Sunny, Kâbus’u doğrudan Zincir Kıran’a doğru sürmedi. Sonuçta Jet’in bıraktığı kanlı izleri takip etmeyi başarmıştı, bu da Ölümsüz Katliam’ın da aynı şeyi yapabileceği anlamına geliyordu. Onu Nephis ile Cassie’nin yanına çekmek istemediği için önce arkalarında bıraktıkları izleri örtmek zorundaydı.
Tek sorun, bunu nasıl yapacağını gerçekten bilmiyor oluşuydu. İz takibi, Yaban Hayatta Kalma dersinde öğretilen temel becerilerden biriydi ve doğal olarak izleri gizlemeyi kapsıyordu. Ama... Düşmandan nasıl saklanacağını bilmesi için önce onun yeteneklerini kavraması gerekiyordu; Ölümsüz Katliam ise hâlâ büyük ölçüde bir gizemden ibaretti.
Adanın kenarına uzanan ayak izlerini hatırlayan Sunny bir an tereddüt etti, ardından atının dizginlerini sola kırdı. Hâlâ genel olarak kayalıklara doğru ilerliyorlardı ama dik merdivenlerden hayli uzak bir noktayı hedeflemişti.
Kulaklarında ıslık çalan rüzgâra karşı sesini biraz yükseltti:
"Effie nerede?"
Jet’e soracağı ve anlatacağı pek çok şey vardı ama en önemlisi bu soruydu. Cevabı duymaktan hem korkuyor hem de sabırsızlanıyordu.
Kadın bir süre sessiz kaldı. Muhtemelen ikisinin birlikte olduğunu nasıl bildiğini sorguluyordu. Ardından boğuk bir sesle konuştu:
"...Emin değilim. Girdapta birbirimizden ayrıldık."
Sunny’nin yüzü düştü. Dişlerini sıktı, sonra kendini sakinleşmeye zorladı.
'Sorun yok.'
Hatta içten içe harika bir haberdi bu. Jet’in söylediklerine bakılırsa Effie büyük ihtimalle hâlâ hayattaydı. Üstelik bu döngü, kadının Lanet’i gibi vahim bir sorunu da kendiliğinden çözmüştü. Rüzgâr Çiçeği’nde asla açlıktan ölmeyecekti.
Sunny bir an duraksadı.
'...Ölümsüz Katliam’ın burada olmasının sebebi de bu olabilir mi?'
Sis tayfı, Jet ile aynı Lanet’e sahipti; yani hayatta kalmak için öldürmek zorundaydı. Kahroluş güçleri kâhinlerin şehirlerini kuşatırken bu durum belki problem yaratmıyordu. Ama o şehirler yok olduğuna göre, Ölümsüz Katliam’ın katledeceği... ne kalmıştı ki?
"Sunny, seni uyarmam gerek. Peşimde..."
Jet’in sesi acı dolu ve pürüzlüydü. Sunny’nin dudak kenarı seğirdi.
"Biliyorum. Sonra konuşuruz... Şimdilik sıkı tutun."
Tam o sırada Kâbus ormanın sınırına ulaştı. Yüksek ağaçların arasından sıyrılan siyah aygır, orman ile uçurumun kenarı arasındaki dar, boş araziyi yara yara koştu. Nalları yumuşak yosunların üzerinde bir dizi iz bırakıyordu.
En uç noktaya geldiğinde, karanlık küheylan hızını hiç kesmedi. Aksine daha da hızlandı... ve kasvetli uçurumun gizlediği derin boşluğun üzerine doğru savrularak havada süzüldü.
Jet şaşkınlık dolu bir çığlık koyuverdi.
Sunny Gölge’yi zihninde geri çağırıp kendi etrafında döndü, kadını yakalayıp Karanlık Kanat’ı çağırdı. Kâbus’un atlayışındaki ivme tamamen kaybolmadan önce, sırtında yarı saydam bir pelerin belirdi ve hızla biçim aldı. Aşınmış siyah kayaların yüzeyi boyunca yavaşça aşağı süzüldüler.
Sunny, Jet’in sırtını destekleyen kolunun kanla ıslandığını hissetti. Yüzü karardı. Daha önce fark etmemişti ama kadının bedeninde sandığından çok daha fazla yara vardı.
Ruh Biçici acıya katlanarak yüzünü buruşturdu, ardından içindeki karanlık mizah duygusuyla konuştu:
"Bir kadının... çığlık atmasını gerçekten iyi biliyorsun, değil mi Sunny?"
Sunny dehşet içinde donakaldı. Buz gibi pençeler yüreğini amansız bir çaresizlikle kavradı.
'Hayırdır inşallah... Olamaz, hayır!'
Bu hissi tanıyordu.
Jet... Effie ile fazla mı vakit geçirmişti?
O edepsiz, ağzı bozuk şehvet düşkünü yüzünden yoldan mı çıkmıştı yoksa?!
'Kahretsin!'
Sessizce bir küfür savurdu, uçuş yönlerini ayarladı ve kenetlenen dişlerinin arasından cevap verdi:
"Sanırım... öyle."
Yüzündeki acı dolu ifadeye rağmen Ruh Biçici bir kahkaha attı.
Sisli kumsaldan hayli uzaklaşmışlardı, bu yüzden oraya geri süzülmek biraz zaman aldı. Adanın altına düşmekten korkan Sunny, kayalıklara yaklaşıp birkaç kez kendilerini yukarı doğru itmek zorunda kaldı. Nihayet siyah kaya duvarı son buldu ve tanıdık koya girdiler.
Kumlu beyaz sahile ayak bastıklarında Sunny, Jet’i yere indirip ona destek oldu. Endişeli gözlerle kadına baktı.
"Yürüyebiliyor musun?"
Kadın başıyla onayladı.
"İyiyim. O yaratık beni o kadar da hırpalamadı. Yani... yaşarım."
Jet sırrıttı.
Zaten kan kaybından ölecek değildi... En kötü ihtimalle daha cesetimsi bir hale bürünürdü. Sunny kadını birkaç saniye süzüp başını salladı.
"Gidelim öyleyse. Gemimiz pek uzak değil."
Sisin içine doğru adım attılar.
Çok geçmeden Zincir Kıran’ın ana kargo ambarındaydılar. Buradaki hava kan kokuyordu ama Jet çok daha iyi görünüyordu. Nephis iyileştirme güçlerini kullanacak kadar Öz toparlayamamış olsa da hem kendisinde hem de Cassie’de küçük yaraları tedavi edebilen Anılar vardı.
Büyük bir klana mensup olmanın nimetlerinden biriydi bu.
Jet zırhının üst kısmını çıkarmış, gövdesi sargılarla sarılı halde bir sandığın üzerine oturmuştu. Önündeki başka bir sandığın üzerinde bolca yiyecek, taze sıkılmış meyve suyu ve yeni demlenmiş çay duruyordu. Hazırlanan bu iğreti sofradaki her şeyi iştahla mideye indiriyordu.
Karga Karga kadının omzuna kurulmuş, ustasına meftun bir halde yanından ayrılmıyordu. Jet zaman zaman dalgın bir tavırla kuşa bir parça meyve yediriyordu.
Karaya oturan gemiyi henüz hiçbir şey bulup saldırmamıştı ama Sunny hâlâ gergindi. Aynı zamanda... Tarif edilemez bir rahatlama hissetti. Jet’in burada, yanında, canlı ve nispeten zarar görmemiş bir halde durması içini ferahlatıyordu.
Nephis ile Cassie de bu namlı devlet Ustasıyla o kadar yakın olmasalar bile halinden memnun görünüyordu. Üç kişilik grupları artık dört kişi olmuştu.
'Güzel...'
Jet’i geri getirmenin bir diğer harika yanı da Sunny’nin yaşananları diğerlerine açıklamasının artık daha kolay olacak olmasıydı.
Kadının açlığı bir nebze yatışmış görününce Sunny öne doğru eğildi:
"Pekala. Şimdi size bazı şeyleri açıklamaya çalışacağım."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.