Çelişkili Sarmalın Gölgesinde

O gün, Ryougi ile ilk kez karşılaştığım ara sokaktaydım.

Gündüz olmasına rağmen ne insan geçişi vardı ne de şehrin türlü gürültüleri buraya ulaşıyordu. O zamanki kan izlerinin de tamamen kaybolduğu o yerde, tek başıma bembeyaz nefesler üfleyerek duruyordum.

Tıkır tıkır tıkır tıkır.

Ekim ayı da bitmek üzereydi. Evimi, işimi, her şeyimi terk edip kaçtığımdan beri bir ay geçmek üzereydi.

Oysa polisin beni aradığına dair bir iz yoktu. Üstelik her gün düzenli olarak mağazalara gidip televizyon haberlerini kontrol etmeme rağmen, benim işlediğim cinayet haber yapılmamıştı. Gazetelere de şöyle bir göz gezdiriyordum ama yine de öyle bir haber bulamıyordum.

O olay, sıradan bir seri katil olayından farklıydı. Kesinlikle televizyon izleyicilerinin ilgisini çekecek bir konuydu. Kolayca bir kaza olarak ele alınması imkansızdı.

"───Olamaz─── Henüz bulunamadı mı?"

Mırıldandığı kendi sesine, midesindekileri kusacak gibi oldu.

O tiplerin ne olduğu umurumda olmamasına rağmen─── sadece cesetlerin bir ay boyunca bulunamadan öylece bırakıldığı görüntüyü düşündüğünde bile korkunç bir melankoliye kapıldı.

Gidip bakayım mı? Hayır, bu imkansız. Öyle bir cesaretim yoktu ve polis gözetliyor olabilirdi.

Her halükarda, yapabileceğim tek şey böyle dışarıdan durumu izlemekti.

───Sadece bir kez.

Bir kez bile olsa televizyonda bir olay olarak haber yapılırsa, ben de bir sonuca varır ve Ryougi'nin önünden kaybolabilirdim. Enjou Tomoe bir katil olarak halka duyurulursa Ryougi'ye sıkıntı vereceği için, ben de pişmanlıklarımı kesip bu şehirden ayrılabilecektim.

"Kahretsin, ne diye ben───"

Ryougi'den ayrılamıyor muyum?

Tıkır tıkır tıkır tıkır.

Rüzgar şiddetlenmişti. Soğuk kuzey rüzgarı tarafından kovalanır gibi ara sokaktan dışarı çıktı.

Öylece şehirde yürürken, uzaktaki yaya geçidinde Ryougi'nin siluetini gördü. Kimono giymiş, üzerine deri ceket atmış bir tarz ondan başkasına ait olamazdı.

Onu uzaktan izlerken, tanıdık bir yüz fark etti.

Ben ve Ryougi'nin tanıştığı gece, bu duruma sebep olan kişilerden biriydi. O adam, alışkın adımlarla, çok doğal bir şekilde Ryougi'yi takip ediyordu.

Tık, tıkır tıkır, tık.

───Bir şeyler ters gidiyor.

Kalabalığa karışarak, Ryougi'yi takip eden adamı takip ettim.

O adam bir süre Ryougi'yi takip ettikten sonra bir yere gitmişti. Ondan sonra, yerine geçen olarak o zamanki üyelerden biri Ryougi'yi takip etme işini devraldı.

O grup Ryougi'ye bir şey yapma niyetinde değildi, sadece takip ediyor gibiydi. Buna rağmen─── onlara göre, hayran kalacak kadar organize ve kusursuz hareket ediyorlardı.

Bir saat boyunca onları gözetledikten sonra, nöbeti devredip giden adamın nereye gittiğini öğrenmem gerektiğini düşündüm.

Tam o sırada, Ryougi'den bir tekme yiyip acı içinde kıvranan piç, takibi bitirip gidiyordu.

Hızlı adımlarla peşinden gidince o adam, az önce benim bulunduğum o ara sokağa girdi.

────Tuzak.

Ne için olduğunu kim bilir. Yine de bu kesinlikle uğursuz bir anlam taşıyordu.

Ara sokağa giden, ince bir çizgi gibi yolun girişinde durup içerisini dik dik süzdü. O grubun ne yaptığını buradan bir şekilde anlayamaz mıydı?

Gözlerini iyice kısınca, biri duruyordu.

Şarap kırmızısı, uzun bir palto.

İnce uzun boylu siluet erkek miydi acaba?

Saçları uzundu ve altın rengindeydi. Yanında simsiyah bir çoban köpeği vardı. Uzaktan bile insanları küçümseyen, kibirli yüz hatları anlaşılıyordu───.

Bu arada─── o adam, kimdi sahi?

Kulağının dibine akıcı bir telaffuz akıp gitti.

Nefesi kesilir ve arkasını dönse de orada kimse yoktu.

Aceleyle ara sokağa geri dönünce, paltolu adam da kaybolmuştu.

Soğuk kuzey rüzgarı esiyordu.

Takır takır, vücudu titriyordu.

Enjou Tomoe'nin iradesinden bağımsız olarak titreyen bedenini sarıp,

Sebepsiz yere ağlayacak gibi olan hislerini umutsuzca bastırarak,

Sonbaharın sonunu ve kendi sonunu hissediyordu.

Gece olunca, Ryougi'ye takip edildiğini anlattı. O geceki grubun onu ciddi ciddi gözetlediğini söyledi.

Ama Ryougi'nin cevabı her zamanki gibi kısaydı.

"Hımm, öyle mi?"

"Peki ya sonra?" diye berrak gözleri soruyordu.

Bu seferlik benim de mantığımın dizginleri koptu.

"Peki ya sonra" denecek bir durum değil bu. Gözetleyenler sadece onlar değil! Kırmızı paltolu yabancıyı hatırlamıyor musun?"

"Öyle eğlenceli bir tanıdığım yok benim."

Ryougi o andan sonra bu konuya tepki vermemeye başladı.

İlgisini kaybetmiş olmalıydı. Bu kız, Ryougi Shiki'nin kendisine ne kadar etki ederse etsin, eğer Ryougi kendisi bunu önemsiz bir şey olarak görürse her şeyi boş verirdi. Haksız yere cinayetle suçlansa bile umursamazdı. Önemli olan dışarıdan gelen değerlendirme değil, sadece kendi hisleriydi.

……Ah, ben de öyle olmayı istemiştim ve bunun kendisi için doğal bile olduğu Ryougi'yi asil buluyordum. Ama bu seferlik bir istisnaydı.

O tipler─── hayır, o adam gerçekti.

Benim ya da o grubun aksine, sahte, yapay bir tehlike değildi. Ryougi gibi, saf, tüyler ürpertici bir korkutuculuğa sahipti.

"Dinle beni! Bu başkasının meselesi değil. Bizzat senin kendi meselen! Biraz da beni, endişelenen beni düşün!"

Benim bağırmam canını sıkmış olacak ki, kimonolu kız maharetle yatağın üzerinde bağdaş kurup yukarı baktı.

Bu sırada. Gerçekten de sinirlenmiştim sanırım.

Ryougi'nin bu kadar umursamaz olmasından değildi. Sebep daha basitti. O da şuydu───

"Hımm. Elbette bu başkasının değil, benim meselem. Ama Enjou neden benim için endişeleniyor ki?"

İşte bu yüzden, o da şuydu───

"Bu aptal, elbette endişeleneceğim. Ben senin yaralanmanı istemiyorum. Ben─── sana, aşığım."

Gergin atmosfer aniden durdu.

……Söyledim. Yakında yok olması gereken ben, söylememesi gereken bir şeyi söylemiştim.

Bu söz, her şeyden çok─── kendi iyiliğim için dile getirmemeliydim oysa.

Ryougi tuhaf bir şeye bakar gibi gözlerle bana bakıyordu.

Birkaç saniye geçtikten sonra, kimonolu kız gülmeye başladı.

"Hahaha, ne diyorsun Enjou! Senin bana aşık olman ne mümkün. O kırmızı paltolu adam sana hipnoz mu yaptı yoksa? Hafızanı iyi kontrol etmelisin, eminim garip sesler karışmıştır içine!"

Ryougi───Shiki, gülerek onu ciddiye almadı.

Ne kadar emin olduğunu bilmesem de, gerçekten de öyle bir şey olmadığını kesin bir dille söyledi.

Ben elbette öyle bir şeyi kabul etmedim.

"Hayır! Ben ciddiyim. Seni görünce ilk kez bir insanı güzel buldum ve sonunda kendime yakın bir insanla tanıştığımı düşündüm. Sen gerçeksin. Ben senin için her şeyi yaparım────"

Oturan Ryougi'nin omuzlarını tutup karşısından ters ters bakar.

Ryougi gülmeyi bırakıp geri baktı.

"Hımm, öyle mi."

Kuru bir ses.

Ryougi'nin eli yakamı kavradı. Ve─── ben, sanki kağıttanmışım gibi bir hafiflikle fırıl fırıl dönerek yatağa sırtüstü düşüverdim.

Üzerimde, elinde bıçakla Ryougi duruyordu───.

"O zaman, benim için ölebilir misin?"

Boğazına, bıçak değdi.

Ryougi'nin gözlerinde özel bir ifade yoktu.

Her zamanki gibi kayıtsızca bıçağı indirip, kayıtsızca beni öldürecekti.

Ryougi, kendisi uğruna ölüp ölemeyeceğimi sormuyordu.

Kendi zevki için öldüreceğini söylüyordu; az önceki sözleri de tam olarak bunu ima ediyordu.

───Bu, sevgiyi ancak böyle bilebilirdi.

Ölmek korkunçtu. Şu an bile hareket edemeyecek kadar korkuyordum. Ama zaten ömrüm uzun değildi. İnsan öldüren ben, er ya da geç polise yakalanacak ve bir daha bu tarafa geri dönemeyecektim. O zaman────

“...Peki. Senin için ölürüm.”

Dedim.

Ryougi'nin gözleri, insancıl bir ifadeye büründü.

“Ne istersen yap, zaten ömrüm kısa. Ben ana babasını öldüren biriyim. En kötü ihtimalle idam cezası alırım. O zaman──── darağacından çok, senin elinden ölmek daha iyi olur.”

“Ana babasını mı öldürdün?”

Bıçağı boğazımda tutmaya devam ederken Ryougi tekrarladı.

Şimdiye dek sakladığım anıları, öldürülmek üzereyken anlatmaya başladım. Bu, muhtemelen──── ölmeden önce bir kez olsun günah çıkarma taklidi yapmak istememden kaynaklanıyordu.

“Evet, ana babamı öldürdüm. Berbat ebeveynlerdi, gözümün önünde borç alıp eğlenip dururlardı. Ben de artık onlarla baş edemez hale gelmiştim, defalarca defalarca─── bir hata yapıp da ölümden kurtulmasınlar diye defalarca─── bıçakla iç organlarını karıştırdım. Evimizde ısıtma da yoktu. O gece soğuktu, değil mi? Nefesim bile beyaz çıkıyordu, insanların bağırsakları daha sıcaktı. İnsan karnından buhar yükseldiğini ömründe bir kez görürsün ya da görmezsin! Heh heh, gerçekten─── her yerim uyuşmuştu, aptallaşmıştım herhalde. Parmaklarım bıçağı bırakmıyordu, kollarım durmadan bağırsakları karıştırıyordu. Bir süre sonra, ana babamı öldürmek için mi bıçakladım, yoksa bağırsakları karıştırmak için mi bıçakladım, onu bile anlayamaz oldum, hatta o şeyin insan olup olmadığını bile anlayamaz oldum───”

Ağlar mıyım diye düşündüm ama gözyaşlarım akmadı.

Hatta tuhaf bir ferahlık bile hissediyordum. O beceriksiz ana babamı öldürüp gerçekten özgürleştiğimi düşünüyordum.

“───Tomoe. Neden öldürdün?”

Karşımdaki kadın sordu.

Düşündüm. Neden öldürmüştüm ki?

Nefret mi etmiştim? Canımı mı sıkmışlardı? Hayır, öyle temiz duygular değildi bunlar.

Ben───── korkmuş muydum acaba?

“Ben, korkmuştum. Rüyalar─── görüyordum.

İşten eve gelip futonuma giriyordum. Bir süre sonra yanımdan anne ve babamın tartıştığı sesler geliyor, sürgülü kapı açılıyordu. Babam kanlar içindeydi, annem ayakta duruyordu. Annem beni olduğu yerde bıçaklayıp öldürüyor, sonra kendi boğazını bıçaklayıp ölüyordu. İlk başta, ben de o an öldüğümü sanıyordum. Ama hayır. Sabah uyandığımda öyle bir şey olmuyordu. Rüyaydı. Sıkıcı bir rüyaydı.

Ben herhalde, ana babamı öldürmek isteyip de yapamadığım için böyle bir rüya görmüştüm. Sonra─── o rüyayı her gece gördüm. Her gün, her gün, o rüyayı tekrarladım. Rüya dediğin de her gün olur mu hiç? Artık dayanamaz hale gelmiştim. Ben, öldürüleceğim geceden korkuyordum. Artık o rüyayı görmek istemiyordum. Bu yüzden─── bir daha görmemek için, öldürülmeden önce öldürdüm sadece.”

Evet. O gece. Bir iş için sürgülü kapıyı açan annemi, sakladığım bıçakla defalarca bıçakladım. Defalarca öldürülmüştüm. Şimdiye kadarki tüm öfkemi boşaltırcasına, özenle öldürmüştüm. Ben özgürüm. O beceriksiz ana babama da, o ürkütücü rüyalara da artık bağlı değilim. Oh olsun. İçim ferahladı. Rüyalarıma giren, hayır, rüyalarımda bile izin verilmeyen özgürlük! Artık hiçbir şeyden korkmama gerek kalmamıştı─── kahretsin, ne kadar─── kirlenmiş bir özgürlük.

“───Aptalsın sen.”

Ryougi bunu ciddiyetle söyledi. O çekincesizliği, aksine içimi ferahlatmıştı.

Gerçekten de, tamamen haklıydı. Ben aptal olduğum için, başka bir kaçış yolu düşünememiştim. Ama pişman değilim. Sonunda polise yakalanacak olsam bile, o günlerden biraz daha iyi olurdu herhalde.

……Yalnız, bir şey vardı. Kendi suçumu dile getirince fark ettim.

Ben sadece kendi işlerime karar vermiş bir insandım. Böyle birinin, gerçek olsa bile, başkasına aşık olduğunu söylememesi gerekirdi. ……Böyle bir hakkım bile yoktu. Ryougi'nin gülüp beni ciddiye almaması da doğaldı. Ama…… onu koruma isteğim tek gerçekti. Sahte olan bende var olan tek gerçek olmasına rağmen. Kirli bir katil olan benle, o duygu bile kirleniyordu. ───Pişmanlık dersem, şu anki pişmanlığım buydu.

Bunu anladığım an. Az önce beni sürükleyen o ateşli hastalık, yeni bir modelle değiştirilip atılmış eski bir televizyon gibi, hızla soğudu.

“Yine de───”

Ben, o cinayetten pişman falan değildim.

O cinayetin yapılması gereken bir şey olduğunu, kalbimin derinliklerinde Tomoe söylüyordu.

Ryougi'nin gözleri uzaklara dalmıştı.

Enjou Tomoe denen benim özümü delip geçen, zerre kadar bulanıklık içermeyen bir bakış.

“───Korkunç bir hata. Sabretmek senin en iyi özelliğindi oysa, ama sonunda acı olanı seçtin, değil mi? İlk tanıştığımızda, Enjou Tomoe kendini hiçe sayıyordu. Geleceğini kaybedip boşluğa düşen sen, şimdi olduğu gibi ölmek mi istiyordun?”

……Beni keyfine göre öldürmek isteyen kız.

……Öldürülsem de olur diye düşündüğüm kız.

Bu ikisi bana soru soruyordu.

……Nasıl olurdu acaba?

O gece, kendimi umursamıyordum. Karşımdakini döverek öldürsem de olur diye düşünüyordum, tam tersine döverek öldürülsem de olur diye. Ama ölmek de istemiyordum. O zamanlar, evet…… sadece yaşamak zordu.

Amacı olmadan yaşayan, sahte gibi bir ben, acınasıydı. Ölmek istediği halde intihar bile edemeyen kendim çirkindi, var olmak istemiyordum.

Böylece Ryougi'ye kendi suçumu açıklarken bile ölmek istemiyordum.

───Ama zaten, insanlar eninde sonunda ölür. Benimki sadece diğerlerinden biraz daha erken, diğerlerinden daha acınası ve diğerlerinden daha değersizdi.

……Demek öyle. İşte buna, kesinlikle dayanamam.

Değersiz, sıkıcı bir ölüm şekli.

Öyle öleceksem, bari────

“───Senin için ölmek, çok daha gerçekçi ve iyi olur.”

“Reddediyorum. Senin canın falan, istemiyorum.”

Bıçak çekildi.

İlgisini kaybetmiş bir kedi gibi, Ryougi benden uzaklaştı.

Nereye gidecekti ki? Ryougi deri ceketini alıp dışarı çıkmaya hazırlanıyordu.

Ben ise, sadece ona dik dik bakabiliyordum.

“Hey, Enjou. Senin evin nerede?”

Ryougi'nin sesi, ilk tanıştığımız zamanki gibi soğuktu.

……Benim evim kiralık evden kiralık eve dolaşıp durmuştu. Altı ay içinde kira ödeyemediğimizden ya da borç tahsilatçıları yüzünden kovulduğumuzdan. Ben bundan nefret ediyordum─── çocukluğumdan beri nefret ediyordum, normal bir ev istiyordum.

“Ne yapacaksın ki sorup? Herhangi bir lüks dairenin dört yüz beş numaralı dairesi.”

“Öyle değil. Senin dönmek istediğin evden bahsediyorum. Bilmiyorsan sorun değil.”

Ryougi odanın kapısını açtı.

Giderken, kız arkasına bakmadan söyledi.

“Hoşça kal. Canın isterse yine kullanırsın.”

Ryougi kayboldu.

Yalnız kalınca burası o kadar kasvetli geliyordu ki, sanki sadece beyaz ve siyah renkler vardı.

Her şeyi monokroma bürünmüş, paslanmış bir ruh haliyle bir ay geçirdiğim odaya dik dik baktım ve gitmeye karar verdim.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.