamını Aqua’ya vermeye karar verdiğimiz için raporlama işini ona ve diğerlerine bıraktım. Ben de bu sırada atı teslim edip sihirli kılıcımı daha sonra kolayca geri alabileceğim bir yere sakladım. Sonunda Lonca girişine vardığımda kulağıma bir ses çalındı.
“Ama neden kiii?!”
Aqua’nın mızmız feryatları yine her yeri inletiyordu. Bir olay çıkarmadan, ortalığı birbirine katmadan rahat edemiyordu zaten.
İçeri girdiğimde, gözü yaşlı bir Aqua’nın görevlinin yakasına yapıştığını gördüm.
“Söylüyorum ya işte, kafesi ben kırmadım! Mitsurugi denen herif kırdı! Parasını neden ben ödemek zorundayım ki?!”
Doğru ya. Mitsurugi, Aqua’yı kurtarmaya çalışırken kafesi parçalamıştı. Şimdi de fatura kıza kitlenmişti. Bir süre daha debelendikten sonra durumu kabul etmek zorunda kaldı. Ödül parasını alıp ayaklarını sürüyerek masamıza döndü.
“Kafesin parasını düştükten sonra elimize geçen ödül… yüz bin eris. Kafes gizemli bir ritüelle dövülmüş özel metallerden yapıldığı için değeri iki yüz binmiş…”
Hali içimi acıtmadı değil.
Tabii Mitsurugi’ye karşı hissettiği öfke de gün gibi ortadaydı.
“Onu bir daha görürsem öyle bir kutsal darbe indireceğim ki! Hem kafesin parasını da söke söke alacağım ondan!”
Aqua dişlerini gıcırdatarak oturduğu yerde menüyü hırsla karıştırmaya başladı.
Bana kalırsa, o herifi bir daha hiç görmesek bile çok erkendi.
Tam Aqua kendi kendine öfkeyle homurdanmaya devam ederken bir ses yükseldi.
“Demek buraya saklandın, Satou Kazuma!”
İyi insan lafının üstüne gelirmiş. Mitsurugi ve yanındaki iki kuyruğu, Lonca kapısında dikiliyordu.
Ona tam adımı söylememiş olmama rağmen adımlarla masamıza yaklaştı ve yumruğunu masaya indirdi.
“Satou Kazuma! Genç bir hırsız kız senin hakkında konuşmaya can atıyordu. Nasıl don çalan bir iblis olduğunu her detayına kadar anlattı! Kızları balçığa boğma merakın da her yerde dilden dile dolaşıyor. Sana Alçak Kazuma diyorlar!”
“Bir dakika, bir dakika. Bu dedikoduları kim yayıyor?”
Hırsızın kim olduğunu az çok tahmin edebiliyordum ama beni asıl endişelendiren diğer söylentilerdi.
Kuytu köşelerde arkamdan alçak mı diyorlardı yani? Hakkımda ne biçim hikayeler uyduruyorlardı böyle?
Mitsurugi ciddi bir yüz ifadesiyle üzerime doğru yürüdü fakat Aqua tek bir hareketle ikimizin arasına girdi.
“Azize Aqua. Söz veriyorum, sihirli kılıcımı bu adamdan geri alacağım ve İblis Kralı dize getireceğim. Bu yüzden lütfen… Yalvarırım… Partime katı-aaaaarggh!”
“Ne?! Kyouya!”
Aqua tek bir kelime bile etmeden Mitsurugi’ye öyle bir yumruk çaktı ki adamı uçurdu.
Mitsurugi’nin yanındaki iki yandaşı, yerde iki büklüm yatan herifin yanına koştu.
Adam, Aqua’nın neden yumruk attığını bile anlayamamış gibiydi. Aqua ise hiç istifini bozmadan yanına gidip yakasını kavradı.
“Senin kırdığın o kafesin parasını benden kestiler! Hemen bana o parayı geri ödeyeceksin! Tam üç yüz bin! O kafesin özel metallerle ve gizemli ritüellerle yapıldığını biliyor muydun sen? Çok pahalıydı o! Çabuk öde!”
Az önce değerinin iki yüz bin olduğunu söylememiş miydi bu kız?
Yediği yumruğun etkisiyle morarmaya başlayan yanağını tutan ve yerde kıç üstü oturan Mitsurugi, Aqua’nın bu yırtıcılığı karşısında neye uğradığını şaşırarak usulca cüzdanını çıkardı ve parayı uzattı.
Aqua parayı kapıp yüzünde güller açarak menüyü tekrar eline aldı.
Mitsurugi bu sırada kendini toparlamıştı. Bir eliyle menüyü tutup diğer eliyle garsona el sallayan Aqua’ya bariz bir öfkeyle baktıktan sonra, pişmanlık dolu bir sesle bana döndü:
“Yöntemlerin onurlu olmasa da yenilgi yenilgidir. Benden ne istersen vereceğimi söylemiştim, bu yüzden şimdi söyleyeceklerimin kulağa yüzsüzce gelebileceğini biliyorum ama… Yalvarırım sana! Sihirli kılıcımı bana geri vermez misin? Senin işine yaramaz. Onu sen kuşansan buradaki sıradan bir silahtan daha keskin olmayacak, daha güçlü vurmayacak. Ne diyorsun? Eğer kılıç istiyorsan sana dükkandaki en iyi kılıcı alayım. Değerli Gram’ımı bana geri veremez misin?”
Haklıydı. Gerçekten de yüzsüzlüktü yaptığı.
Sonuçta Aqua her ne kadar işe yaramaz olsa da, bu dünyaya gelirken yanıma almayı seçtiğim şeydi. Yani benim için Aqua neyse, onun için de sihirli kılıcı oydu. (Gerçekten sihirli bir kılıç kadar ediyor muydu? Orasını karıştırmayın.)
“Ne yani, beni büyü gücü olmayan sıradan bir kılıçla takas etmeye çalışmak saygısızlık değil miydi? Yoksa benim değerimin sadece buradaki en pahalı kılıç kadar olduğunu mu ima ediyorsun? Onurun batsın senin! Birinden bir tanrıçayı ortaya koymasını isterken ne düşünüyordun acaba? Suratını görmekten bıktım artık. Naş naş!”
Aqua elindeki menüyü savurarak onu kovalamaya çalışırken Mitsurugi’nin rengi attı.
Kızın öfkelenmesine hak veriyordum, sonuçta bu iddia fikrini ortaya atan en başta kendisiydi.
“A-A-Azize Aqua, bekleyin! Sizi asla küçümsemiyorum—!”
Mitsurugi panik içinde kendini açıklamaya çalışırken, Megumin onun kolunu sertçe çekiştirerek dikkatini dağıttı.
“Ha? Şey… Bir şey mi istedin küçük kız…?”
Megumin parmağıyla beni işaret etti.
Daha doğrusu belimi.
“Öncelikle, artık o sihirli kılıcı kuşanmadığına dikkat etmeni isterim.”
Kılıcın belimde olmadığını ilk kez fark eden Mitsurugi’nin boğazı düğümlendi.
“S-Satou Kazuma! Gram nerede? Kılıcıma ne yaptın?!”
Yüzünden terler süzülerek üstüme çullandı. Ona verecek tek bir cevabım vardı:
“Sattım.”
“Kahretsinnnn!”
Mitsurugi gözyaşları içinde ağlayarak koşa koşa Lonca binasından çıktı.
“Yahu bu herifin derdi ne böyle?”
Mitsurugi’nin kaçıp gitmesinden hemen sonraydı. Ortamdaki gürültüden merakı uyanan Darkness, Aqua’ya doğru yaklaştı.
“Ayrıca… Sana sürekli tanrıça deyip duruyor, Aqua. Ne demek istiyor bununla?”
Herif bunu o kadar çok tekrarlamıştı ki eninde sonunda birinin soracağı belliydi.
Yine de buraya kadar gelmiştik. Belki de Megumin ve Darkness’a gerçeği açıklamanın vakti gelmişti.
Aqua’ya baktım, ne demek istediğimi anlamış gibi başını salladı. Ardından alışılmadık bir ciddiyetle Darkness ve Megumin’e döndü. Aqua’nın bu tavrını gören ikili de aynı ciddiyetle dinlemeye koyuldu.
“Bunu şimdiye kadar kendime saklamıştım ama artık size söyleyebilirim. Ben Aqua’yım. Aks Kilisesi’nin taptığı su tanrıçasıyım. Gerçekten! Ben, evet ben, bizzat Tanrıça Aqua’yım!”
İkisi birden aynı anda tepki verdi:
“Rüyanda mı gördün bunu?”
“Hayır, görmedim! Hem neden koro halinde konuşuyorsunuz ki?”
Zaten başka ne tepki vermelerini bekliyordum ki…
Tam o sırada olanlar oldu.
“Acil durum! Acil durum! Bütün maceracılar, lütfen silah ve ekipmanlarınızı kuşanıp kasaba kapısında savaş düzeni alın!”
Sokaklarda yankılanan o tanıdık acil durum anonsu kulaklarımızı doldurdu.
“Yine mi? Son zamanlarda da amma çok olmaya başladı.”
Gitmek zorunda mıydık gerçekten?
Sanırım öyleydik. Ama tam da Mitsurugi olayının üstüne öyle bir üşendim ki…
Masadan kalkmak için kendimi zorla yukarı doğru çektim.
“Acil durum! Acil durum! Bütün maceracılar, lütfen silah ve ekipmanlarınızı kuşanıp kasaba kapısında savaş düzeni alın! …Özellikle Maceracı Satou Kazuma ve partisinin acele etmesi rica olunur.”
“…Ne?”
Hadi buyur… Şimdi ne olmuştu acaba?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.