Sadece köprüdeki kâbus yaratıkları dirilmekle kalmıyordu; Sunny’nin oklarının çıkardığı o gök gürültüsünü andıran gürültü, adanın derinliklerindeki her türlü ucube mahluku da buraya çekmiş olmalıydı. Aletheia Kulesi’ni çevreleyen efsun yok edilmişti belki ama vaziyet hâlâ son derece vahimdi.
Ormanda devrilen çam ağaçlarının çatırtısı buraya kadar geliyordu. Yutucu Canavar yaklaşıyordu. Kahretsin.
Kımıldanmaya başlayan kâbus yaratıklarına bir an bakakaldı. Ardından yayını kaybedip doğrudan Cassie’ye doğru seğirtti.
"Üzgünüm!"
Kör kızı ince belinden yakaladığı gibi zahmetsizce havaya kaldırdı ve kendisini eğerin üzerine attı. Bir an sonra kâbus çoktan ağaçların kuytusundan çıkmış, köprüye doğru doludizgin koşmaya başlamıştı.
"S-Sunny?! N-ne..."
Sis tabakası adeta kaynayıp katliam alanına doğru taşarak siyah aygırın hızlı siluetini gözden kaybetti. Sunny bu sisin kendilerini gökyüzünde gizlenen o varlıktan koruyacağını umuyordu ama bundan tam olarak emin olamıyordu.
Kâbus’un sırtından düşmesin diye Cassie’yi kendisine doğru iyice bastırdı ve Teselli Günahı’nı savurmaya hazırlandı.
"Ya o kuleye gireceğiz ya da öleceğiz. O yüzden... sıkı tutun!"
Köprüdeki mahluklar kokularını çoktan almıştı. Yaratıklar tam olarak kendine gelmeden aralarından sıyrılıp geçmeyi umuyordu fakat fazla iyimser davrandığı anlaşılıyordu. Kâbus’un hendeğe ulaşmasına sadece bir iki saniye kalmıştı ama yolu kesen büyük kâbus yaratığı çoktan gözlerini onlara dikmişti bile.
Lanet olsun!
Son anda bineğine sola dönmesi için emretti.
Aynı anda etraflarını saran zifiri karanlık kımıldandı, canlandı ve bir dalga gibi ileri atıldı. Kâbus tam da köpüren sulara gömülecekken karanlık katılaştı, som bir zemine dönüştü.
Taş köprünün hemen yan tarafında gölgeden bir köprü belirdi ve çoktan üstünden geçmeye başladılar. Sunny, büyük ucubenin olduğu yönden kendisine doğru bir şeyin fırladığını fark etti. Teselli Günahı’nı hamleyle savurdu; darbenin şiddeti kolunu neredeyse koparacaktı ama saldırıyı savuşturmayı başardı.
Bir an sonra kâbus yaratıklarını geride bırakmışlardı.
Sunny gerçekten başarabileceklerini bile düşündü...
Ancak ters giden bir şeyler vardı.
Kâbus hendek boyunca ilerledikçe Sunny kendini daha da kötü hissetmeye başladı. Bedeni açıklanamaz bir şekilde zayıflamış, çaresizleşmişti. Zihni bulanıklaşıyordu...
Ne... ne oluyordu böyle?
Daha bir an öncesine kadar yüzüne çarpan Cassie’nin altın sarısı saçları her ne hikmetse beyazlamıştı. Göğsüne bastırdığı bedeni unnatural bir şekilde sıska ve kırılgan geliyordu.
Teselli Günahı avucundan kayıp sulara gömüldü.
Kafa karışıklığı içinde aşağıya, kendi eline baktı. Cildi yaşlı bir adamınki gibi kırışmış, şeffaflaşmıştı... Ananke’yi ilk gördüğü andaki ellerine benziyordu.
Dişleri diş etlerinde gevşemiş, sanki her an dökülecekmiş gibi duruyordu.
"Sunny..."
Cassie’nin cılız sesini duymak neredeyse imkânsızdı.
Hendeğin karşı tarafı o kadar yakındı ki.
Fakat oraya ulaşamadan Sunny’nin görüşü birden bulanıklaştı.
Ve sonra, kendini yeniden Zincir Kıran’ın güvertesinde buldu.
Yavaşça arkasına dönüp Cassie’ye baktı. Kör kız hemen arkasında durmuş, titriyordu. O güzel yüzü ölümüne solgundu ama saçları...
Yine altın sarısıydı.
Küpeşteye çöküp titrek bir nefes verdi, kendini gülümsemeye zorladı.
"Sanırım... gerçekten de köprüyü kullanmamız gerekecek."
Kız yavaşça başını salladı.
"Evet. Bu kez... ulaşmaya çalışalım."
Sunny her zaman yaşlılıktan ölmeyi istemişti ama kesinlikle bu kadar acımasız bir şekilde değil. Hendeğe dalmanın ölümcül olacağına dair önceki şüphesi doğru çıkmıştı; fakat görünen o ki üzerinden geçmek de en az onun kadar ölümcüldü.
Hiç değilse artık yükselmişlerin de yaşlılıktan ölebileceğini biliyordu.
Aslında oldukça ilgi çekici bir bilgiydi bu. Uyanmışların sıradan insanlardan daha uzun bir ömre sahip olduğu herkesçe bilinen bir gerçekti fakat kimse bu sürenin ne kadar olduğunu tam olarak bilmiyordu. Büyü, uyanan dünyaya ineli şunun şurasında yarım yüzyıl kadar olmuştu ve ilk yükselmişlerin ortaya çıkması vakit almıştı. İlk azizler ise daha da sonra, Sunny doğduktan sonra belirmişti.
Buradan canlı çıkabilirlerse, bunu keşif raporuna ekleyecekti...
Bu tüyler ürpertici ölümün onları yavaşlatmasına izin vermeyen Sunny ve Cassie, Aletheia Kulesi’ne girmek için bir deneme daha yaptı.
Nihayetinde hedeflerine ulaşmaları bir düzine tur daha sürdü. Hendeğin içinde akan suya yaklaşmak tam bir ölüm fermanıydı; zira etrafındaki zaman tamamen çıldırmıştı. Uçmak ise Hasatçı yüzünden intihardan farksızdı. Bu yüzden siyah kayalığa ulaşmanın tek yolu taş köprüden geçmekti.
Ne var ki köprüde mahsur kalan kâbus yaratıkları çok tehlikeliydi. Efsun bozulur bozulmaz serbest kalmışlar ve dikkatlerini bu iki insana yöneltmişlerdi. Sunny ve Cassie onlarla savaşmayı denedi, can verdi. Sonra sıyrılıp kaçmayı denediler ama yine yakalanıp öldürüldüler.
En sonunda ucubelerle baş etmenin yolunu bulan Sunny oldu. Peşlerinde Yutucu Canavar, önlerinde ise kâbus yaratıkları varken; kendisi ve Cassie yakalanmadan önce iki tarafın birbirine girmesini sağladı.
Sonra, o vahşi dev kadın arkalarındaki korkunç ucubeleri parçalara ayırırken Sunny ile Cassie gizlice kayalığa oyulmuş basamakları tırmandı. O basamaklarda da ölümcül büyüler vardı ama birkaç kez öldükten sonra nihayet kuleye ulaşmanın bir yolunu buldular.
Sonunda kapının önünde duruyorlardı. Kanatlar sıkıca kapalıydı; Sunny’nin elinde bir anahtar olsa bile takabileceği bir kilit yoktu. Şansına, bu tarz kapılara zaten aşinaydı. Elini kapının yüzeyine koydu ve özünü içeriye akıttı.
Kadim kapı yavaşça aralandı.
Kayalığın dibinden peşlerinden gelen öfkeli bir kükreme yükseldiğinde Sunny hiç vakit kaybetmedi. Cassie’nin elini tuttuğu gibi Aletheia Kulesi’ne adım attı ve kör kızı da arkasından içeri çekti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.