Üçü kumdaki ayak izlerinin hizasına vardığında, Sunny bu döngüde ne yapması gerektiğine dair kafasında kaba bir plan oluşturmuştu bile.
Yani... pek de bir plan sayılmazdı aslında. Önünde seçebileceği çok fazla yol vardı, o da sadece kendine en yakın olanı seçmişti. Jet çok uzaklaşmış olamazdı ve bu adada neler olup bittiği hakkında kesinlikle kendisinden daha fazla şey biliyordu. Bu yüzden Sunny, Ölmez Katliam ondan önce davranmadan Jet'i bulmaya kararlıydı.
O korkunç tayfla bu kadar çabuk tekrar yüzleşme düşüncesi hiç de hoşuna gitmiyordu. Şansına, Kirlenmiş ile tek bir darbe bile teati etmeden Jet'i kapıp kaçma ihtimali oldukça yüksekti.
Şu an ihtiyacım olan şey güç değil, hız.
Sunny, Nephis ile Cassie'ye bir göz attı.
Bildiği şeyleri er ya da geç yoldaşlarıyla paylaşması gerekecekti, bundan kaçış yoktu. Ancak o konuşmayı sadece hayal etmek bile huzurunu kaçırmaya yetiyordu.
Birine, farkında bile olmadan aynı bir saati tekrar tekrar yaşadığını söylemek oldukça tuhaf bir durumdu.
Bir dahakine anlatırım... umarım bir dahaki sefere fırsatım olur.
Sunny bu döngünün sonsuz olduğundan şüpheleniyordu; devasa girdap var olduğu sürece, yani yüzlerce yıldır sürüyor olmalıydı ama yine de emin olamıyordu. Bu yüzden şimdilik her döngüye sonuncu döngüymüş gibi muamele etmek zorundaydı.
Döndükten sonra anlatırım artık.
Ne yazık ki bu gerçeği kavrayana kadar çoktan epey zaman kaybetmişti, uzun uzun açıklama yapacak vakti kalmamıştı.
Nephis, Sunny'nin pürdikkat bakışlarını fark edince dönüp kaşını kaldırdı.
Sunny birkaç an tereddüt etti, kelimelerini zihninde dikkatle tarttıktan sonra dudaklarını araladı ve sadece üç kelime fısıldadı:
"Aster, Song, Vale."
Nephis'in yüz ifadesi hafifçe değişti, bakışları karardı ve keskinleşti. Kül Tepe'de gösterdiği o ölümcül tepkinin birebir aynısı değildi belki ama Sunny yine de kendini biraz rahatsız hissetti.
Nephis kaşlarını çattı.
"Neden..."
Bir an duraksadı, ardından derin bir nefes aldı.
"Yine bir zihin büyüsünün etkisinde miyiz?"
Sunny başını iki yana salladı.
"Hayır. Ama... benzer bir şey. Şu an soru sormayı bırakıp ne diyorsam onu yapmanıza ihtiyacım var. Yapabilir misiniz?"
Cassie eğerin üzerinde arkasına dönmüştü, yüzünde sıkıntılı bir ifade vardı. Yine de Nephis'in konuşmasını bekleyerek sessizliğini korudu.
Neph uzunca bir süre dik dik onun gözlerinin içine baktı, ardından yavaşça başını salladı.
"Tamam."
Sunny rahat bir nefes aldı. Kendisine güvendiğini biliyordu... ama birine gözü kapalı güvenmek kolay iş değildi. İnsanın merakını bastırması ise çok daha zordu.
Şahsen kendisi olsa, hem güvenme hem de merakını yenme konusunda epey zorlanırdı.
Kendini gülümsemeye zorladı.
"Güzel. Şimdi gemiye dönün ve saklanın. Ben dönene kadar güvende kalın."
Sunny, Zincir Kıran'a dönmenin gerçekten güvenli olup olmadığı hakkında en ufak bir fikre sahip değildi... ama aklına gelen en iyi geçici çözüm buydu.
Cassie'ye dönerek ekledi:
"Kabus'a ihtiyacım olacak."
Kör kız kıvrak bir hareketle iftardan indi, Sunny'nin eğere atlamasına izin verdi. Sunny aşağıya doğru bakıp bir an duraksadı, ardından Saint ile Canavar'a yoldaşlarını korumaları için emir verdi.
Bir salise sonra sisin içinde nalları dikmiş dörtnal koşturuyordu.
Ölmez Katliam ile dövüşmekten kaçınmak istiyordu, bu da savaşçı gölgelerine ihtiyacı olmayacağı anlamına geliyordu. Yine de o sis tayfıyla burun buruna gelirse, onları yanına çağırmak sadece birkaç saniyesini alırdı.
Daha hızlı!
Ancak Kabus, takipçileri arasındaki en hızlı olanıydı... Hızı Sunny'ninkini de, gölgelerininkini de katbakat aşıyordu. Jet'i bulup sisli ormandan burburnu kanamadan çıkarmak için Sunny'nin en çok bu küheylana ihtiyacı vardı.
Beş gölgesini de karanlık küheylanı güçlendirmek için görevlendirdi.
İkisi, ıssız ayak izlerinin hattı boyunca adeta uçarak siyah kayalık duvarına hızla yaklaştı. Siyah aygır, elmas sertliğindeki nallarıyla siyah kayadan kıvılcımlar sıçratarak taş basamakları hiç yavaşlamadan tırmandı; çıkardığı melodik tempo, sisin içinde savaş davullarının gürültüsü gibi yankılanıyordu.
Çok geçmeden ormana girdiler.
Sunny bir önceki döngünün çok daha ilerisindeydi... Jet henüz o açıklığa varmış olamazdı, yani adanın herhangi bir yerinde olabilirdi. Artık gölgelerini etrafı usulca taramaları için ileri göndermeye cesaret edemediği düşünülürse, bu ciddi bir problemdi.
Bayağı çetrefilli bir durum...
Jet'e yerini belli etmek için Gümüş Çan'ı kullanabilirdi... ama sorun şuydu ki Ölmez Katliam da o çanın sesini tanırdı. Adada başka ölümcül yaratıkların bulunma ihtimalinden bahsetmeye gerek bile yoktu.
Yol Gösteren Işık'ın Jet'i değil de Effie'yi göstermesi ne büyük talihsizlikti. Aksi takdirde Sunny onu kesinlikle yanına alırdı.
Kabus, Sunny'nin son iki seferde -ya da gerçekte kaç kez olduysa- öldüğü açıklığa ulaştı ve göz açıp kapayıncaya kadar orayı geçti.
Sahil yönünden gelmiş olamaz, bu yüzden en mantıklı seçenek kuleye doğru ilerlemek.
Sis her şeyin üzerini örtüyor, dünyayı sadece birkaç düzine metre genişliğinde gösteriyordu.
Kahretsin!
Her an Jet ile burun buruna gelebilirdi... ancak her an Ölmez Katliam ile de karşılaşabilirdi.
Sunny gölgesini dört bir yana gönderip göndermemekte tereddüt ederken birden o kokuyu aldı.
Kan kokusu.
Zihinsel emrini takip eden Kabus yavaşladı ve ardından durdu. Sunny sis zerrelerini içine çekerek etrafına bakındı, sonra küheylanını belirli bir ağaca doğru yönlendirdi.
Kadim çam ağacı görebildiğinden çok daha yukarılara uzanıyordu ama gövdesindeki kabukta, geri kalanına kıyasla çok daha koyu bir leke vardı. Kanlı bir el izi... Sanki yaralı biri ağacın gövdesine dayanmış gibiydi.
Eğerin üzerinde dönüp bakındı ve nihayet bir başka kanlı iz daha fark etti.
Bu ona takip edebileceği bir yön vermişti.
...Ne tesadüftür ki bu yön, şu an uzakta kalan o açıklığa doğru geri gidiyordu.
Kabus'u yeniden dörtnalla koşturan Sunny, çevresini hummalı bir şekilde süzdü. Ulu çamların gövdeleri yanından korkunç bir hızla geçip gitmesine rağmen, izleri fark etmeyi yine de başardı. Bazen ağaçların üzerinde kanlı el izleri oluyordu. Bazen de yerde kan damlaları.
Sunny, kanlı izleri takip etmesi için küheylanına yön verdi.
Ve sonra, nihayet...
Sisin içinden, bir ağaca ağır bir şekilde dayanmış bir insan figürü belirdi. İki büklüm olmuştu ve bir hayalet kadar solgundu ama harbiye tırpanı havada, saldırmaya hazır bekliyordu.
Sunny boğuk bir fısıltı duydu:
"Gel de al beni, şıllık..."
Bu Jet'di.
Saliseler sonra, sislerin arasından beliren cehennemi siyah bir aygırın ve eğerin üzerine eğilmiş, pelerini rüzgarda savrulan bir süvarinin görüntüsü, Jet'in delici mavi gözlerinin buzlu derinliklerine yansıdı.
Göz bebekleri şaşkınlıkla büyüdü.
"S-Sunny?"
Elini Jet'e doğru uzatan Sunny bağırdı:
"Açıklayacak vakit yok!"
Jet'in tereddüdü sadece bir salise sürdü.
Tırpanı yere bırakan Jet, kendi kanlı eliyle ona doğru uzandı. Elini tutan Sunny, onu tek bir hamlede yukarı çekti. Bir an sonra Ruh Biçici, Ananke'nin Mantosu'nun kıvrımlarına tutunmuş halde tam arkasında oturuyordu.
Tırpan bir kıvılcım yağmuru içinde kayboldu.
Sunny, Kabus'a bir an önce bu sisli ormandan defolup gitmesini emretti. Gölge iki Usta'yı hızla oradan uzaklaştırırken Jet öne doğru eğildi ve acı dolu bir sesle sordu:
"Şikayet... etmiyorum ama... nasıl oldu da buradasın?"
Sunny sırıttı.
Gerçekten de çetrefilli bir soru.
"Başka nasıl olacak? Gemiyle geldim!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.