Okul Çıkışı İlk Randevu ve Yakalanma Korkusu

Okul sonrası kulüp odası──

"Şöyle bir düşününce..."

Masanın diğer tarafında oturan Shiramori-senpai, sanki aklına aniden bir şey gelmiş gibi konuştu.

Bu arada, bugün düzgünce tam karşısına oturuyorum. Geçen gün benimle o kadar uğraşmıştı ki; benim de kendime göre bir gururum var sonuçta.

"Tam bir yıldır beraberiz, değil mi?"

"Bunu şimdi mi fark ediyorsunuz?.."

"İnsan ayağının kesildiği bu kapalı odada, bir erkek ve bir kadın baş başa... Neredeyse her gün beraber vakit geçirdik diye şöyle bir içten içe düşündüm de."

"Ne demeye çalışıyorsunuz?"

"Hiç, sadece... kulağa biraz erotik geliyor."

"...Pek erotik bir yanı yok bence."

"Hadi canım, neden olmasın?"

Shiramori-senpai her zamanki muzip gülümsemesini takınarak devam etti.

"Kuroya-kun... Sen beni başından beri seviyordun, değil mi?"

"Öhö!.."

"Bu odada normalce takıldığımız zamanlarda bile... Hep benden hoşlanıyordun, değil mi? Hiçbir şey yokmuş gibi davranıp benimle muhabbet ederken, aslında içinde aşk ateşleri yanıyordu, öyle değil mi?"

"........."

"Kıkırdar Kulağa biraz erotik geliyor işte."

Söyleyecek söz bulamayan bana bakıp sırıta sırıta konuşuyordu Shiramori-senpai.

Bunun neresinin erotik olduğunu zerre anlamasam da, emin olduğum tek bir şey vardı; o da "erotik" kelimesini telaffuz eden Shiramori-senpai'nin dudaklarının, durumun kendisinden çok daha erotik göründüğüydü.

"Ah ah, bir yıl önce Kuroya-kun ile sevgili olacağımız aklımın ucundan bile geçmezdi."

Shiramori-senpai arkasına yaslanıp hafifçe yukarı bakarak konuştu.

"Sen ne diyorsun Kuroya-kun? Benimle sevgili olabileceğini tahmin etmiş miydin?"

"...Mümkün mü böyle bir şey? Zaten genel olarak bir kız arkadaşım olabileceğini bile düşünmüyordum."

"Hmm. Ama benimle sevgili olmayı istiyordun, değil mi?"

"Öğğ..."

"Şuna bak... Sen gerçekten duygularını hemen belli eden bir çocuksun. Bu kadar dürüst tepkiler verince insanı utandırıyorsun."

"K-kesin sesinizi!"

Yüzü hafifçe kızaran Shiramori-senpai'ye karşılık, muhtemelen onun iki katı kadar kızarmış olan ben vardım.

"Kuroya-kun, sen kendi içinde 'poker suratım iyidir' falan diye düşünüyorsun herhalde ama aslında bu konuda berbatsın. Her şey yüzünden okunuyor."

Bana hakaret edildiğini hissetsem de avazım çıktığı kadar bağırıp bunu reddetmek istiyordum.

Başkalarının önünde ifadelerimi gayet güzel kontrol ediyorum ben! Sadece senin önünde bu kadar çaresiz kalıyorum, demek istedim. Tabii ki böyle bir şeyi söylemem imkansızdı.

Tatmin olmayan hallerimi gören Shiramori-senpai üzerime gelmeye devam etti.

"Hey, hey. Kuroya-kun, benim en çok neremi seviyorsun?"

"...Yorum yok."

"Hadi ama. Söylesene..."

"............Benim gibi kadınlara karşı bağışıklığı olmayan, silik ve asosyal tipler; bir kız onlara azıcık nazik davrandı mı anında o kişiye aşık oluveren canlılardır."

"Aaa, o da ne demek şimdi?"

Bu soğuk cevabım karşısında Shiramori-senpai ne diyeceğini bilemez halde acı acı gülümsedi.

"P-peki ya siz?"

Sürekli dalga geçilmekten canım sıkıldığı için ben de kontratağa kalkıştım.

"Senpai... Siz benim en çok n-neremi seviyorsunuz?"

"Hmm? Şey, aslında... Beni deli gibi seviyor olmanı."

"~~!??"

Karşı saldırıyla anında nakavt olmuştum. Kontratak yapmayı düşünmek bile başlı başına bir hataydı; mükemmel bir karşı hamleyle beni yerle bir etmişti.

"Beni deli gibi seviyor olman işte."

"T-tamam, tekrar etmenize gerek yok..."

Olmayacak bu iş.

Kazanamıyorum. Kazanmamın imkanı yok.

"Sahi Kuroya-kun."

Utanç ve yenilgi hissiyle kıvranmamı görmezden gelen Shiramori-senpai konuyu değiştirdi.

"Bizim ilişkimizi etrafa söyleyecek miyiz? Yoksa gizli mi kalsın?"

"Efendim?"

"Shimokura-kun'a söylemişsin sanırım ama başka birine bahsettin mi?"

"...Tokiya dışında kimseye söylemedim."

"Hmm, anladım."

"Y-yoksa... söylememeli miydim?"

"Yok canım, ondan değil. Sadece danışıp karar verelim dedim."

Shiramori-senpai devam etti:

"Ben henüz kimseye söylemedim... Sen hangisini tercih edersin? Herkese ilan etmek mi istersin, yoksa gizlice, çaktırmadan mı sevgili olalım?"

"...Zaten biri çoktan kendi kendine her şeyi öğrendiği için bunu söylemek biraz zor ama kesinlikle ikinci seçeneği tercih ederim."

Görkemli bir duyuru falan asla istemem. Benim gibi birinin "Dört Büyükler"den biriyle sevgili olduğu duyulursa, tüm okulun nefretini kazanmamdan korkuyorum.

Dikkat çekmekten kesinlikle kaçınmalıyım.

"Hmm, demek öyle."

"Senpai, ya siz?"

"Ben de ikinci seçenekten yanayım galiba. Öyle aman aman saklama derdim yok ama... Kendi ağzımla herkese yaymak da pek bana göre değil sanki... Hem ayrıca..."

Burada durup dudaklarına o her zamanki muzip gülümsemesini yerleştirdi.

"Gizlesek bile nasılsa bir gün yakalanacağız, o zamana kadar gizli bir aşk ilişkisi yaşamanın tadını çıkarmak istiyorum."

Yine başladı... Bu kadın neden hep böyle tatlı şeyler söylüyor...

"Gerçi hemen yakalanacakmışız gibi geliyor. Sen çok kolay ele veriyorsun kendini Kuroya-kun."

"Aşk olsun. Nerede ele veriyormuşum kendimi?"

"Nasıl yani? Bal gibi belli ediyorsun işte. En başta, beni sevdiğini daha ben bir şey yapmadan anlamıştım zaten."

"............"

Bunu yüzüme vurunca verecek cevabım kalmadı. Düşününce... Tokiya da ona aşık olduğumu hemen anlamıştı.

Ben ne kadar şeffaf bir adamım böyle?

"Beni canından çok sevdiğini, aslında en son öğrenmesi gereken kişi olan ben şak diye anladım ya işte."

"H-höh, bu kadar detaylı anlatmanıza gerek yok..."

"Kıkırdar Ah, buldum! Harika bir fikir geldi aklıma."

Keyifle güldükten sonra Shiramori-senpai ayağa kalktı.

"Gelecek için biraz alıştırma yapalım mı?"

"Alıştırma mı? Ne alıştırması?"

"Senin bana alışman için antrenman. Küçücük bir şeyde hemen elin ayağına dolaşmasın, panikleme diye... Yanımdayken daha soğukkanlı durabilmen için bir çalışma."

"...N-ne yapmayı planlıyorsunuz?"

Biraz gardımı alarak sorduğumda, senpai sinsice gülümseyerek cevap verdi:

"Randevuya çıkacağız."

Randevu denilince aklıma ilk gelen şey, tatil gününde bir yerde buluşup gezmekti ama bu seferki durum biraz farklıydı.

"...Randevu deyince ben de bir şey sandım... Alt tarafı beraber eve dönüyoruz işte."

"Ne varmış canım? Bu da gayet güzel bir randevu işte. Okul çıkışı randevusu."

Shiramori-senpai ile yan yana tren istasyonuna giden yolda yürüyorduk.

Ben bisikletimi elimle sürerken, o hemen yanımda yürüyordu.

Normalde bisiklet park yerinde vedalaştığımız için, böyle okulun dışında beraber yürüyor olmamız bizim için bir ilkti.

"...Şey, Shiramori-senpai. Bence bu yaptığımızda bir sürü çelişki var."

"Ha? Ne gibi?"

"Duygularımı belli edip yakalanabilirim diye antrenman yapacaktık ya hani... Neden o zaman böyle herkesin görebileceği bir şey yapıyoruz?"

Dürüst olmak gerekirse... İçim içimi yiyordu.

İstasyona gidene kadar yolda kime yakalanacağımız hiç belli olmazdı.

"Hmm, bir şey olmaz herhalde. Biri görürse 'kulüp için alışverişe çıkıyoruz' diye bir bahane uydururuz olur biter. Hem az önce dedim ya, yakalanırsak da yakalanırız, çok dert değil."

"Çok vurdumduymazsınız..."

"Öyle diyorsun ama Kuroya-kun, aslında okul çıkışı benimle randevuya çıktığın için için içini yiyor sevinçten, değil mi?"

"......Yoo, pek değil."

"Hiç dürüst değilsin."

Shiramori-senpai kıkırdar.

Sonrasında, okula trenle gidip geldiği için istasyonu avucunun içi gibi bilen Senpai'nin peşine takıldım ve yan yana yürümeye başladık.

Kavşaktan dönüp insan trafiğinin az olduğu bir yola çıktığımızda, Shiramori-senpai bana olan mesafesini biraz daha daralttı.

Ardından, alaycı bir ses tonuyla konuştu.

"Hey, hey, Kuroya-kun... Şöyle el ele tutuşmaya ne dersin?"

"Hüee?!"

Ağzımdan tuhaf bir ses çıktı.

Şaşkınlıktan gayriihtiyari duraksadım.

"N-ne diyorsunuz siz Senpai...?"

"Yoo, o kadar da tuhaf bir şey söylemedim bence."

"Yolun ortasında el ele tutuşmak... N-ne kadar da edepsizce bir şey bu...!"

"Hadi canım, edepsizlik sayılmaz herhalde?"

Haklıydı.

Belki de bu edepsizlik değildi.

Hatta el ele tutuşmaya edepsizlik diyen benim zihnim, her şeyden daha edepsiz olabilirdi.

"Pfft... Ahaha. Çok panikledin ya! El ele tutuşmak normal bir şey değil mi?"

"......E-elden bir şey gelmez. Benim gibi biri için birinin elini tutmak oldukça büyük bir olay."

"Aman, bir el tutuşma için bu kadar telaşlanırsan ne yapacağız? Biz sevgiliyiz sonuçta... Başka yerlerime de dokunabilirsin, biliyorsun değil mi?"

"Eh...?"

Başka yerler.

Sadece bu kelimeyle bir anda türlü türlü hayallere daldım ve gayriihtiyari Senpai'nin vücuduna baktım. Özellikle de kıvrımlarının en belirgin olduğu kısımlara odaklanmıştım ki...

"Aa, az önce aklından müstehcen bir şeyler geçirdin, değil mi?"

Anlaşılan yine tuzağa düşmüştüm.

"Kıkırdar Kuroya-kun seni gidi sapık seni."

"——!? E-erkeklerin hepsi sapıktır bir kere!"

Yenilgiyi hazmedemeyip bağırmaktan başka bir şey yapamadım.

"Eee, ne diyorsun Kuroya-kun?"

Shiramori-senpai, zafer kazanmışçasına gülümseyerek elini havaya kaldırdı.

Avucunu bir açıp bir kapatarak, beni kışkırtır gibi sordu:

"Hadi, tutuşalım mı?"

"......Tutuşmuyorum."

Benim de bir gururum var. Tepeden tırnağa Senpai'nin kontrolünde giden bu akışta, daha fazla onun istediği olmasına izin veremezdim.

Aslında... Tabii ki tutmak istiyordum. Ona dokunmak için yanıp tutuşuyordum ama bu aşağılık arzularımı erkeklik onuru ve gururumla bastırıp, büyük bir çabayla cool bir tavır takındım.

"Yani, eğer Senpai ille de tutmak istiyorsa, tutmanıza izin verebilirim herhalde?"

"Hımm, demek öyle."

Üstten bakan bir tavırla kurduğum bu cümleyle inisiyatifi geri almaya çalışırken, Senpai manidar bir şekilde kafa salladı ve ardından—

Beni kendine doğru çekti.

Aniden mesafeyi kapatmasıyla afalladım, vücudum kaskatı kesildi.

Shiramori-senpai hiç tereddüt etmeden elimi kavradı. Bisikletin gidonunu tutan elimi hafifçe çekip zorla kendi avucunun içine aldı. Bisiklet devrilecek gibi olsa da refleksle diğer elimle destekleyip dengeyi kurdum.

Bu yüzden boşta kalan elimdeki kontrolü kaybetmiştim; sonuç olarak Senpai elimle dilediği gibi oynuyordu.

Ne ara olduğunu anlamadan parmaklarımız birbirine kenetlendi.

Halk arasında bilinen adıyla, sevgili tutuşu...

"Ehehé. Tutuştuk işte."

Shiramori-senpai neşeyle gülerek konuştu.

"E-ey... N-ne? Ne? N-ne yapıyorsunuz Senpai...?"

"Hımm? Ama... Olur dedin ya?"

Şöyle devam etti:

"Eğer Senpai ille de tutmak istiyorsa, tutabilirsin demiştin."

"......!"

Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Kanım kaynamaya başladı, yüzüm ateş gibi yandı ve beynim tamamen durdu. Ben bu haldeyken, Shiramori-senpai konuşmaya devam etti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.