Adam, karanlık geçitte bekliyordu.
Merkezdeki lobiye uzanan, o dar ve tek yolu kapatırcasına...
Siyah bir paltoya bürünmüş olan adam, ay ışığını bile reddediyordu; geceden daha derin bir gölge gibiydi.
Adam, lüks daire sakinlerini birer birer biçip geçen beyazlı genç kızı hiçbir duygu belirtisi göstermeden izliyordu.
Bu bakışları hissetmiş olacak ki, önündeki son sakini de öldüren Ryougi Shiki adımlarını durdurdu.
Genç kız —Shiki— bu kadar yaklaşana kadar adamın farkına varamamıştı. Aralarındaki mesafe altı metre bile değildi. Bu kadar yakın bir mesafeye kadar bir "düşman"ı algılayamamış olması, kendisi için bile inanılır gibi değildi.
Hayır... Bu kadarıyla geçiştirilemezdi. Adamın suretini görmesine rağmen varlığını dahi hissedemiyor oluşu, Shiki’nin zihnindeki tüm sükuneti çekip alıyordu.
"…Ne kadar ironik. Aslında bunun tamamlanması daha sonraya kalmalıydı."
İşitenleri ruhundan dize getiren, ağır bir sesle konuştu büyücü.
Adam bir adım öne çıktı.
Shiki, bu gelişigüzel ve açıklarla dolu ilerleyişe tepki veremedi.
Karşısındaki adamın bir "düşman" olduğunu, kendisini ve Enjou Tomoe’yi öldürmeyi amaçladığını biliyordu; buna rağmen her zamanki gibi üzerine atılamıyordu.
'—Bu adamı göremiyorum...!?'
İçindeki şaşkınlığı bastırarak adama dik dik baktı.
Şimdiye kadar sadece bakmasıyla gördüğü insanların ölümü, bu adamda yoktu.
İnsan vücudunda, üzerinden geçildiği anda o bölgeyi durduran çizgiler vardır.
Bunun yaşamdaki bir çatlak mı, yoksa moleküler bağların zayıf noktası mı olduğunu Shiki bilmiyordu. Sadece görebiliyordu.
Şimdiye kadar istisnasız herkeste ve her şeyde "ölüm çizgileri" mevcuttu.
Lakin bu adamdaki çizgiler fazlasıyla zayıftı.
Shiki, şimdiye dek hiç yapmadığı kadar sert bir şekilde adama bakakaldı. Beyni aşırı mı ısınıyordu ne, bilincinin büyük bir kısmı bembeyaz kesilene kadar rakibini gözlemledi ve sonunda görebildi.
...Vücudunun merkezinde, göğsünün tam ortasında bir delik görünüyordu.
Çizgiler, bir çocuğun karalaması gibi aynı bölgede dönüp duruyor, sonuç olarak bir delik gibi görünüyordu.
"——Seni tanıyorum."
Bu garip yaşam formuna sahip olan rakibini Shiki tanıyordu.
...Hatırlıyordu.
Şu anki Shiki’nin anımsayamadığı o uzak anıları, iki yıl önceki yağmurlu bir gecede yaşananların parçalarını...
"Öyle. Böylece yüz yüze gelmeyeli tam iki yıl oldu."
İşitenin beynini pençesine alan o ağır ses...
Adam, elini yavaşça şakağına götürdü. Başının yan tarafında, alnından soluna doğru uzanan düz bir yara izi vardı. İki yıl önce Ryougi Shiki’nin açtığı o derin yara.
"Sen——"
"Araya Souren. Shiki'yi öldürecek olan kişi."
Kaşını bile oynatmadan, büyücü kesin bir dille konuştu.
Adamın paltosu gerçekten de bir büyücüyü andırıyordu. Omuzlarından dökülen siyah kumaş, masallardaki cadıların pelerinine benziyordu.
Bu pelerinin altından adamın bir kolu öne uzandı. Uzaktaki Shiki’nin boğazını yakalamak istercesine, yavaşça.
Shiki, bacaklarını hafifçe açarak gardını aldı. Tek elle tuttuğu bıçağını ne ara çift elle kavramıştı, farkında bile değildi.
"Zevksiz herif. Bu lüks dairenin ne anlamı var?"
Kendi gerginliğine ve muhtemelen ilk kez deneyimlediği o "korku" denilen şeye direnebilmek için sesini yükseltti.
Büyücü, Shiki’nin bunu duymaya hakkı varmışçasına cevap verdi:
"Genel bir anlamı yok. Tamamen benim şahsi iradem."
"Yani o tekrarlar da senin hobin mi?"
Gözlerine nefret doldurarak adama ters ters baktı.
Tekrar... O Enjou ailesi gibi, gece ölüp sabah dirilme şeklindeki o akılalmaz fenomen.
"Pek etkili sayılmazdı.
Bir günde tamamlanan bir dünya yarattım. Ancak sadece yaşam ve ölümün yan yana olması 'Ryougi' (İkilik) oluşturmaya yetmez. Aynı insanların yaşantısı ve ölümü olmazsa, seni kutsallaştırmak için yetersiz kalır. Öldükten sonra dirilme şeklindeki bir sarmal eksiktir. Birbirine dolanırken aynı zamanda çatışmaları şartsa, birbirlerine bağlı olmamalıydılar. Bu yüzden gölgeye cesetlerini, aydınlığa ise yaşamlarını hazırladım."
"Hah. Yani burası ceset torbası, orası da günlük hayat mı? Boş işlere kafayı takmışsın. Bunun hiçbir anlamı yok ki."
"—Anlamı olmadığını söylemiştim."
Ardından adam, Shiki’nin arkasında boş gözlerle kalakalmış olan çocuğu fark etti.
Enjou Tomoe, Araya Souren denilen o karanlığa bakarken donup kalmıştı.
"Evet, anlamı yok. Zaten aynı insanın iki farklı nitelikte aynı anda var olması imkansızdır. Ölüler ve diriler birbirine karışmaz. Bu çelişkili dünyada, bir bireyin ortaklaşabileceği hiçbir anlam yoktur."
Büyücü, bakışlarını çocuktan tekrar genç kıza çevirdi.
Sanki Enjou Tomoe’nin artık hiçbir hükmü kalmamış gibi...
"Bu basit bir deney. İnsanların acaba farklı bir ölüme kavuşup kavuşamayacağını görmek istedim. İnsan mutlaka ölür. Ancak o ölüm, her birey için önceden belirlenmiş olan ölümdür. Bir bireyin gerçekleştireceği son eylem olan ölüm, yalnızca bir tanedir. Yangında öleceği kaderine yazılmış olan kişi ne yaparsa yapsın yangında ölür; ailesi tarafından öldürülecek olan kişi ne kadar çırpınırsa çırpınsın ailesinin elinde can verir. İlk ölümden kaçmaya çalışsa da, ikinci veya üçüncü ölüm mutlaka o belirlenmiş yöntemle gelir.
Bu sınırlı ölüm biçimine biz 'ömür' deriz.
İnsanın nasıl öleceği bile bellidir. Fakat aynı sonu binlerce kez tekrarlarsan, o sarmalda da bir sapma meydana gelecektir. Sapma, ufak bir kaza bile olabilir. İş çıkışı bir arabanın çarpması gibi sıradan bir talihsizlik yeterlidir. —Buna rağmen şu ana kadar sonuç hep aynı. İki yüz kadar tekrar, insanın kaderini değiştirmeye yetmiyor görünüşe göre."
Adam, hiçbir duygu kırıntısı göstermeden sıkkın bir tavırla anlatıyordu.
Sırf bu bile... Shiki’ye bu adamı burada öldürmesi gerektiğini hissettirdi. Adamın hangi yollarla, hangi süreçlerle bunları yaptığı umurunda değildi.
Kesin olan tek bir şey vardı; adam, kendisinin bile umursamadığı bir deney için Enjou Tomoe’nin ailesine her gün birbirlerini öldürtüyordu...
"Bunun için mi aynı ölümü... son bir günü tekrarlatıyorsun? Aynı şartlarda başlayan bir sabah ve aynı şartlarda yaşayan bir aile hazırlayarak. Peki, sadece Enjou’nun evi mi geceleri ölüyor?"
"Öyle olsaydı buranın bir 'farklı dünya' olmasının anlamı kalmazdı. Buraya davet ettiğim ailelerin hepsi zaten çökmüş olanlardı. Temelden bozuk olan ilişkiler, sadece üzerlerindeki baskı artırılarak son durağa ulaştırıldı. On yıllar sürecek olan o sona gidiş yolu bir ıstıraptır. Onlar, bir ay içinde eninde sonunda varacakları o sona ulaştılar."
...Ne gurur duyarak ne de hayıflanarak söylüyordu bunu büyücü.
Shiki, siyah gözlerini kısarak karanlık adama bir bakış attı.
"…Frenleri bozup sırtlarından itmişsin desene şuna. Gerçekten de bu bina insanı strese sokuyor. Her yeri çarpık. Yerler deniz gibi oradan oraya eğimli, insanın denge duyusunu bozuyor; göze yük binen boyalar ve ışıklandırmalarla sinirler farkında olmadan yıpranıyor. Hiçbir büyü etkisi kullanmadan insanı bu kadar çıldırtabilmek... Büyük bir mimarsın doğrusu."
"Buranın tasarımını Aozaki’ye yaptırdım. Bir övgü varsa bana değil, ona gitmeli."
Adam bir adım daha yaklaştı.
Anlaşılan konuşma buraya kadardı.
Shiki, adamın boyun damarına kilitlendi ve son olarak asıl merak ettiği şeyi sordu.
"Araya. Neden beni öldürüyorsun?"
Adam cevap vermedi. Bunun yerine tuhaf bir şey söyledi.
"Fujou Kirie de Asagami Fujino da etkili olamadı."
"——Ne?"
Hiç beklemediği isimleri duyunca Shiki'nin nefesi kesildi.
O boşluktan faydalanan adam, bir adım daha ileri çıktı.
"Ölüme sığınmadan yaşayamayan Fujou Kirie, seninle benzer ama taban tabana zıt bir niteliğe sahipti."
...Ne zaman öleceği belli olmayan bir hastalık tarafından kemirilen Fujou Kirie.
O, sadece ölüm aracılığıyla yaşadığını hissedebilen bir kadındı. Sadece ölerek varlığını duyumsayabilen bir insandı. Tek bir ruhta iki bedene sahip bir yetenekliydi.
Ve sonra...
Ölüme sığınarak, ona direnerek hayatta olduğunu hissedebilen Ryougi Shiki. İki ruhta tek bir bedene sahip bir yetenekli.
"Ölüme dokunmadan zevk alamayan Asagami Fujino, seninle benzer ama taban tabana zıt bir niteliğe sahipti."
...Acı hissi olmadığı için dış dünyadan gelen duyguları karşılayamayan Asagami Fujino.
O, adam öldürmek gibi nihai bir eylemden başka bir şeyden zevk alamayan bir genç kızdı. İnsan öldürüp, o can çekişme sürecinden ve üstünlük hissinden başka bir yolla yaşadığını hissedemeyen bir insandı. Yeteneği yapay olarak mühürlenmiş eski bir kan bağına aitti.
Ve sonra...
Ölüme dokunarak, birbirini öldürmeye çalışarak kendisini ve başkalarını hissedebilen Ryougi Shiki. Yeteneği yapay olarak açılmış eski bir kan bağına ait.
"Ölümün yanı başında olmasına rağmen o ölümü, sen ise yaşamı seçtin.
Hayatları söndürürken o cinayetten keyif aldı, sen ise ölümüne dövüşe değer verdin.
Fark etmiş olmalısın. Onlar senin yoldaşın olsa da, Ryougi Shiki ile zıt niteliklere sahip katillerdi."
Shiki, dehşet içinde üzerine çöken bu karanlığa baka kalmıştı.
Sadece bakabiliyordu.
"İki yıl önce başarısız oldum. O herif fazla zıttı. İhtiyacım olan şey, aynı kökene sahip olup farklı yollara ayrılanlardı.
Evet, sevin Ryougi Shiki. O ikisi, sadece senin için hazırlanmış kurbanlardı."
Adamın sesi, gülmemek için kendini zor tutan biri gibi heyecan doluydu. Buna rağmen sadece yüzü kıpırdamıyordu. Değişmeyen, ızdırap dolu bir filozof çehresi.
"Bir piyonum daha kalmıştı ama Aozaki durumu fark edince elden bir şey gelmedi. Enjou Tomoe beklenmedik bir buluntuydu. Benim iradem dışında, kendi ayaklarınla buraya geldin."
"Sen..."
Shiki, bıçağı tutan iki eline de güç verdi.
Adam durdu ve Shiki'nin arkasını işaret etti.
Orada, az önce Shiki'nin üst üste yığdığı ölüler ordusundan başka bir şey yoktu.
Bu, ezici bir günahın ve karanlığın ete kemiğe bürünmüş haliydi.
"Hiçlik, senin kaotik dürtün, yani kökenindir.
O karanlığa bak. Ve kendi adını hatırla."
Büyülü bir tını taşıyan bir büyü yankılandı.
Zihni bu tılsımın pençesine düşerken Shiki, can havliyle kafasını sallayarak bağırdı.
"Asıl suçlu... sensin!"
Fışkıran bu çığlıkla birlikte Shiki, büyücüye doğru atıldı. Sonuna kadar gerilmiş bir yaydan fırlayan ok kadar hızlı, vahşi bir sürat ve öldürme arzusuyla.
Aralarındaki mesafe zaten üç metre kadardı.
Dar koridorda karşı karşıya gelen Shiki ve büyücü için kaçacak bir yol yoktu. Geri çekilmek... her ikisinin de zihninin ucundan bile geçmiyordu.
Shiki'nin vücudu adeta patladı.
Bu mesafeden yaklaşmak saniyeler bile sürmezdi. Bir solukta bıçağın ağzını adamın göğsüne saplayabilirdi.
Beyaz kimonosu karanlığın içinde süzüldü.
Tam o anda, büyücü telaffuz etti:
"Fugu,"
Hava değişti.
Shiki'nin vücudu aniden durdu.
"Kongou,"
Büyücü, bir elini havaya uzatıp Shiki'ye doğrultarak kelimeleri döktü.
Shiki, yerde parlayan çizgileri fark etti.
"Jakatsu,"
Büyücünün etrafındaki her türlü akış kesilmeye başladı.
Atmosferde süzülen tüm fenomenler mühürleniyordu.
Shiki gördü.
Siyahlar içindeki adamın ayaklarının altından uzanan üç dairesel deseni.
'Vücudum... ağırlaşıyor mu...?'
Büyücüyü koruyan üç daire, yıldız yörüngelerini tasvir eden şekillere benziyordu. Üç ince uzun daire, birbirinin üzerine binecek şekilde yerde ve havada belirmişti.
Bu dairelerin en dıştaki çizgisine adım attığı anda, Shiki'nin vücudu tüm hareket enerjisini yitirdi. Örümcek ağına yakalanmış narin ve beyaz bir kelebek gibi.
"Ryougi Shiki... Bu beden, Araya Souren tarafından teslim alınacak."
Büyücü hareket etti.
Eğer Shiki gece karanlığında beyaz kimonosuyla bir hayal gibi koşuyorsa, bu adam gece karanlığına karışıp avına sinsice sızıyordu.
Yaklaşma süreci bile gözle seçilemeyen, bir hortlak kadar hızlı bir sürat.
Öylece duran ve hareket edemeyen Shiki'nin hemen yanında büyücünün paltosu dalgalandı.
Varlığı bile hissedilemeyen bu yaklaşma karşısında Shiki anlık bir tepki veremedi.
Gördüğü halde... Adamın yaklaştığını gördüğü halde, onun hemen yanında durduğunu algılayamıyordu.
Sırtından bir ürperti geçti.
Buraya kadar gelince, düşmanının gerçek bir canavar olduğunu nihayet anladı.
Büyücü sol elini uzattı.
Bir mengene gibi açılmış avuç içi, Shiki'nin yüzünü ezip parçalamak için ileri atıldı.
"Gelme... sakın!"
Sırtına inen bir darbe gibi hissettiği o ürperti, aksine vücudunu o hareketsizlik halinden diriltti.
Büyücünün parmak uçları yüzüne değdiği an, Shiki sanki bir şeyden fırlatılmış gibi başını yana çevirdi. Vücudunu yanlamasına kaydırırken, büyücünün koluna bıçağıyla bir kavis çizdi.
Tok bir sesle bıçak, büyücünün sol bileğini kesti.
"Daiten,"
Büyücü telaffuz etti.
Bıçağın ağzının kesinlikle geçtiği o bilek, koldan kopup düşmedi.
Bıçak bir turpu keser gibi pürüzsüzce geçmiş olmasına rağmen, büyücünün elinde tek bir yara bile yoktu.
"Choukyou,"
Sağ el harekete geçti. Ölmez sol elinden kaçan Shiki'nin hareketini öngörerek savrulan sağ el, onu kesin olarak yakalamıştı.
Genç kızın yüzünü tek eliyle pençeler gibi kavrayan büyücü, Shiki'nin vücudunu havaya kaldırdı. Shiki bir genç kız olsa bile, bir insanı tek koluyla havaya kaldıran bu siluet bir iblis ya da canavarı andırıyordu.
"A..."
Shiki'nin boğazı titriyordu.
Can çekişmeyi andıran bu seste bilinç yoktu.
Adamın avucundan hissettiği tek şey, ezici bir umutsuzluktu. Bu his derisini delip beyin sapına ulaştı, omurgasından aşağı süzülerek tüm vücuduna işledi.
Hayatında ilk kez. Bu şekilde öldürüleceğinden emin oldu.
"Hamlık. Bu sol elimin içine kutsal emanetler gömülü. Ne kadar Doğrudan Ölümün Gizemli Gözleri'ni kullanırsan kullan, ölmeye müsait olan o çizgileri göremezsin. Sadece düz bir kesikle Araya'ya zarar veremezsin."
Genç kızın yüzünü kavradığı avucuyla sıkarak konuştu büyücü.
Shiki cevap vermedi. Yüzünü sıkan güç o kadar fazlaydı ki, cevap verecek mecali bile yoktu.
...Adamın kolu, bir insanın kafasını ezmek için tasarlanmış bir makineydi. Yüzüne iyice saplanan beş parmak, kaba kuvvetle kurtulunacak gibi değildi. Yanlış bir hareketle karşı atağa kalkışsa, bu makine tereddüt etmeden Shiki'nin kafasını parçalardı.
Büyücü anlatmaya devam etti.
"Üstelik ben ölmem. Benim kökenim 'Durağanlık'tır. Kökenini uyandıranlar, kökenin kendisi tarafından yönetilir. Zaten durmuş olan birini nasıl öldürebileceğini sanıyorsun?"
Shiki cevap vermedi. Tüm duygularını bir kenara bırakıp, adamın vücudundaki o zayıf çizgiyi bulmaya tüm gücünü verdi.
Tüm vücuduna yayılan o umutsuzluk aneztezisini de, yüzünü sıkan acıyı da görmezden gelerek tek bir çıkış yolu açmaya çalıştı.
Ancak ondan önce.
Büyücü havada tuttuğu genç kızı süzdü ve kararını verdi.
"Anladım. Yüzüne ihtiyacım yok."
Duygusuz bir sesle büyücü, ilk kez koluna gerçek anlamda güç yükledi.
Kemiklerin çatlama sesi yankılandı.
Tam o anda...
Ryougi Shiki'nin yüzünü ezmek üzere olan o sağ kol, bu sefer gerçekten bıçak tarafından kesilip koparıldı.
"Hım..."
Büyücü hafifçe geri çekildi.
BAŞLIK: Ölümsüzlüğün Sonu ve Yeni Bir Kabus
İçerik:
Havada asılı kaldığı o pozisyonda büyücünün kolunu dirseğinden kesip atan Shiki, yüzüne yapışan avucu söküp atarak geriye sıçradı.
Tok bir sesle siyah kol yere düştü.
Büyücünün üçlü çemberinin ulaşamayacağı sınır noktaya kadar uzaklaşan Shiki, tek dizinin üzerine çökerek yere kapandı.
Yüzünün ezilme tehlikesiyle karşılaşmasından doğan acıdan mı, yoksa büyücünün o zayıf ölüm çizgilerini görebilmek için bilincini aşırı zorlamasından mı bilinmez; Shiki, vahşi bir soluk alışverişiyle diz çökmüş halde sadece yeri dik dik izliyordu.
İkili arasındaki mesafe bir kez daha büyük ölçüde açıldı.
"Anlıyorum, dikkatsizlik ettim. Hastanedeki olayda zaten kanıtlanmıştı. İster canlı olsun ister ölü, hareket eden bir şey varsa onu hareket ettiren kaynağı kesip atarsın. Senin yeteneğin bu. Ben çoktan durmuş bir yaşam olsam bile, bu şekilde var olduğum sürece beni var eden ipler var demektir. Orayı kestiğinde ölürüm elbet. Tek istisna bu sol kolum ama onu da ne kadar süre gizli tutabilirim ki... Hangi azizin kemiği olursa olsun, faaliyet gösterdiği sürece buna neden olan bir illiyet bağı olması doğanın kanunudur."
Büyücü, kopan koluna zerre aldırmadan konuşuyordu.
"Yine de o gözler sana lazım değil. Ryougi Shiki'nin bir eklentisi olmak için fazla tehlikeliler. Fakat... Ezmeden önce biraz anestezi gerekecek sanırım."
Büyücü, üçlü bariyerini koruyarak bir adım öne çıktı.
Shiki ise gözlerini o üçlü çemberden ayırmıyordu.
"Olmaz... İşini az önce bitirmeliydin."
Bıçak ters bir tutuşla Shiki'nin elindeydi.
"Ben de bariyerleri bilirim. Shugendo'da kutsal dağlara kadınlar girmesin diye bariyer kurulur. Giren kadının taşa dönüştüğü söylenir ama bariyer dediğin şey aslında sadece bir sınırdan ibarettir, değil mi? Çemberin içi bariyer değildir. Sadece o ayrım noktası, başkalarını engelleyen büyü gücünden bir duvardır.
O zaman... Çizgi silinirse o güç de yok olur."
Ve bıçağını yere sapladı.
Büyücünün sahip olduğu üçlü çemberin en dış halkasını "öldürmüştü".
"Cehalet..."
Büyücü telaşla öne atıldı.
Shiki'ye doğru bir adım daha yaklaştı ancak Shiki'de bir değişim olmadı. Adamın savunması üçten ikiye inmişti. Büyücü içinden dilini şaklattı. Shiki'nin Doğrudan Ölümün Büyülü Gözleri'nin bu seviyede olduğunu hesaba katmamıştı. Biçimi olmayan, canlı bile sayılmayan "bariyer" kavramını bile katletmek; ne büyük bir mutlaklıktı bu...
Sınıra dokunan dış düşmanları cezalandıran üçlü bariyerin dış halkası, eşsiz savunması öldürülen büyücü, Shiki'nin işini bitirmek için koşmaya başladı.
"Ama hâlâ iki tane kaldı!"
"Onlar için de çok geç."
Shiki çömelmiş pozisyonunu bozmadan elini arkasına uzattı.
Kimonosunu sıkan kuşağının, obisinin içinde ikinci bir bıçak daha vardı.
Bıçağı sırtındaki kuşaktan yanlamasına çekip çıkardığı gibi anında büyücüye fırlattı.
Namlu, ikili bariyeri delip geçti.
Su yüzeyinde seken bir çakıl taşı gibi bıçak, çemberlerin üzerinde iki kez sekip büyücünün alnına yöneldi. Bir mermi kadar hızlıydı.
"――!?"
Büyücü refleksle kaçındı. Bıçak adamın kulağının dibinden sıyırıp geçerek koridorun derinliklerinde kayboldu ancak kaçındığı kulağının olduğu taraf tamamen oyulmuştu. Kan, et, parçalanmış kemik ve beyin sıvısı dışarı sızıyordu.
"Höh..."
Büyücünün ağzından bir inilti kaçtı.
Fakat ondan da önce... Kendi vücudunu delip geçen bir darbenin şokunu hissetmişti.
Güm! Beyaz bir karanlık büyücünün gövdesinde patladı.
Büyücü, bıçağı fırlattıktan hemen sonra kendine doğru atılanın Shiki olduğunu fark ettiğinde maç çoktan bitmişti.
Shiki'nin omzuyla yaptığı darbe, bir top mermisinin çarpması gibi bir şok yaratmıştı. Sadece bu darbe bile birkaç kemiğini kırmış olmalıydı ama Shiki'nin elinde gümüş bir bıçak parlıyordu.
Bıçak, büyücünün göğsünün tam ortasını kesin bir şekilde delip geçmişti.
"Göh..."
Büyücü kan kustu. Kanı, kum gibi tozlu ve kuruydu.
Shiki bıçağı çekip çıkardığı gibi bu kez büyücünün boynuna sapladı. İki eliyle var gücüyle bastırıyordu. Galibiyet belli olmasına rağmen, sanki can havliyle ikinci kez son darbeyi vurmaya çalışıyordu. Çünkü...
"Ölmek nedir bilmiyorsun. O halde öbür dünyada yolunu şaşıracaksın Shiki."
Düşman henüz ölmemişti.
"Lanet olsun, neden...!?"
Shiki lanetler okurcasına bağırdı. Neden, neden ölmüyordun sen?
Büyücü, ifadesiz yüzünü bozmadan sadece gözbebekleriyle pis pis sırıttı.
"Evet, orası benim hayati noktam olmalı. Ama bu kadarı yetmez. Her ne kadar Doğrudan Ölümün Büyülü Gözleri olsa da, iki yüz yıl yaşamış ömrümü öldürmeye gücün yetmez. Er ya da geç bu beden duracak ama bunun olacağını zaten göze almıştım. Ryougi'yi yakalayacağım. Bedeli kendi ölümümse, bu adil bir takas."
Büyücünün sol eli hızla hareket etti.
...Evet. Maç zaten bitmişti.
Adamın sımsıkı sıkılmış yumruğu, Shiki'nin karnına sert bir aparkat çıkardı.
Koca bir ağacı bile delip geçecek o darbeyle Shiki'nin vücudu havaya kalktı. Sadece bu tek vuruşla Shiki, göğsü ve boynu deşilmiş büyücüden daha fazla kan kustu.
Çatır çutur sesler eşliğinde iç organları ve onları koruyan kemikleri paramparça oldu.
"――"
Shiki olduğu yerde bayıldı. Ne kadar o gözlere sahip olursa olsun, ne kadar üstün refleksleri bulunursa bulunsun, bedeni nihayetinde kırılgan bir genç kızınkidir. Gücünü yarı yarıya kısmış olsa bile, beton duvarı bile parçalayan bir adamın darbesine dayanması mümkün değildi.
Büyücü kızın karnını tek eliyle kavrayıp havaya kaldırdı, ardından lüks dairenin duvarına fırlattı. Shiki'nin tüm kemiklerini un ufak edebilecek şiddetteki bu vahşet, beklenmedik ve tuhaf bir fenomene dönüştü. Duvara çarpan Shiki'nin bedeni, suya batar gibi duvarın içine gömüldü.
Lüks dairenin duvarı Shiki'yi tamamen yutarken çıkan vıcık vıcık seslerin ardından büyücü nihayet kolunu indirdi.
Boynunda hâlâ Shiki'nin bıçağı saplıydı ve gözlerinde az önceki o baskıdan eser kalmamıştı.
Kısa bir sessizlik oldu, o siyah palto bir milim bile kımıldamadı.
Aslında bu çok doğaldı.
Büyücünün bedeni tamamen ölmüştü.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.