Nephis ile Cassie, Rehber Işık hakkında konuşuyorlardı. Çökmüş gözlerini ve bakışlarındaki boşluğu kimse fark etmemişti. Sunny bir süre öylece dikildi, ardından Nightmare’in yanına yürüdü. Üzengileri düzeltmek için elini uzattı ama birden duraksadı.
Kısa bir kararsızlığın ardından eyerin üzerine çıktı.
Yoldaşları şaşkınlıkla ona bakıyordu.
"Sunny?"
Gözlerini sislere dikti.
"Bir süre burada kalın. Lütfen. Ben… Hemen döneceğim."
Cümlesini bitirir bitirmez Nightmare, Chain Breaker’ın güvertesinden aşağı atladı ve onu sisin derinliklerine taşıdı.
Kahretsin, kahretsin, kahretsin…
O korkunç leopar zaten yeterince belalıydı ama yine de… Sunny, ağır bir bedel ödemek zorunda kalsalar bile ekibin o yaratığı katledebileceğini hissetmişti.
Peki ya o kanlı el…
Çam ağaçlarını kibrit çöpü gibi kıran, sissiz gecelerin kabusu o muazzam varlığın gölgesini bile görememişlerdi. Büyük bir Dehşet’i saniyeler içinde parçalamış, hepsini öylesine zahmetsizce ezivermişti… Sunny böyle ezici, akıl almaz bir güçle nasıl baş çıkabilirdi ki?
Sanki bir şey kalbinin üstüne sıkıca bastırıyordu.
Bu his… korku muydu?
Kahretsin!
Sunny dişlerini sıkarak Nightmare’i sisli ormana doğru sürdü.
Bir süre Jet’i aradı, onu bulup Chain Breaker’a geri getirdi.
Jet’in Rüzgar Çiçeği’ne nasıl düştüğünü anlatmasını bekledi, ardından herkese zaman döngüsünden bahsetti. Geçtiğimiz seferki konuşmalardan birkaç ufak sapma olsa da süreç neredeyse birebir aynı ilerlemişti.
En sonunda Nephis, tekrar Effie’nin peşinden gitmeyi teklif etti.
Sunny, devasa ve kanlı bir avucun altında kasaplık et gibi ezildikleri o kısa ama vahşet dolu anı hatırlayarak sessizce Nephis’e baktı. Ardından kasvetle başını salladı.
"Bunu zaten denedik. Dediğim gibi… Sonu hiç iyi bitmedi."
Nephis gözlerini onun yüzüne dikti. O kusursuz çehresinde hafif bir çatılma belirdi.
"Bu sefer daha iyisini yapabiliriz. Başka seçeneğimiz var mı? Pes edip kaçacak mıyız?"
Başını iki yana salladı.
"Hayır, hava kararana kadar kaçamayız bile. O zamana dek Chain Breaker’a güç verip bizi girdabın karşısına geçirecek kadar öz biriktiremezsin."
Sunny derin bir iç çekip ayağa kalktı. Yoldaşlarına şöyle bir göz gezdirerek konuştu:
"Katılıyorum, denemeye devam etmeliyiz. Ama sürekli aynı yöntemi zorlamak zorunda değiliz. Ormanın sakladığı tehlikeler hakkında hiçbir şey bilmezken, toplam gücümüz bu sisi yarmaya yetmiyor."
Jet arkasına yaslandı, sırtındaki yara küpeşteye değince acıyla yüzünü buruşturup eski konumuna döndü.
"Peki ne öneriyorsun?"
Sunny omuz silkti.
"Güç yerine hızı kullanmayı. Kalabalık bir grup olarak ilerlediğimizde önümüz kesildi ve katledildik, ama tek bir hızlı gözcü aradan sıyrılabilir. Kısacası, Jet’i nasıl gidip getirdiysem Effie’yi de öyle getireceğim. Siz üçünüz burada kalın, dinlenin ve onun yaralarını sarın."
Nephis bir an duraksadı. Yüzündeki ifadeyi okumak zordu fakat Sunny’nin tüm riski tek başına üstlenmesine pek sıcak bakmıyor gibiydi.
"Bu fikirden hoşlanmadım."
Sunny yine omuz silkti.
"Bunun ne önemi var ki? Hoşumuza gitse de gitmese de şu anki en mantıklı yol bu gibi görünüyor."
Durumu bir süre daha tartıştılar ama en nihayetinde Sunny, ekibin diğer üyelerini Chain Breaker’da kalıp saklanmaya ikna etmeyi başardı.
Zaten mantıksız bir karar da sayılmazdı. Nephis öz tükenmişliği çekiyordu, Jet ağır yaralıydı, Cassie’nin ise fiziksel gücü pek yoktu. Sinsi Kademesi’ne rağmen, ezici bir güce sahip rakipler karşısında en zayıf anını yaşıyordu.
Bedenen yetersiz olduğu düşünüldüğünde, hızlı, güçlü ve kaçınılmaz bir düşman karşısında kör kızın kullanabileceği hiçbir açık kalmıyordu. Geleceği birkaç saniye önceden hissetmek, o saniyeler hiçbir şeyi değiştirmene izin vermiyorsa tamamen faydasızdı.
"Ben gidiyorum."
Sunny bu sözlerin ardından bir kez daha Nightmare’in sırtına atlayıp sisin içine daldı.
Bunu yapabilirim… Yapabilirim… Yapabilir miyim gerçekten?
Bu kez elinde Rehber Işık vardı. Kutsal asanın ucunda hafifçe parıldayan kristal, adanın iç kısımlarını işaret ediyordu.
Ancak…
Sunny bu rehberliği doğrudan takip edemezdi. İleride bir yerlerde, Ölümsüz Katliam sisin içinde pusuya yatmış bekliyordu. Sol tarafı ise o çürüyen dev leoparın, yani Büyük Dehşet’in bölgesiydi. Geçen sefer o dehşet verici devle karşılaştıkları yer de orasıydı.
Bu yüzden Sunny bu defa sağa yöneldi.
Kumsalın sonuna ulaştıklarında Nightmare ile birlikte gölgeye dönüşüp siyah kayalıklara tırmandılar. Sunny, Jet’i taşıdığı ilk seferde bu yoldan geçmişti. Fakat o zaman adanın dış sınırı boyunca ilerledikleri için tepede kendisini neyin beklediğini bilmiyordu.
Yine aynı orman, yine aynı sis. Gölgelerden sıyrılıp çıktığında, Nightmare’i kayalıkların kenarı ile ağaçlar arasındaki dar toprak şeritte koşturmaya başladı.
Bir süre sonra ağaçlar seyrekleşti ve orman aniden son buldu.
Sunny atını durdurdu, gergince ileriye baktı.
Önündeki çam ağaçları yerini açık bir alana bırakmıştı. Bu alanın büyük kısmı sisle kaplıydı ama sisin içinden yükselen devasa sütun benzeri karaltılar seçilebiliyordu. Bu karaltılar insana soğuk, tüyler ürpertici ve tuhaf bir şekilde tanıdık gelen bir his yayıyordu.
Sunny bir an tereddüt etti, ardından gölgeye dönüşüp temkinli bir şekilde öne doğru süzüldü.
Çok geçmeden o yüksek karaltılar kendilerini tamamen belli etti. Ne olduklarını anladığında Sunny’nin yüzü kasvetle çöktü; o devasa sütunlar aslında devasa kemiklerdi.
Rüzgar Çiçeği’nin bu kısmındaki tüm sahil, sanki akla gelebilecek her türlü devasa varlığın mezarlığıymış gibi bunlarla dolup taşıyordu. Kadim kalıntıların görünüşüne bakılırsa, geride bu kemikleri bırakan leviatankarın tamamı Kabus Yaratıkları’ydı; derinliklerin iğrenç, korkunç ve dehşet verici sakinleri.
Bunca derinlik sakininin iskelet kalıntılarına tanık olmak Sunny’yi hem şok etmiş hem de tedirgin etmişti.
Bu kemikler buraya birisi tarafından mı taşınmıştı? Yoksa bu mahluklar çağlar boyunca kendi ecelleriyle ölmek için mi bu sahile gelmişti? Ya da burada titanların savaşı yaşanmış ve tüm bu canavarlar bilinmeyen bir saldırgan tarafından katledilmiş miydi?
Bunu bilmiyordu.
Ancak şu an bildiği bir şey vardı…
Sunny paniğine engel olmaya çalışarak özellikle devasa bir yaratığın kafatasının içine saklandı ve ileriye baktı.
Orada, en fazla yirmi metre ötesinde, sisin içinde karanlık ve heybetli bir şey kımıldamıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.