Sunny yüzünden, Zincir Kıran'ın yanında planladıklarından daha fazla zaman harcadılar. Ne var ki onu bu kadar rahatsız eden şeyin tam olarak ne olduğunu bir türlü anlayamıyordu. Bir süre sonra uçurumlara doğru yola koyulmaktan başka çareleri kalmadı.
Grubun en önünde Karabasan'ın üzerinde Cassie gidiyordu. Sunny ile Nephis onu takip ediyor, Aziz ve İblis ise arkayı kolluyordu. Yürürlerken Sunny'nin yüzünde derin bir çatıklık vardı, tek bir kelime bile etmiyordu.
"Sadece... tuhaf hissediyorum."
Sanki bu adımları daha önce de atmıştı. Beyaz kumlar, dönüp duran sis, yüksek kayalıkların simsiyah karaltısı... Her şey tüyler ürpertici derecede tanıdıktı.
"Neler oluyor böyle?"
En nihayetinde kumların üzerinde bir sıra ayak izi buldular. Sunny'nin şaşırması ve meraklanması gerekirdi ancak bu gizemli keşfe neredeyse hiç dikkat etmedi. Sanki o ayak izlerinin orada olması dünyanın en doğal şeyiymiş gibi.
"Bunları bir insan bırakmış."
Hafifçe titredi ve Nephis'e baktı. Onun tam olarak bu kelimeleri söyleyeceğini neredeyse kelimesi kelimesine nasıl bilebilmişti?
Sunny birkaç an duraksadı, ardından kısık bir sesle konuştu:
"Burada bekleyin."
Neden kendisini tam olarak bu şekilde cevap vermek zorunda... hatta mecbur hissetmişti?
Zihni iyice bulanan Sunny, gölgelerinden birini arkada bırakıp ayak izlerini adanın kenarına kadar takip etti. Kendisine sorması gereken o kadar çok soru vardı ki... Bu izleri kim bırakmıştı? O kişi gerçekten de dipsiz uçuruma mı atlamıştı? Yoksa hayatta kalıp boğucu sisten kaçmayı başarmış mıydı?
Fakat Sunny bunlardan ziyade, sanki adanın bu kenarında daha önce de bulunmuş gibi hissetmesinin nedenini düşünüyordu.
Kasvet Günahı da oradaydı, sessizce ona dik dik bakıyordu.
'Neden hiçbir şey söylemiyor? Çoktan bir şeyler söylemiş olması gerekirdi sanki. Beni de aşağı atlamam için kışkırtması gerekirdi.'
Sunny suratını asarak Nephis ve Cassie'nin yanına döndü.
"Ayak izleri adanın kenarına çıkıyor. Başka bir şey bulamadım, bu yüzden... izleri tersi yönünde takip edelim."
İkisi de başlarıyla onaylayıp yola çıkmaya hazırlanırken birden ekledi:
"Bekleyin, siz de... siz de bir gariplik hissetmiyor musunuz?"
Nephis her zamanki tepkisiz ifadesiyle ona baktı.
"Buradaki her şey garip."
Sunny'nin kabul etmekten başka çaresi yoktu. Zaten aptalca bir soruydu... Devasa bir girdabın bariyeri arkasına gizlenmiş mistik bir adada her şeyin garip gelmesi gayet doğaldı elbette.
İlerlemeye devam ettiler ve sonunda tepelere çıkan taş basamaklara vardılar. Öne İblis geçti ve grup tırmanışa dikkatle başladı. Yürürlerken Sunny bu basamakların gözüne felaket derecede tanıdık gelmesi hissinden bir türlü kurtulamıyordu.
'Bana ne oluyor böyle... Yine bir tür zihin büyüsünün etkisine mi girdim?'
Bu zamana kadar Sunny'nin zihinsel saldırılara karşı direnci epey yükselmişti. Beşinci Aşama Yüce bir Hafıza olan Kasvet Günahı bile onu tam anlamıyla delirtmekte zorlanıyordu. Ariel'in Mezarı'nda kendi savunmasını delip geçebilecek varlıklar olduğundan şüphesi yoktu... Fakat böyle bir şeyin o fark etmeden gerçekleşebileceğinden şüpheliydi.
'O zaman ne bu?'
Başını kaldırdığında Nephis'in gözünü ayırmadan taş basamaklara baktığını fark etti.
'Aşınmadıklarını fark etmiş olmalı. Sanki adada yaşayan Arayıcı bunları daha dün yapmış gibi.'
Bir dakika... Bu kanaate kendisi ne zaman varmıştı?
Sadece çok bariz görünmüştü.
Sunny derin bir kafa karışıklığıyla olduğu yerde kalakalmışken, etrafı gözleyen gölgelerinden biri aniden çeliğin çeliğe çarpma sesini ve ardından acı dolu bir çığlığı duydu. Dünyanın en doğal şeyiymiş gibi hiç ama hiç şaşırmadı.
Omuzunda tünemekte olan siyah karga aniden sise doğru fırladı.
'O Jet'in sesi miydi?'
Jet'i düşünmek neden içini soğuk bir dehşet duygusuyla kaplamıştı?
"Sunny?"
Cassie ve Nephis onun bu dalgın halini fark etmişti.
Bir an duraksadı.
"Ormanda biri dövüşüyor, merdivenlerin tepesinden yaklaşık dört kilometre uzakta. Jet olmalı. Gidiyorum."
Kelimeler ağzından sanki daha önce ezberlemiş gibi döküldü.
Nephis başını salladı.
"Biz de hemen..."
Onun cevabını dinlemeyen Sunny, doğrudan gölgelerin içine daldı.
'Bir şeyler yanlış... Bir şeyler çok yanlış...'
Körlemesine ormana dalmanın büyük bir risk olduğunu biliyordu. Rüzgar Çiçeği bocalayarak hareket etmek için fazla tehlikeli bir yerdi... Sunny nasıl bir düşmanla karşılaşacağına dair en ufak bir fikre sahip değildi, hiçbir hazırlık yapmadan savaşa atılıyordu ve ipler kesinlikle onun elinde değildi.
Fakat saliseler mertebesinde bile gecikirse Jet ölecekti. Bir şekilde bundan adı gibi emindi.
Ormanın derinliklerindeki bir gölgeden dışarı adım atan Sunny, dişlerini sıktı ve ileriye fırladı.
'Sadece kötü seçeneklerimin olduğu durumlardan biri işte. Yine de her şey yoluna girecek... Önceki tüm kumarı kazandım, bunu da atlatacağım!'
Fakat tam o anda, yüreğini kavrayan dondurucu bir korku hissetti.
...Gerçekten atlatabilecek miydi?
Yoksa en sonunda bir kumarı kaybedip sefil bir şekilde ölecek miydi?
Geniş bir açıklığa dalan Sunny, yosunların üzerinde kayarak ortasına yakın bir yerde durdu. Buradaki havaya, hem korkutucu hem de tanıdık gelen o yoğun kan kokusu sinmişti.
'Nerede, nerede...'
Etrafa bakınırken yerde yatan birini fark etti, hareketsiz figürü sisin içine gömülmüştü. Oraya koşan Sunny dizlerinin üzerine çöktü ve büyümüş gözlerle aşağıya baktı.
Jet... Bu Jet'ti. Siyah deri zırhı bozulmamış gibi görünüyordu ama o güzel yüzü korkunç bir acı ifadesiyle kasılmıştı. Kolunun vahşice koparıldığı o korkunç yaradan akan kanı yosunlar açgözlülükle içiyordu.
'Lanet olsun!'
Varlığını hisseden Jet gözlerini yavaşça açtı. Dudakları zayıfça kıpırdadı:
"Sunny... ar..."
'Arkamda, sisin içinde!'
Jet uyarısını bitiremeden Sunny çoktan ayağa fırlayıp arkasına dönmüştü bile. Siste hareket eden belirsiz bir siluet vardı. Sunny çok hızlı tepki verdiği için onun darbesinden kaçmakta hiç zorlanmadı.
Kasvet Günahı tıslayarak figürü yarmıp geçti.
'Bu hiçbir işe yaramayacak.'
Neden böyle düşünmüştü?
Doğru ya... Sanki sisten dokunmuş gibiydi, ruhaniydi, ele avuca gelmezdi. Bir tür tayf olmalıydı, yani fiziksel saldırılar ona karşı etkisiz kalacaktı. Görünüşe göre Sunny'nin bilinçaltı, düşmanın bu hain doğasını bilincinden daha hızlı kavramıştı.
Bu savaş için yeşim jian'ı bir kenara bırakıp yerine Zalim Bakış'ı çağırmalıydı.
Bir salise sonra sis tayfı dönen sisin içinde kaybolup gitmiş gibi göründü. Sunny onun varlığını hiçbir şekilde hissedemiyordu, bu da felaketin her an, her yönden saldırabileceği anlamına geliyordu.
Kasvet Günahı'nı bıraktı ve kederli mızrağı çağırdı. Şimdi... Sadece o çağrılana kadar hayatta kalması gerekiyordu...
'Hayır... Bir şeyi kaçırıyorum...'
Sunny tamamen odaklanma ihtiyacı ile çok ama çok önemli bir şeyi unuttuğu yönündeki o içini kemiren his arasında kalarak olduğu yerde donup kaldı.
'Ne... Ne kaçırıyorum?'
Dikkatinin dağılmasına izin veremezdi. Bir anlık dikkatsizlik ölüm demekti.
'Odaklan!'
Gözetleyen diğer iki gölgesi —kasvetli ve neşeli— birkaç saniye içinde açıklığa ulaşacaktı. Ancak bedeni beş gölgenin tamamıyla güçlendiğinde içini kemiren bu hisse zaman ayırma lüksüne sahip olabilirdi.
Jet'in boğuk sesi aşağıdan duyuldu, titrek ve zayıftı:
"Sunny... dikkat et... o..."
Aşağıya baktı ve sonra...
Sunny aniden açıklanamaz bir şekilde sakinleşti.
Dudakları kıpırdadı:
"...O sensin."
Zalim Bakış nihayet varlık alanında belirdi.
Neşeli gölge açıklığa uçtu.
Sis tayfı... Ölümsüz Katliam... Çoktan oradaydı, onu bekliyordu.
Korkunç bir acı Sunny'nin ruhunu parçaladı.
Dizlerinin üzerine çökerken Kehanet'in fısıltılarını duydu ve düşündü:
'Gölgem yok edildi.'
[Gölgelerin yıkıma uğradı.]
'Özün yok edildi.'
[Gölge özün yıkıma uğradı.]
'Şimdi de Kasvetli...'
Anlatılamaz bir işkence dalgası daha varlığını delip geçerek Sunny'yi yere savurdu.
Acı içinde kıvranarak ayağa kalkmaya çalıştı.
'Ben... Bunun olacağını biliyordum. Nasıl biliyordum?'
Sonunda tek dizinin üzerinde durmayı başardı. Sis aniden dayanılmaz derecede soğumuş, bedeninin titremesine neden olmuştu.
Sunny başını kaldırdı ve kendisine tepeden bakan iki buz mavisi göz gördü.
'Şimdi öleceğim.'
Hayaletimsi bıçak göğsünü delip geçti.
sunny bir an bekledi, ardından yavaşça doğrulup etrafına bakındı. Zincir Kıran beyaz kumların üzerinde garip bir açıyla yatıyordu...
Ormandaki o açıklık yoktu. Jet'in kanlar içindeki, kırılmış bedeni yoktu. Gölgelerinin cesetleri de yoktu.
...Ama hepsini net bir şekilde hatırlıyordu.
Sisli sahil, siyah kayalıklar, çam ormanının soğuk alacakaranlığı, dizlerinin üzerinde can vermenin dehşeti.
'Öldüm.'
Ama ölmemişti. Aksi takdirde nasıl burada, Zincir Kıran'ın güvertesinde duruyor olabilirdi?
'Neph ve Cassie bir şekilde beni kurtarmış ve gemiye geri çekilmiş olmalı.'
Tam o anda Neph'in sesini duydu:
"İyiyim. Hâlâ dövüşebilirim."
Sunny irkilerek ciddi bir suratla ona baka kaldı.
"Ne... Sen az önce ne dedin?"
Nephis kaşını kaldırdı.
"Hâlâ dövüşebilirim dedim."
Sunny sessizce ona bakmaya devam etti.
Zihni tamamen boşalmıştı.
'Bunlar adaya ilk indiğimizde söylediği kelimelerin birebir aynısı. Hayır, sadece onun kelimeleri değil. Her şey birebir aynı.'
Çevrelerindeki her küçük detayı not ederek etrafına tekrar baktı. Haklıydı; sanki son bir saat hiç yaşanmamış gibiydi.
Sanki Sunny geçmişe dönmüştü.
Yavaşça elini kaldırıp yüzüne sürdü.
'...Neler oluyor ulan?'
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.