Benimle dalga geçiyor resmen...!
Elimi bile sürmeyeceğimden o kadar emin ki, içi tamamen rahat...
Bu belki de bana duyduğu güvendendir ama bir erkek olarak bu durum çok aşağılayıcı. Eğer her zamanki gibi kızarıp geri çekilirsem erkekliğimden eser kalmaz.
Yap şunu.
Yap artık, Kuroya Sokichi.
Şimdi isyan etme vaktidir.
Beni tamamen hafife alan bu Senpai'ye, gerektiğinde harekete geçen bir erkek olduğumu göstermeliyim. Tehlike aslında bir fırsattır. Sürekli kaybettiğim bu aşk oyununda, nihayet bir karşılık verme şansı yakaladım.
Burada erkekliğimi göstermezsem ne zaman göstereceğim...!
—Fufu. Kuroya-kun çok tatlısın. Alt tarafı karnıma dokunacaksın ama amma da kızardın. Ama ne bileyim... Ben senin bu yanını—
Bana karşı gardını tamamen indirmiş olan Shiramori Senpai, gözlerini benden kaçırdığı an.
Onu yatağa itip üstüne çıktım.
Zorla, tüm gücümle, hoyratça.
Az önce dokunmaya çekindiğim karın bölgesinden ve omuzlarından yakalayıp yatağa sabitledim.
—E-Ee... Eeee?!
Kollarımın altındaki Senpai, sanki durumu hiç kavrayamamış gibi şaşkın bir ses çıkardı.
—K-Kuroya-kun...?
Gözlerinde şaşkınlık ve endişeyle bana bakıyordu ama ben baskımı gevşetmedim. Onu orada tutarak ben de yatağa çıktım.
—E-Ee... Ah... Ö-Özür dilerim Kuroya-kun, ben... Biraz fazla ileri gittim.
—............
—O-Olmaz, bekle... Yani, ç-çok ani oldu, d-henüz kendimi hazırlamadım...
Kollarımın altında Shiramori Senpai bir şeyler geveledi ama dürüst olmak gerekirse neredeyse hiçbirini duymadım.
Çünkü durum çok başkaydı.
Bakışlarım ve dikkatim pencerenin dışına odaklanmıştı.
—Eyvah, annem geldi...!
Annemin kullandığı o küçük arabanın motor sesini duyduğumu sanıp telaşla dışarı baktığımda, tahmin ettiğim gibi en kötü senaryo gerçekleşmişti.
Alışverişe çıkmış olması gereken annem, beklediğimden çok daha erken dönmüştü.
Hatta çoktan arabadan iniyordu bile.
—E-Ee... A-Annen mi geldi?
—Öyle görünüyor... Her neyse Senpai, hemen yatağa girip futonun altına saklanın!
Lanet olsun. Vakit kalmadı.
Gardırobu düşündüm ama içi kitap dolu kolilerle yığılıydı, Senpai'nin sığabileceği bir yer yoktu. Yatağın altı da... Olmaz. Son zamanlarda temizliği boşlamıştım, her yer toz içindedir. Senpai gibi birini öyle kirli bir yere sokamazdım.
Annemin eve girmesine on saniye bile kalmış olamazdı.
O zaman tek bir çare vardı.
—B-Ben de yanınıza giriyorum!
—E-Eee?
Şaşkınlıktan donakalan Senpai'yi görmezden gelip futonun içine daldım.
O tüm vücudunu, ben ise sadece vücudumun alt kısmını gizleyecek şekilde ayarlandık.
Sadece onu gizlemeye çalışsam futon çok fazla kabaracaktı.
O yüzden benim de girmem şarttı.
—B-Bir saniye Kuroya-kun...
—Lütfen, bana yardım edin. Bir şekilde... Sadece ben girmişim gibi görünmeli.
İkimiz de futonun altında olsak ama sadece benim üst gövdem dışarıda kalsa, dışarıdan bakan biri sadece benim yattığımı sanırdı.
Ancak bunun için... Benim alt gövdemle onun tüm vücudunun birbirine iyice kenetlenmesi gerekiyordu.
—K-Kuroya-kun...
—Özür dilerim, sizi buna zorladığım için... Ama, lütfen. Biraz daha bana sokulun...!
—V-Vay canına. Bir dakika, e-ee?
Utancımı bastırıp alt gövdemi ona yasladım. Futonun altında olduğumuz için neyin nerede olduğunu tam seçemiyordum ama... Durum her neyse, işlerin çok çığırından çıktığını hissedebiliyordum.
Onun tüm vücudu ve benim alt gövdem iç içe.
Bunu düşünmek bile beynimi eritmeye yetiyordu ama acil durum olduğu için düşünmemeye çalıştım.
—N-Ne, o-orası... U-Uuuu! Hey Kuroya-kun, beni dinle—
—Merak etmeyin.
Futonun altında debelenen Senpai'yi zapt ederken konuştum:
—Shiramori Senpai'yi ne olursa olsun koruyacağım.
—............
Debelenen Senpai, bir anlığına duruldu.
Hemen ardından giriş kapısının açılma sesi yankılandı.
Peşine annemin beni çağıran sesi geldi:
—Sokichi, evde misin?
Kilitlemediğim kapıdan girmiş, girişteki ayakkabılardan geldiğimi anlamıştı muhtemelen... Bir dakika. Ayakkabı mı?
H-Hayır!
Senpai'nin ayakkabılarını saklamadım!
—Arkadaşın falan mı geldi?
...Berbat. Annem girişteki o yabancı ayakkabıları görmüş bile. Ne yapacağım? Nasıl toparlarım? Kendi ayakkabım diye yutturabilir miyim? Ama bariz bir kız makosini... "Sevdiğim bir kızın ayakkabısını dayanamayıp çaldım" diye mi girsem konuya? Böyle bir suç işlediğimi itiraf edersem annem gözyaşlarına boğulur belki ama durumu kurtarmanın başka yolu—
Ben kafamda binbir türlü senaryo kurarken, futonun altındaki o yine kıpırdanmaya başladı.
—Püf.
Tam yanımdan kafasını uzatıverdi.
—Ah, nefes alamadım be.
—N-Ne. S-Shiramori Senpai! Çabuk saklanın! Yoksa annem sizi görecek ve—
—...Bak Kuroya-kun, her şeyden önce.
Shiramori Senpai konuştu.
Gayet sakin, bir şeyler anlatmaya çalışır gibi bir tonda.
—Beni görmesinin ne sakıncası var ki?
Sonrasında...
İkimiz de aşağıya, girişe indik ve normalce selam verdik.
—Ooo, Shiramori-san, epey zaman oldu.
—Görüşmeyeli nasılsınız Kuroya-kun'un annesi?
—Gerçekten de öyle. Bir altı ay oldu herhalde? Sanki biraz zayıflamış mısın ne?
—Yok canım. Aksine biraz kilo bile aldım.
—Öyle mi? Ama her zamanki gibi çok güzelsin.
—İlahi, o sizin nezaketiniz. Asıl siz her zamanki gibi çok şıksınız.
—Aman da ne güzel konuşurmuş. Neyse, ben tekrar çıkıyorum, siz rahatınıza bakın. Kulüp dergisi hazırlığında başarılar.
—Teşekkürler.
—Sokichi. Misafirini iyi ağırla ha.
—...A-Anladım, tamam.
—Tamam değil, "Peki anne" denir.
—............Peki anne.
—Aferin. Hadi kaçtım ben.
Annem bu diyalogun ardından tekrar alışverişe gitti. Meğer sadece cüzdanını unuttuğu için eve uğramış.
Giriş kapısı kapandığında...
—...Fufufu.
—...!
Geriye inanılmaz eğlenen bir Shiramori Senpai ve utançtan ölmek isteyen bir ben kalmıştık.
Kaçar gibi girişten odama dönmeye çalıştım ama tabii ki Shiramori Senpai de peşimden geliyordu. Merdivenleri çıkan sırtıma doğru neşeli bir sesle seslendi:
—Vay be, çok şaşırdım. Kuroya-kun'un beni bir anda yatağa fırlatacağı hiç aklıma gelmezdi. Meğer ne kadar cesur yanların varmış senin.
—...Ngh.
A-Aman Allah'ım!
Neler yaptım ben öyle?!
Evet ya, saklanmaya hiç gerek yoktu ki! Senpai daha önce bize gelmişti, annemle de tanışmıştı. Bu sefer de "dergi hazırlıyoruz" falan diye basit bir yalan uydursam yeterdi. Zaten sadece eve gelmekle sevgili olduğumuzu düşünmezlerdi, hem zaten... En kötü ihtimalle annem öğrense bile ne olurdu ki? Bir amca ile liseli kızın ya da yirmi yedi yaşında bir iş kadınıyla lise öğrencisinin yaşadığı o yasak aşklardan birini yaşamıyorduk sonuçta.
Buna rağmen kendi kendime paniğe kapılıp, illa saklamam gerektiğini sanıp...
Resmen sıvadım.
Tamamen batırdım.
Bu artık... İstediği kadar dalga geçsin, tek kelime bile itiraz edemem!
"Kuroya-kun ile aynı yatakta bu şekilde yatacağımız hiç aklıma gelmezdi doğrusu. İlk yatağa girişimizin çok daha romantik olmasını beklerdim ama..."
Odaya döndükten sonra bile saldırıları kesilmedi.
"'Shiramori Senpai'yi ne olursa olsun koruyacağım!'"
"............ Lütfen artık kesin şunu."
Sesimi taklit etmesi son darbe oldu. Öğğ... Rezillik, resmen rezillik.
Ben ne yapıyorum ya gerçekten...?
Her şey sarpa sardı, iyilik yapayım derken iyice batırdım.
"Eee, öyle kolayca affedebileceğimi sanmıyorum. Nefesim kesildi resmen, üniformam kırış kırış oldu... Üstelik vücudunun alt kısmını orama burama bastırıp durdun ya..."
"Ö-özür dilerim."
"Fufufu. Şaka, şaka, kızgın değilim."
Başımı önüme eğdiğimde Shiramori Senpai neşeyle güldü.
"Biliyorum çünkü. Kuroya-kun'un beni korumaya çalıştığını. Teşekkür ederim."
"...Teşekkür edilecek bir şey değil. Sadece rezil oldum."
"Yine de teşekkürler. Niyetin beni mutlu etti."
"............ Madem öyleydi, dalga geçmeseniz de olurdu."
"E o kadar da olsun, birazcık intikam almam lazımdı. Çünkü... çok şaşırdım."
Kötücül bir şekilde sırıtan Senpai'ye bakıp derin bir iç çektim.
Ancak bir süre sonra── yüzündeki ifade değişti.
Dalga geçen o gülümseme, yerini hüzünlü ve kırılgan bir tebessüme bıraktı.
"Kuroya-kun... Her zaman bana yardım etmeye çalışıyorsun, değil mi?"
Ayağa kalktı ve pencerenin dışındaki batan güneşin kızıllığına bakarak konuştu. Batan güneşin ışıklarıyla aydınlanan yüzü sakin ve mistik bir güzelliğe bürünmüştü.
"Geçen yılki Kültür Festivali'nde de eğer sen yardım etmeseydin, halim ne olurdu hiç bilmiyorum."
"...Önemli bir şey yapmadım."
Dedim.
Geçen yılki Kültür Festivali──
O zamanlar gerçekten Shiramori Senpai için harekete geçmiştim.
Hayran olduğum Senpai'yi kurtarmak için elimden gelen her şeyi yapmıştım.
Ama── hayır.
Öyle değildi.
O zaman asıl yardım alan, asıl kurtarılan bendim──
"Yine de sana minnettarım ve sana güveniyorum... Ah."
Lafının ortasında Shiramori Senpai aniden duraksadı.
Bakışları kitaplığıma yönelmişti.
Elin uzatıp bir kitap aldı.
Kitaplığın en üst rafı, en sağ köşesi.
En dikkat çekici yere yerleştirilmiş tek bir kitap.
"Ne kadar da nostaljik, bu o kitap değil mi?"
Shiramori Senpai böyle söyleyerek kitabın kapağına sevgiyle baktı.
"Kuroya-kun ile ilk tanıştığımızda... tesadüfen ikimizde de olan o kitap."
"...Ö-öyle bir şeyler olmuştu sanırım."
Bilmiyormuş gibi cevap versem de içimde büyük bir kargaşa kopuyordu.
Eyvah... Saklamayı unuttum. Daha önce eve geleceği zaman bir gün öncesinden her şeyi hazırlayıp saklamıştım ama bugün aniden gelince hiç aklıma gelmedi.
Kötü oldu.
O kitabın konusunun açılması çok kötü.
Şu an elinde tuttuğu kitabın aslında ona ait olduğu ortaya çıkarsa──
"Hey, Kuroya-kun."
Korkuyla bekleyen bana dönüp seslendi.
"Bu── benim kitabım, değil mi?"
Bir an nefesim kesildi.
Refleks olarak Shiramori Senpai'nin yüzüne baktım.
Benim şaşkınlığımın aksine, o gayet sakin gözlerle bana bakıyordu.
"Kulüp odasında ilk karşılaştığımız gün... Çıkarken aceleyle birbirimizin kitaplarını karıştırdık ve sen benimkini götürdün... Değil mi?"
"...F-farkında mıydınız?"
"Eh, sayılır."
Shiramori Senpai sessizce başını salladı.
"Kuroya-kun, sen de farkındaydın değil mi? Yoksa... en başından beri biliyor muydun? Çıkarken benim yanlış kitabı aldığımı..."
"──!"
"Ben kitabı aldığım an 'Ah' demiştin çünkü."
"...Özür dilerim."
Ah, bitti. Her şey... ortaya çıktı. Tanıştığımız ilk gün, fark etmemiş gibi yapıp onun kitabını alıp eve götürdüğümü biliyormuş. Rezalet. Böyle sapıkça bir davranıştan kesin tiksinecek.
"Özür dilemene gerek yok. Hiç kızgın değilim. Hatta... aslında..."
Shiramori Senpai söylemekte zorlanıyormuş gibi utangaç bir tavırla devam etti.
"Ben── bilerek yaptım."
"...Ha?"
Ne demek istediğini hiç anlayamamıştım.
Bilerek mi karıştırmıştı?
"Masadaki kitabı alırken... bilerek yanlış olanı, yani senin kitabını aldım."
"...N-neden böyle bir şey yaptınız?"
"Neden acaba? Ahaha. Ben de tam bilmiyorum. Sadece bir anlık... öyle geldi aklıma. Eğlenceli olur diye düşündüm."
Kendisiyle dalga geçer gibi gülerek devam etti.
"Nasıl desem... Belki de heyecanlanmıştım? Kulübe kafamın uyuşacağı bir erkek kouhai gelmişti ve o çocuk tesadüfen benimle aynı kitabı okuyordu... Ben de gaza geldim sanırım. Bir nevi── kader gibi hissettirmişti."
"............"
"Bu yüzden yanlış yapmış gibi davranıp senin kitabını aldım. Kitapları değişip... oradan bir olay çıkar da eğleniriz diye düşündüm."
Bir yıl sonra gelen gerçek itiraf.
Hemen kabullenemiyordum, kafam karmakarışıktı. O günkü kitap değişimi benim için karanlık bir geçmiş gibiydi, bu kadar utanç verici bir şey yaptığım için hep pişmandım ama── demek ki öyleymiş.
Bu sadece basit bir tesadüf değildi.
İkimizin de aynı kitabı okuyor olması tesadüftü ama sonrası ikimizin niyetlerinin birbirine girmesiydi.
Senpai de benim gibi bir şeyler bekliyormuş.
Tesadüfü sadece bir tesadüf olarak bırakmamak için bir şeyler.
Tesadüfe 'kader' diyebilmek için bir şeyler──
"Gerçi... sonunda hiçbir şey olmadı. Kuroya-kun sonrasında konuyu hiç açmadı çünkü."
"...Nasıl açabilirdim ki? Ben kendi payıma, sessizce sizin kitabınızı alıp eve götüren biri olduğum için kendimden tiksiniyordum. Ne zaman fark edeceksiniz diye ödüm kopuyordu."
"Ahaha, anladım. Ben de kendi yaptığım ortaya çıkarsa ne yaparım diye korkuyordum, bu yüzden ikimiz de konuyu açmamışız meğer."
İkimiz de karşı tarafın tepki vermesini beklemişiz, bir nevi kilitlenip kalmışız.
Öyleyken bir şeylerin başlaması zaten imkansızdı.
"Birbirimize söyleyemeden bir koca yıl geçmiş ha. Fufuh. Belki de sandığımızdan daha çok benziyoruzdur birbirimize."
Birbirine benzemek.
Bu sözlerin tınısı içimi bir hoş etmişti.
Karanlık, huysuz bir içe dönükle; neşeli ve popüler bir dışa dönük── birbirine tamamen zıt kutuplardaki biz, birbirimize benziyormuşuz.
"Sonuçta kitap değişimi hiçbir şeye yol açmadı ama... Başka bir sürü olay oldu ve sonunda Kuroya-kun ile sevgili olduk. Hayat gerçekten çok garip."
Kendi kendine konuşur gibi söyleyerek yatağa oturdu.
Ardından elini yatağa vurarak yanındaki boşluğu işaret etti.
"Kuroya-kun, buraya otursana."
"...Neden?"
"Hadi ama."
"............ P-peki, affedersiniz."
İtiraz kabul etmeyen bir tonla konuştuğu için itaat etmekten başka çarem yoktu. Utancımı bastırarak, işaret ettiği yere── Senpai'nin hemen dibine oturdum.
Sadece bu kadarı bile heyecandan ve gerginlikten kalbimi durduracak gibiyken── hemen ardından Shiramori-senpai hiç beklenmedik bir hamle yaptı.
"Güüm!"
Ağzıyla bir efekt yaparak beni sertçe yatağa itti.
"E-e-eee...!?"
"Fufu. Seni yatağa attım."
"N-ne yapıyorsunuz?"
"Az öncekinin karşılığı."
Kafası tamamen karışmış olan halimi keyifle izledikten sonra Senpai yanıma uzandı.
İkimiz yan yana, yatakta yatıyorduk.
İnanılmaz bir yakınlıkta, gözlerimizin içine bakıyorduk──
"İlk yatak deneyimimiz az önceki o saçma şey olsaydı çok hayal kırıklığı olurdu. Bu yüzden baştan başlayalım dedim."
"B-baştan başlamak mı?"
"Korkma, bir şey yapmayacağım. Sadece böyle birlikte uyuyacağız."
Korkmuş bir çocuğu teselli eder gibi bir ses tonuyla konuşurken vücudunu biraz bana doğru çevirdi. Yakın. Hem de çok yakın. Nefesini hissedebileceğim bir mesafeden bana bakarken artık düşünme yetimi kaybediyordum.
"Hey Kuroya-kun... Beni seviyor musun?"
"Söylemesem olmaz mı?"
"Olmaz. Asla olmaz. Söylemezsen ayrılırım."
"............Seviyorum."
"Ne kadar?"
"Yani... İşte o kadar."
"O kadar mı?"
"..................Sizi deli gibi çok seviyorum!"
"Fufufu. Aferin."
Ben kendimi kaybedip bağırdığımda Shiramori-senpai tatmin olmuş bir şekilde gülümsedi ve hafifçe başımı okşadı. Kendimi aşağılanmış gibi hissediyordum ama... Bir yanım da bu muameleden hoşnut kalıyordu. İşte bu durum gerçekten aşağılayıcıydı.
"Sahi Kuroya-kun, demiştin ya── Benim gibi bir asosyal, bir kız ona azıcık nazik davrandı mı hemen aşık olur diye."
"Ah..."
Demiştim. Shiramori-senpai bana 'Neresini seviyorsun?' diye sorduğunda utancımı gizlemek için böyle bir cevap vermiştim.
"Fufu, bu kadar kötü niyetli bir kadına aşık olduğun için işin zor."
"..."
Dibimden bana yöneltilen o büyüleyici gülüş ve kışkırtıcı sözler. Gözlerimden ve kulaklarımdan süzülüp zihnime ulaşıyor, beynimi yavaş yavaş eritiyordu.
"Ah, doğru ya. Madem öyle, hatıra niyetine bir fotoğraf çekinelim mi?"
Shiramori-senpai akıllı telefonunu çıkarıp kamera uygulamasını açtı.
"Daha önce hiç ikimiz çekinmemiştik değil mi?"
"Birkaç kez çekinmiştik ya? Geçen yılki Kültür Festivali'nin sonunda falan."
"Sevgili olduktan sonra hiç çekinmedik demek istedim. Gerçi kulüp hatırası niyetine birkaç fotoğrafımız var, doğru."
"Ama," dedi Shiramori-senpai.
Zaten yakındı ama mesafeyi daha da kısalttı.
Yatağın üzerinde sürtünerek iyice yaklaştı ve sonunda omuzlarımız birbirine değdi.
"Hiç bu kadar bitişik çekinmemiştik, değil mi?"
"Çok yaklaşırsanız yanarsınız ama."
"O ne demek şimdi? Bana aşık olan yanar falan gibi bir şey mi?"
Kıkırdayan Shiramori-senpai'ye sadece içimden cevap verdim.
Hayır.
Yanacak olan benim.
Siz her yaklaştığınızda, her üzerime gelip benimle dalga geçtiğinizde, vücudum ve yüzüm inanılmaz bir sıcaklığa bürünüyor. Normalde kimseyi yaklaştırmadığım kalbimin en derinindeki o hassas nokta, sizin o göz kamaştırıcı ışığınız yüzünden ağır yaralar alıyor.
"Hadi, çekiyorum Kuroya-kun."
"Lütfen sosyal medyaya falan atmayın. Ajansım izin vermiyor."
"Ahaha. Tamam. Benim ajansım da izin vermiyor, o yüzden kimseye göstermeyeceğim."
"Lütfen öyle yapın."
"Sadece ikimizin hazinesi olsun istiyorum, o anlamda."
"Buna itiraz etmeyeceğim."
Böyle saçma sapan bir diyaloğun ardından deklanşöre basıldı.
Sevgili olduktan sonraki ilk fotoğrafımız, yatakta uzanırken çekilen bir özçekimdi.
Fotoğrafa baktığımda, Senpai her zamanki gibi kusursuz ve sevimli bir gülümsemeyle çıkmıştı; bense oldukça gergin ve tuhaf bir ifadeye sahiptim.
Dünyanın en iyi çift fotoğrafı olduğu söylenemezdi ama bir şekilde tam da bizi yansıtan bir kare gibi hissettiriyordu.
Sonuç olarak sevgili olduktan sonraki ilk ev randevusu da, ilk özçekim de, her şey Senpai'nin kontrolündeydi. Ben sadece onun peşinden sürüklenmiştim.
Benim ve onun arasındaki bu aşk oyunu, bugün de benim mağlubiyetimle sonuçlanmıştı.
Hem de ne mağlubiyet.
Tam bir bozgun.
İşin asıl acı tarafı ise... Kaybetmeme rağmen kendimi oldukça mutlu hissediyordum. Sanırım bundan daha büyük bir zavallılık olamazdı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.