Sunny bir süre kıpırdamadan öylece durdu, çevresini süzdü.
Gölün dibi artık kurumuş, kadim Kabus Yaratıkları’nın göğe uzanan kalıntıları ortaya çıkmıştı. Yani... görece kurumuş sayılırdı. Suyun büyük kısmı o zifiri katran boşluğa akıp gitmiş olsa da orada burada hâlâ devasa su birikintileri duruyordu.
Dehşet verici yaratıkların kalıntıları da nemden ışıl ışıldı. Bu da yüzeylerinde hâlâ sayısız görünmez belanın cirit attığı anlamına geliyordu. İblis’i yakın zamanda bu terkedilmiş definelerle besleyemeyecekti.
Lanet olsun.
Sunny’nin zırh kabuğu da hâlâ erimeye devam ediyordu. Şansına, erime hızı kayda değer şekilde yavaşlamıştı. Artık canlı canlı yenme korkusu olmadan bu boşalmış gölden tırmanıp çıkabilir, parçalanmış dalgıç giysisinden kurtulabilirdi.
Başını kaldırıp baktığında, sisin kuruyan gölün yamaçlarından aşağı yavaşça süzüldüğünü gördü. Yakında, adanın diğer her yerinde olduğu gibi buradaki her şeyin üzerini de örtecekti. Sunny hafifçe dönerek devasa kanatlı yaratığın leşine baktı. Ruh kırıntılarını ayıklama arzusuyla yanıp tutuşsa da bu isteğe karşı koydu.
Hayır, hiç sırası değildi. Üstelik o leş hâlâ buram buram tehlike kokuyordu... Sonuçta içine sayısız görünmez yaratık yuvalanmış olmalıydı. Ölü iblis bu çürümenin asıl kaynağı olmasa bile, içten içe onlar tarafından kemirildiği su götürmez bir gerçekti.
Sunny son bir bakışla göl kıyısının yamacına baktı.
Kızıl suların çekilmesiyle birlikte, her biri birkaç metre çapında olan birkaç karanlık kanal ağzı açığa çıkmıştı. Bunlar, zamanında Aletheia Kulesi’nin etrafındaki hendeğe su taşıyan su kemerleriydi.
Göl boşaldığına göre... hendek de yakında kuruyacaktı. Bu da zaman döngüsünü ayakta tutan tılsım sistemine indirilecek ilk darbe demekti. Yani Sunny’nin buradaki görevi başarıyla tamamlanmıştı.
Bir an tereddüt etti, ardından adanın altında yatan o zifiri karanlığa son bir bakış attı. Aniden bastıran baş dönmesiyle mücadele ederek, su kapısının ıslak kayaya devrilmiş kapağına doğru yürüdü. Gücünü topladı ve derin bir hırıltıyla kapağı yerine fırlattı.
Devasa çelik çember, metal yuvasına çınlayan ağır bir sesle oturdu; ışıksız uçurumu yeniden karanlığa gömdü. Sunny o an içinin biraz olsun rahatladığını hissetti.
Acele etsem iyi olacak.
Özü tükenmek üzereydi ve alacakaranlığa hâlâ biraz vakit vardı.
Zihninde sergilediği performansı tartar bir halde kıyıya doğru seğirtti. Şimdi geriye dönüp baktığında, gölün dibini önce bir gölge olarak keşfedebilir, sonra kıyıya dönüp o ölümcül kızıl sudan uzakta güvenle Gölge Kabuğu’nu oluşturabilir ve Gölge Adımı ile doğrudan kapıya dönebilirdi. Böylece kendini boş yere riske atmamış olurdu.
Fakat gölde ne tür bilinmeyen tehlikelerin pusuda beklediğini bilmiyordu ki. O an elinde olan bilgiler ışığında... stratejisi belki mükemmel değildi ama en güvenli olanıydı.
En nihayetinde başardım, değil mi?
Kıyıya tırmanan Sunny, Zırh’ı zihninden silip attı ve hasar görmüş Gölge İblisi Kabuğu’nun içinden sıyrılmak için Gölge Adımı’nı kullandı. Dört kollu iblisin devasa figürü, sisin içinde içi boş bir heykel gibi dikilip kaldı.
Güvenli bir mesafede, Effie’nin hemen yanında beliren Sunny titreyerek kıyafetlerini yeniden çağırdı. Sonunda Gölge Kabuğu’nun yokluğa karışıp erimesine izin verdi.
Avcı kadın ona uzun uzun baktı.
"Yani sen şimdi... koskoca gölün sifonunu mu çektin?"
Sunny bitkin bir tebessümle yetindi.
"Öyle de denilebilir."
Ardından sis denizine son bir kez bakıp arkasını döndü.
"Her neyse, buradaki işimiz bitti. Şimdi Nephis, Cassie ve Jet ile buluşmamız gerek."
Kabus’un eyerine tırmanırken yüzünü gizledi, sessizce içini çekti.
Kan gölüne dalmak tehlikeliydi... ama Cassie’nin o otlarla kaplı tapınakta yapmak zorunda kaldığı şey kıyas kabul etmez derecede daha tehlikeliydi.
Umarım iyilerdir.
Aletheia Adası tuhaf bir biçimde sakindi. Kabus Yaratıkları’nın çoğu, ölüler ordusunun güney kıyısında yarattığı yıkıma kapılarak alışılagelmiş yuvalarını terk etmişti. Elbette dirilen cesetlerin tamamı çoktan yok edilmişti ve o dehşet verici yaratıklar sürüyle kuzeye, evlerine dönüyordu.
Yine de Sunny ve Effie’nin hiç engelle karşılaşmadan buluşma noktasına süzülmek için dar bir zaman aralığı vardı.
Sonunda, geçmişte Sunny’ye ecel terleri döktüren o geniş kanyonun ağzına ulaştılar. Kabus’u ve Açgözlü Sandık’ı zihnine geri çağıran Sunny, Effie’yi uçuruma kadar götürdü ve Karanlık Kanat yardımıyla dibe süzülmesine yardım etti.
Aşağıda, kanyonun kayalık duvarları kavurucu bir sıcaklık yayıyor, yanmış kütikül kokusu genizleri yakıyordu. İğrenç kırkayakların kömürleşmiş leşleri, ayaklarının altında sonbahar yaprakları gibi çıtırdayıp küle dönüşüyordu. Sunny bu manzaraya alışkın olmasına rağmen yine de midesinin bulandığını hissetti.
Effie de tiksinmiş görünüyordu. Burnunu kapatıp sordu:
"Burada ne bok oldu böyle?"
Sunny kendini zorlayarak gülümsedi.
"Nephis oldu."
Avcı kadın bir an ona dik dik baktı, sonra ne demek istediğini anlayarak öksürdü.
İkili, etrafa bakmamaya çalışarak kanyonun derinliklerine doğru ilerledi. Çok geçmeden ileride cılız bir ışık belirdi.
Sunny, Yol Gösteren Işık’ın o yumuşak parıltısını tanıyınca gerildi ama hemen ardından derin bir rahatlama nefesi verdi.
Devasa bir kaya çıkıntısının gölgesinde beş figür duruyordu. Biri ayaktaydı, biri yere uzanmıştı, üçü ise sırtlarını kayalara vermiş yorgun argın oturuyordu.
Ayakta duran Aziz’di. Oniks zırhı tuhaf bir şekilde gevrek ve mat görünüyordu ama üzerinde pek çatlak yoktu, yüzeyine bulaşan yakut tozu da oldukça azdı. Yere uzanan ise İblis’ti... Gözlerinde yanan cehennem alevleri her zamankinden çok daha sönüktü ama siyah gümüş zırhında tek bir hasar bile yoktu.
Her halükarda hayattaydı.
Nephis, Cassie ve Jet de tek parça halindeydi. Solgun ve tuhaf bir biçimde bitkin görünüyorlardı ama bedenlerinde korkunç yaralar yoktu, kıyafetlerine de pek kan bulaşmamıştı.
Bu badireyi de atlatmışlardı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.