Arzunun Zehri

Sunny, kan kırmızısı gölün huzurlu görünen yüzeyine bakarken huzursuzluğunu gizleyemedi. Bu sularda defalarca ölmüştü; her bir ölümü de en az diğeri kadar korkunç, işkence doluydu. Fakat artık canını neyin aldığını bildiğinden, bu kırmızı sudan eskisine kıyasla çok daha fazla çekiniyordu.

Gerçekten de... Bütün o kan gölü, bir bakıma devasa bir Kâbus Yaratığı'ydı. Yine de tek bir canlıdan ibaret değildi.

Kanlı suyun içinde, gözle görülemeyecek kadar küçük, sayısız ve zihinsiz mahluklar yaşıyordu. Suyun her bir damlası bunlardan milyonlarlaca barındırıyordu. Sunny, dağ gibi devasa canavarlardan devasa sürüler halinde avlanan böceğimsi yaratıklara kadar pek çok dehşetle savaşmış, onları katletmişti. Ancak daha önce et yiyen bakterilerden hiçbir farkı olmayan bir Kâbus Yaratığı ile asla karşı karşıya gelmemişti.

Tüm göl bu minik dehşetlerin kolonisi haline gelmişti. Sunny bunların devasa cesedin içinden mi çıktığını, yoksa kanatlı varlığın da sadece onların kurbanlarından biri mi olduğunu bilmiyordu. Belki de her ikisiydi. Bildiği tek şey, yozlaşmış yaratığın kanının bu minik yutucular için sonsuz bir besin kaynağı sağladığı, akıl almaz bir hızla çoğalmalarına ve tüm gölü enfekte etmelerine imkân tanıdığıydı.

Böylece gölün kendisi olmuşlardı.

Kızıl sularında çığlıklar atarak can vermesine şaşmamalıydı.

Sunny derin bir nefes aldı. Bindiği yaratıktan inip Effie'ye kasvetli bir bakış attı.

"Sudan uzak dur."

Avcı kadın, Tamahkâr Sandık'ın üzerinden aşağı kayıp içini çekti.

"Anladım herhalde... Ama Sunny, bir gölü nasıl öldüreceksin ki? Suyunu bir şekilde buharlaştırmak dışında aklıma hiçbir şey gelmiyor."

Tereddüt etti.

Hakikaten, bir göl nasıl öldürülebilirdi ki?

Başını iki yana sallayıp kıyıya doğru yürüdü.

"Öldürebileceğimi sanmıyorum. Ama o gölden canlı çıkmayı... Sanırım bunu halledebilirim."

Yaklaştıklarını gizlemek için sisi yönlendirip gölgelere sığındı. Gergin bir şekilde kıyıya ilerlediler. Effie geride kaldı fakat Sunny kızıl suyun tam kenarına kadar yürüdü.

Geniz yakan yoğun kan kokusu burun deliklerine hücum etti.

Büyük bir rahatsızlık duyan Sunny derin bir nefes alıp bir Anı çağırdı. Elinin etrafında beyaz kıvılcımlar süzüldü ve çok geçmeden avucunda, içi tekinsiz siyah bir sıvıyla dolup taşan beyaz yeşimden yapılmış zarif bir kadeh belirdi.

Acı Kadeh... Yeşim Kraliçe'nin bir zamanlar doymak bilmez konuklarına ikram ettiği zehir dolu bir kadeh. Sunny uyanmış kariyerine bir zehirci olarak başlamış olsa da bu Anı'yı sık kullanmazdı. En son Birinci Tahliye Ordusu askerlerinin oklarını ve mermilerini Siyah Zehir'le kaplamak için kullanmıştı. Falcon Scott'a doğru yaptıkları o çılgınca kaçış sırasında askerlerin çok işine yaramıştı.

Fakat bugün de işe yarayacağı kimseden çıkmazdı.

Beş gölgesini de Acı Kadeh'in etrafına dolayan Sunny, kadehi eğdi. Siyah sıvının kızıl suya akışını izledi. Zehir aktı da aktı.

"Sarayın hanımefendisi, konuklarına kendi elleriyle en tatlı nektardan oluşan bir kadeh sundu. Ne kadar içerlerse içsinler, kadeh hep dolu kaldı. Tattıkça daha fazlasını arzuladılar..."

Zehirli Anı'nın açıklamasındaki kelimeler zihninde belirdi.

Gerçekten de göle ne kadar parlak siyah sıvı dökerse döksün, akıntı kesilmiyordu. Yeşim kadehin alabileceğinden çok daha fazla zehir akmıştı sudan. Bu zehrin nereden geldiğinin mantıklı bir açıklaması yoktu ama zaten buna ihtiyacı da yoktu.

Sonsuz Pınar da böyledir, diğer pek çok Anı da. Beşeri mantık, bu nesnelerin işleyişinde neredeyse hiçbir zaman geçerli olmazdı.

Sunny'nin bir açıklamaya ihtiyacı yoktu. Tek istediği, kan gölünün bu zehri var gücüyle içmesiydi.

Bir süre sonra kızıl sular huzursuzlanmaya başladı. Gölün yüzeyinde ince dalgalanmalar belirdi, sığ dalgalar kıyıyı dövmeye başladı. Sunny kıpırdamadan durmak için kendini zorlayarak omzunun üstünden seslendi:

"Geri çekil."

Effie itaatkâr bir şekilde birkaç adım geriledi ve beklemeye başladı. Sunny ise ne kadar kaçmak isterse istesin tek bir milim bile kıpırdamadı, siyah zehri suya dökmeye devam etti.

Zaman geçtikçe kan gölü daha da tekinsiz bir hal alıyordu. Kızıl suları artık koyulaşmış gibiydi, sessizce çalkalanıyordu. Rüzgâr olmamasına rağmen yüzeyde büyüyen dalgalar giderek daha belirginleşiyordu.

Sunny derin bir nefes aldı.

Sadece yarım saat geçtiğini biliyordu ama bu süre ona bir sonsuzluk gibi gelmişti. Sonunda zehir akıntısı inceldi, inceldi... Ve kesildi. Sadece birkaç damla siyah sıvı döküldü kadehten.

Acı Kadeh boşalmıştı.

"Güzel. Bu iş tamam."

Biraz ötede duran Effie sordu:

"Gölü iyice zehirlediğine göre... Şimdi ne yapacaksın?"

Sunny, Ananke'nin Pelerini'ni zihninde geri çekip kadına karanlık bir bakış attı.

Kısa bir sessizliğin ardından konuştu:

"Ne mi yapacağım? Şimdi yüzmeye gidiyorum."

Effie'nin gözleri yuvalarından fırladı.

"Ne? Yaratık dolu bir gölde yüzmek yetmedi, bir de çorbaya ölümcül zehir mi kattın?"

Sunny kısa bir kahkaha atmadan edemedi.

"Pek çok zehre karşı bağışıklığım var. Biraz yakacağı kesin ama şansım yaver giderse... Bir şey olmaz."

İçini çekip Acı Kadeh'i gönderdi ve beş gölgesini geri çağırdı. Kalan özünü tarttıktan sonra Gölge Feneri'nin kapısını araladı, gövdesini Gölgedoğan Kabuğu ile kapladı. Pelerin'i tekrar çağırarak kabuğun üzerine oniks bir zırh katmanı çekti. Zırhı beş takviye katmanıyla güçlendirdikten sonra Effie'ye göz kırptı.

Kadın bu manzarayı görünce biraz sararmış gibiydi.

"Ben kaçtım. Sandık'ın içinde yiyecek bir şeyler var... Ellerini ısırmamasını tembihledim, rahatına bak."

Sunny içinden bir küfür savurdu...

Ve kendini o aç, insan yiyen gölün kucağına bıraktı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.