Sunny’nin Rüzgar Çiçeği’ni en son görmesinin üzerinden çok fazla şey geçmişti ama Aletheia Kulesi’nin tepesindeki geniş oda hâlâ aynıydı. Onlarca fener havada süzülüyor, sıcak bir turuncu ışıkla etrafı aydınlatıyordu. Pencerenin dışındaki dünya kasvetli ve karanlıktı. Ahşap yatağın ipek tülü yarı saydamdı; uykudaki güzel azizenin narin bedenini gözler önüne seriyordu.
Sunny merdivenleri tırmandı ve bir süre hareketsiz durup yüzünde ağır bir ifadeyle o belirsiz silüete baktı. Sonra derin bir iç çekip algısını değiştirdi, Rüzgar Çiçeği’nin ruhuna doğru süzüldü. İğrenç karanlığın tohumu orada çoktan büyümüştü.
Çok hızlı.
Yozlaşma korkunç bir hızla yayılıyordu. Tohumu daha önce ufacık bir zerre gibiyken şimdi neredeyse bir inci büyüklüğüne ulaşmıştı. Sunny elini çabuk tutmazsa karanlık genişleyecek ve Rüzgar Çiçeği’nin ruhunu tamamen yutacaktı. Kaybedecek zaman yoktu. Yine de... Onu öylece öldüremezdi. En azından bu güzel azizeyle son bir kez konuşmadan yapamazdı bunu.
Gölgelerin arasında eriyerek kâbusun kendisini onun rüyasına taşımasına izin verdi. Çok geçmeden Büyük Nehir’in engin uzantısına tepeden bakan yüksek bir kayalığın üzerinde duruyordu. Yedi güneş akan suların arasından ağır ağır yükseliyordu. Aletheia Adası’nın huzurlu sessizliği, şafağın ilk ışıklarındaki o belirsiz alacakaranlığa bürünmüştü.
Rüzgar Çiçeği kayalığın kenarında, sırtı ona dönük bir hâlde durmuş suları seyrediyordu. Serin bir rüzgar dalgalı saçlarıyla oynuyor, masmavi cübbesi alacakaranlığın kasvetinde gece yarısı gökyüzünü andırıyordu. Yaklaştığını hissedince hafifçe kıpırdandı ve sessizce iç çekti.
"Başardın demek?"
Sunny bir an donakaldı, ardından başını salladı.
"Evet. Döngü... bitti. Onu yok ettik."
Kadın arkasını dönüp ona baktı. Sonra büyüleyici yüzünü tatlı bir tebessüm aydınlattı.
"Ne harika. Üstelik ilk denemende."
Sunny gidip kayalığın kenarında, onun yanında durdu. Büyük Nehir’in rüya gibi uzanan enginliğine bakarak karanlık bir tonla konuştu:
"İlk deneme mi? Öyle görünebilir ama bunun için sonsuzluk kadar uzun bir süre hazırlık yaptım. Aylar süren işkenceler... sayısız ölüm... hepsi tek bir an içindi. Buna harika demezdim."
Rüzgar Çiçeği sessizce onun yüzünü inceledi, sonra bakışlarını kaçırıp içini çekti.
"Sayısız ölüm, ha? Kıyaslayınca bir kez ölmek kulağa o kadar da kötü gelmiyor."
Bir süre duraksadıktan sonra sordu:
"Etmeye söz verdiğin yemini unutmadın, değil mi?"
Sunny dişlerini sıktı.
"Hatırlıyorum."
Güzel azize sessizleşti. Sesindeki o her zamanki hafiflik kaybolurken aradan birkaç an geçti:
"İş bittikten sonra... cesedimi yak. Cesedimden bir şeylerin filizlenip benim derimi giyerek etrafta dolaşmasını istemiyorum. Yakmak için güçlü bir alev bul."
Sunny’nin verecek bir cevabı yoktu, bu yüzden sadece başını sallamakla yetindi. Rüzgar Çiçeği derin bir nefes aldı, kayalığın kenarından bir adım geri çekilip hafifçe güldü.
"Bu kadar ciddi olma Sunless. Uzun bir hayat yaşadım... Gerçekten çok uzun. Tanrılar şahidim olsun, büyükannemin öldüğü yaştan çok daha yaşlıyım, en az birkaç yüzyıl daha yaşlı. Ah, bu yaşlı kemiklerime artık bu kadarı yetti."
Başını iki yana sallayarak ormanın kenarına doğru yürüdü ve elini kadim bir çam ağacının gövdesine koydu.
"Sınır’a yelken açmadan önce Alacakaranlık’a uğrayacak mısın?"
Ormanın içine doğru onu takip eden Sunny bir kez daha başını salladı.
"Niyetimiz o yönlü, evet. Birliğimin son iki üyesi orada. Alacakaranlık’ta bize yardımcı olacak başka şeyler de bulmayı umuyoruz."
Rüzgar Çiçeği birkaç an kararsızca durakladı.
"Güzel. Şehir hâlâ ayaktaysa taktığın o taç işine yarayacaktır. Bir bakıma başka bir efsun anahtarı o... Şehri korumak için tasarlanan savunma dizisi seni hükümdarı olarak tanıyacaktır. Yine de kontrolü ele almak için babamın tahtına ulaşman gerekecek."
Sunny kadının arkasından bakarak kasvetle sordu:
"Savunma dizisi mi?"
Kadın omuz silkti.
"Babamın ve en iyi büyücülerimizin yarattığı muazzam bir efsundu. Ben gittikten sonra onu epey geliştirmiş olmalılar, bu yüzden dizinin şu anki tam etkisinden emin değilim. Aletheia’nın yaptığına benzer bir şey olmalı. Kuledeki gizli odada bulunan siyah taşı gördün, değil mi?"
Sunny kaşlarını çattı.
"...Evet."
Rüzgar Çiçeği gülümsedi.
"O taş... çok özeldir. Nehir Halkı onlardan sadece birkaç tane bulabildi. Bu parçaların zamanın özünü emdiği söylenir, bu yüzden Ağız’dan geldiklerine dair dedikodular vardır. Alacakaranlık’ın savunma dizisi de Ağız’dan gelen bir parçanın üzerine kurulmuştur."
Sunny, doğrudan Ağız’dan gelen bir şeyle uğraşmanın akıl kârı olup olmadığını bilemeyerek ürperdi. Leke zaten oradan yayılmamış mıydı?
Sonra ruhunun içinde huzurla duran Ağız Anahtarı’nı düşünerek kaşlarını çattı. Aletheia Kulesi’ndeki siyah taşa çok benziyordu. Çılgın Prens, Ağız’dan bir parçayı nereden bulmuştu?
...O aşağılık kaçık gerçekten de o korkunç yere gitmiş miydi?
İkisi küçük bir açıklığa girdi. Zemin yeşil yosunlarla kaplıydı, sığ su birikintileri şafağın yumuşak ışığında hafifçe parıldıyordu. Rüzgar Çiçeği adımlarını yavaşlattı, bir an kararsız kaldıktan sonra çömelip elini uzattı.
Önündeki sığ birikintiden masmavi, büyüleyici bir çiçek yükseliyordu. Nilüferi andıran taç yaprakları çiy damlalarıyla ışıldıyor, hafif kokusu insanı sarhoş edecek kadar saf yayılıyordu. Çiçeğin sapına nazikçe dokundu, goncayı koparıp ayağa kalktı.
Arkasını dönen çekici azize gülümseyerek nilüfer çiçeğini Sunny’ye uzattı.
"Al. Bu senin olsun."
Sunny bir an duraksadı, ardından masmavi goncayı alıp kafa karışıklığıyla çiçeğe baktı. Bir rüyanın içindeydiler, yani Aletheia Kulesi’ne dönerken yanında hiçbir şey götüremezdi.
"Bu ne için?"
Rüzgar Çiçeği kıkırdadı.
"Benden sana küçük bir hatıra işte. Ne yani, sana daha önce hiç kimse çiçek vermedi mi Sunless?"
Sunny sessizce başını iki yana sallayınca kadının yüzündeki tebessüm derinleşti.
"Güzel, o zaman ilkin ben olayım. Böylece beni kesinlikle unutmazsın."
Bunu söylerken Rüzgar Çiçeği’nin gözlerinde canlı kıvılcımlar dans ediyordu.
Ancak hemen ardından dudaklarındaki tebessüm yavaşça kayboldu. Güzel azize içini çekti.
"...Artık gitmelisin. Daha fazla dayanabileceğimi sanmıyorum."
Sunny elinde masmavi goncayla durmuş, sessizce kadına bakıyordu.
Rüzgar Çiçeği bakışlarını kaçırıp bir süre öylece durdu. Sonra fısıltıyla konuştu:
"Eğer bir gün Rüya Alemi’nde gerçek benliğime rastlarsan... ona de ki... elinden gelenin en iyisini yaptığını söyle. Hepimizin elinden geleni yaptığını söyle."
Sunny başını eğdi ve ağır ağır onayladı.
"Söz veriyorum."
Bu... tutması ağır bir sözdü. Elbette gerçek... asıl Rüzgar Çiçeği neredeyse kesin olarak sayısız yıl önce ölmüştü. Yine de, mucizevi bir şekilde hâlâ hayattaysa bu mesajı ileteceğine söz vererek Sunny, Rüya Alemi’ne geri döneceğine de söz vermiş oluyordu.
Bu da bu Kâbus’u fethetmeye söz verdiği anlamına geliyordu.
Rüzgar Çiçeği gülümsedi, ardından yüzünü dönüp kadim çamların tepelerinden süzülen güneş ışınlarına baktı.
"Elveda, Sunless. Git... Azıcık zamanın kaldı."
Söylenecek başka ne kalmıştı ki?
Sunny bir süre hareketsiz durdu, ardından dişlerini sıktı, gözlerini kapattı ve masmavi goncanın kokusunu içine çekti.
Karanlık onu yumuşakça kucakladı.
Sunny gözlerini tekrar açtığında yeniden Aletheia Kulesi’ndeydi.
Elleri boştu. O güzel gonca, Rüzgar Çiçeği’nin rüyasının geri kalanıyla birlikte yok olup gitmişti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.