"İlla ki tutmak istiyorum."
"~~!?!"
"Bugün her ne olursa olsun Kuroya-kun'un elini tutmak istedim. Çünkü... bugün bizim okul çıkışındaki ilk randevumuz."
"Tamam... anladım, anladım diyorum size!"
Can havliyle durması için yalvardığımda, Shiramori-senpai'nin gözlerinde bir üstünlük hissi belirdi.
"Fufufu. İşte bu benim öldürücü, 'süper dürüstlük' saldırımdı!"
Dürüstlük saldırısı mı?
O da ne demek? Az önce söylediklerinin hepsi içinden geçenler miydi yani? Şimdi düşününce, nedense en başından beri yolu uzatıp ıssız yerlerden geçtiğimizi hissetmiştim ama demek ki sebebi gerçekten de elimi tutmak istemesiymiş... Hayır, yine de böyle bir yanlış anlaşılma yaratarak beni beklentiye sokması Senpai'nin bir stratejisi de olabilir—
Yok.
Anlamıyorum. Hiçbir şey anlamıyorum.
Emin olduğum tek bir şey var; o da avucumun içine iletilen o his.
Hayatımda ilk kez dokunduğum bir kızın eli; sıcak, yumuşak ve sadece temas etmekle bile tüm vücuduma tatlı bir elektrik akımı yayılıyormuş gibi hissettiren, uçsuz bucaksız bir mutluluk veriyordu.
"Nasıl, pes ediyor musun?"
"...Hile yapıyorsunuz, böyle şeyler hile sayılır."
Gerçekten de hileydi bu.
Bu Senpai—benim sevgilim, hile sayılacak kadar fazla sevimliydi.
Tenha yoldan çıkıp yavaş yavaş tren istasyonuna yaklaştığımızda, Shiramori-senpai doğal bir hareketle elimi bıraktı. Tanıdık birine rastlama riskini mi düşündü, yoksa sadece insanların önünde el ele tutuşmaktan mı utandı, bilemiyorum.
İçimde bir burukluk kalsa da... dürüst olmak gerekirse rahatlama hissi daha baskındı.
Sevdiğin kişiyle el ele tutuşmak, benim gibi bir aşk çaylağı için fazla ağır bir uyarandı.
Sadece elini tutarken bile durmadan HP (Sağlık Puanı) tüketiyormuşum gibi geliyordu. Sanki sürekli bir zehir bataklığına hapsolmuşum gibiydi.
"Şimdilik bir kitapçıya gidelim mi?"
"Olur."
Gideceğimiz yer iki saniyede belirlenmişti.
İstasyonun bisiklet parkına bisikletleri bıraktıktan sonra, istasyon binasının içindeki kitabevine yöneldik.
Bir insanın kitap kurdu olup olmadığını anlamanızı sağlayacak kriterlerden biri de şudur:
'Alacak bir kitabı olmasa bile kitapçıya uğramak.'
Ben ve Senpai, bu kutucuğu tereddüt etmeden işaretleyen tiplerdendik.
Şehirde yürürken biraz vaktimiz varsa, şimdilik bir kitapçıya girerdik. Alacak bir şey olmasa bile içeride öylece dolanmak keyifliydi. Dakikalarca gezip tek bir kitap bile almadan çıksak bile, bunun verimli bir zaman dilimi olduğunu düşünürdük.
Başkaları için 'zaman kaybı' olarak görülebilecek bu eylem, bir kitap sever için mutluluk ve huzur anıdır.
Çeşitli kitapların kapaklarına bakmak bile eğlencelidir; aniden gözüne çarpan bir kitabı dürtüsel bir kararla satın almaksa ayrı bir zevktir.
Benim seviyeme gelince, artık sadece kitaba değil, kitapçının genel düzenine bakmak bile eğlenceli geliyordu. Nelerin ön plana çıkarıldığı, medya karması (anime/manga) eserlerin nasıl konuşlandırıldığı, popüler eserleri satmak için neler yapıldığı, reklam kartları ve özel köşeler... Kitabevi çalışanlarının çeşitli stratejilerini incelemek gerçekten çok ilgi çekiciydi.
Bunu Tokiya gibilerine söylesem "Sen kafayı yemişsin" diye kestirip atardı ama neyse ki yanımda, benimle aynı seviyede kitapları seven ve kitapçılara, çalışanlara saygı duyan biri vardı.
"Ah! Bu kitabın cep boyu çıkmış. Vay canına, kapağı ne güzelmiş."
"Gerçekten güzelmiş. Sert kapaklı baskısından farklı bir karizması var."
"Uff, ne yapsam acaba, cep boyunu da mı alsam? Bu yazar, kitap cep boyuna basılırken metni fena düzeltiyor. Sadece ekleme yapmakla kalmıyor, diyalogları falan da kökten değiştiriyor."
"Ah, o durum bir hayran için biraz karmaşık. İkisini de doğru kabul edip bir tür paralel evren gibi görmek lazım ama... yine de insan yazarın kesin bir doğruya karar vermesini istiyor."
"Uuu... Şimdilik kalsın bakalım. ...Ah! Bu, yakında başlayacak olan anime filminin orijinal eseri. Biraz ilgimi çekiyordu."
"Ben onu çoktan okudum."
"E!? Hadi canım, nasıldı?"
"Şey, kişisel olarak—"
"Aah, dur söyleme! Güzel miydi sıkıcı mıydı onu bile söyleme! Hiçbir ön bilgi olmadan, dümdüz bir duyguyla okumak istiyorum."
"Anladım. Şimdilik yarın getiririm o zaman."
"Tamam, lütfen."
Ah—
Bu çok iyiydi işte.
Eğlenceliydi ve... müthiş huzur vericiydi.
Evvelsi gün başlayan bu ilişki, beni mutlu etse de ruhsal olarak çok yıpratmıştı.
Nasıl desem, kendimi çok deplasmanda hissediyordum.
...Bir sevgilim olması durumuna karşı kendimi yabancı hissetmek biraz acınası bir durum gibi gelse de gerçek buydu. Benim gibi bir aşk çaylağı için her şey bilinmez ve keşfedilmemişti. Kurallarını veya teorilerini bilmediğim bir oyunu korka korka oynuyormuşum gibi bir gerginlik vardı hep üzerimde.
Ancak.
Kitapçıda kitaplardan bahsettiğimiz şu an, kendi evimin salonunda yayılmış, alışık olduğum bir oyunu oynuyormuşum gibi 'evimde' hissettiriyordu.
Belki de çıkmaya başlamadan önce her gün böyleydi.
Her Allah'ın günü kitaplardan veya havadan sudan konuşurduk.
Tabii ki sevgili olduğumuza pişman falan değilim—zerre kadar bile—ama sadece Senpai ve Kouhai olduğumuz o ilişkiyi de biraz özlemiştim sanki.
Tam nihayet biraz sakinleşmiştim ki—ancak.
Ruhumdaki bu sükunet çok uzun sürmedi.
"Bak Kuroya-kun. Gençlik eserleri şenliği varmış."
Senpai'nin bulduğu şey, kitapçının bir köşesine kurulmuş özel bir bölümdü.
'Gençlik Eserleri Şenliği' yazan dikkat çekici bir afişin altında, sayısız kitap üst üste dizilmişti. Kapaklarında tek başına duran başrol kadınların olduğu Light Novel'lar, gökyüzüne bakan karakterlerin olduğu edebi eserler, sadece gökyüzünün resmedildiği romanlar... Bir şekilde 'gençlik' hissi veren kapaklar yan yana dizilmişti.
"...Bu tür tür ayrımlarındaki 'gençlik' kadar belirsiz bir ifade yok sanırım. 'Ana karakterler gençse gençlik kategorisinde sat gitsin' dercesine bir basitlik hissediyorum... Özellikle de 'Gençlik Romantik Komedisi' tabiri çok anlamsız. 'Zirvenin en tepesi' demek gibi bir anlam fazlalığı var sanki... Yanlış değil belki ama editörlerin 'Başına bir gençlik kelimesi koyalım da kaliteli görünsün' diyen o kurnaz niyetlerini hissediyorum..."
"Yine başladın o aksi yorumlarına."
Shiramori-senpai acı acı gülümseyerek köşedeki kitaplara bakmaya başladı.
Sanki bir açık büfede yemek seçen bir çocuk gibi masum gözlerle, dizili kitapları tek tek inceliyordu ama—
"...!"
Aniden yüzü kaskatı kesildi.
Köşede duran bir kitaba dikmişti gözlerini.
Ben de onun bakışlarını takip ettim ve—bir an için nefesim kesildi. Vücudumun soğuduğunu, tüm sıcaklığın tenimden çekildiğini hissettim.
Vay be.
Şaşırmıştım.
Bu kitabın kapağının bir kitapçıda tekrar ön plana çıkacağını hiç düşünmezdim.
Birkaç yıl önce basılmış bir kitaptı.
Hiç ses getirmemiş, başka mecralara uyarlanmamış bir kitaptı ama herhalde bu gençlik şenliği vesilesiyle kitapçının stoklarından çıkarılıp konulmuştu.
Tür olarak bakarsak, bir bakıma gençlik romanı sayılırdı. 'Başka bir özelliği olmadığı için şimdilik gençlik diye etiketledik' hissi veren türden bir gençlik romanı.
Adı— 'Siyah Dünyada Beyaz Seninle'.
"Dünya" ya da "Sen" gibi kelimeleri içine tıkıştırınca gençlik işiymiş gibi duracağını ve satacağını düşünen, sığ ve ucuz bir başlık.
Bu kitap, bir yazarın çıkış eseriydi.
Trajikomik derecede satmamış bir ilk kitaptı bu.
Ve o yazar, bu kitaptan sonra tek bir eser bile yayımlamadı...
—Ku-Kuroya-kun...
—Sorun yok, iyiyim.
Telaşa kapılmış, gözlerinde derin bir endişe okunan Shiramori Senpai'ye bu cevabı verdim. Kendi sesimin bile beklediğimden çok daha sakin çıkması beni şaşırttı.
Yavaşça elimi uzatıp "Siyah Dünyada Beyaz Seninle" kitabını aldım. Arka planın ön planda olduğu kapakta, köşeye küçücük iki figür, bir kadın ve bir erkek çizilmişti.
Bu kitabın kapağına bu kadar yakından bakmayalı gerçekten uzun zaman olmuştu.
Eskiden sadece kapağına bakmak bile görüşümü karartacak kadar içimi daraltırdı ama şimdi tuhaf bir şekilde huzurlu bir hisle kitaba bakabiliyorum.
—Artık... gerçekten iyiyim.
Aynı sözleri tekrarladığımda, Senpai rahatlamış bir halde nefesini verdi.
Bir an Kokuya'nın da benzer bir tepki verdiğini anımsadım.
Anlaşılan hem Senpai hem de Kokuya, bu konu açıldığında üzerime titreyerek inanılmaz derecede hassas davranıyorlardı.
Gerçekten... kendimden utanıyorum.
Eskiden ne kadar kırılgan biriydim acaba?
Bakışlarımı tekrar elimdeki kitaba çevirdim.
Siyah Dünyada Beyaz Seninle.
Yazar adı: Kuroya Soukichi.
Ortaokul çağındayken çıkardığım o tek kitap.
Kendi imkanlarımla bastırdığım bir şey de değildi; resmen profesyonel bir yazar olarak yayımladığım bir eserdi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.