Sonunda adanın öteki ucuna varmayı başardı. Gölgelerin arasından sıyrılıp dışarı fırladığında hafifçe sendeleyip iç çekti.
Öz rezervleri neredeyse tamamen tükenmişti. Neyse ki özünü kaybetme hızı artık eskisi kadar yüksek değildi. Bu da ayaklanan cesetlerin çoğunun Aletheia Adası’nın mahkûmları tarafından zaten yok edildiği anlamına geliyordu.
Sisli ormandaki yolculuğu, her zamankinden çok daha hızlı ve olaysız geçmişti; harcadığı çabaya kesinlikle değmişti. Alacakaranlık çöktüğünde özü yeniden dolmuş olacaktı.
Yine de kan gölüne ulaştıktan sonra adımlarını çok daha dikkatli atması gerekiyordu.
Sunny başını sallayıp ileriye doğru yöneldi, Karabasan da gölgelerin içinden onu takip ediyordu. Adımları hızlı ve sessizdi. Yüksek bir tepeyi aştı, kayalık bir çıkıntının üzerinden atladı ve hızını hiç kesmeden elini havaya kaldırdı.
Işık hızında fırlatılan bir mızrağı havada yakalayan Sunny, hafifçe hırlayarak birkaç adım geriye kaydı. Ardından Effie’ye doğru yürüyüp mızrağı sakince eline tutuşturdu.
"Al bakalım. Bunu düşürdün."
Avcı kadın şaşkınlıkla gözlerini ona dikti.
"...Şapşal?"
Zihninden derin bir iç çekti.
'İşte yine başlıyoruz...'
Sunny onun omzuna hafifçe vurup gülümsedi.
"Başka kim olacaktı? Benim işte. Sen sormadan söyleyeyim... Bu konuşmayı ilk kez yapmıyoruz. Doğrusunu istersen, bu adada zaman bir çember halinde dönüp duruyor..."
Aletheia Adası’nın tuhaf doğasını ve planlarını özetleyerek kısa bir açıklama yaptı.
"...Yani uzun lafın kısası, pek hayal kırıklığına uğrama. Söz veriyorum, ilk on turda beni tamamen sudan çıkmış balığa çevirip madara etmiştin. Nephis’i de öyle! Her neyse, Sunny Amcan geldi artık. Rahatlayabilirsin."
Sunny bir an ona baktıktan sonra sesini sertleştirerek ekledi:
"Şu adama gelince... Adı her neyse işte... Yalan söylemeyeyim, ilk başta onu bir güzel benzetmeyi düşünüyordum. Ama sonra ona zaten bir kere okkalı bir tokat attığımı hatırladım."
Sunny, genç askerin İlk Kâbus’u sırasında bu isimsiz Uyuyan’a göz kulak olmuş ve uyanık dünyaya döndüğünde onu bir tokatla karşılamıştı... Tıpkı Jet’in bir zamanlar kendisini karşıladığı gibi.
Efkarla iç çekti.
"Şimdi düşününce, belki de zavallı çocuğa biraz fazla sert vurdum. Senin gibi obur bir mahlukla birlikte olduğuna göre kafasında bir şeyler kırılmış olmalı... Bu yüzden bir dahaki karşılaşmamızda onu muhtemelen sadece birazcık döverim..."
Effie gülümsedi ve iki eliyle büyüyen karnını destekledi.
"Konuşmaya devam et Sunny Amca. Eğer senin de kafanda bir şeylerin kırılmasını istiyorsan tabii."
Sunny hafifçe kıkırdadı.
Dürüst olmak gerekirse Effie’nin çocuğunun isimsiz babasına karşı hiçbir şiddet arzusu beslemiyordu. Bütün bunları, sadece kadının dikkatini sevgilisinin büyük ihtimalle ya öldüğü ya da Kayıp olduğu gerçeğinden uzaklaştırmak için söylüyordu.
Ama bir yandan da... Adamda şeytan şansı vardı. Antarktika’daki kış dönümünü atlatabilecek biri varsa, o da kesinlikle o çocuktu.
Zihinsel bir emirle Karabasan gölgelerin içinden yükseldi. Aynı anda Sunny, Açgözlü Kasa’yı da çağırdı.
"Her neyse, kaybedecek vakit yok. Diğerleri bahsettiğim tapınağa yaklaşmış olmalı. Göl tarafına acele etmeliyiz."
Effie kuşkuyla siyah savaş atına süzdü.
"Şey... Senin şu midilliye binebileceğimden pek emin değilim Sunny..."
Karabasan’ın korkunç gözlerinde yanan kırmızı alevler titredi. Sunny, sadık Dehşet’inin daha önce hiç böyle tuhaf bir ifadeye büründüğünü görmediğine neredeyse emindi...
'M... midilli mi?!'
İçindeki öfkeli cevabı yutup kendini gülümsemeye zorladı.
"Benim bu gururlu, yüce ve güçlü binek atıma bineceğini kim söyledi ki?"
Yana doğru bir adım atıp aralarındaki zeminde duran büyük alaşım sandığı işaret etti.
"Tırman bakalım. Bugünlük bineğin bu."
Effie birkaç an Açgözlü Kasa’yı inceledikten sonra cüssesini zorlukla kapağın üzerine çıkardı. Dişlerini göstererek Sunny’ye sırıttı.
"Eee, ne diyordun bakayım, yüce ve..."
Lakin lafını bitiremeden, büyük sandığın altından sayısız alaşım bacak fırladı ve sandığı yerden yukarı kaldırdı. Şaşıran Effie kısa bir çığlık attı.
Sunny genişçe sırıtarak cevap verdi.
"Karşında Lokomotif Gardırop! Aletheia Adası’nın en konforlu binek aracı!"
Bunu söylerken eyerin üzerine atladı ve Karabasan’ı orta tempoda bir tırısa kaldırdı. Alaşım sandık da yosunları tırmalayan sayısız bacağının hışırtılarıyla hemen arkalarından seyirtti.
Effie, Açgözlü Kasa’nın üzerinde son derece tuhaf bir ifadeyle oturmaya devam ediyordu. Yine de oldukça rahat görünüyordu ve küçük partilerinin ilerleme hızı hiç de yavaş değildi.
Hatta bayağı hızlı ilerliyorlardı.
Adada yaşayan Kâbus Yaratıkları’nın çoğu yavaşça sürünen cesetler tarafından güneye çekildiğinden, Sunny hiçbir gecikme yaşamadan doğrudan göle doğru ilerleme lüksüne sahipti.
Bir süre sonra kadim çam ağaçları geride kaldı ve geniş, açık bir alan görüş açılarına girdi.
Buranın sisi daha az yoğundu, bu yüzden Sunny ormanın sınırında Karabasan’ı durdurdu. Gizli gök dehşeti daha kısa süre önce Ouk Kuruş Yaratığı olan Oyuk Kelebek tarafından saldırıya uğramış olsa bile, Hasatçı’nın dikkatini çekme riskini göze almak istemiyordu.
Önlerinde koyu kızıl bir sıvıdan oluşan devasa bir düzlük uzanıyordu. Bu göl bir zamanlar kristal berraklığında olmuş olabilirdi... Ancak şimdi suları kanla kırmızıya boyanmıştı.
O kanın kaynağı ise uzakta, gölün yüzeyinde süzülürken görülebiliyordu. Kanatlı bir şeyi andıran, devasa ve korkunç bir yaratıktı. Koyu renkli eti parçalanmış, nahoş yaralarından parıldayan iç organları dışarı saçılmıştı.
Sunny, kanatlı devi bu kadar vahşice ne tür bir düşmanın öldürmüş olabileceğini hayal edince ürperdi. Yine de kesin olarak bildigi bir şey vardı...
Kan gölü son derece ölümcüldü. Sunny ne zaman burayı keşfetmeye çalışsa, kendisini neyin öldürdüğünü bile anlamadan ıstırap içinde can vermişti. O kanlı suya dokunan herkes ölüyordu.
Açgözlü Kasa’nın üzerinde oturmaya devam eden Effie titredi.
"Şey... Bu şirin gölde ne tür korkunç mahluklar yaşıyor?"
Rüzgar Çiçeği’nin kendisine anlattıklarını hatırlayan Sunny, karanlık bir ifadeyle kızıl sıvıya baktı.
"Hiçbiri... Yani sayılır."
İçini çekti.
"Bunun yerine, gölün kendisi bir mahluk."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.