Sunny öyle bir dumura uğramıştı ki, Effie hiç istifini bozmadan ona leyleklerin bebekleri nereden getirdiğini anlatırken kendini pasif bir şekilde dinlerken buldu. Nutkun tam ortasında silkindi, kendine geldi ve parmağını ona doğru uzatarak suçlayıcı bir tavır takındı.
"Hayır! Şey değil... Yani... Kahretsin, bu işlerin nasıl yürüdüğünü biliyorum! Benim demek istediğim nasıl? Ne zamandan beri? Baba kim?!"
Effie konuşmayı kesti, dişlerini göstererek genişçe sırıttı. Sonra bir eliyle karnını alttan destekleyip sallana sallana yanından geçti, mızrağını saplandığı kayadan çekip çıkardı. Mızrağa dayanarak içini çekti, omuz silkti.
"Nasıl olduğunu zaten netleştirdik sanıyordum. Ne zamandan beri olduğuna gelirsek... Beş ay kadar olmuştur herhalde? Aşağı yukarı o civar."
Sunny'nin omzuna iki kere vurdu.
"Ah, bu arada, seni gördüğüme ben de çok sevindim."
Sunny bir an donup kaldı.
Beş ay mı? Kabus başlayalı zaten on üç ay olmuştu ama Effie için sadece iki ay geçmiş demekti. Yani... Yani beyaz çölde yaptıkları yolculuk, Siyah Kafatası savaşı ve Antarktika'da geçirdiği zamanın büyük bölümü boyunca zaten hamileydi.
Ama Antarktika'daki zamanının tamamında değil.
Birden elini alnına yapıştırdı.
'Ben... Gerçekten tam bir aptalım!'
Zihnine bir anı sağanağı üşüştü. Bütün işaretler gözünün önündeydi. Çok daha önce fark etmeliydi!
Grup Bağlı Adalar boyunca seyahat ederken Effie tuhaf davranıyordu. İştahı bir açılıp bir kapanıyor, seçtiği atıştırmalıklar da bayağı garip kaçıyordu... Başka biri için son derece normal sayılabilecek bu durum, o obur avcı kadın söz konusu olduğunda hiç de normal değildi!
Hatta Chain Breaker'da giderken taşıt tutması çekiyor diye onunla dalga bile geçmişti. Şimdi dönüp bakınca, o bulantının uçan geminin sallantısıyla uzaktan yakından ilgisi yoktu.
Başka ipuçları da vardı... Effie'nin, Canavar Efendisi'nin onu uyandırılmış dünyaya geri götürme teklifini reddetmeden önce bir an tereddüt etmesi gibi.
Sunny biraz daha dikkatli olsaydı, tanıdığı Effie'nin düşünmek için bir an bile beklemeyeceğini anlardı. Cevap vermeden önce bocalama sebebi sadece kendi kaderini değil, karnındaki bebeğin kaderini de hesaba katmasıydı...
'Ah! Bebek mi! Bu kelimeyi düşünmek bile çok garip!'
Bir an yüzünü eliyle kapattı, ardından birkaç kelime geveleyebildi:
"Evet... Ben de seni gördüğüme sevindim. Tabii ki."
Kafası hâlâ çorbaydı. Bir süre sessiz kaldıktan sonra zayıf bir sesle ekledi:
"Yani... Yakında Sunny Amca mı olacağım?"
Bunu duyduğunu gören Effie dişlerini göstererek bir kez daha sırıttı.
Sesi gayet sıcaktı:
"Bence Aptal Amca demek istedin."
Ama kelimeleri hiç de sıcak değildi!
Sunny öfkeyle gözlerini ona dikti.
"Ne Aptal Amcası be! Sakın benim canım yeğenimin... artık erkek mi kız mı neyse... aklını kendi saçmalıklarınla çelmeye kalkma!"
Konuşmaları gereken o kadar çok şey vardı ki... Jet'in güvende olduğu, Chain Breaker'a nasıl dönecekleri, Rüzgar Çiçeği'nin tehlikeleri, zaman döngüsü...
Ama Sunny hâlâ Effie'de takılı kalmıştı... Kurtlar Tarafından Büyütülen o ünlü avcı kadın Effie... hamileydi.
Bu nasıl olmuştu ki?
'Yani tamam, nasıl olduğunu biliyorum... Kız son derece sağlıklı, genç bir kadın... saçma sapan çekici biri üstelik... ama yine de yani! Yine de!'
Gözlerini kadına dikti, sonra aniden kaşlarını çattı.
"Dur bir dakika... Hangi piç seni hamile bıraktı? Gidip adamı benzetmem gerekiyor mu?"
Gözleri daha da büyüdü.
"Bekle... Kai'yi benzetmem gerekiyor mu?!"
Effie kısa bir süre sessiz kaldı, sonra kahkahayı bastı.
"Tanrım, Sunny. Sakin ol... Kai baba falan değil."
Sunny harbi harbi biraz rahatladı.
İçinde rahatlama ve hayal kırıklığının garip bir karışımı belirdi, ikisi de son derece mantıksız duygulardı.
'Bu da ne böyle. Kai'nin baba olmasını mı istiyordum yani?'
Şaşkınlıkla kafasını salladı. Şaşkınlığı biraz yatışınca bitkin bir sesle sordu:
"Kim peki?"
Gülümsedi.
"Çok merak ediyorsan söyleyeyim, Antarktika'da tanıştığım biri. Tahliye Ordusu'ndan çok tatlı bir çocuk. Tesadüfen karşılaştık ve şey... olaylar kendiliğinden gelişti. Bilirsin işte — savaş, adrenalin, bir günü daha sağ atlatmanın getirdiği o coşku, tepesinde sallanan ölüm korkusu... Bütün bunlar insana yaşadığını hissetme isteği veriyor. Olabildiğince canlı hissetme."
Effie ömrü boyunca bedenine düşkün bir insan olmuştu, bedeninin sunduğu nimetlerin tadını çıkarmayı severdi — sırf Uykucu olmadan önce bu duygudan mahrum kaldığı için. Hayatının büyük bölümünde tekerlekli sandalyeye mahkûm kalmış, kendi bedeninin zindanında yaşamıştı. Büyü ona bir şans verdiğinden beri de sağlıklı ve muktedir olmanın kutlamasını yapıyordu.
Bu yüzden Sunny, felaketlerle dolu bir savaşın ortasında Effie'nin tutkularına nasıl yenik düşebildiğini anlayabiliyordu.
Yine de...
Kafasını salladı.
"Adı ne?"
Effie aniden öksürmeye başladı.
Sunny'nin kaşları daha da çatıldı.
"Bu tepki de ne şimdi?"
Effie bir an duraksadı, sonra bakışlarını kaçırdı.
"Şey... o... bilmiyorum."
Sunny dehşet içinde ona baktı.
"Effie!"
Sesinde tam bir inançsızlık ve şaşkınlık vardı.
Effie kendini savunur gibi elini kaldırdı, yüzünde ender görülen bir mahcubiyet ifadesi belirdi.
"Hey! düşündüğün gibi değil! Çocuğu gayet iyi tanıyorum! Gerçekten dürüst, çok iyi bir çocuk... Antarktika'nın yerlisi ama Birinci Tahliye Ordusu'yla Merkez Antarktika'daki bütün harekâta katıldı. Falcon Scott'ta yaralandı, son tahliye dalgasında diğer yaralı askerlerle birlikte doğuya sevk edildi. Zaten öyle tanıştık... Ben hastanedeki yaralı astlarımdan birini ziyarete gitmiştim, o sırada bunun da taburcu işlemleri yapılıyordu..."
Sunny biraz olsun rahatladı. En azından adamdan... piçten gerçekten hoşlanıyor gibiydi. Üstelik Birinci Tahliye Ordusu'ndandı. Sunny belki onunla karşılaşmış bile olabilirdi...
"E madem öyle, adını nasıl bilmiyorsun?"
Effie yine öksürdü.
"Şey... o aslında onun Kusur'uyla alakalı. O... o zamanlar bir Uykucu'ydu. Şimdiye kadar çoktan Uyanmış olmalı."
Yüzü bir anda düştü. Kısa bir sessizliğin ardından kısık bir sesle ekledi:
"...Ya da ölmüştür. Bilmiyorum."
Sunny ne diyeceğini bilemedi.
'Kusur'u yüzünden adı hatırlanamayan... Merkez Antarktika'dan gelen bir Uykucu mu?'
Yani Effie'yi hamile bırakan o piç... çocuklarının babası olan adam, Sunny'nin mülteci konvoyunda Kabus Büyüsü bulaşan o genç asker miydi?
Yani o şerefsizi kadının ayağına kendi elleriyle mi teslim etmişti?!
Sunny, isimsiz Uykucu'nun Falcon Scott'tan tahliye edilip sağ kurtulduğunu öğrendiğine aslında sevinmişti. Ama aynı zamanda...
'Geri döndüğümde o piçi kesinlikle benzetecem!'
Sunny kendi duygularıyla boğuşuyordu ama Effie'nin kederli yüzünü görünce öfkesini bastırıp derin bir nefes aldı.
Kabusa kış gündümünden hemen önce girmişlerdi. Yani şimdiye kadar o isimsiz Uykucu ya Uyanmış... ya da ölmüştü. Antarktika'yı arkalarında bıraktıkları hali düşünülürse, ölme ihtimali çok daha yüksekti.
Ama kadının duymak istediği şey bu değildi.
Sunny bir an tereddüt etti, sonra kendini zorlayarak bir gülücük kondurdu yüzüne.
"Haa... o çocuk mu? Aman! Tanıyorum ben onu. Hiç endişelenme, öyle kolay kolay ölmez o. Hatta sapasağlam olduğuna kalıbımı basarım. Sonuçta birlikte üç bin kilometre yol teptik... Çekirdeğini doldursun diye adama kendi ellerimle yüzlerce ruh kırıntısı verdim! Benim büyüttüğüm Uykucu benden izin almadan ölebilir mi hiç? Yemez ki, korkudan ölemez bir kere..."
Effie bir süre ona baktı. Yüzündeki o hüzünlü ifade yavaşça silindi, yerini hafif bir tebessüm aldı.
Gülümsediğini gören Sunny kaşlarını kaldırdı.
"Ne oldu? Yine aklından uygunsuz şeyler geçirdiğini biliyorum... Kes şunu."
Kadın kafasını sallayıp kıkırdadı.
"Yok, yok. Sadece şey düşündüm... Madem onu sen büyüttün... O zaman Amca değil, Aptal Dede olman gerekmez mi?"
Sunny gözlerini kırpıştırdı.
Yüzü kaskatı kesildi.
Kalbi bir an durur gibi oldu.
"...Ne Aptal Dede'si be! Ne alakası var! Geri al lafını!"
'Hain kadın!'
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.