Sahte Arzuların Sonu

Asansör yukarı çıkıyor.

Kimsenin olmadığı o küçük kabinin içinde Enjou Tomoe, duvara yaslanmış boşluğa dik dik bakıyordu.

Tomoe'nin nefesi kesik kesikti.

Kendi kendine kopuveren kolu... Kanı durdurmak için yarayı dağlamıştı; bu yüzden sinirleri çıldırtan bir acı haykırıyor, zihni ise uzaklaştığı gerçekle yüzleştiği için darmadağın olmuş, ne düşündüğünü bile bilemez hale gelmişti.

Tomoe'nin aklına gelen tek şey, hem ruhunun hem de bedeninin sınırlarını aşmak üzere olduğuydu.

Yukarı çıkan asansörün içinde, en azından nefesini düzene sokmak için defalarca derin nefes aldı.

Her zaman kullandığı asansör, sadece bugüne özelmiş gibi çok yavaş geliyordu. İnsanı sabırsızlandıracak kadar yavaş bir tempoyla, asansör onuncu kata doğru ilerliyordu.

Yolda — Tomoe elindeki katanayı bıraktı.

Japon katanası çınlayarak asansörün zeminine uzandı.

Katana denilen şey sanıldığından daha ağırdı; sadece birkaç dakika tutmak bile kolu uyuşturuyordu. Henüz iki kolu da varken onu savurabilirdi belki ama tek kolu kalmış şimdiki haliyle kınından çekmesi bile imkansızdı. Tek kollu haliyle bıçağın kendisi için daha iyi olacağını düşünerek, kalan sağ eliyle bıçağı sıkıca kavradı.

Asansör durdu.

Onuncu kata varmıştı.

İki yana açılan kapılardan geçerek lobiye çıktı.

Hemen önünde Batı Bloku'na... Hayır, Doğu Bloku'na uzanan koridor vardı; asansörün kör noktasında kalan arka tarafında ise Batı Bloku'na giden bir yol bulunuyordu.

Tomoe, ışıkların olmadığı, gerçek cesetlerin terk edildiği Batı Bloku'na doğru yöneldi.

Asansörün arkasından dolanıp lüks dairenin dış cephesini çevreleyen koridora çıktı.

Vakit neredeyse gece yarısı on bire geliyordu.

Koridordan aşağı süzülen gece manzarası sessiz ve hüzünlüydü. Binanın çevresinde sadece aynı tipte başka lüks daireler vardı. Binaların arasında asfalt yollar ve yer yer uzanan yeşil bahçeler yayılıyordu.

Bu manzara, bir gece görüntüsünden ziyade, yeşilliklerle çevrili bir mezarlık sürüsünü andırıyordu.

Oh be, diyerek derin bir nefes verdi.

Bilinci aşağıda uzanan gece manzarasındaydı ama tam o anda orada beliren kişiyi kesinlikle hissetmişti.

Derin bir nefes alarak dağınık zihnini tek bir noktada topladı.

Tomoe bıçağını kavradı ve hafif bir yarım ay çizen koridora doğru döndü.

Işığın olmadığı bir karanlık, ay ışığının bile zayıf kaldığı bir geçiş koridoru.

Tomoe'den yaklaşık iki oda uzaklıkta, siyah pelerinli bir figür duruyordu.

Sadece gölgesinden bile anlaşılan iri bir iskelet yapısı ve uzun boy.

Yüzüne kazınmış, sonsuza dek silinmeyecek o kederli ifade.

Büyücü, Araya Souren oradaydı —.

Büyücü ile karşı karşıya geldiği an, Enjou Tomoe donup kaldı.

Az önceki o düzensiz nefesi de acıyan bedeni de sanki her şey bitmiş gibi bir sessizliğe büründü.

Karşısında dikilen figür o kadar korkunçtu ki bilinci bile donuyordu.

Hiçbir şey yapamıyordu.

— Ama, o buna minnettar oldu. Çünkü az öncesine kadar bin parçaya bölünmüş olan kalbi, hiçbir bulanıklık kalmadan tertemiz ve dümdüz bir hale geliyordu.

"Araya."

Araya gibi mutlak bir varlığın önünde Tomoe özgürlüğünü tamamen yitirmişti. Buna rağmen, hiçbir şey yapamaması gerekirken, kelimeler döküldü ağzından.

Karşılıklı konuşmak, denk olduğunun bir kanıtıdır. Şimdiki hali, eskisi gibi sadece Araya Souren'den korkan bir varlıktan ibaret değildi.

Bu gerçek karşısında büyücünün çehresi daha da karararak sertleşti.

"Neden geri döndün?"

Büyücü, tok bir sesle sordu.

Tomoe cevap veremedi, sadece Araya'ya bakmaya devam etti. Cevap verecek dermanı yoktu. Eğer tüm iradesini zorlamasaydı, bu büyücünün gözlerinin içine bakması bile mümkün olmazdı.

"Burada sana yer yok. Enjou Tomoe'nin yedeği hazırlandı. Sen bu sarmaldan taşan birisin. Tekrar geri dönmenin bir anlamı yok."

Neredeyse hiç ışık barındırmayan gözleriyle büyücü onu sorguluyordu.

...Evet, buradan kaçmıştım, diye düşündü Tomoe.

Ama geri döndü. Ne için? Evet, ilk seferinde Ryougi tarafından getirilmişti. Ve şimdi ise, kesinlikle —

"Ryougi Shiki'yi kurtarmak için mi? Aptalca. O kalbin Enjou Tomoe'ye ait değil. Hala farkına varmadın mı, sonuçta bir bebekten/kukladan ibaretsin. Bu sarmaldan çıktığında normal işlevini yerine getiremiyorsun demek ki."

"Ne...?"

"Gerçekten de bu sarmaldan kurtuldun. Fakat sonrasında intihar edeceğini de biliyordum. Ailesi tarafından öldürülenler, ölümü aile nedenine bağlayanlardır. Sen kendi evinden kaçtın ve kendini kaybetmiştin. Seni öylece bıraksaydım ölecektin. Ancak o zaman sendeki bu anormallik dış dünyaya sızardı. Bu yüzden — sana farklı bir rol vererek seni yaşatmaya karar verdim. Bu gece de ölecek olan asıl Enjou Tomoe'den farklı bir Enjou Tomoe olarak. Bu rolü — hala anlamadın mı?"

Yalan, diye bağırdı Tomoe.

Fakat bu bir sese dönüşmedi, sadece olduğu yerde kalakaldı.

Büyücünün ifadesi değişmedi. Sadece gözbebekleri alay edercesine çarpılmıştı.

"Evet. Bu benim için önemsiz bir kumardı. Seni eninde sonunda içeri çekmeyi planlıyordum ama işleri bir gizem perdesi ardında yürütmek en idealidir. Beni tanımayan sen, benimle hiçbir bağı olmayan Enjou Tomoe, eğer Ryougi Shiki'yi kendiliğinden getirirse, bu her şeyden daha iyi olurdu. Sana güvenmemiştim ama sen piyangoyu vurdun. Bunun ödülü olarak kaçmana izin vermişken bir kez daha geri dönmek ha. Haddini bilmezliğin de bu kadarı. Sen kendi iradenle Ryougi Shiki'ye kapılmadın. Kaçan sana eklediğim tek bir gerçek vardı. O da Ryougi Shiki'ye ilgi duymanı sağlayan bilinçaltı bir telkindir."

Enjou Tomoe'nin ayaklarının bağı çözüldü.

Araya'nın dediklerine karşı çıkacak hiçbir yolu yoktu.

Çünkü öyleydi. Şimdiye kadar hiç kimseyi gerçekten sevmemiş olan kendisi, neden sadece Ryougi Shiki'ye karşı bu kadar büyük bir ilgi duymuştu? İlk karşılaştıkları andan beri bir şey ona emrediyordu. O kızı gözlemle, o kızla bağ kur, diyordu.

"Anladın mı? Sen hiçbir şeyi kendi iradenle seçmedin. Sadece benim planladığım gibi Ryougi Shiki'yi buraya getirdin. Zaten senin bedeninde bulunan tek şey, benim dünyamda gerçekleşen tek bir günlük hafızadır. Bu bir günden öncesine veya sonrasına dair bir hafıza mevcut değil.

İraden sadece illüzyondan doğdu ve yine illüzyonla hayat buldu. Bu dünyada sonuna ulaşan Enjou Tomoe, artık sadece burada yaşayabilir. Bu yüzden hiçbir şey yapamazsın. Hiçbir şey yapamadığın için de Ryougi'yi çağırma rolünde seni oynattım. Kendi iradesiyle hiçbir şey yapamayan biri — ne yaparsa yapsın bir engel teşkil edemez."

Büyücünün sözleri adeta bir büyüydü.

Tomoe her şeyi hızla hatırlamaya başladı. Kendisinin yapay bir şey olduğunu, sadece bu lüks dairede yaşanmış tek bir günlük hafızaya sahip olduğunu ve buna dayanarak geçmişi ile geleceğini hayal ettiğini.

Ryougi Shiki'ye olan duyguları da, ölen ailesine olan hisleri de, hepsi — şimdiki kendisinden uydurulmuş şeylerden ibaretti. Doğduğundan beri bu hayatı yaşamış olan gerçek bir insanın hisleri değil.

Sadece o oyunu oynayan tek günlük kendisinin hissettiği, yılları olmayan, fazlasıyla sığ duygulardı.

...Peki, bu duygular gerçekten gerçek miydi?

Kendisinin varlığı en başından beri imkansızdı. Bu sarmaldan da dışlanan kendisi için hiçbir yerde bir aidiyet yoktu.

"Yapay olan sen, sonuçta sahte olmaktan öteye gidemezsin. Sana son darbeyi vurmaya bile değmez. Nereye istersen oraya defol git."

Söyleyeceklerini söyleyen Büyücü, artık bu Enjou Tomoe'ye olan tüm ilgisini yitirmişti.

Araya, bakışlarını Tomoe'den kaçırdı.

Lakin... varoluşunun tüm anlamı yerle bir edilmiş olması gereken genç adam, dudaklarında bir gülümsemeyle Büyücü'ye bakıyordu.

— ...Ne oldu Araya, o kadar da büyütülecek bir yanın yokmuş.

Bu sadece bir diklenmeydi ama... Büyücü'nün çelikten kalbinde çatlak oluşturacak kadar, eşi benzeri görülmemiş derecede asil bir diklenişti.

— ...Senin gibi birinin karşısına dikilince nihayet anladım. Ben şimdiye kadar, senin gibi zayıf yönlerimi kabul edemediğim için hep hata yapmışım.

Fakat bak, hiçbir şey sahte değildir. Gerçek ya da sahte dediğin, sonuçta sonradan gelen yakıştırmalardan ibaret değil mi? Sadece bir günlük ömrüm olduğunu söylüyorsun ama... bu vücut Enjou Tomoe olduğu sürece, o sağlam bir geçmişi olan Enjou Tomoe'dir. Benim bir geçmişim olmayabilir ama Tomoe'nin içinde bu kadar güçlü duygular var. Öyleyse, bu kadarı yeterli.

Gıcırt diye, dişlerini sıktığı duyuldu. Bu, onun çıkardığı güç, karşı koymaya çalışan o sarsılmaz iradenin sesiydi.

— ...Ryougi'yi gerçekten sevmiştim. Nedenini bilmiyorum. Onunla vakit geçirebildim, geriye hiçbir şey bırakamadım ama sadece bu bile keyifliydi. Bu yüzden... buna vesile olan sensen, sana bir teşekkür borcum olsun.

Şimdi, gerçek anlamda Büyücü'yle yüzleşen Tomoe, "Tch," diyerek dilini şaklattı.

...Sevmişti, demek. Şimdi bile muhtemelen ona çekiliyordu. Bundan sonra ne zaman onu düşünse, harap olmuş kalbi huzur bulacaktı.

Böyle bir şeye mi aşk deniyor acaba diye düşündüğü için Tomoe dilini şaklatmıştı.

Çünkü... Shiki'yi bu kadar çok düşünmesine rağmen, şu an en önceliği o değildi.

Buraya gelme sebebi Ryougi'yi kurtarmak değildi.

Kokutou denilen adamla beraber eski evini gördüğünde hatırlamıştı. Bilmemesi gereken o geçmişi, Enjou Tomoe adlı ruhun asla unutamadığı o günleri.

Buraya gelme sebebi, bir kefaretti. Enjou Tomoe'nin doğal olarak yapması gereken şeyi, ben yapmak zorundayım...

— Kusura bakma Ryougi. Ben senin için ölemem. Görünüşe göre ben... bu canı kendim için ortaya koymak zorundayım.

Mırıldandı, özür diledi.

Tomoe, Ryougi Shiki denilen genç kızın anısını zihninden sildi.

— Ben bir sahte miyim, Araya?

Güçlü bir iradeyle yüklü bu sözler karşısında Büyücü'nün kaşları öfkeyle çatıldı.

— ...Bunu çoktan açıkladım, tekrarına gerek yok.

Büyücü, açık bir aşağılamayla cevap verdi.

Tomoe, "Öyle de olabilir," diyerek dürüstçe başını salladı.

Zerre tereddüt yoktu.

O, orada açıkça Büyücü'yle eşit bir varlık olarak duruyordu.

— ...Bir bebek bozuntusu bir şeyler kavradığını mı sanıyor? Bu sadece bir yanılsamadan ibaret. Zihnin ne kadar berraklaşırsa berraklaşsın, ruhun ne kadar dinginleşirse dinginleşsin, o bedenin bir yapay olduğu gerçeği değişmeyecek.

— Evet. — Ama yine de, bu kalp gerçek.

Bu sakin sözler, rüzgara kapılıp gecede yankılandı.

Büyücü tek elini kaldırdı. Elini öne doğru uzattığı bu duruş, Araya Souren denilen adamın, karşısındakini yok edilmesi gereken bir düşman olarak kabul ettiğinin göstergesiydi.

Tomoe bunu görünce, zangır zangır titreyen dişlerini birbirine bastırarak kendini durdurdu.

...Kesinlikle öldürüleceğim, diye düşündü Tomoe.

Yine de, o adama bir darbe indirmeliydi. Ölmek için değil, her ne olursa olsun Enjou Tomoe, Araya Souren'den intikamını almalıydı.

Şimdiye kadar ihmal ettiği ebeveynleri için.

Şu an bile bu dünyada ölmeye devam eden birileri için.

Bu, ölümü göze almış umutsuz bir intihar saldırısı değildi. Ölmek istemiyordu ama yine de öleceğini bilse bile yapması gereken şeyler vardı.

— Çünkü ben Tomoe olarak, koşmaya karar verdim.

...Evet, bu ne kadar acı verici olsa da.

Dönen bir saat gibi. Devridaim eden mevsimler gibi. Sonsuza dek aynı yerde çakılı kalamazdı.

Çünkü duyguları, tam burada mevcuttu.

Bu bedeninin gördüğü bir rüya mıydı? Yoksa benim gördüğüm bir rüya mı? ...Bu vücut sahte olabilir. Ama Enjou Tomoe'nin taşıdığı irade, Enjou Tomoe'de barınan o irade gerçektir.

İşte bunun için...

— Ben... Araya, seni öldüreceğim!

Bıçağını sıkıca kavradı ve kimse için değil, sadece Enjou Tomoe olarak ileri atıldı.

Tomoe'nin tek bir hedefi vardı: Araya Souren'in tam merkezi.

Daha önce Shiki'nin hiç tereddüt etmeden sapladığı, Büyücü'nün göğsünün tam ortası. Eğer bıçağı oraya saplayabilirse, belki de bu canavarı devirebilirdi.

Buna inanarak koştu.

Büyücü ile arasındaki mesafe o zamanki Shiki ile aynıydı, yaklaşık altı metre. Bu mesafeyi tüm hızıyla kat edecekti.

Tüm dikkatini yeri tekmeleyen ayaklarına verdi. Okul bahçesinde defalarca yaptığı sprintlerden çok daha hızlı bir şekilde Büyücü'ye yaklaştı.

Büyücü'nün etrafında dairesel bir çizgi belirdi.

Belki de Tomoe'yi hafife aldığı içindi, sadece tek bir çizgi vardı. Shiki'de olduğu gibi üçlü bir bariyer değildi.

Çizgi, Büyücü'nün yaklaşık bir metre önünde kurulmuştu.

Enjou Tomoe, bundan sıyrılmanın yolunu bilmiyordu.

Doğrudan üzerine gitti.

Vücudu küt diye durdu. Yeri tekmeleyen ayak parmaklarına en ufak bir güç gitmiyordu.

Gerçekten de... hiçbir şey yapamıyordu.

Büyücü, ızdırap dolu çehresiyle bir adım öne çıktı.

Bu sonucun zaten belli olduğunu söylemek istercesine ağır hareketlerle, kımıldayamayan Tomoe'ye yaklaştı.

Öne uzattığı kolu, yavaşça Tomoe'nin kafasını kavramak için uzandı.

"Yine mi olmadı," diye düşünerek gözlerini yumdu Tomoe.

Lakin... görüşü karardığında, anıları geriye doğru aktı. Normalde Tomoe'nin deneyimlemiş olamayacağı bu son bir aylık anılar; o bedenin Tomoe olarak burada var olduğunun kesin kanıtları, bir patlama gibi zihninde çaktı.

— Buradaydım...!

Enjou Tomoe'nin bedeni tüm gücünü topladı.

Yere çakılmış ayaklarına tüm benliğiyle yüklendi.

Ayaklarım kopsa da umurumda değil, diye düşündü.

Böyle bitmesine izin veremezdi.

Çünkü o, değersiz değildi.

— Madem buradaydım...!

Bir şeyler koptu.

Bir bacağı, büyük bir gürültüyle parçalandı.

Bu sayede... öne doğru kapaklanırken, Tomoe ilerlemeyi başardı.

Büyücü'nün uzanan kolunun altından süzüldü ve Araya'nın savunmasız göğsü, elinin ulaşabileceği mesafeye geldi.

Tomoe bağırdı.

— ...Tamam, benim ailem beş para etmez insanlardı! Ama bu şekilde öldürülecek kadar kötü değillerdi! Bu şekilde ölüp gidecek kadar günahkar değillerdi!

Sesi bir güce dönüştü ve kolunu harekete geçirdi.

Bıçak havayı yardı.

Gümüş rengi bir iz bırakarak bıçak, Büyücü'nün göğsüne derinlemesine saplandı.

Ancak, hepsi bu kadardı.

— Ahmak.

Bu sesle birlikte Büyücü'nün devasa kolu uzandı.

Enjou Tomoe'nin kafası, demir gibi bir pençeyle kavrandı.

— ...Ryougi'nin o mistik gözleri sadece ölümü görmekle kalmaz. Ölümü kavradığı için bir anlamı vardır. Sen benim ölümüme saldırsan da, göremediğin bir şeyi öldüremezsin.

Büyücü'nün koluna dehşet verici bir güç bindi.

Tomoe'nin elindeki bıçak, metalik bir sesle yere düştü.

— Seni seçme nedenimi henüz söylememiştim, değil mi?

Tomoe cevap vermedi.

Büyücü'nün eline düştüğü andan itibaren, yaşama iradesi kökünden sökülüp alınmıştı.

— Dinle. İnsanların varoluşunun temelinde yatan bir fenomen vardır. Önceki hayatlardan gelen bir karma değil, Enjou Tomoe denilen varlığın oluşmasına neden olan temel sebep. Biz bu kaotik dürtüye "Köken" deriz.

Anneni öldürüp kendine olan umudunu yitirdiğinde seni kurtarmamın sebebi, Köken'inin son derece net olmasıydı.

Enjou Tomoe cevap vermez.

Büyücü, onun bedenini havaya kaldırırken buz gibi bir sesle son sözlerini fısıldadı.

"Sana son bir şey öğreteyim. Sen hiçbir şeyi başaramayacaksın.

Çünkü... senin kökenin 'değersiz'likten ibaret."

Büyücü kolunu savurdu.

Enjou Tomoe şeklindeki o et yığını, tek bir savuruşla tamamen yok oldu.

Paramparça olup, geriye kafası bile kalmadan... Sanki en başından beri öyleymişçesine, tam da büyücünün dediği gibi değersizce, toz olup hicranın içinde yitip gitti.

Enjou Tomoe’den geriye kalanları yok ettikten sonra büyücü, hiçbir şey yapmadan koridorda beklemeye devam etti.

Vakit yaklaşıyordu. Düne kadar kullandığı bedeninden yedek olan bu şimdiki bedenine geçeli yarım gün olmuştu. Bilinci nihayet bu etin en ücra köşelerine kadar nüfuz etmeye başlamıştı.

Araya Souren, malum kuklacı gibi kendisinin tıpatıp aynısını hazırlayıp da ölen biri değildi. O, henüz ölüm denilen şeyi tecrübe etmemişti.

Bedeni uzun yılların sonunda defalarca çürüyüp gitmişti ancak o, her seferinde sadece bilincini aktararak bugüne kadar hayatta kalmayı başarmıştı. Araya Souren sadece tek bir kişiydi. Eğer bu beden yok olursa, bir sonrakine kaçacak yeri kalmayacaktı. Bu yüzden her şeyi ihtiyatla yürütmesi gerekiyordu.

Fakat artık beklemesine gerek kalmamıştı. Araya Souren denilen ruhun iradesi, kaçıncı olduğu belirsiz bu bedeni tamamen hakimiyeti altına aldı. Bedeni hareket ettiren büyü devrelerinin hatları ayak parmak uçlarına kadar ulaştı ve büyücü, nihayet bu geçici bedeni gerçek bir bedene dönüştürdü.

Büyücü asıl amacını gerçekleştirmek üzere harekete geçer.

Ancak ondan hemen önce, lüks daire içindeki bir anormalliği fark etti.

"—Yenildin mi, Alba?"

Duygusuzca mırıldanan büyücü, gözlerini yumdu.

Işıksız koridorun ortasında, derin bir denizin dibine dalarmış gibi, Araya kendisini komaya soktu.

Uykuya dalan büyücünün bilinci, bedenini onuncu katta bırakarak onun önünde belirdi.

Ne bir şekli ne de bir sureti vardı; birinci katın lobisindeki manzarayı yukarıdan seyrediyordu.

...Birinci kat, doğu blokunun lobisinde bulunanlar Aozaki Touko ve Kokutou Mikiya adındaki çocuktu.

Aozaki Touko yere yığılmış çocuğun bakımıyla ilgileniyordu, Cornelius Alba’dan ise eser yoktu.

"Yine mi böyle oldu," diye onayladı büyücü.

Olan biteni teyit ettikten sonra bilincini onuncu kattaki bedenine geri çekmeye çalıştı.

Ancak kadın onu durdurdu.

"Nereye gidiyorsun, Araya? Gizli gizli izlemek pek hoş bir hobi değil."

Orada olmayan büyücünün suretini görüyormuşçasına, Aozaki Touko arkasına döndü.

Kadın merdivenlerin altında, büyücünün formsuz bilinci ise merdivenlerin üstündeydi. Garip bir tesadüfle ikili, daha önce olduğu gibi aynı konumlarda karşı karşıya gelmişti.

'—Alba'yı bir şekilde idam edeceğini biliyordum ama bir tane daha Aozaki Touko olduğu aklıma gelmemişti. Deştiğim kalp şüphe götürmez şekilde gerçekti. O yapay bir şey değildi. Öyleyse sen mi sahtesin?'

Sadece sesi yankılandı. Hayır, bu bile bir sese dönüşememişti. Araya'nın sözleri sadece Aozaki Touko'ya ulaşıyordu.

Büyücünün sözleri üzerine kadın tek bir kez nefesini verdi.

"Alba olsun, sen olursun... Şu gereksiz şeylere takılıp durmayın. Öyle bir şeyin ne önemi var? Önce doğan şey, sonra doğan şey. Mesele sadece bundan ibaret. Bir veya iki arasındaki farktan başka bir şey olmayan bir konuyu sakız gibi uzatıp durma."

'—Bu laf ebeliğinle, gerçekten de gerçek olan sensin demek.

Öyleyse... benimle bir kez daha mı çarpışacaksın?'

"Yapmam. Bu lüks dairenin içinde sana karşı hiç şansım yok."

Net bir cevap vererek bakışlarını büyücünün bilincinden kaçırdı.

Onun için Araya Souren ile olan bu atışma, çocuğun yaralarını sarmaktan daha önemsiz görünüyordu. Paltosunun altından çıkardığı bandajları el çabukluğuyla çocuğun dizlerine sarmaya başladı.

'—Emin misin? Kutuda gizlenen o canavarla belki de beni alt edebilirsin.'

"Kalsın. Bu şeyin sonu yok, yanlışlıkla serbest bırakırsam koca binanın kendisi yok olur gider. Öyle tantanalı bir işe kalkışırsam Birlik sessiz kalmaz. Bu sefer Birlik tarafından kovalanan taraf ben olurum. İzimi kaybettirmek için o kadar uğraşmışken, kendi ayaklarımla heriflere yerimi belli edecek bir işe girmem."

Büyücünün sesine cevap verse de bakışlarını hâlâ ondan kaçırıyordu.

"Ben öldürüldüğüm an, bu meselede mağlubiyeti kabul ettim. Bu saatten sonra elimi sürmeye niyetim yok. Shiki'nin beynini mi çıkarırsın, o boş kabuğun içine mi yerleşirsin, ne haltsan ye... Eğer seni engelleyecek biri çıkarsa, o kesinlikle ben olmayacağım."

'—Bu noktaya gelmişken hâlâ Engelleme Gücü’nden mi medet umuyorsun? Ancak sana onun işe yaramayacağını söylemiştim.'

Kadın başını salladı. Bu harekette bir reddedişten ziyade, acıma hissi seziliyordu.

"Haklısın, Engelleme Gücü artık işlemez. Bu yüzden, belki de bu sefer gerçekten başarılı olabilirsin.

İnsan denilen varlıktan nefret eden senin gibi biri Köken’e dokunduğunda ne sonuç doğar bilemem. Çoğu büyücü Köken’e ulaştıktan sonra öteki dünyaya geçer ve bizim dünyamızı tamamen unutur. Ama sen farklısın. Kesinlikle bu tarafta bir gölge bırakırsın ve sonuç olarak muhtemelen en azından bu ülke haritadan silinir. İnsanlardan nefret eden senin gibi birinin insanları kurtarmayı gerçekten istemesi, ancak acı dolu bir sürecin sonundaki bir ölümle mümkün olabilir zaten.

Ama bak Araya. Sen aslında insanlardan nefret etmiyorsun. Sen sadece kendi zihnindeki ideal insan suretine aşıksın. Bu yüzden bu acı dolu dünyadaki insanların bu kadar çirkin olması kanına dokunuyor. İnsanları kurtarmak mı? Ha, güldürme beni. Sen insanları kurtarmak istemiyorsun. Sen sadece Araya Souren’in hayal ettiği o 'insan formu'nu kurtarmak istiyorsun."

Büyücü kadının sözlerine cevap vermez.

İkili arasındaki o son bağ da şimdi, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kopup gitmişti.

'—Söylemene gerek yok. Kurtuluş dediğin sonuçta tek bir sabitlemeden ibarettir. Elveda Aozaki. Köken’e dokunduğumda kendim olarak kalacağıma dair bir garanti yok. Son olarak... Beni engelleyen kişinin sen olmasının bir anlam taşıdığına inanmak istiyorum.'

Büyücünün bilinci uzaklaşmak üzereyken, kadın bakışlarını kaçırarak onu uğurlayacakken aniden aklına bir soru takıldı.

"Dur bir dakika Araya. Bir şey soracağım. Bu lüks dairenin asıl amacı Taiji'yi ele geçirmek için Taiji'nin bir tezahürü olmasıydı, değil mi?"

'—Aynen öyle. Ryougi Shiki'yi dış dünyadan tamamen soyutlamak için bu öteki dünyayı yarattım. Diğer tüm işlevler sadece birer eklentiydi.'

Büyücünün bu kendinden emin cevabına karşın kadın... "Ha... hahah," diye güçsüzce gülüverdi.

'—Bir şey mi var?'

Büyücünün sesi kadının gülüşüyle sertleşti.

Aozaki Touko, sanki artık tutamıyormuşçasına yüksek sesle gülmeye başladı.

"Demek öyle, bu bina başlı başına bir büyüydü ha! Shiki’yi hapsedip ardından ne Birliğe, ne bana ne de dünyaya fark ettirmemek için kurgulanmış kapalı bir dünya, yani bir kafes. Shiki’yi senin hedeflerin doğrultusunda öldürmeye çalışan biri çıkarsa, dünya mutlaka Engelleme Gücü’nü devreye sokar. Shiki’yi hapsettiğin gerçeğini saklamak için bu öteki dünya yaratıldı. Buraya kadar tamam. Buraya kadar her şey mükemmel. Ama ne ironik değil mi? Araya, sonunda çok feci bir hata yaptın."

Büyücüden ses çıkmadı.

Araya Souren, bu kadar laftan sonra bile kadının asıl niyetini hâlâ kavrayamamıştı.

Büyücü şaşkındı... Çünkü kadının bahsettiği kadar büyük bir hatayı, her ne kadar düşünse de kendinde bulamıyordu.

'—Hata... falan yok.'

Bunu kesin bir dille söylerken, sesinde zerre tereddüt olmadığını kim iddia edebilirdi ki?

Kadın, gülüşünü bastırmaya çalışarak cevap verdi.

"Ah, senin hiçbir hatan yok. Bir büyücü olan senin için bu yaptığın en doğru hamleydi. Fakat ya o en baştaki varsayımın yanlışsa? Shiki’yi izole mi ettin? Bu lüks dairenin herhangi bir odasına değil, binanın bizzat kendisine hapsettin, değil mi? Mekânsal yalıtım denen ve artık büyü seviyesine ulaşmış bir bariyer... Bariyer uzmanı olan sana yakışan, sadece senin gerçekleştirebileceğin türden bir mucize bu.

Kapalı bir döngüden oluşan o yalıtılmış alana hapsedilenler, içeriden asla dışarı çıkamazlar. Hangi fiziksel darbe uygulanırsa uygulansın yıkılamayacak duvarlarla çevrili bu kapalı dünya, kaçışı imkansız bir kafestir. Shiki’yi oraya tıktığında artık her şeyin bittiğini sanıp rahatladın.

Doğru, bu hamle kusursuzdu. Lakin böyle şeyler o kızda işe yaramaz. Büyü, uygar toplumda nasıl her şeye kadirse; o da bizim gibi kavramlar üzerine yaşayanlarla zıtlık içindedir. Bizler genelgeçer gerçeklik için birer tehdidiz ama Shiki, gerçek dışı olanın bizzat azrailidir. Bunu daha önce deneyimlemiş olman gerekirdi!"

Kadının bu sözleri üzerine büyücünün bilinci donup kaldı.

Şüphesiz ki ölümü görebilen Ryougi Shiki, olağanüstü bir varlıktı. Ancak sadece insan öldüren yetenek sahiplerinden dünyada binlercesi vardı. Mevzu bahis sadece bir canlıyı öldürmekse, uygarlığın yarattığı modern silahlarla aşık atamazlardı.

Evet. Ryougi Shiki’nin onlar gibi büyücüler için bile yabancı olmasının sebebi kesinlikle bu değildi. Öldürülememesi gereken şeyleri, formu olmayan kavramları bile öldüren o nihai hiçlikti kızın asıl doğası.

Ölüme sürükleyen şey; Ryougi Shiki’nin yeteneği işte buydu.

Çıkışı olmayan ve sonsuzluğa bağlanan o mekân, her türlü silahla müdahale edilemeyecek kapalı bir dünyaydı. Bir formu olmadığı için, sadece somut nesnelerle çarpışabilen fiziksel silahlar ona dokunamazdı bile. Fakat... Ryougi Shiki’nin gücü, tam da bu tür formu olmayan şeyleri hedef alıyordu.

Öyleyse...?

"Evet, Shiki’yi hapsetmek istiyorsan onu betonun içine gömmeliydin. Nihayetinde sadece bir genç kızın kol gücüne sahip olan Shiki için, onu basitçe demir duvarlarla çevrili kapalı bir odaya kapatman yeterliydi.

Ama Araya Souren... Sen bir büyücü olduğun için büyüye mutlak bir güçmüş gibi davrandın. Mekânı mühürlemiş olman hiçbir anlam ifade etmez. O kadar müphem bir şeyi, o kız kolayca parçalayıp dışarı çıkacaktır!"

Gözlerini kaçıran kadın, tekrar büyücüye doğru döndü.

Büyücü, o gözlerdeki ifadeyi daha tam kavrayamadan, bilinci aniden asıl bedenine geri çekildi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.