Sunny bir an bekledi. Sonra yavaşça doğrulup etrafına bakındı. Zirve Kıran, beyaz kumların üzerinde tuhaf bir açıyla yatıyordu.
Lanet olsun!
Titreyen yumruğunu küpeşteye indirdi; efsunlu ahşap tuzla buz oldu. Canının yandığını hissetmedi bile.
Lanet olsun! Hepsinin canı cehenneme!
"Sunny? İyi misin?"
Bir an duraksadı, zorlukla bir nefes aldı. Önce kendini süzdü, ardından yavaşça Nephis'e döndü.
Sesi pürüzlü ve boğuk çıkmıştı:
"...Evet. İyiyim galiba."
Sonuç yine değişmemişti. Ölümsüz Katliam'a bir kez daha yenilmişti.
Oysa şans bu kez ondan yanaydı. Gölgelerinin yok olmasını engellemiş, Aziz ile İblis'i çağırmış ve sis tayfının hayaletimsi pençelerinden inisiyatifi zorla da olsa sökmeyi başarmıştı.
Ama dövüş hiç de umduğu gibi gitmemişti. Tıpkı bir önceki gibi yine tam bir felaketle sonuçlanmıştı.
Aziz'in, Ölümsüz Katliam'ın ruh saldırılarına karşı bağışıklığı olduğundan neredeyse emindi. Haklı da çıkmıştı... sayılır. O ketum şövalye diğerlerine kıyasla çok daha fazla hasara dayanabiliyordu ama o hayaletimsi bıçak Sunny ve İblis için ne kadar ölümcülse, onun için de o kadar ölümcüldü.
Nedenini sonradan anlayabilmişti. Her şey Jet'in Unsuru'nun o benzersiz doğasından kaynaklanıyordu. Saldırıları fiziksel savunmaları pas geçip doğrudan ruha darbe indiriyordu... ama yine de tam anlamıyla bir ruh saldırısı sayılmazdı. Bunlar, her nasılsa ruhu yaralayan fiziksel darbelerden ibaretti.
Böyle bir şeye karşı nasıl savunma yapılabilirdi ki?
Bir ruh ne kadar güçlüyse, onu yok etmek de o kadar çok çaba gerektiriyordu. Hasara katlanmaktan ya da darbe almaktan tamamen kaçınmaktan başka yol yoktu... En azından Sunny'nin bildiği başka bir yöntem yoktu.
Ne var ki bunu söylemek yapmaktan çok daha kolaydı. Aziz'in kılıcı ve Zalim Bakış, Ölümsüz Katliam'ın hayaletimsi bıçağını bloklama yeteneğine sahipti ama o korkunç saldırılara gerçekten direnmek imkansız gibiydi. Sis tayfı inanılmaz derecede hızlı, yıkıcı derecede güçlü ve tüm bunların üstüne kurnazdı.
O gerçekten de iğrenç bir yaratıktı... ve bir o kadar da izahı imkansızdı. Sunny, yaratığın lekelenmiş ruhunun karanlığında saklanan şeye şöyle bir bakacak kadar zaman bulabilmişti sadece. Gördükleri ise başını döndürmeye yetmişti.
Ölümsüz Katliam'a Yozlaşmış Canavar denebilirdi çünkü ruhuna çökmüş tek bir aşağılık karanlık düğümü vardı. Fakat o düğüm... o kadar devasaydı ki daha önce gördüğü tüm yozlaşma çekirdeklerini gölgede bırakıyordu. Yani gerçek gücü bir Dehşet veya Titan'la rahatlıkla yarışabilirdi.
Yine de... Aziz'in pes etmeyen ruhu ve soyut varlıkları hem bloklayabilen hem de yaralayabilen iki silah karşısında Ölümsüz Katliam en azından taktik değiştirmek zorunda kalmıştı. Birkaç hamleden sonra sis tayfı hayalet formunu sessizce terk edip yeniden somut bir yaratığa dönüşmüştü.
Sunny'nin, Altı Felaket'in kafilenin gelecekteki halleri olduğuna dair en ufak bir şüphesi kaldıysa bile o an tamamen yok oldu. Ölümsüz Katliam bir insandan ziyade hem korkunç hem de dehşet verici derecede güzel bir hortlağı andırıyordu... Ama o buz mavisi gözleri, o ürpertici varlığı ve acımasız dövüş tarzını tanımamasına imkan yoktu.
O gerçekten de Ruh Biçici Jet'ti... ya da bir zamanlar öyleydi.
Ölümsüz Katliam eskiden Jet olsa bile artık o merhametsiz, çıldırmış gözlerinde insana dair tek bir kırıntı dahi kalmamıştı.
Yaratık somut bedenine büründüğü an Sunny derin bir umutsuzluğa kapılmıştı.
İblis gerçek Jet'i kaçırırken bu canavarı oyalama planı anında suya düşmüştü. Ölümsüz Katliam niyetini açık bir kitap gibi okumuş, planı imkansız kılmakla kalmayıp onu Sunny'ye karşı acımasızca kullanmıştı.
Büyük çabalarla ele geçirdiği kontrol, hortlağın tüm saldırılarını kendisi, Aziz veya İblis yerine Jet'e yöneltmesiyle bir anda avuçlarının arasından kayıp gitmişti. Ağır yaralı yoldaşlarını korumak zorunda kaldıkları için onun temposuna ayak uydurmaktan ve tuzağına düşmekten başka çaresi kalmamıştı.
Basit ama zalimce etkili bir stratejimdi.
Ölümsüz Katliam'ın ne kadar yetenekli, patlayıcı derecede hızlı ve korkunç derecede güçlü olduğu düşünülürse, savaşın geri kalanı zaten uzun sürmemişti.
...Sunny'nin neredeyse yok edilemez gördüğü İblis'in siyah gümüş zırhı en sonunda delinmiş, yaralarından kan yerine cehennem alevleri fışkırmıştı. Obur iblis korku dolu, şaşkın bir ulumayla yere yıkılmış ve hareketsiz kalmıştı.
Aziz'in taş zırhı parçalanmış, uzuvları kırılmıştı. Yakut tozu bir nehir gibi akıyordu. Ketum şövalye direnmeye çalışsa da o hayaletimsi bıçak en sonunda miğferinin dar siperliğinden içeri girmeyi başarmıştı. Yakut gözlerindeki kızıltı sönmüş ve Aziz cansız bir şekilde yere yığılmıştı.
Büyü, onun ölümünü kederli bir sesle duyurmuştu.
Sunny sıranın kendisine geldiğini sanmıştı... ama Ölümsüz Katliam o kadar merhametli değildi.
Son darbeyi indirmeden önce Jet'in can verişini izletmişti ona.
Zirve Kıran'ın güvertesinde gözlerini yumdu.
Böyle bir şeyle... böyle bir şeyle nasıl savaşılırdı ki?
"İyiyim ben. Halen savaşabilirim."
Sunny irkilerek başını kaldırdı.
Nephis, yüzündeki o kasvetli ifadenin sebebini yanlış anlamış olmalıydı ki her zamanki sözlerini tekrarladı... Sadece bir tesadüftü.
Bir an için içinde tuhaf bir uyumsuzluk hissetti. Daha birkaç saniye önce hayatı için dövüşüyor, Gölgelerinin korku ve keder içinde ölüşünü izliyordu. Jet'in can verişine tanık olmuştu.
Hatta kendisi de ölmüştü... Yine.
Yine de Nephis ve Cassie sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlardı.
Gerçi... Onlar için gerçekten de bir şey olmamıştı.
Sunny bunu anlıyordu ama yine de içinde biriken utanç, öfke ve kırgınlığa engel olamıyordu.
Bir an duraksadı, ardından kendini gülümsemeye zorladı.
"...Evet. Ben de halen savaşabilirim."
Gülüşü biraz daha yayıldı; hem daha karanlık hem de daha samimi bir hal aldı.
Doğruydu.
Sunny, Ölümsüz Katliam'a yine yenilmiş olabilirdi ama bu kayıptan son derece değerli bir şey elde etmişti.
Etrafına bakındı; dönüp duran sisi, beyaz kumları ve siyah kayalıkları süzdü.
Demek yine geri döndüm...
Elde ettiği şey gerçekten çok kıymetliydi.
Geçmişe yaptığı bu garip dönüşün tek seferlik bir şey olmadığını öğrenmişti.
Bu da demek oluyordu ki mücadelesi henüz bitmemişti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.