Bedenine geri dönen büyücü, etinde tuhaf bir değişim hissetti.
Vücudu buz kesmişti, parmak uçlarında ise bir uyuşma vardı.
Alnı ter içindeydi.
İç organlarından bazıları işlevini yitirmiş, tehlike sinyalleri veriyordu.
'......Kesildim mi?'
Büyücü, imkansız diyerek hafifçe inledi.
Fakat bu gerçekti.
Tam o anda───Araya Souren’in ta kendisi sayılabilecek bu lüks dairenin bir yerleri, boydan boya kesilip atılmıştı.
Sanki tereyağı keser gibi zahmetsizce, tereddütsüzce, bizzat mekanın kendisi yarılıp koparılmıştı.
Büyücünün bilinci kendi bedenine nasıl hükmediyorsa, lüks daire denilen bu binanın faaliyetlerini de kendi bilinciyle eşzamanlı hale getirmişti.
Bu bina onun vücuduydu. Lambaların kabloları sinirleri, su boruları ise damarlarıydı. O vücudun kesilip atılmasından doğan acı, göz ardı edilebilecek türden değildi.
Bunun kanıtı olarak────acı yüzünden büyücünün odaklanması bozulmuş, birinci kattaki lobiden zorla onuncu kattaki koridora, kendi bedeninin olduğu yere geri fırlatılmıştı. Dev bir el tarafından çekiliyormuşçasına, karşı koyamadan mecburen dönmüştü.
"………Bu da ne?"
Mırıldanarak, tek eliyle alnındaki teri sildi.
Omurgasından aşağı bir örümcek süzülüyormuş gibi, iç organlarına sızan ürpertici bir soğukluk vardı.
Bunun mide bulantısı denilen his olduğunu, yüzlerce yıl sonra ilk kez hatırladı.
"Neden korkuyorsun───Araya Souren?"
Büyücü, kendi zayıflığını azarladı.
Fakat bedenindeki anormallik durmak bilmedi.
Az öncesine kadar vücudunun her köşesine yayılan o güç, artık yoktu. Bedeni hareket ettirmek için komut gönderen büyü devreleri, tıkır tıkır, ta parmak uçlarından başlayarak kopuyordu.
───Ölüm, hemen oracığa kadar sokulmuştu.
Vııııııııııııııınnnnnnnn.
Aniden bir ses duyuldu.
Koridorun ilerisinden, lobiden gelen titreşim sesi şüphe götürmez bir asansör çalışma sesiydi.
Bir şey yukarı geliyordu.
Kısa süre sonra ses kesildi, kapının açıldığı hissedildi.
Hafif, kuru bir ses lobide yankılandı. Bu ses muhtemelen geta benzeri bir ayakkabıyla sert zeminde yürüyen birine aitti.
Tık, tık diye ayak sesleri yaklaştı.
Büyücü, bedenini lobiye çıkan yöne çevirdi.
İnanması güç olsa da, Araya artık kabul etmişti. Birazdan buraya gelecek olan kişinin kim olduğunu biliyordu.
O kişi hemen belirdi.
Lobiden gelen ışığı arkasına aldığı için silüeti sadece bir gölge gibi görünüyordu.
Güzel bir hayalet gibi bembeyaz bir kimono.
Islakmışçasına parlak siyah saçlar ve masmavi parlayan simsiyah bir bakış.
Genç kız, elinde tek bir kılıç tutuyordu.
Gecenin karanlığında, kınına hapsolmuş kılıç pürüzsüzce dışarı çekildi. Öylesine çekilmiş kılıcı tek elinde sarkıtan bu haliyle, savaş meydanında dikilen bir samurayı andırıyordu.
Eşi benzeri olmayan bir sükunet ve ölüm kokusunu peşinden sürükleyerek, Ryougi Shiki gelmişti.
Shiki, binanın geçiş koridoruna adımını attığı an yürümeyi bıraktı.
Tek eliyle tuttuğu kılıcı yere doğrultarak, uzaktaki siyah büyücüyü görüş alanına aldı.
İkisinin arasındaki mesafe üç oda kadardı───yaklaşık on metre mesafe vardı.
"Anlamıyorum────Nasıl kırdın, Ryougi Shiki?"
Büyücü, acı dolu bir yüz ifadesiyle sordu.
Bu, zihninde defalarca tekrarladığı bir soruydu. Siyah büyücü Araya Souren, cevabı bilmesine rağmen sormaya devam ediyordu.
O hapsedilmiş mekandan nasıl kurtulduğunu gayet iyi biliyordu. Dün gece───büyücünün tek darbesiyle birkaç kaburga kemiği kırılan ve bilincini kaybeden kız.
Kapalı bir mekanda, binanın duvarları arasında oluşturulmuş bir sınırın içinde gözlerini açmış ve o kollarıyla imkansız bir mekanın, imkansız duvarını kesmişti.
Sonsuzluk, "Hiçlik" değildir. Sonsuzluğu sonsuz kılan şey, sonlu olanın belirlenmiş olmasıdır. Sonlu olan yoksa sonsuzluk da var olamaz. Şeylerin bir sonu olduğu için sonsuzluk kavramı gözlemlenebilir. Ryougi Shiki, içine atıldığı o sonsuzluğun içinde, imkansız olan sonu bulup kesip atmıştı.
......Elbette, sonsuzluğun içinde sonluluk yoktur. Var olmayan şey kesilemeyeceği için o kafesten kaçmak imkansızdır. Ancak──sonlu olan yoksa, sonsuzluk da yoktur. Sonlu bir duvar olsun ya da olmasın, Ryougi Shiki’nin önünde böylesine uçsuz bucaksız bir dünyanın hiçbir anlamı yoktu.
Eğer sonlu olan gerçekten yoksa, o artık sonsuzluk değil "Hiçlik"tir. Eğer içinde sonluluğu barındırıyorsa, Shiki onu bulur ve kesip atar.
......Kesin olması gereken o kara deliğin, bu rakip karşısında sadece dar ve karanlık bir odadan ibaret kalmasından dolayı büyücü kendinden utandı.
"Fakat───bir sebebi olmalı. Verdiğim yaralar henüz iyileşmedi. O bedenle neden hareket ediyorsun? O yaralarla neden uyandın? Neden birkaç dakika daha komada kalmadın?"
Izdırap dolu ifadesini korurken sadece sesini yükseltti büyücü.
Evet──bu bariyer anlamsız olsa bile, Shiki uykuda kaldığı sürece sorun yoktu.
Sadece birkaç dakika.
Shiki uyanana kadar birkaç dakika daha geçseydi, iş bitmiş olacaktı.
Bu kadın, şimdi uyandı. Dışarıdan bir etken yoktu. Muhtemelen Shiki, uykudan kalkar gibi doğal bir şekilde, sanki olması gereken buymuş gibi uyanmıştı. Ve hapsedildiğini anlayınca tereddüt etmeden duvarı yarıp geçmişti.
Zorla bir sebep aranacaksa, sadece şanssızlık denebilirdi.
Aozaki Touko ile olan zihinsel konuşma mı vakit kaybettirmişti? Hayır, o konuşma bir anlıktı.
Öyleyse───o fazladan zaman neredeydi?
Büyücü geçmişi hatırladı ve öfkeyle kaşlarını çattı.
Avucuna kısa bir bakış attı. Bu, birkaç dakika önce Enjou Tomoe denen şeyi ezdiği eldi. Sadece birkaç dakika; ama her şeyi değiştiren o birkaç dakika. Onunla uğraştığı o süre olmasaydı, belki de──
"Enjou────Tomoe mi?"
Ağzından dökülen kelimelerde derin bir nefret vardı.
Fakat Ryougi Shiki bunu reddetti.
Kendi uyanışıyla Enjou Tomoe’nin bir alakası olmadığını söyledi.
"Ben kendim, kafama göre uyandım. Kimsenin yardımını almadım. Enjou'nun buraya gelmesinin hiçbir anlamı yoktu."
Shiki sakin bir sesle konuştu.
Gece rüzgarı, siyah saçlarını usulca dalgalandırıyordu.
"Ama seni mahveden kişi Enjou'dur. Bunu bil yeter."
Shiki’nin sözleriyle büyücü gözlerini kıstı.
Shiki, Araya Souren’i mahveden kişinin Enjou Tomoe olduğunu söylemişti.
Böyle bir şeyin olması imkansızdı. Eğer kendisini mahveden bir etken varsa, bu ya Ryougi Shiki ya da Aozaki Touko’ydu.
Sadece bir kukla gibi oynatılan o aciz şeyin bir neden olması, asla.
"Hezeyan bunlar. O hiçbir şey başaramadı. Seni buraya getirmesi bile ona verilen bir rolden ibaretti. Sadece bir kuklaydı o."
"Evet, o hiçbir şey yapmadı, hiçbir şey de yapamazdı. Ama sen de en başından beri onu bir kukla yapma niyetinde değildin, değil mi?"
Büyücü söyleyecek söz bulamadı.
Haklıydı, diye düşündü Araya.
Enjou Tomoe günlük hayatından kaçtığında, Araya bunun kullanışlı olabileceğini düşünmüştü. Beklenmedik bu sapmayı kullanarak, planında bir aksama olmadan yoluna devam etmişti.
Ancak───bu, Araya’nın en başında kurduğu plan değildi. Sadece Enjou Tomoe kaçtığı için doğan ikincil bir plandı.
Bu, bir şeyi başarmış olmak demek değil miydi?
Aslında kimse fark etmeden her şeyin bitmesi gereken o planı bozan, ne kadar küçük bir olay olsa bile.
Shiki devam etti.
"Sen ondaki o plan sapmasını gördün ve onu kullanarak durumu kurtardığını sandın. Ama o noktada artık her yerin açık vermeye başlamıştı bile."
"O herif... Enjou Tomoe, bu sarmaldan dışarı adımını attığı an, zaten her şey yeterince anlam kazanmıştı."
Bunu dedikten sonra Shiki, sadece bir adım öne çıktı.
Ayak hareketleri o kadar doğaldı ki, büyücü elini kaldırmaya bile fırsat bulamadı.
Bir şeyler farklıydı; büyücü, beyaz kimonolu genç kıza dik dik baktı.
Şu anki Shiki’nin ruh hali kesinlikle dün geceden farklı olmalıydı. Enjou Tomoe’nin çoktan yok edildiğini bildiği için belki de Araya Souren’den nefret ediyordu.
Ancak böylesi bir değişim önemsizdi. Sadece duygusal bir değişimle bir bireyin gücü ve yeteneği değişmezdi.
Buna rağmen büyücü, şu an karşısında duran varlığın dün gecekinden bambaşka bir şey olduğunu iliklerinde hissediyordu.
Genç kız daha da yaklaştı.
Sanki yürüyüşe çıkmışçasına kasmadan, doğal bir adım atıyordu. Shiki bu esnada sanki sıkılmış gibi ağzını açtı:
"Ah, senin ne olduğun falan hiç umurumda değil. Ama bundan sonra başımı ağrıtmandan da bıktım, o yüzden seni burada öldüreceğim."
Shiki’nin bakışları uykulu ve ferisizdi.
"Ama bu bir ilk. Hiç sevinçli değilim. Bir avın önünde olmama rağmen kalbim çarpmıyor. Seninle ölümün kıyısında birbirimizi katledebileceğimizi bilmeme rağmen, yüzümde bir gülümseme belirmiyor."
Shiki’nin tuttuğu kılıçtan hafif bir metal sesi geldi.
Gevşekçe kavradığı kılıç kabzasını sertçe sıktığı o ses.
Yürümeye devam ederken Shiki, sessizce kılıcını öne... tam bel hizasına getirdi.
Büyücü yavaşça tek elini kaldırdı. O an, çevresinde üçlü bir daire çizilmeye başlandı.
"Pekala. En başından beri seni canlı yakalamayı ummamalıydım. Hiçbir şey değişmiş değil. Muhtemelen düzgünce dirilmeyeceksin ama o kafanı uçurup kendi kafamla yer değiştireceğim. Ben ölebilirim, ancak Kök'e ulaşabileceksem bu canın önemi yok—"
Büyücünün sözlerine cevap vermeyen Shiki, adımlarını durdurmadı.
İkisinin arasındaki mesafe giderek daralıyordu.
Büyücünün üçlü bariyerinin çapı dört metreydi. Shiki, bu sınırın dışına iki metre kalana dek yaklaşmıştı.
Shiki’den yayılan öldürme niyeti, kış gecesinin havasını yazın kavurucu rüzgarına çevirmişti.
Sessizce tüm koridora yayılan bu öldürme niyeti, büyücünün tenini cızır cızır yakıyor gibiydi.
Ancak, yine de.
Büyücü, Shiki’ye yenilmeyeceğini biliyordu.
Kızın elindeki kılıcın yüzlerce yıllık zamana direnmiş meşhur bir eser olduğunu da anlıyordu. Bunu hesaba katsa bile Shiki’nin dövüş tekniği kendisininkine yetişemezdi. Eğer canlı yakalama niyetini bir kenara bırakırsa, Araya Souren Shiki’yi kendisine yaklaştırmadan işini bitireceğinden emindi.
Shiki bariyerin hemen önünde durdu.
O ana dek kılıcı tek eliyle tutarken, yavaşça diğer elini de kabzanın üzerine koydu.
Belindeki ağırlık merkezini hafifçe aşağı çekti. Önünde tuttuğu kılıcın kabzasını karnının hizasında sabitledi; kılıcın namlusu ağır ağır karşıdaki düşmana doğru eğildi.
Duruşu "Seigan"dı... Sayısız kılıç sanatı ekolünde en çok kullanılan, hem temel hem de en güçlü olarak nitelendirilen savaş duruşu.
Shiki o şekilde büyücüyle yüzleşirken, uykulu gözlerini yavaşça kapattı ve "Anlıyorum," dercesine başını salladı.
"Ah, şimdi anladım. Ben seni öldürmek istemiyorum. Sadece, senin 'var olmana' katlanamıyorum, o kadar."
Bu kesinlikle Tomoe'yi öldüren kişiye karşı duyulan bir histi.
O ana kadar sadece keskin olan öldürme niyeti, artık somut bir bıçak haline gelip büyücünün tüm vücuduna saplanıyordu.
Bu, sadece bir saniyelik bir saldırı ve savunmadan ibaret olacak savaşın işaretiydi.
Shiki gözlerini aniden açtı.
Büyücü, ileri uzattığı koluna güç verdi.
O anda.
Araya, savaşma arzusundan değil, tamamen saf bir korkudan dolayı Shiki’yi öldürmesi gerektiğini içgüdüsel olarak hissetti.
"Şuku!"
Araya’nın gürleyişi, hiç vakit kaybetmeden boşluğu ezen devasa bir büyücü eli gibiydi. Shiki’nin etrafındaki mekanı dik dik süzdü ve orayı manzarayla birlikte parçaladı. Arada en ufak bir zaman farkı yoktu.
Bağırdığı ve kolunu sıktığı o anda Shiki’nin yenilgisi kesinleşmiş olmalıydı.
Fakat.
Araya gördü.
Kendi haykırışından daha geç harekete geçen genç kızın, haykırışından çok daha hızlı eyleme geçtiği o anormalliği.
Kılıcı tutan kollar yukarı fırladı. Bu, bir ışık patlaması sanılacak kadar büyük bir hızdı. En üst seviyeye kaldırılan kılıç, daha da büyük bir süratle aşağı indirildi.
"Şuku" diyen o haykırış,
"Şrak" diyen bir kılıç sesiyle ikiye bölündü.
Shiki’yi ezmesi gereken mekanın çarpılması, daha kızın önündeyken, o çarpıklığın kendisi öldürülerek yok edildi.
Büyücü bir kez daha koluna yüklendi.
Sadece avucunu açıp sıkıyordu. Ancak bu kadar basit bir eylem bile...
Ryougi Shiki’nin hızı karşısında çok yavaştı.
—
Araya, ne bir ses çıkarabildi ne de düşünmeye vakit bulabildi; darbeyi kabullenmek zorunda kaldı.
Ryougi Shiki, kelimenin tam anlamıyla infilak etti.
Mekan çarpıklığını yardığı o duruşla, büyücüye tek bir darbe indirmek için ileri atıldı.
Daha adımını tam atmadan, Shiki kılıcıyla yatay bir kavis çizdi.
Büyücünün güvendiği bariyerler buharlaşıp gitti.
Araya, sadece dış katmansa tek darbede yok edilmesine razıydı. Shiki bariyerin ikinci katmanını yok etmeye çalışırken oluşacak o boşlukta işi bitirmeyi planlıyordu.
Fakat kız, tek bir savuruşla menzilin dışındaki iki bariyeri aynı anda silip attı.
Bir adım daha attı.
Savurduğu kılıç tanrısal bir hızdaysa, bu ayak hareketi neyin nesiydi?
Ryougi Shiki sadece tek bir adımla, dört metrelik mesafeyi sıfıra indirdi.
Vücudu akıyordu. Attığı o adım, aynı zamanda ölümcül bir darbeyi indirmek için yapılan o son yüklenişti. O kadar hızlıydı ki, zamanı durdurmaktan ziyade zamanı geriye sardığı bile düşünülebilirdi.
Kılıç darbesi indi.
Büyücü geriye doğru sıçradı.
Ryougi Shiki, kılıcı savurduğu pozisyonda öylece büyücüye bakıyordu. Dudaklarından ince bir sızıntı halinde taze kan süzüldü. Kendisi bir darbe almamıştı. Sadece dün geceki yarası yeniden açılmıştı. Birkaç kaburgası ve bazı iç organları hasar görmüş olan vücudu, sadece yürüdüğünde bile kanın ağzından geri gelmesine neden oluyordu.
Böylesine ağır yaralarla donanmışken, hala böylesine bir kılıç dansı sergiliyordu.
Geriye sıçrayan büyücünün sağ kolu düştü. Hayır, sadece kolu değil. Omuz başından çaprazlama, göğsünün bir kısmıyla birlikte kolu koridora düştü.
Büyücü, tamamen doğrandıktan sonra geriye sıçramıştı. Kendisi bile kesildiğini fark etmeden önce.
"Sen... Nesin sen?"
Kendi yarasını umursamadan büyücü, önünde duran rakibine ters ters baktı.
Az önceki darbe kesinlikle ölümcül olmalıydı. Eğer Shiki ikinci darbesinde iki bariyeri değil de üçünü birden öldürmüş olsaydı, Araya’nın bedeni gövdesinden ikiye bölünecekti.
Büyücünün en yakın çevresini koruyan birinci bariyer "Fugu", kızın hamlesini milimetrik bir farkla sığlaştırmış ve büyücünün ölmesini engellemişti.
Hayır, şaşılması gereken bu değildi.
Shiki, dün gecekinden tamamen farklı bir varlıktı.
Enjou Tomoe’nin öldürülmesine duyduğu öfkeyle asıl gücünün ötesine mi geçmişti? Hayır, bu kesinlikle mümkün olamazdı.
Büyücü, beyaz kimonolu genç kıza baka kaldı.
Ryougi Shiki duruşunu düzelttiğinde, iki eliyle tuttuğu kılıcı tekrar tek eline aldı. Sadece bu hareketle bile kız, tekrar dün geceki kız haline geri dönmüştü.
Öksürdüğü ağzının kenarında kan damlaları vardı. Eğer dün geceki yaraları olmasaydı, hiç durmadan büyücüye tekrar saldırabilir ve kellesini uçurabilirdi.
"Demek öyle... Silah farkı mıydı?"
Araya dehşet içindeydi.
Shiki’nin başka birine dönüşmesinin sebebi, uç noktaya kadar eğitilmiş savaş iradesinin kontrol yönteminden başka bir şey değildi.
Çok eski zamanlarda samuraylar, kılıcı kınından çıkardıkları an, öldürmeyi ve öldürülmeyi doğal bir şeymiş gibi kabullenirlermiş. Bu sadece bir duruş meselesi değildi. Kılıcın kabzasını kavradıkları an uyanırlardı.
Sadece birbirini katletmek için var olan bir bedene ve hayatta kalmak için programlanmış bir zihne.
Maçtan önce zihnini toplamak gibi basit bir Seviye değil bu. Onlar, kılıcı kınından çıkardıkları an beyin fonksiyonlarını değiştirirler. Mesele vücudu savaş moduna sokmak değildir; beyin, vücudu savaş için yeniden inşa eder.
Böylece kaslar, canlı bir varlığın asla kullanmaması gereken bir yöntemle harekete geçer; damarlar kanın dolaşım Rota'sını değiştirir ve nefes almayı bile durdurur... Evet, savaş için gereksiz olan tüm "insani" fonksiyonlar dışlanır ve her şey savaş amaçlı parçalara dönüştürülür.
—Duruş... Kendi kendine telkinle gelen bu 変態-başkalaşım- şaşırtıcı doğrusu.
Büyücü'nün acı dolu mırıltısına, Kimono'lu kadın "Evet," diye karşılık verdi.
Shiki gözlerini açtığı Anlık, Araya’yı sarsan o korkunun asıl sebebi buydu. Büyücü, kendi cehaletine Lanet etti. Bu kadim tekniği günümüze kadar aktarmayı başarmış bir klanın var olabileceği aklının ucundan geçmezdi.
Araya biliyordu. Geçmişte yaşamış eski ekol kılıç ustaları için üç kenlik (yaklaşık 5.5 metre) mesafenin yok hükmünde olduğunu... Muhtemelen az önceki Shiki olsaydı, beş kenlik —dokuz metrelik— bir mesafeyi bile tek bir adımda kapatırdı.
Kimse onun asıl suretini bilmiyordu.
Herkes, Ryougi Shiki’nin Chishi no Magan ve bıçakla dövüşmesini onun tarzı sanıyordu. Oysa gerçek budur. Bu kadın, özünde bir Katana taşıyan bir katildir. Şimdiki haliyle kıyaslandığında, gündelik hali yanına bile yaklaşamaz.
"...Kandırıldım demek. Asagami Fujino ile olan ölümüne dövüşünde bile ciddi değildin."
Büyücü'nün sözlerine Ryougi Shiki "Hayır," diyerek başını salladı.
Silahı ne olursa olsun, kendisinin her zaman ciddi olduğunu söylüyordu o buz gibi gözleri.
O bakışlara maruz kalan Büyücü bir şeyi fark etti.
Az önce... Bu kadın ne cevap verdi?
Buradaki kap ne?
Bu rakip... Ne zamandan beri Shiki olmaktan çıktı?
"Demek öyle... Nihayet karşılaşabildik demek...!"
Omuzundaki yarayı sağlam kalan sol koluyla bastıran Büyücü kükredi.
Beyaz Kimono'lu kadın —Ryougi Shiki— olabildiğince kadınsı bir gülümseme takındı.
Ve hiç duraksamadan Büyücü'ye doğru atıldı.
Araya'nın bu savuruştan Kaçınma şansı yoktu.
Yine de... Burası onun vücudunun içiydi. Burada bir yenilgi, Araya Souren için İmkansız bir şeydi.
Bu Lüks Daire'yi komple havaya uçurmak pahasına bile olsa, şimdiki Ryougi Shiki ele geçirilmesi gereken bir şeydi.
Kazanma şansına oynayan Büyücü ileri atıldı.
"—Jakatsu...!"
Büyücü'nün sesi yankılandı.
Kalan sol koluyla Ryougi Shiki'nin kılıcını durdurdu. İçine Buda’nın kutsal kalıntılarını (Busshari) yerleştirdiği sol kolu, bu bedende de sağlamdı. Ryougi Shiki bile olsa, bir azizin korumasını öyle kolayca kesip atamazdı.
Aynı anda, kopan sağ kolu kendi başına havaya fırladı. Kol bir yılan gibi zeminde süzüldü ve Ryougi Shiki'nin boğazına atıldı.
"—!"
Mengene gibi bir kol, Ryougi Shiki'nin boğazını sıkmaya başladı.
O kısacık boşlukta Büyücü daha da geriye çekilip sol kolunu ileri uzattı.
Sessizce, avucuyla boşluğu sıkıştırdı.
Her yönden, tüm kemiklerini un ufak edecek bir şiddetle gelen şok dalgası Ryougi Shiki'nin vücuduna hücum etti.
Cılız bir inleme, bir can çekişme sesi sızdı dudaklarından.
Beyaz Kimono'lu genç kız yere yığıldı.
Hayır, yığılmak üzereydi.
—Ryougi Shiki bir anda ortadan kayboldu.
Ancak Shiki, bu rakibi elinden kaçırmak istemiyordu.
Bilincinin kapandığı kesin olan o durumda bile, beyaz karaltı havaya sıçradı.
Sadece Araya Souren'in varlığını hedef alarak kılıcını savurdu.
Tek bir darbe.
Kılıç, Büyücü'nün göğsünün tam ortasına saplandı.
Kendi canının emildiğini hissettiren o saplanma hissi, Büyücü'yü iğrendirdi.
"—Aptal!"
Aynı anda Araya, akıl almaz bir hamleyle Shiki'yi tekmeledi.
Shiki'nin karnına topuğuyla inen, mızrak gibi sert bir orta seviye tekme.
Shiki sıçrayarak bu darbeden kaçındı.
Kılıç sürtünerek çıktı ve Araya gerçeği anladı.
Bu rakibi durdurmak için...
"Kendi yarattığım dünyayla birlikte mi öldürmem gerekiyor seni...!"
Büyücü'nün sol kolu açıldı.
Üçüncü kez uzayın sıkıştırılması. Shiki bu saldırıyı tek bir kılıç darbesiyle kesip attı ve hayretler içinde bakakaldı.
—Büyücü'nün sureti, siyah paltosuyla birlikte gözden kayboluyordu.
Shiki onu durdurmayı düşünmedi bile.
Büyücü'nün hangi prensiple buradan silinmeye çalıştığı ya da bunu nasıl engelleyebileceği gibi detaylar Shiki'nin umurunda değildi.
Kaçmak istiyorsa keyfi bilirdi. Shiki koridorun tırabzanlarına elini koydu.
"—Ama asla kaçamayacaksın."
Ve olduğu gibi dışarıya, boşluğa atladı.
—Araya, Lüks Daire'nin kendisini sıkıştırmaya karar vermişti.
Ryougi Shiki'nin bedeni muhtemelen bu şekilde ezilecekti ama dış görünüşün bir önemi yoktu. Yaşam fonksiyonlarını sürdürebilecek kadar bir parça kalması yeterliydi. En başından beri kafasına ihtiyacı yoktu. Kafatası parçalanıp beyin dokusu etrafa saçılsa bile, o kısmı kendi kafasıyla değiştirecekti. Önemli olan o bedendi. Kök'e (Akasha) bağlı olan o beden.
Bir kolu kopmuş, göğsünün ortası deşilmiş olan bu vücut zaten birkaç saatten fazla dayanmazdı. Her şeyin başlangıç noktası olan Kök'ün Girdabı'na ulaşabildiği takdirde bir bedene ihtiyacı kalmayacaktı. Önemli olan o an gelene kadar kendi ruhunun ve Ryougi Shiki'nin bedeninin dayanmasıydı.
Düşünülebilecek en kötü senaryo gerçekleşmişti ama sonuçta yapılması gereken şey aynıydı. Sadece başarısızlık ihtimaline karşı aldığı tüm önlemler yok olmuştu.
...Zaten bu yöntemle de ulaşamazsa, yapacak bir şey kalmamıştı.
Araya düşündü.
Başarısızlıktan korkan o zayıflığı, aslında en büyük düşmanıydı. En başından Ryougi Shiki'yi öldürseydi, asla bu kadar köşeye sıkışmayacaktı.
Her neyse, artık perde iniyordu.
Büyücü, kendi vücudu olan Lüks Daire'den çıkıp dışarıdaki bahçeye ulaştı.
Yeşil çimlerle çevrili olan bahçe, Bariyer'in içinde olmasına rağmen binanın bir parçası değildi. Bina yıkılsa bile burası etkilenmeden kalacaktı.
Bahçede aniden beliren Büyücü, mekânsal transferden çıkar çıkmaz dinlenmeden kolunu ileri uzattı.
Gece gökyüzüne bakarak, dairesel kuleyi avucunun içinde ezmek için elini açtı.
Anlık.
Vücudu, omuz hizasından kesilip atıldı.
Bir an içinde bedeni omuzundan ayrılmıştı.
"Ryougi... Shiki."
Gece gökyüzüne bakarak mırıldandı Büyücü.
"Sen... nasıl..."
Ağzından kanlar fışkırdı.
Toz zerrelerini andıran kan damlaları yere düşmeden, ona saldıran Ryougi Shiki'nin yüzüne bile bulaşmadan rüzgârda dağılıp gitti.
"—Olamaz."
İmkansız, dedi kendi kendine.
Bu çok doğaldı. Bahçede beliren Büyücü başını göğe kaldırdığında, gördüğü tek şey onuncu kattan aşağı süzülen Ryougi Shiki'ydi.
Bu rakip... Büyücü'nün binadan bahçeye uzay-zamanı bükerek geçmeye çalıştığı o Salise içinde, tereddüt bile etmeden onuncu katın koridorundan aşağı atlamıştı.
Bunu hangi kesinliğe dayanarak yaptığını anlamıyordu. Anlaması da mümkün değildi.
Büyücü'nün bahçede belireceğini gerçekten ön görmüş olsa bile, kim onuncu kattan aşağı atlamayı düşünürdü ki?
Bu, deliliğin de ötesinde, Mucize denilecek türden bir şeydi.
Onuncu kattan, sadece tek bir insanı hedef alarak atlamak? Bu, onuncu kattan aşağı bir iğne atıp hedefi vurmaya çalışmaktan farksızdı.
Yine de, zerre tereddüt etmeden atlamıştı.
Büyücü'nün silüeti hâlâ onuncu katta duruyorken, Shiki henüz var olmayan bahçede duracak olan Araya Souren'e doğru kendini boşluğa bırakmıştı.
Ve böylece Büyücü, bahçede belirdiği Anlık, bedeni ikiye biçildi.
Lüks Daireyi yok etmek için öne uzattığı sol kolunu refleksle kalkan yapmıştı ama o kolla birlikte omzundan beline kadar ikiye biçildi. Sol koluna yerleştirdiği kutsal emanetin koruması bile, on katlık bir düşüşün ivmesini alan bu darbenye dayanamamış görünüyordu.
Shiki'nin bedeni, yere çakılmadan havada asılı kalmıştı.
İroni bu ya; Büyücü'nün elinde kalan son bir durdurma bariyeri henüz yok olmamıştı.
O bariyere takıldığı için Shiki, yere çakılmanın ölümcül darbesini almamıştı. Yine de kırk metreden fazla yükseklikten düşmenin basıncı, yaralarını kesinlikle daha da ağırlaştırmıştı.
Shiki'nin başı öne düşmüştü.
Elinde tuttuğu katana Büyücü'nün bedenine öyle bir saplanmıştı ki, çıkmıyordu.
Araya, o acı dolu ifadesini bozmadan, nefretle kaşlarını çattı.
"Beni yakalamak için yere çakılmayı göze aldın demek... Hayır, yanılıyorum. Böyle bir şey olmasaydı bile sen yine aynısını yapardın. Ne büyük bir zavallılık. Senin gibi toy birine, Araya Souren yenilmez."
Bu laf olsun diye söylenmiş bir söz değil, onun katıksız inancıydı.
Sol kolu omzundan kesilmiş, sağ kolunu ise zaten çoktan kaybetmişti.
Sadece ayakta duran Büyücü, o haliyle Shiki'yi tekmeleyerek havaya uçurdu.
Ayakta durduğu yerden gökyüzünü delecekmiş gibi savurduğu tekme, Shiki'nin göğsüne sertçe indi.
Shiki'nin bedeni doğruca bahçeye fırladı.
Buna rağmen Shiki elini katanadan çekmemişti, kılıç ise hâlâ Büyücü'nün bedenine derinlemesine saplıydı.
Sonuç olarak, kabzasından ikiye bölünen katana, beş yüz yıllık tarihine orada son noktayı koydu.
Shiki, bahçede öylece yığılmış, kıpırdamıyordu.
Bilincini tamamen yitirmiş kıza bakan Büyücü, tiksintiyle mırıldandı.
"Böyle durduğunda, sadece yaşıtları gibi bir kız çocuğusun oysa."
Büyücü kıpırdayamadı.
Izdırap dolu yüzündeki o gölge daha da derinleşti.
Hedefi hemen önünde olmasına rağmen, tek bir adım bile atamıyordu.
Az önceki darbe, kaçınılmaz sonunu hazırlamıştı.
Gerçekten de akılalmaz derecede kuralsız bir darbeydi ama aynı zamanda bundan daha mükemmeli olamazdı. Böyle bir darbe aldıktan sonra, yok olmaktan başka çare kalmıyordu demek...
"Yine mi birbirimizi yok etmekle bitti?"
Bu onların kaderinin bir parçası mıydı?
Amacına ulaşmak üzereyken hareket edemeyen kendi bedenine ve aşağı atlayan Shiki'yi durduran kendi bariyerine bakarak, Araya kendi kendine mırıldandı.
"Kökenini uyandıranlar kökenlerine tutsak olur, öyle mi? Demek ki benim dürtüm 'Sessizlik'ten ibaretmiş."
Büyücü bunu kimseye duyurmak için değil, sadece alaycı bir tavırla söylemişti.
Sadece ay ışığı, sanki canlıymış gibi parıldıyordu.
Yeşil çimlerin üzerine yığılmış Shiki ve iki kolunu da kaybetmiş halde ayakta dikilen siyah cübbeli Büyücü.
Tam o sırada, sanki yürüyüşten dönüyormuş gibi rahat adımlarla bir başka büyücü yaklaştı.
"Bu sefer de başarısızlıkla sonuçlandı, Araya."
Touko'nun sesine Araya cevap vermedi.
"Berbat bir haldesin. İnsanların ölümlerini toplayıp bir cehennem yarattın ve onların acılarını bizzat deneyimledin. Bu sadece acı verici değil mi? Neden kendini bu kadar köşeye sıkıştırıyorsun? Neden her şeyi göze alıp o Kökenin Girdabı'nı arzuluyorsun? Yoksa gerçekten, Tendai rahibi olduğun günlerdeki gibi insanlığı kurtarmayı mı düşlüyorsun?"
"Nedenini... çoktan unuttum."
Siyah cübbeli Büyücü bu cevabı verip kendi içine gömüldü.
Çok eski bir hikayeydi bu. İnsanlar tamamen kurtarılamazdı. Yaşadıkları sürece, ne olursa olsun karşılık alamayanlar çıkacaktı. Tüm insanlar mutlu olamazdı. Öyleyse, kurtarılamayan o insanların anlamı neydi? Hayatları neyle ödüllendirilecekti?
Cevap yoktu. Bu durum, sonsuzluk ile sınırlılığın eşit olması gibiydi. Kurtarılamayanlar olmasaydı, kurtulanlar ortaya çıkamazdı. Öyleyse kurtuluş denilen şey, sadece elden ele dolaşan bir altın sikkeden farksızdı.
İnsanlar kurtarılamazdı. Dünyada kurtuluş diye bir şey yoktu.
Bu yüzden ölümleri kaydetmek istemişti. Her şeyin sonuna kadar olan süreci kaydetmek, dünyanın sonunu kaydetmek ve baştan sona her şeyi incelemek. Ancak o zaman, gerçek mutluluğun ne olduğu ayırt edilebilirdi.
Karşılığını alamayanlar da kurtarılamayanlar da, eğer her şeye en baştan bakmak mümkün olursa, neyin mutluluk olarak adlandırılacağı yargılanabilirdi. Dünya sona erdikten sonra, "İşte bu yaşananlar insanın varoluş amacıydı" denebilirse, anlamsızca ölüp gidenlerin hepsine bir anlam verilmiş olurdu. Bu yüzden dünya sona erdiğinde, insan kendi değerini tahlil edebilirdi.
Tek ortak kurtuluş sadece buydu.
Bir çakmak sesi duyuldu.
Touko'nun sigarasını yakma sesiyle Araya'nın bilinci yerine geldi.
"Nedenini bile unuttun mu? Arzun bir hiçlik, başlangıcın ise sıfır. O halde sen aslında neysin?"
"Ben hiç kimseyim. Sadece bir sonuç istiyorum. Bu çirkin, kirli, aşağılık ve cahil insanlar... Onlar tamamen yok olduktan sonra tarihte geriye sadece bu kalacaksa, o çirkinliğin insanın gerçek değeri olduğu sonucuna varabilirim. Çirkin ve kurtarılamaz olan o varlığın insan olduğunu bilerek huzur bulabilirim."
İki büyücü, birbirlerinin yüzüne bakmadan konuşuyorlardı.
Araya öylece dikilmeye devam ediyordu.
Touko ise gözlerini yıldızlı gökyüzüne dikmişti.
"Demek bu yüzden Kökenin Girdabı'na ulaşmak istiyorsun. Orada her şeyin kaydı var. Orada hiçbir şey olmasa bile, her şeyi yok edebilirsin. Sen sırf kendin için, şu hayata tutunmaya çalışan zavallı insanların hepsini silip atmak istiyorsun."
"Evet. Ama sadece on adım kalmıştı. Sadece birkaç adım kala, dünya bir kez daha yoluma taş koydu. Bir yol açmak imkansızsa, doğuştan o yola sahip olan bir kabı ele geçirmem bile engelleniyor. Ne büyük bir direniş... ne bitmez bir inat.
Kimse dünyanın krizde olduğundan haberdar değilken, herkes bilinçaltında hayatta kalmayı diliyor. Kimse yıkılan dünyayı kurtarmaya çalışmayıp zevkusefaya gömülmüşken, herkes bilinçaltında dünyaya zarar veren şeyi ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu ne yaman bir çelişki. Yaşama arzusu, yaşama yönündeki o duayı kirletiyor.
İşte o kötü niyet, benim düşmanımdır."
Sesinden derin bir nefret okunuyordu.
Touko derin bir iç çekti.
"Dünya mı? Yanılıyorsun, Araya. Bu kez seni engelleyen şey insanlığın ortak iradesi falan değildi. Gerçekten harika bir iş çıkardın, o irade devreye bile girmedi. Araya Souren'i mahveden tek bir şey vardı. Sen, Enjou Tomoe adındaki tek bir insanın, o sıradan aile sevgisine yenildin."
Araya bunu kabul etmedi.
Dünyadaki tüm insanların, şu an yaşayan herkesin iradesini karşıma alıp yeneceğime inanan ben, nasıl olur da öyle bir velet yüzünden tökezlerim? Kim inanır buna?
"Öyle bile olsa, onu arkadan iten şey, insanlık dünyasını korumaya çalışan o niteliksiz, aşağılık kalabalıktı. Normal bir Enjou Tomoe'nin böyle bir şey yapması imkansızdı. Onu harekete geçiren şey aile sevgisi falan değildi. İnsanlarda öyle bir şey bulunmaz. Onlarda var olan tek şey, sadece hayatta kalma arzusudur. O çocuk, içindeki o çirkin arzuyu gizlemek için sadece aile sevgisi maskesi takmıştı. Sırf kendisi yaşamak istediği için, başkalarını koruyormuş gibi rol yapıyordu."
Araya'nın kelimelerinde nefretten başka bir şey yoktu.
İnsanları bu denli kirli olmakla suçlayan bu adamın haklı olduğunu Touko kesinlikle düşünmüyordu. Araya Souren çok uzun süre yaşamış ve artık bir kavram haline gelmişti. Düşüncelerinin yönü asla değişmeyen biri, artık insan sayılamazdı.
Bunun beyhude bir çaba olduğunu bilse de, lanetin devamını dile getirdi.
"Sana güzel bir şey söyleyeyim mi Araya? Sen bilmezsin ama ünlü bir psikoloğun tanımladığı, kolektif bilinçdışı denen bir şey vardır. Tüm insanların bilincinin en alt tabakasının aynı göle ulaştığı düşüncesi. Eski bir Budist rahip olan senin için oldukça aşina bir düşünce olmalı. Bu, yani Gaia teorisine ait olmayan taraftaki caydırıcı güç... İnsanlığın bilinçaltındaki ortak iradedir.
Buna ne derler biliyor musun Souren? Genel adıyla Alaya-shiki derler."
N-ne? diye nefesini tuttuğu duyuldu.
Touko hiç umursamadan devam etti. Büyücü daha önce onun sorusuna böyle cevap vermişti. Kendi düşmanının insanlığın arzuları, kurtarılamaz insan doğası olduğunu söylemişti.
İşte o lanet... Şimdi, burada tek bir şekle bürünüyordu.
"Komik değil mi Araya Souren? Sen, hayatın boyunca düşman bellediğin o şeyle aynı soyadı taşıyarak doğdun.
Buna rağmen sen kendin bunu bilmedin, etrafındaki hiçbir insan da sana bu durumu öğretmedi. Bu mucizevi tesadüfü koruyarak kendi yollarını çizdiler. Dünya ne kadar da kötü niyetli bir tuzak kurmuş böyle. Dinle beni Souren. Bu kez ortada dağ gibi çelişki vardı... Ama yönetici olan bizzat sen, her şeyden öte en büyük çelişkinin kendisiydin!"
Lanet, gaddar bir iblisin suretine bürünerek Araya'nın düşüncelerini istila etti, saldırdı ve varlığını darmadağın etti.
Büyücü cevap vermedi.
Sadece gözlerindeki odak noktası yavaşça silindi.
Yine de milim kımıldamadan, yüzünde acı dolu bir ifade belirdi. O karanlık, o ağırlık, sonsuza dek çözülemeyecek bir meseleyi omuzlamış bir filozofun acısı gibiydi.
İnkar etmedi, sadece laneti kabul ederek fısıldadı.
"Bu beden... artık sınırına ulaştı."
"Yine en baştan mı başlayacaksın? Bu kaçıncı olacak? Hiç akıllanmıyorsun."
İşte sarmal tam olarak buydu. Araya son ana kadar o asık suratını bozmadı.
Touko, bariz bir aşağılamayla dolu bakışlarını ona dikti ve parmaklarının arasındaki sigarayı yere fırlattı. En nihayetinde, yaktığı sigarayı bir kez bile ağzına sürmemişti.
Onu aşağılıyordu ama... Bir kavrama dönüşmüş olan bu büyücüden nefret etmiyordu. Tek bir yanlış adım atsa, hayır, tek bir yanlış adımdan kaçınmasaydı kendisi de şüphesiz böyle bir şeye dönüşmüş olacaktı. Ne insan ne de canlı olan, sadece bir doğa olayına indirgenmiş teorinin somut hali.
Çünkü şimdiki haliyle, bunun ne kadar acınası olduğunu görebiliyordu.
Öğğ diye kan kustu Araya.
Bedeni, geriye kalan sol yarısından başlayarak küle dönüşüp yok oluyordu.
"Yedek bir beden hazırlamadım. Eğer tekrar karşılaşırsak, bu ancak gelecek nesilde olur."
"O zamana kadar büyücü diye bir şey kalmaz ortada. Tekrar karşılaşmayacağız. Sonuna kadar yalnız kalacaksın.
Yine de... durmayacak mısın?"
"Elbette. Ben yenilgiyi kabul etmem."
Touko sadece gözlerini kapattı.
Uzun yıllar süren ayrılığın hesabını kesen bu kısa diyalog buraya kadardı.
Son olarak, Aozaki Touko adında bir büyücü olarak Araya Souren'e sordu.
"Araya, neyi arzuluyorsun?"
"Gerçek bilgeliği."
Siyah büyücünün kolu parçalanarak döküldü.
"Araya, nerede arıyorsun?"
"Sadece... kendi içimde."
Paltosu darmadağın oldu, bedeninin yarısı rüzgarda savrulmaya başladı.
Aozaki Touko, gözlerini ayırmadan sonuna kadar bunu izledi.
"Araya, nereyi hedefliyorsun?"
Araya yok oluyordu. Sadece ağzı kalmıştı, kelimeleri sese dönüşemeden yitip gitti.
—Sormaya bile gerek yok. Bu çelişkili sarmalın sonunu...
Sanki böyle bir cevap geri dönmüş gibi hissetti.
Rüzgarda savrulan küllerden gözlerini kaçıran Touko, bir kez daha sigarasını yaktı.
Mor duman, imkansız bir serap gibi havada dalgalanıyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.