Salonun az hasar görmüş köşelerinden birinde kamp kurabilecek kadar temizlik yapabildiklerinde, gece çoktan yarılanmıştı. Herkes yorgunluktan bitap düşmüş, düşüp bayılacak raddeye gelmişti. Sunny ile Cassie uzun süredir döngünün işkencesini çekiyordu; Effie ile Jet içinse bu berbat gün, kabilelerinin katledilmesinden sağ kurtulup tam bir hafta boyunca Suda Boğulanlar tarafından kovalandıktan hemen sonra gelmişti. Nephis ise bugün Nitelik'ini sınırlarına kadar kullandığı için hem zihnen hem de bedenen tükenmişti.
Sunny, kamp alanı olarak belirledikleri köşede yoldaşlarını bırakıp Yüce Tiran'ın cesedine doğru yürüdü. Diğerleri ateş yakmaya çalışırken, o gölgelerden yüksekçe bir platform oluşturup bu iğrenç leşten beş Yüce ruh özünü çıkarmakla uğraştı. Şansı yaver gitmişti; Kral Daeron yaratığı katlettikten sonra bu özleri toplamayı akıl edememişti.
Belki de Aletheia Adası'ndan ayrılmak için çok acele etmişti ya da böyle şeyler o kudretli Hükümdar için bir anlam ifade etmiyordu. Her halükarda, kazanan Sunny olmuştu.
Çok geçmeden, elinde beş ışıltılı kristal ve cömert bir parça canavar etiyle yoldaşlarının yanına döndü.
Yine de bu et Yüce bir ucube etiydi... İlahî lezzetine rağmen bunu çiğnemek Cassie ve Jet için hiç de kolay olmayacaktı. Nephis, Effie ve kendisi bile bu ziyafetin tadını çıkarabilmek için kendilerini Nitelik'leriyle takviye etmek zorunda kalacaktı.
Nephis bu gösterişli ziyafeti hazırlamaya girişmişken, Sunny ruh özlerini silip temizledi, Tamahkar Sandık'ı çağırıp hepsini içine istifledi. O sırada Jet, gözlerini ona dikip uzun uzun baktı.
"Bu et Effie'yi bayağı bir süre idare eder."
Sunny başıyla onayladı. Ruh Biçici bir süre duraksadıktan sonra sordu:
"Peki ya ben? Bu kulenin içinde Ölümsüz Katliam'dan daha uzun süre nasıl hayatta kalacağım?"
Sunny kaşlarını çattı.
Bu gerçekten de büyük bir sorundu. Hem Jet hem de Ölümsüz Katliam, ancak çatlak ruh çekirdeklerinde öz kaldığı sürece varlıklarını sürdürebilirdi. İkisi de doğal yollardan öz üretemiyor, bunu sadece canlıları katlederek tazeleyebiliyordu.
Sis tayfının dışarıda, Aletheia Adası'nın o dehşet verici enginliklerinde avlayabileceği daha pek çok yaratık vardı. Tabii onlara üstün gelmek için kendi özünden de yakması gerekecekti. Yine de... Jet bu kuleye kilitlenip kaldığı sürece dezavantajlı durumdaydı.
Fakat Sunny'nin bir çözümü vardı... En azından öyle umuyordu.
Elimi Tamahkar Sandık'ın açık ağzına sokup içinden altın sarısı, nefis bir meyve çıkardı. Meyve tertemiz, olgun ve leziz görünüyordu... Tam anlamıyla iştah kabartıcıydı. Serinletici kokusu, insanda daha o an dişlerini o yumuşak, sulu etine geçirme isteği uyandırıyordu.
Meyve tabii ki Zincir Kıran'ın güvertesinde büyüyen o kutsal ağaçtan gelmeydi.
Aslında Sunny, sabah gemiden ayrılmadan önce dallardaki bütün meyveleri toplamıştı.
İçindeki o altın meyveyi yutma arzusunu bastırarak meyveyi Jet'e fırlattı.
"Dene bakalım."
Jet meyveyi havada yakaladı, kafa karışıklığıyla bir süre süzdü. Sonra omuz silkip kocaman bir ısırık aldı.
Geri kalanlar, Jet'in kutsal ağacın meyvesini yiyişini imrenerek izledi. Meyve bittiğinde, yüzünde donup kalmış bir şaşkınlık belirdi.
"Ben... Bana az önce öz yüklendi. Hem de çok fazla!"
Sunny memnuniyetle başını salladı.
'Çok şükür. İşe yarıyor.'
Devrimlerden birinde bu altın meyvelerden yemeyi denemişti. Kül Höyüğü'nde başına gelenler düşünülürse, bu meyvelerden korkmakta son derece haklıydı. Artık Ruh Yiyen Ağaç'ın bir şekilde Zincir Kıran'da büyüyen kutsal ağaçla bağlantılı olduğu açıkça anlaşılmıştı; o ağaç da Kalp Tanrısı'nın kirletilmiş koruluğundan geliyordu.
...Ve belki de Dokuzlar'dan Eurys'in cezalandırılmak üzere çivilendiği o tuhaf ağaçla da bir bağı vardı.
Ancak Ruh Yiyen ile Zincir Kıran'daki gizemli ağaç arasında devasa bir fark vardı; ilkinin binlerce yıllık bir Kabus Canavarı olması bir yana, Ruh Yiyen canlılarla beslenirken onların ağacı böyle bir şey yapmıyordu.
Sonuç olarak, Ruh Yiyen'in meyveleri Uyanmış ruh parçacıkları bahşedebilirken, bu genç kutsal ağacın meyveleri bunu yapamıyordu. Bunun yerine... Ruh özüyle dolup taşıyorlardı.
Sunny bunları Nephis'in öz tükenmesinden daha hızlı toparlanmasına yardımcı olmak için birkaç kez kullanmıştı ama genel resme bakıldığında pek de işe yarar sayılmazdı. Özellikle kendi ruhu ruh özü yerine gölge özü talep ettiği için, meyvelerin üzerinde gözle görülür hiçbir etkisi olmuyordu.
Jet'in ruhunun, kendisininkiyle kıyaslandığında bile ne kadar özgün olduğu düşünüldüğünde, bu altın meyvelerin ona etki edip etmeyeceğinden emin olamamasının sebebi de buydu.
Şansına, her şey yolunda gitmiş gibi görünüyordu. Aksi takdirde, önümüzdeki birkaç gün içinde Jet'i avlanması için kulenin dışına çıkarmak zorunda kalacak ve ikisinin de hayatını riske atacaktı.
Sunny derin bir rahatlama iç çekti.
Sandığın içinde bazısı diğerlerinden daha olgun, bir düzineye yakın meyve vardı. Bunlar Jet'i epey bir süre idare ederdi.
Yüzünde solgun bir gülümseme belirdi.
"Güzel. Bu çok iyi oldu. Yanımda bunlardan bolca var... Yani şimdilik yeterli öz bulma konusunda endişelenme."
Jet, Tamahkar Sandık'a uzun bir bakış attıktan sonra başıyla onayladı.
Çok geçmeden geç akşam yemekleri hazır oldu. Effie ve diğerleri, uyanık kalmakta güçlük çekerek Yüce Tiran'ın o muazzam etini yediler. Sonra, tam şafaktan önce, nihayet kendilerini yorgunluğun kollarına bırakıp soğuk taş zeminde uykuya daldılar.
...Sunny hariç herkes.
Bir süre öylece kaldı, bir taş molozunun üzerinde sessizce oturdu. Gözleri boş ve kasvetli bakıyordu.
Çok geçmeden Alacakaranlık Tacı'nın efsununu yeniden hissetti; büyülü güç zihninde canlandı ve özünü bir kez daha tazeledi.
Şafak vakti gelmişti.
Bu da demek oluyordu ki, artık döngünün gerçekten kırıldığına dair en ufak bir şüphe kalmamıştı. Elbette bunu zaten biliyordu ama sırf emin olmak için eski sonlanma noktasının gelmesini beklemişti.
Şafak geldi ve geçti ama Sunny hâlâ Aletheia Kulesi'nin içindeki o taş molozun üzerinde oturuyordu. Zincir Kıran'ın güvertesine geri gönderilmemişti.
Bir heykel gibi kımıldamadan duran Sunny, uzun bir iç çekti.
Sonra yavaşça başını kaldırdı.
Orada, çok yukarılarda... Rüzgar Çiçeği onu bekliyordu.
Artık döngü yok olduğuna göre, yemini yerine getirme vakti gelmişti.
Sunny, ağır bir yürekle uyuyan yoldaşlarına baktı, sonra ayağa kalktı.
Aletheia Kulesi'nin büyük salonunu boğan derin gölgeler, o küçük kamplarından uzaklaşırken huzursuzca kıpırdandı, harekete geçti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.