Sisli Orman

Sunny bir saatten uzun süre hayatta kalmayı başarmıştı. Ölümsüz Katliam ile karşı karşıya gelmekten kaçınmış, hatta Jet’i bile kurtarmıştı... Yine de içindeki o huzursuzluk zerre azalmış değildi.

Kafile, Zincir Kıran’ı arkasında bırakıp bir kez daha savrulan sisin içine adım atarken, buradan sağ çıkabileceklerine dair en ufak bir inancı yoktu. Aksine, Rüzgar Çiçeği’nden her an biraz daha korkuyordu.

"Aklını tamamen yitirmeden önce daha kaç kez ölebileceksin acaba?"

Yanı başında yürüyen Kasvet Tacı hiç yardımcı olmuyordu.

Kılıç tayfı kıkırdadı.

"Şu kalın kafanı hesaba katarsak... Birkaç düzine kez daha derim. Evet, sonra muhtemelen ağzından salyalar akan bir budalaya dönüşürsün. Tanrılar adına. Bitkiye dönüştüğünde de hâlâ sana mahkûm kalacak mıyım acaba..."

Sunny bu sinir bozucu silueti görmezden gelmeye çalışarak gözlerini sisten ayırmadı.

Rüyanda görürsün.

Nefret’e şöyle bir bakması bile birkaç düzine ölümün ruhunu ezmeye yetmeyeceğini anlamasına yetiyordu. Kasvet Tacı sırf nispet yapıyordu.

Yine de yıllarca sürecek işkence dolu ölümler...

Bir an önce bu lanet yerden kaçmamız gerek.

Kafile, önceki turlardakine benzer bir formasyonda sahilde ilerliyordu ama bu kez Jet, Sunny ve Nephis’in arkasından geliyordu. Cassie de Yansımalarını çağırmıştı. Yansımalar şimdi Nefret’in önünde hareket ediyordu.

Birlikte müthiş bir savaş gücü oluşturuyorlardı... Yine de Sunny, bu gücün Rüzgar Çiçeği’nin boğucu sisinde hayatta kalmaya yetip yetmeyeceğinden emin değildi.

Etrafta neden bu kadar az Aziz olduğunu şimdi anlamaya başlıyorum...

Bu defa taş merdivenlerin ve Ölümsüz Katliam’ın bulunduğu yönün tam tersini seçtiler. Doğrudan uçurumlara yönelmek yerine adanın kıyısı boyunca ilerleyip en sonunda koyun sınırına ulaştılar.

Orada, siyah kayadan duvarı tırmanarak yukarıdaki düzlüğe çıktılar. Sunny, Gölge Adımı’nı kullanarak oraya ilk ulaşan oldu ve kafilenin diğer üyeleri yukarı tırmanana kadar iniş alanını korudu. Herkes yukarı çıktığında, Rüzgar Çiçeği’ne varışlarının üzerinden iki saatten fazla zaman geçmiş olmalıydı.

Uçurumların üzerinde de aynı manzara uzanıyordu. On kadim gövdenin arasında beyaz sislerin savrulduğu, uzun çam ağaçlarından oluşan bir orman duruyordu önlerinde. Sisin içinde olmak en başından beri boğucu hissettiriyordu... Ancak Sunny, içinde korkunç bir tayfın saklanabileceğini öğrendiğinden beri bu duygu on kat daha şiddetlenmişti.

Kahin Yansıması, kırmızı elbisesinin etekleri yosunların hemen üzerinde süzülerek öne doğru kaydı. Diğerleri de onu takip etti.

Yol Gösteren Işık’ın hafif parıltısını izleyerek ormanın kasvetli derinliklerine daldılar. Sis, arkalarındaki her şeyi yutuyor, sesleri boğuyor ve kadim ağaçların arasında ağır ağır akıyordu. Gergin bir sessizlik içinde birkaç dakika geçti, sonra birkaç dakika daha.

Bu sisli muğlaklıkta zamanı takip etmek zordu ama Sunny sonunda bir saatin daha geçtiğine kanaat getirdi. Tam o sırada Nephis elini kaldırdı.

"Durun."

Öz tükenmişliğinden kurtulmuş gibi görünüyordu; en azından Uyuyan Yeteneği’ne yeniden erişebilecek kadar iyileşmişti. O iyileştiğine göre, Jet de nihayet tedavi edilebilirdi.

Nephis ellerini Ruh Biçici’nin sırtına koyarken Sunny ve Cassie sisi gözlemledi. Nephis'in elleri yumuşak, beyaz bir ışıkla parladı ve çok geçmeden Jet’in yüzü rahatladı. Derin bir nefes alıp memnuniyetle gülümsedi.

Aynı anda Neph’in gözleri hafifçe buğulandı. Hafifçe içini çekip bir adım geri çekildi. Sunny durumu bilmeseydi, kızın korkunç bir acıya katlandığından şüphelenmezdi bile.

"Devam edelim."

Tam yeniden harekete geçeceklerdi ki Cassie aniden başını çevirdi. Kör kız bir an hareketsiz kaldı, ardından Nefret’in sırtından aşağı atladı.

"Bir şey yaklaşıyor! Hazırlanın!"

Lanet olsun!

Sunny bir elinde Kasvet Tacı, diğer elinde kısa kılıç formundaki Zalim Bakış ile hırladı. Nephis kılıcını hızla çekti ve kınını serbest bıraktı. Jet harbi kılıcını yüksek bir duruşa getirdi.

Aziz, İfrit, Nefret ve iki Yansıma, insanları koruyucu bir çember içine almak için harekete geçti. Sessiz Dansçı havalandı ve ucu ormanın derinliklerini gösterecek şekilde Cassie’nin omzunun üzerinde süzüldü.

Bir an için her şey duruldu.

Sunny, saldırının nereden geleceğini bilmeden savrulan sise dikti gözlerini. Hiçbir şey göremiyordu... Hiçbir şey duyamıyordu. Gölge duyusu bile baskılanmıştı.

"Yukarıda!"

Lanet...

Düşüncesini bitiremeden, yukarıdan üzerlerine devasa bir şey düştü.

...olasıca!

Çürüyen etlerinden kemikleri fırlamış, muazzam siyah bir parsın leşini andıran devasa, grotesk bir Kabus Yaratığı’ydı bu. Kuyruğu anormal derecede uzun ve boğumluydu; ucunda iğne gibi dişlerle dolu iğrenç, dairesel bir ağız vardı. Yaratığın kendi sarı azı dişleri ise çok daha korkunçtu; her biri devasa bir kılıç kadar uzundu ve kurumuş kanla kaplıydı.

Ucube o kadar büyüktü ki gölgesi tüm kafileyi kapladı. Daha da kötüsü... Sunny onu gördüğü an üzerine görünmez bir baskı dalgası yayıldı ve yüreğini dehşet duygusuyla doldurdu.

Büyük bir Canavar’dı bu.

...Ucube kafilenin üzerine çökemeden, yerden iki devasa gölge dokunacı yükseldi ve yaratığın ön bacaklarına dolanarak onu yavaşlattı. Canavarın iskeletimsi çenesi vahşice kapandı, somutlaşan gölgeleri bir anda yok etti ama bu en azından kafile üyelerine farklı yönlere fırlamak için zaman kazandırdı.

Ucube, saliseler önce durdukları yere çakıldı. Yaratığın korkunç kuyruğu dehşet verici bir hızla geri fırladı, dairesel ağzı Cassie’nin etini ısırmak için açıldı. Kör kız yana doğru sıyrılarak onun tarafından parçalanmaktan kıl payı kurtuldu ve değneğini boğumlu kuyruğa indirdi.

Bir an sonra, bir karınca gibi kenara savruldu.

Diğer tarafta yaratık, çürüyen pençesini Sunny ve Nephis’e doğru savurdu. Gölgeler ve ruh aleviyle güçlenen ikili, ölümcül darbeden sıyrılmayı başardı... Kıl payı olsa da.

Ancak sıyrılır sıyrılmaz, yaratığın çenesi iki insanı parçalanmış et yığınlarına dönüştürmek üzere kapanmaya hazır bir şekilde tam karşılarında belirdi. Ne Sunny ne de Nephis henüz dengelerini toplayabilmişti; kaçınmalarının imkanı yoktu.

Şans eseri, tam o anda Aziz kalkanını bir koçbaşı gibi kullanarak ucubenin kafasının yan tarafına çarptı. Darbenin gücü bir kale duvarını yıkacak kadar korkunçtu ama Büyük Canavar’ın kafatası sadece hafifçe yana sallandı. Yaratık en ufak bir zarar görmüş gibi durmuyordu.

Ve tüm bunlar, yaratığın yere indiği andan bu yana sadece bir salise içinde gerçekleşti.

Hiç iyi değil...

Laciye Yılan canavarların kralları arasındaydı, bu yaratık ise sadece bir canavardı... Yine de Büyük bir Kabus Yaratığı’ydı. Çok güçlü, çok hızlı ve fazla dayanıklıydı.

Onu yenebilir miyiz?

Sunny yenebileceklerini biliyordu. Gölgeleri, Cassie’nin Yansımaları ve özellikle de Şafak Tacı ile... Bu ucubeyi yenmek için azımsanmayacak bir şansları vardı.

Ancak hepsi burada ölebilirdi de.

Ölmek istemiyorum...

Döngünün başlangıç noktasına döneceğini bilmesine rağmen, etinin parçalanması ve kemiklerinin un ufak olması düşüncesi Sunny’yi hâlâ ürpertiyordu. Yoldaşlarının o korkunç ucube tarafından öldürülmesini izlemeye ise hiç niyeti yoktu.

Basit... O zaman ölme.

Dişlerini sıkarak ileri atıldı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.