Wind Flower ormandaki patikada ilerliyor, Sunny de hemen arkasından geliyordu. Önlerinde katetmeleri gereken uzun bir yol olduğundan emin olsa da topu topu birkaç dakika içinde o gizli koy çıkıverdi karşılarına.
Görüş alanını kapatan o kasvetli sis kütlesi dağılınca ortam bir başka görünüyordu gözüne. Bembeyaz kumlar parıl parıl yanan gün ışığında ışıldıyor, siyah kayalıklar sahile koyu gölgeler düşürüyordu. Sunny, burasının kâbus çölü ile ne kadar benzerlik taşıdığını ilk kez o an fark etti.
Zincir Kıran, Wind Flower’ın rüyasında hiçbir yerde görünmüyordu fakat o yalnız ayak izleri sırası hâlâ oradaydı; adanın uçurum kenarına doğru uzanıyordu.
Sunny bir an ayak izlerine bakakaldı, ardından öylesine bir merakla sordu:
"Bu ayak izleri kime ait?"
Cazibeli azize gülümsedi.
"Başka kime ait olabilir ki? Aletheia'ya. Adadan ayrıldığı yer tam da burası. Sayısız yıl önce yaşandı tabii bu durum... Ancak zaman burada öylesine bükülmüş durumda ki sanki daha dün gerçekleşmiş gibi."
Sunny başının arkasını kaşıdı.
"Anlıyorum..."
Demek bu ayak izleri İlk Arayıcı’ya aitti. Sunny açıkçası bu bilgi karşısında ne hissetmesi gerektiğini bilemiyordu.
İçini kaplayan huzursuzluğu gizleyerek sahildeki belli bir noktayı işaret etti.
"Gemimiz işte tam buraya çakıldı. Şey... uçan bir gemi aslında. Ama şu an için sadece alacakaranlık ve şafak vakti uçabiliyor. Takımımızın beşinci üyesini kurtarmanın bir yolunu bulur bulmaz doğru zamanı bekleyip buradan uçup gideceğiz."
Yüzü birden gölgelendi.
"Tabii bir de adanın üzerindeki gökyüzünde süzülen o... şey var. Ondan kaçmanın da bir yolunu bulmam gerekecek."
Wind Flower ona baktı ve bir süre sessiz kaldı. Sonra derin bir iç çekti.
"Bunu sana söylediğim için üzgünüm Sunless... Ama yoldaşını geri alsan bile bu adadan kaçmayı başaramayacaksınız."
Sunny’nin kalbi teklemişti.
Güzel azizeye inanamayan gözlerle bakan Sunny, dudaklarını açmadan önce bir an duraksadı. En sonunda kasvetli bir sesle sordu:
"Öyle mi? Nedenmiş o?"
Wind Flower omuz silkti.
"İşler böyle yürüyor çünkü. Hiçbir şey Aletheia'nın Adası'ndan geldiği yolla kaçamaz. Girdap, boğazına takılan hiçbir şeyi öyle kolay kolay salıvermez... Akıntısını yenebilecek güçte bir canlı yok. En azından Ariel'in Mezarı'nda böyle biri bulunmuyor. Uçmak da işinize yaramaz; rüzgârlar sizi dosdoğru aşağı savurur."
Sunny’nin neşesi tamamen kaçmıştı.
Kadına bir süre daha baktı, ardından içini çekti.
"Bu biraz çelişkili olmadı mı saygıdeğer leydim? Kendiniz söylediniz. Babanız Yılan Kral bu adadan kaçmayı başarmış."
Başını salladı kadın.
"Başardı. Ancak hiçbir zaman girdabın çekim gücüne karşı koyacak kadar güçlü olduğunu söylemedim."
Sunny'nin suratı iyice asıldı.
Dövüştüğü o muazzam deniz yılanı bile o devasa girdaptan yüzerek çıkacak güce sahip değilse, kim sahip olabilirdi ki?
"Peki nasıl ayrıldı buradan?"
Wind Flower sadece aşağıyı işaret etmekle yetindi.
'Bu da ne demek oluyor şimdi...'
Sunny, kadının ayaklarının altındaki beyaz kumlara bakarak birkaç kez gözlerini kırptı. Ardından gözleri yavaşça yuvalarından fırlayacakmışçasına açıldı.
"Yani... adadan kaçmanın tek yolunun girdaba dalmak olduğunu mu söylüyorsun?"
Gülümsedi kadın.
"Kesinlikle. Adanın altında gizli olan şeyden sağ kurtulmak, girdaba göğüs germekten pek de kolay sayılmaz elbette... Fakat uçan geminiz bunu atlatacak kadar sağlam olmalı. Üstelik size yolu gösterecek bir Yol Gösteren Işık’a sahipsiniz."
Sunny kaşlarını çattı.
"Adanın altında ne gizli?"
Wind Flower bir an kararsız kaldı.
"Pek bir şey yok aslında. Sadece Büyük Nehir'in derinlikleri ve oralarda barınan tüm o dehşetler. Normalde o kadar derine dalmak kesin bir ölüm anlamına gelirdi ancak girdap... bir tür tünel oluşturuyor. Suyun içine gömülmediğiniz sürece sorun yaşamazsınız."
Sunny, kadının bu kadar umursamaz bir tavırla konuşmasından hiç ama hiç memnun kalmamıştı. Dipsiz Büyük Nehir'in derinliklerine çıkan mistik bir tünele düşmek mi? Sudan uzak durmak mı? Tam olarak bu ölümcül detayların nesi onlara hiçbir şey olmayacağını garantiliyordu ki?
Derin bir nefes verdi.
"Peki tünelin diğer ucunda ne var?"
Güzel azize duraksadı.
"Piramidin iç duvarı... olmalı. Orada dikkatli olmanız gerekecek çünkü tehlikelerle karşılaşacağınız kesin. Ama asıl önemli olan nokta, iç duvarı takip ederek Büyük Nehir'e geri dönmenin bir yolu olması. En azından babam buna inanıyordu... Ve Alacakaranlık'a canlı olarak döndüğüne göre haklı olmalı."
Sunny derin bir nefes aldı.
"Olmalı mı? Emin değil misin yani?"
Wind Flower hafifçe kıkırdadı.
"Nasıl emin olabilirim ki? Bu adadan kendim hiç ayrılmadım. Ancak babam gibi başkaları ayrıldı."
'Başakları mı...'
Demek Aletheia'nın Adası'na gelip buradan ayrılan tek kişi Yılan Kral değildi; başkaları da vardı. Sunny bu detayı kaçırmamıştı.
...Wind Flower’ın Yol Gösteren Işık’tan bahsettiği gerçeğini de gözden kaçırmış değildi. Ona sibillerin kutsal asasından ya da bu asanın kendi ellerinde olduğundan hiç bahsetmemişti. Peki bu güzel azize bunu nereden biliyordu?
Hakkındaki şeyler giderek daha da tuhaflaşıyordu.
Daha önce hissettiği o temkinli ruh hâli aniden geri döndü.
Sunny bir süre sessiz kaldıktan sonra düz bir ses tonuyla konuştu:
"Girdaba dalmayı göze alsam bile sorun hâlâ ortada duruyor. Her şeyden önce döngü bitmeden Effie'yi... yani takımımın beşinci üyesini gemiye ulaştırmam gerek. Ve şu an bunu başarmanın hiçbir yolunu göremiyorum."
Yüzünü ekşitti.
"Adada çok fazla güçlü Kâbus Yaratığı var. Üstelik onlardan bile daha tehlikeli olan iki Bozulmuş dehşet mevcut. Bir de gökyüzündeki o şey var. Tek bir günde tüm bunlarla baş edemem."
Wind Flower meraklı bir gülümsemeyle sordu:
"Daha fazla zamanın olsaydı ne olurdu?"
Sunny kadının sorusunu ciddi bir şekilde tarttı, ardından omuz silkti.
"Zor olurdu ama imkânsız değil. Sorun düşmanların çok güçlü olması değil; onları öldüremesem bile en azından kaçıp saklanabilirim. Karşı önlemler geliştirebilir, zayıflıklarından yararlanabilirim. Birbirleriyle dövüşmelerini sağlayıp o sırada aradan sıyrılabilirim. Sorun şu ki tüm bunlar zaman gerektiriyor... Ve hiç zaman yok. Bu adada zaman sonsuz bir döngüde dönüp dursa da amaçlarıma ulaşmam için yeterli süre kalmıyor."
Güzel azize onu bir süre süzdü, ardından başıyla onayladı.
Dudaklarından dökülen bir sonraki cümle Sunny'nin belkemiğinden aşağı buz gibi bir ürperti geçirdi. Wind Flower son derece sevimli bir şekilde gülümseyerek konuştu:
"Peki... O zaman yapman gereken tek şey döngüyü yok etmek."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.