Sancılı Bir Uyanış ve Dönüşen Kaderler

Her zamankinden farksız, değişmesi de mümkün olmayan hastane yatağında, bitkin düşmüş bedeni aniden sarsıldı.

Ziyaretçi kabul etmesi beklenmeyen kapı açıldı.

O şahıs, hiç ayak sesi çıkarmadan ama akılalmaz bir varlık sergileyerek içeri girdi.

Gelen bir erkekti. Uzun boylu ve yapılı bir vücudu vardı. Yüz ifadesi sertti; sanki sonsuza dek çözülemeyecek bir meseleyle boğuşan bir Bilge gibi bulutluydu.

Muhtemelen bu, o adamın asla değişmeyen çehresiydi.

Adam, sert ve tavizsiz bakışlarını kadına dikti.

O bakışlarda, dehşet verici bir klostrofobi hissi vardı.

Hastane odasındaki havanın çekilip vakumlandığını hissettirecek kadar boğucu bir baskı.

Ölümden değil de sadece o kısa süren yaşamdan korkan bu kadına bile, ölümün dehşetini hissettirecek kadar güçlü bir baskıydı bu.

"Fujo Kirie sen misin?"

Kalın sesi, içinde derin bir ızdırabın yankısını taşıyordu.

Kadın —Fujo Kirie— görmeyen gözleriyle adama karşılık verdi.

"Babamın arkadaşı mısınız?"

Adam cevap vermedi ama Fujo Kirie bundan emindi. Kimsesi olmayan kendisinin hastane masraflarını bunca zamandır ödeyen kişi kesinlikle bu adamdı.

"Neden geldin? Ben artık hiçbir şey yapamam."

Kirie titreyerek konuştu. Adamın kaşı bile oynamadı.

"Arzunu gerçekleştirmeye geldim. Özgürce hareket edebilecek ikinci bir beden istemez misin?"

Gerçeklikten bu kadar uzak olan o kelimelerin içinde bir Büyü Gücü saklıydı. En azından Fujo Kirie öyle hissetti. Çünkü hiçbir direnç göstermeden, bu adamın bunu yapabileceğini kabullenivermişti.

Kısa bir Sessizlikten sonra boğazı titreyerek Başını sallar.

Adam da onaylarcasına başını eğdi ve sağ elini kaldırdı.

Kirie’nin yıllardır kurduğu hayali ve o hiç bitmeyen kabusu aynı anda ona bahşedilecekti.

Fakat ondan hemen önce, tek bir soru sordu.

"Sen... Nesin?"

Adam, bu soruya sıkılmış bir tavırla cevap verdi.

Harabeye dönmüş yer altındaki o bardan kurtulan kız, zayıf adımlarla dönüş yoluna koyuldu.

Nefes alışverişinin ritmi bozulmuştu, başı dönüyordu.

Bir yerlere tutunmadan düzgünce ilerleyemiyordu.

Muhtemelen bunun sebebi az önceki vahşetti. Her zamanki gibi ona tecavüz etmeye yeltenen beş gençten biri, ne düşündüyse artık, elindeki beyzbol sopasıyla kızın sırtına vurmuştu.

Canı yanmamıştı. Hayır, zaten doğuştan acı hissetmiyordu.

Sadece... ağırdı. Sırtından yükselen o soğuk ürperti yüzünü buruşturuyor, darbe almış olduğu gerçeği ruhunu çarpıtıyordu.

Yine de Gözyaşları dökmedi; o aşağılık anlara katlandı ve şimdi öğrenci Yurt binasına dönmeye çalışıyordu.

Fakat bugün o yol, sonsuz derecede uzak geliyordu.

Vücudu ona itaat etmiyordu.

Tesadüfen bir vitrin camına baktığında, yüzünün bembeyaz kesildiğini fark etti.

Acı hissetmediği için, ne tür bir yara alırsa alsın durumun ciddiyetini kavrayamıyordu. Sırtına yediği darbe onun için sadece yaşanmış bir olaydı. O olay yüzünden omurgasının kırılmak üzere olduğunu fark etmiyordu bile.

Yine de, şu anki bedeninin feci şekilde acı çektiğini bir şekilde okuyabiliyordu.

Hastaneye gidemezdi. Ailesinden gizli gittiği mahalle doktoru çok uzaktaydı ve onu arayıp çağırsa bile, bu yarayı nasıl aldığını soracaktı. Yalan söylemeyi beceremeyen biri olarak, doktorun sorgusundan kurtulabileceğine güvenmiyordu.

"—Ne yapacağım... Ben ne yapacağım—"

Kesik nefesler arasında yere yığılıverdi.

Onu, bir erkeğin güçlü kolları tuttu.

Kız şaşkınlıkla başını kaldırdı. Karşısında sert bakışlı bir adam duruyordu.

"Asagami Fujino sen misin?"

Adamın sesi itiraz kabul etmiyordu.

Kız —Asagami Fujino— bütün vücudunu donduran o dehşet dolu huşuyu ilk kez o an tattı.

"Omurgan çatlamış. Bu halde eve gidemezsin."

Eve gidememek... Bu kelimeler bir sihirbazın ustalığıyla Fujino’nun bilincini esir aldı.

Hayır, bu olmazdı. Eve —yurda— dönememek çok kötüydü. Şu an dünyada Asagami Fujino'nun dinlenebileceği tek yer orasıydı.

Fujino, yardım dileyen gözlerle adama baktı. Adam, yazın sıcağına rağmen palto benzeri bir dış kıyafet giymişti.

Üstü başı, her şeyi siyahtı. Dalgalanan pelerin benzeri paltosu ve sert bakışları, Fujino'ya nedense bir tapınak rahibini çağrıştırdı.

"İyileşmek istiyor musun?"

Sesi, hipnotize edici bir efsun taşıyordu.

Fujino, Başını sallarken bunu yaptığının farkında bile değildi.

"Kabul edildi. Bedenindeki anormalliği düzelteceğim."

Adam ifadesini bozmadan sağ elini Fujino'nun sırtına koydu.

Fakat ondan hemen önce, kız tek bir soru sordu.

"Siz... Nesiniz...?"

Adam, bu soruya sıkılmış bir tavırla cevap verdi.

Fakat ondan hemen önce, o tek bir soru sordu.

"Kimsin ulan sen?"

Siyah paltolu adam kaşını bile çatmadan cevap verdi:

"Bir Büyücü. Araya Souren."

Kelimeler bir kehanet gibi, sokağın derinliklerinde ağır ağır yankılandı.

Çelişkili Sarmal

5 / Paradox Paradigm.

Küçükken, o ufak metal parçası benim en değerli hazinemdi.

Şekilsiz, küçük ve sadece işlevsel bir güzelliğe sahip.

O gümüş renkli demir soğuktu, sıkıca avucuma aldığımda acıttığını hatırlıyorum.

Tık diye, günün başında yarım tur çevirirdim.

Tık diye, günün sonunda yarım tur çevirirdim.

Küçükken, her o sesi duyduğumda içimi bir gurur kaplardı.

Yine de, o sesi her duyduğumda ağlayacak gibi olduğum anlar da olurdu.

Tık, tık. Başlangıçta bir kere, sonda bir kere.

Gün mükemmel bir daire çizerdi ve bu her gün tekrarlanırdı.

Döner durur, bıkmadan usanmadan.

Sevinç ve hüzün yarı yarıya. Dönüp duran, hiç değişmeyen günler; tıpkı bir berber direği gibi.

Fakat o tükenmek bilmeyen sarmal günler aniden sona erdi.

Gümüş renkli demir artık sadece soğuktu. Hiç mutlu etmiyordu.

Sıkıca kavradığımda avucumdan kan sızdı. Hiç üzmüyordu.

Gayet doğal. Demir sadece demirdir. Orada bir hayale yer yok.

Gerçekliği öğrendiğim sekiz yaşımda, demir artık eskisi gibi göz alıcı bir şey olmaktan çıktı.

O an idrak ettim. Büyümek demek, hayalleri bilgelikle takas etmek demekmiş.

Erken olgunlaştığımı sanan aptallığımla, bu gerçeği gururla kabullenmiştim.

/ Çelişkili Sarmal

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.