Sunny, dünyasının gerçek doğasına dair öğrendiği sarsıcı gerçeğin şokunu henüz atlatamamıştı ama zaman kimseyi beklemezdi. Devrim yakında son bulacaktı. Bu yüzden Rüzgar Çiçeği ile yaptığı bu ilk görüşmeden koparabildiği kadar çok bilgi koparmalıydı. Yine de zihnini kurcalayan soruya engel olamadı.
"Benim dünyam altı ilahi diyardan biriyse... Hangi tanrıya aitti peki?"
En güçlü aday Savaş Tanrısı'ydı; Hayat, ilerleme, teknoloji, zanaat ve aklın tanrıçası... İnsanlığın koruyucusu. Kalp Tanrısı da bir ihtimaldi. Ama Dünya'nın, Rüya Diyarı'nın düşmüş tanrılarıyla en ufak bir bağının olduğunu bile hayal edemiyordu. Bu iki kavram birbirine öylesine uzaktı ki.
Üstelik uyanık dünya sadece Dünya'dan ibaret değildi. Ay vardı, güneş vardı... Güneş Sistemi'nin tüm gezegenleri ve ötesindeki sayısız yıldız. Milyarlarca yıllık koca bir evren! Bütün bunlar nasıl basitçe ilahi diyarlardan biri olabilirdi?
Ama bir yandan da... Tanrılar hiçbir zaman sıradan mantığın sınırlarına hapsolmamıştı ki. Varoluşun evrensel kanunlarını yaratanlar onlardı. Zamanın kendisi bile ellerindeki silahlardan sadece biriydi. Bir tanrının, bir şeyi sadece o an var etmeye değil, en başından beri hep var olmuş gibi kılmaya gücünün yetmeyeceğini kim söyleyebilirdi?
"Ah... Kafam patlayacak."
Sunny'nin ölümlü zihni böyle yüce meseleleri hakikaten kavramaktan aciz gibiydi. Rüzgar Çiçeği de farklı durumda olmamalıydı. Sunny'den çok daha fazlasını bildiği kesindi ama kavrayışının ne kadar doğru olduğu tartışılırdı. Yine de şimdilik bunun bir önemi yoktu. Böyle derin gizemleri öğrenmek onu heyecanlandırsa da anlık hedefi aydınlanmak değildi. Bu lanet Aletheia Adası'ndan bir an önce defolup gitmekti. Ve Rüzgar Çiçeği tam da bu konuda yardım etmeye dünden razı görünüyordu.
Sunny derin bir nefes aldı.
"Bu korkunç yerden... Nasıl kaçacağımızı biliyor musunuz?"
Kısa bir an duraksadı, ardından başını iki yana salladı.
"Hayır, önce durumumuzu anlatmalıyım. Burada beş kişiyiz. Ben de dahil üçümüz, zaman döngüsüne adanın güney ucundaki gizli koyda başlıyoruz. Yani, en azından benim güney ucu dediğim yerde. Grubun dördüncü üyesi ormanda, koya çok da uzak olmayan bir yerde. Asıl sorun beşincisi... O adanın ta kuzey ucunda kaldı."
Yüzü karardı.
"Sislerin arasında her türden korkunç yaratık saklanıyor, bu yüzden özgürce hareket edemiyoruz. Kaç kez denersem deneyeyim, döngü sıfırlanmadan önce dördüncü üyeyi alıp gemimize dönmeyi başaramadım. Bu kule... Ve siz, Leydi Rüzgar Çiçeği... Neredeyse son umudumsunuz."
Rüzgar Çiçeği pencereden dışarı baktı, ardından hafifçe iç çekip fincanını masaya bıraktı. Sonra ayağa kalktı.
"Benimle gel."
Sunny ne olduğunu anlayamadan kendilerini bambaşka bir yerde buldular. Aletheia Kulesi'nin duvarları yok olmuş, yüksek bir uçurumun kenarında, aşağıda köpürerek akan suları izlerken bulmuştu kendini. O devasa girdap kaybolmuş, yerini yedi güneşin ışığı altında parıldayan Büyük Nehir'in büyüleyici manzarasına bırakmıştı. Ancak çok da uzak olmayan bir noktada dünya, o tanıdık sis perdesiyle örtülmüştü... Büyük ihtimalle Rüzgar Çiçeği'nin rüyasının sınırına gelmişlerdi.
Bu büyüleyici Aziz uzaklara baktı.
"Ondan önce... Buraya nasıl hapsedildiğimi anlatayım sana Sunless."
Ona dönüp gülümsedi.
"Zaten tahmin ettiğin gibi, beni buraya getiren ve Aletheia Kulesi'nin tepesinde uykuya daldıran babamdı. Ruhumda bir Yozlaşma tohumu var, bu yüzden... Hayatta kalmamın tek yolu bu zaman döngüsünün içinde kalmak."
Gülümsemesi biraz soldu. Rüzgar Çiçeği bir an duraksadı, sonra bakışlarını yeniden Büyük Nehir'e çevirdi.
"O zamanlar, Kirletilme'nin kaynağını yok etmek ve bu Kabus'u fethetmek umuduyla Verge kentini kuşatmıştık. Ancak... Şehrin surlarını yarıp Hakikat Hisarı'na kadar savaşarak ilerlesek de İlk Arayan'ı yenmeyi başaramadık."
Sunny, kadının kusursuz yüz hatlarını incelerken kaşlarını çattı.
"İlk Arayan... Acayip güçlü biri olmalı o zaman."
Uyanmışlar'dan oluşan devasa bir orduya hükmeden bir Hükümdar bile Kirletilme'ye son vermeyi başaramadıysa, kendi küçük grupları nasıl başarıya ulaşmayı umabilirdi ki?
Düşünceleri karardı, zihni acıyla doldu. Ancak...
Rüzgar Çiçeği başını hafifçe iki yana salladı.
"İlk Arayan'ın hiçbir gücü yok. O şeye artık canlı bir varlık bile denemez... Hisar'ın içine tıkılmış, uzantıları yavaşça tüm Verge kentini saran, çürüyen etten ibaret grotesque, devasa bir kütle sadece. Ancak asıl sorun, ona dokunan herkesin Yozlaşma'yla enfekte olması. Ben de... İşte böyle enfekte oldum. Sonunda, düşen yoldaşlarımızı arkada bırakıp geri çekilmekten başka çaremiz kalmadı. Şanlı saldırımız işte böyle bitti; ölümle ve sefaletle."
Sunny'ye kederle baktı.
"Söyle bakalım Sunless... Hala arkadaşlarınla birlikte bu Kabus'u fethedebileceğinizi düşünüyor musun?"
Sunny, lanetli Verge kentinin midesini bulandıran imgesini zihninden silmeye çalışarak birkaç an sessiz kaldı. Rüzgar Çiçeği'nin birkaç kelimeyle çizdiği tablo öylesine canlı, öylesine dehşet vericiydi ki...
Sonunda başını salladı.
"Düşünüyorum. Yoldaşlarımdan biri... Aslında Yozlaşma'ya karşı tamamen bağışıklı. Benim de onun bu yeteneğini ödünç almamı sağlayan bir Hafıza'm var. Bu iş için dünyada biz ikimizden daha uygun kimse yoktur herhalde."
Hafifçe gülümsedi, bir an duraksadıktan sonra garip bir şekilde karanlık bir tonla ekledi:
"... Kaderin işi olmalı."
Rüzgar Çiçeği, ruhu yozlaştırılamayan birinin varlığına pek şaşırmış görünmüyordu. Bir süre suyun akışını izledi, sonra içini çekti.
"Güzel o zaman. Bizim başarısız olduğumuz yerde gerçekten de bir şansınız olabilir. Her neyse, Verge'den geri çekildikten sonra babam beni buraya, Aletheia Adası'na getirdi. Nihai olarak Yozlaşma'ya teslim oluşumu geciktirebilecek tek yere. Ne kadar manidar, değil mi?"
Sunny tereddüt etti.
"Ne demek istediğinizi tam anlayamadım leydim."
Kadın ona şaşkınlıkla baktı.
"Nasıl yani, Aletheia'nın kim olduğunu bilmiyor musun?"
Sunny kaşlarını çattı, ardından başını salladı.
"Sadece Dokuzlar'dan Aletheia olarak anıldığını ve Arayanlar'dan biri olduğunu biliyorum."
Rüzgar Çiçeği kıkırdadı.
"Evet... Haksız sayılmazsın. Gerçekten de Arayanlar'dan biriydi. Gizemli bir büyücüydü; bu adayı inşa eden ve bilinmeyen bir amaç uğruna etrafını bükülmüş zaman girdabıyla çevreleyen kişi o. Bir süre burada yaşadı ama Arayanlar'ın çoğunun yaptığı gibi, sonunda Nehir Ağzı'nı aramak üzere burayı terk etti. Aletheia bir daha hiç dönmedi ve ismi Nehir Halkı'nın hafızasından yavaş yavaş silindi."
Güzel Aziz, karanlık bir ifadeyle Büyük Nehir'e baktı.
"Tabii Aletheia'yı farklı kılan bir şey var. Çünkü Nehir Ağzı'nı bulmak için akıntıya kapılıp giden diğer tüm Arayanlar'ın aksine... O gerçekten de aradığını buldu."
Sunny'nin gözleri hafifçe açıldı.
"Bekleyin. Yani siz..."
Rüzgar Çiçeği başıyla onayladı.
"Evet. Asıl ismi unutulmuş olsa da Ariel'in Mezarı'ndaki herkes onu artık başka bir isimle tanıyor. Bu Kabus'un çekirdeği, Kirletilme'nin kaynağı... İlk Arayan... Dokuzlar'dan Aletheia'nın ta kendisi. Bu ada ise Nehir Ağzı'na yaptığı o kader belirleyici yolculuğa çıkmadan önce terk ettiği mülkü."
Sunny ürperdi. Gayriihtiyari arkasını dönüp Aletheia Kulesi'nin uzaktaki siluetine baktı.
Rüzgar Çiçeği ise gülümsedi.
"Gördüğün gibi, gerçekten de çok manidar... Ruhuma Yozlaşma tohumunu eken kişi İlk Arayan'dı ama babam beni İlk Arayan'ın kalesine getirerek ruhumun teslim alınmasını engelledi. Buna manidar denmez de ne denir?"
Büyük Nehir'den kafasını çevirdi ve hafifçe güldü.
"Ah... Her neyse, beni Aletheia Kulesi'nde uykuya daldırdıktan sonra babam Alacakaranlık'a dönüp İlk Arayan'ı yok etmenin bir yolunu aramayı hedefliyordu. Ayrıca beni kurtarmanın... Ya da en azından ara sıra ziyaret etmenin bir yolunu bulacaktı. Fakat bir daha hiç gelmedi. Artık biliyorum ki nedeni Alacakaranlık'ın düşmüş olması ve kendisinin de Yozlaşma'ya yenik düşmesiydi."
Rüzgar Çiçeği iç çekti.
"Peki, neyse. Bunlar geçmişte kaldı... Şimdi önemli olan, babamın Aletheia Adası'na sadece gelmiş olması değil, buradan ayrılmayı da başarmış olması. Ve ben sana buradan nasıl ayrılacağını öğretebilirim."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.