Sunny bir an sessiz kaldı, karşısındaki alımlı azizeye baktı. Nehirden esen tatlı bir rüzgar, kadının ipeksi saçlarıyla oynuyordu. Aletheia Adası’nın düşü dingin, huzur doluydu.
"Döngüyü yok etmek..."
Böyle bir şey gerçekten mümkün müydü?
"Neden olmasın?"
Zamanın bu kapalı çemberini Dokuzlar’dan Aletheia yaratmıştı. Biri tarafından var edildiyse, elbette başkası tarafından da yıkılabilirdi. Ama...
Mesele o kadar basit değildi.
Rüzgar Çiçeği ona döngüyü nasıl kıracağını öğretse bile, bunu yapmanın korkunç sonuçları olacaktı. Sunny şu ana kadar bu lanetli adadaki zaman bükülmesi yüzünden akla hayale gelmez acılar çekmişti... ama sırf bu bükülme sayesinde hayattaydı.
Döngü bir kez kırıldı mı, Aletheia Adası’nın o deşhet verici tutsakları var olmaya devam edecekti. Ölümsüz Katliam ve Yutan Canavar da orada kalacaktı... Ancak Sunny, her yeni devrimin başında yeniden doğma lüksüne sahip olamayacaktı.
Onlara galip gelmek ve buradan kaçmak için tek bir şansı olacaktı.
"Zaten pek seçeneğim yok ki."
Rüzgar Çiçeği’nin önerdiği plan ölümcüldü ama Sunny’nin elinde daha iyi bir çözüm yoktu. Boşa harcayacak zamanı da kalmamıştı. Kendisi ve Cassie şimdilik iyi idare ediyorlardı fakat tekrarlanan o işkence dolu ölümlerin travması biriktikçe zihinleri kaçınılmaz olarak çatlamaya başlayacaktı.
Şu anki durumlarından daha iyi bir halde olamayacakları aşikardı. Er ya da geç zihnen çökmeye başlayacaklardı. En azından Sunny öyle hissediyordu.
Asıl soru şuydu... Rüzgar Çiçeği’ne gerçekten güvenebilir miydi?
Dudaklarından derin bir iç çekiş firar etti.
Gözlerini kaçıran Sunny bir an duraksadı, ardından konuştu:
"Kabul edip etmeyeceğime karar vermeden önce sana bir soru sormam gerekiyor."
Güzel azize hafifçe kıkırdadı.
"Sor bakalım."
Sunny kadına karanlık bir bakış fırlattı.
"Daha önce hiç karşılaşmadığımızı söylerken... yalan mı söylüyordun?"
Rüzgar Çiçeği’nin dudaklarındaki tebessüm donakaldı. Bir süre Sunny’yi sessizce süzdü. Bakışlarındaki o dost canlısı perde nihayet çekildi ve arkasından... çok daha soğuk, karanlık ve ürkütücü bir şey çıktı.
Sonunda, ilk kez karşılaştıklarından beri Sunny, Kral Daeron’un kızının karşısında durduğunu iliklerine kadar hissetti.
...Fakat hemen ardından kadının gözlerinde saklanan o korkunç uçurum yok oldu, yerini yine sevecen bir tatlılığa bıraktı.
Rüzgar Çiçeği kahkahayı bastı.
"Gerçekten çok keskin bir zekan var, Sunless. Tıpkı öteki gibi."
Sunny derin bir nefes aldı.
"Öteki..."
Yüzü iyice asıldı.
"Çılgın Prens. Bahsettiğin diğer ziyaretçi o, değil mi?"
Güzel azize umursamaz bir gülümsemeyle ona baktı.
Bir an sonra o beyaz kumsal gözlerinin önünden kayboldu ve kendilerini yeniden Aletheia Kulesi’nde buldular. Rüzgar Çiçeği yatağına oturup omuz silkti.
"Öyle. Ah, söylemeden edemeyeceğim... Ariel’in Mezarı’nda bile gerçekten en tuhaf varlık sensin, Sunless. Bütün bu yıllar boyunca düşüme giren tek varlık sensin ama yine de üç ziyaretçim oldu."
Sunny Gölge Sandalye’ye çöktü.
"...Üç mü?"
Başını salladı.
"Sen, o Yozlaşmış deli ve peşinde dolanıp duran o kasvetli tayf."
Sunny kadına inanmayan gözlerle baktı.
"Demek Çılgın Prens’in peşini de kendi Yalnızlık Günahı bırakmıyor. Piçe müstahak... Aslında ikisine de müstahak..."
Şansına, kendi içindeki iblis bu Rüzgar Çiçeği buluşmasına katılmamayı seçmişti.
Başını iki yana salladı.
"Peki senin yanına neden geldi? Aletheia Adası’nı göze almasını sağlayacak kadar senden ne istiyordu?"
Güzel azize duraksadı.
"Cevap vermeli miyim emin değilim. Ama yine de... neden olmasın? Yine de yanılıyorsun. Çılgın Prens beni ziyaret etmiş olsa da adaya gelme sebebi ben değildim."
Sunny sadece kaşını kaldırarak devam etmesini işaret etti.
"Buraya gelme nedeni... diğer iki Yozlaşmış’ı bir tuzağa çekmekti."
"Ne?"
Sunny şaşkınlığını elinden geldiğince gizlemeye çalıştı. Daha önce Yutan Canavar ile Ölümsüz Katliam’ın Kusurları yüzünden Aletheia Adası’na sürüldüklerini teorileştirmişti. Belki mantıklı gerekçe buydu, doğru... ama şimdi görünen o ki buraya kendi istekleri dışında hapsedilmişlerdi.
Çılgın Prens tarafından zamanın parmaklıkları arkasına kilitlenmişlerdi.
Sunny yavaşça nefes verdi.
"O kaçık neden diğer iki Felaket’e komplo kursun ki?"
Rüzgar Çiçeği omuz silkti.
"Gerçekten bilmiyorum. Ama bu şaşırtıcı mı ki? Yozlaşmışlar en başından beri bizden farklılar... ve senin diğer benliğin, Sunless, çoğundan daha akıl hastası. Yine de bir Kabus Yaratığı’na göre şaşırtıcı derecede bilinci yerindeydi."
Sunny kaşlarını çattı.
"Ne bakımdan?"
Alımlı azize bir süre düşündü.
"Tarif etmesi zor. Daha önce insan gibi konuşabilen ukteler gördüm ama hiçbiri... insan gibi hissettirmiyordu. Yozlaşmışlar arasında bile böylesi yoktu. Her neyse, Dehşet Lordu’nun kölesi olmaktan pek memnun değil gibiydi. Ya da Dehşet Lordu’nun Sınır’ın tiranı olduktan sonra yaptıklarından hoşlanmıyordu."
Yine omuz silkti.
"Yine de bu konuları benden daha iyi bilirsin. Çılgın Prens’le aynı kişi olduğun için değil, sadece ben Aletheia Adası’na getirildiğimde Altı Felaket henüz ortaya çıkmadığı için. Aslına bakarsan varlıklarından bile sadece o Yozlaşmış delinin kriz anlarında mırıldandığı şeyler sayesinde haberim oldu."
Sunny bir süre sessiz kaldı.
"Dehşet Lordu’nun kölesi..."
Gelecekte Nephis öldürüldükten sonra kaderinin ne olacağını artık merak etmesine gerek kalmamış gibiydi. Mevcut ustası kaybolduktan sonra Gölge Bağı’nı kullanıp usta olanın Mordret... yani Ruh Hırsızı olacağını düşünmüştü. Ama aslında Dehşet Lordu’ydu... Kai.
Dudak bileşkesi seğirdi.
"Kim derdi ki?"
Arkadaşının gelecekteki, Yozlaşmış bir versiyonunun yaptığı bir şey yüzünden incinmek biraz saçmaydı. Yine de Sunny kendini ihanete uğramış hissetmekten alıkoyamadı. Effie ve Kai’ye içini açmak büyük bir cesaret işiydi... Sonunda bunun dönüp dolaşıp götünü ısıracağını bilmek, karnına bir yumruk yemiş gibi hissettiriyordu.
"Hayır... Kai bana asla ihanet etmez. O şey, Dehşet Lordu, onun gelecekteki hali olabilir. Ama o akıl hastası bir Kabus Yaratığı, benim arkadaşım değil."
Çok daha önemli olan şey, Altı Felaket arasında iç çekişmelerin var gibi görünmesiydi. Çılgın Prens’in, Dehşet Lordu’nun emriyle ya da kendi isteğiyle, Yozlaşmış yoldaşlarından ikisini ortadan kaldırmaya çalışmasına yetecek kadar bir çekişme hem de.
Bu, kafile için harika bir haberdi ve bu Kabus’u fethetmelerine yardımcı olabilirdi.
Sunny iç çekti ve sesindeki karanlık bir merakla sordu:
"Peki siz ikiniz ne konuştunuz?"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.