Chain Breaker'a dönmeye çalışmanın hiçbir anlamı yoktu. Takım adanın öteki ucuna ulaşmak için çok fazla zaman harcamıştı ve ellerinde kalan vakit yetersizdi.
Yine de bu döngünün tamamen boşa gittiği söylenemezdi.
Sunny, Oyuk Kelebek sayesinde silah tempa etmeyi öğrenmişti. Bir dahakine bunu çok daha hızlı yapabilecekti. Mağara Dehşeti'ni nasıl öldüreceğini de kavramıştı... Bir dahaki sefere daha azılı bir avcı olacaktı. Sisli ormanda dövüştükleri diğer birkaç yaratık için de durum farksızdı.
Özellikle de Cassie'nin bu yaratıkların doğası ve güçleri hakkında ona aktardığı yeni bilgiler sayesinde. Bazı şeyleri zaten kendisi akıl etmişti ama duyduğu diğer detaylar tam anlamıyla gözünü açmıştı.
Her döngü Sunny'yi hedefine bir adım daha yaklaştırıyordu. En azından...
En azından öyle umuyordu.
O sırada takım üyeleri Effie'yi buldukları yerin pek de uzak olmayan bir noktasında soluklanıyordu. Avcı kadın Açgözlü Sandık'tan çıkan erzakları kıtlıktan çıkmışçasına mideye indirirken, Jet ona zaman döngüsünün mantığını anlatmaya çalışıyordu. Nephis, Effie'nin durumunu öğrendikten sonra hâlâ hafif bir şaşkınlığı üzerinden atamamış gibi görünüyordu; Cassie ise her zamanki gibi sessizce arka plana karışıp görünmez olmuştu.
Burada olduğunu unutmak iş bile değildi.
Sunny ise biraz ötede oturmuş, sisin derinliklerine dikmişti gözlerini.
'Aslında durum biraz tuhaf.'
Zihninden geçenler karanlıktı.
Rüzgar Çiçeği'ndeki zamanın garip yapısının zihniyetini etkilemesine ne kadar engel olmaya çalışırsa çalışsın, kendisini zaman döngüsüne giderek daha çok yaslanırken buluyordu. Onun gözünde bu döngü zaten bitmişti; zamanında yetişmelerine imkan yoktu, bu yüzden çabalamak anlamsızdı. Zihnen bir sonraki döngüde ne yapacağını planlamaya başlamıştı bile.
Ancak yoldaşları için durum tamamen farklıydı.
Onlar için "bir dahaki sefer" diye bir şey yoktu. Zamanın kendini tekrarlayacağını bilseler dahi, insanın kolayca kabullenebileceği bir gerçek değildi bu. Dolayısıyla bu ani eylemsizlik karşısında hem garip bir yabancılaşma hem de derin bir çaresizlik hissediyor olmalıydılar.
'İş yarayacak bir şeyler yapacak kadar vakit var sanırım.'
Yorgunlukla gözlerini yumdu.
Sarmaşıkların bürüdüğü tapınak buradan çok da uzak değildi. Kan gölü de öyle. Dikilitaş halkasına ulaşmak da imkansız sayılmazdı... Bu mekanların hiçbirini henüz enlemesine boylamasına keşfedememişti ve şanslarını deneyebilirlerdi.
Tabii Sunny'nin bu alanları derinlemesine inceleyememiş olmasının yegane sebebi, buraların ölüm saçmasıydı. Takımı oraya götürürse kesinlikle mesafe katederdi ama bu gelişme yoldaşlarının canına mal olurdu.
Sunny bu döngüye hayatta kalma sözüyle başlamıştı; bu yüzden ne ölmeye niyeti vardı ne de yoldaşlarının cansız bedenlerini izlemeye.
Dudaklarının arasından ağır bir iç çekiş koptu.
'Peki, henüz denemediğim daha güvenli birkaç yol daha var.'
Rüzgar Çiçeği'nden kaçışa dair o belirsiz planı için şu an veri toplama aşamasında olduğundan, önünde keşfedilmeyi bekleyen pek çok seçenek duruyordu.
Zihninden bir Anı çağırdı. Çok geçmeden elinde, koyu gümüşle çerçevelenmiş, yüzeyi cıva birikintisini andıran tekinsiz bir ayna belirdi. Hakikat Aynası...
Yedinci Kademeden bu Yükselmiş Anı'yı, Düşmüş Titan, Hakikatin Yozlaşmış Arayıcısı'nı kaza ara katlettiğinde kazanmıştı. Doğu Antarktika'daki ortak muharebe sırasında yaratık adeta tepesine düşmüş, Sunny de tamamen şans eseri yaratığın işini bitirmişti.
Bu Anı'nın tek bir büyüsü vardı: Hakikat Aynası'nın yansımasına yakalanan herhangi bir varlığın tek bir gücünü, muayyen bir süreliğine Sunny'ye kazandırıyordu. Bu kullanımın ardından Anı yok olup gidecekti.
Tek kullanımlık bu eserin Rüzgar Çiçeği için biçilmiş kaftan olduğunu anlamak zor değildi. Ne de olsa burada, her döngüde bir kez olmak üzere defalarca kullanılabilirdi. Adanın bir zamanlar Arayıcılardan birine ait olduğu düşünüldüğünde, bu durum tuhaf bir biçimde cuk oturuyordu.
Yine de Sunny onu henüz kullanmamıştı. Ölümsüz Katliam ve Yutan Canavar dışındaki Rüzgar Çiçeği mahkumları hakkında yeterince bilgiye sahip değildi. O ikisinin yansımasını, canından olmadan aynaya yakalamak ise hiç kolay bir zanaat sayılmazdı.
Bu yüzden Hakikat Aynası'nın yüzeyinde şu an Nephis'in yansıması asılı duruyordu. Siyah Ada'dayken Anı'yı bir kez eline almıştı ve çehresi hâlâ o cıvalı yüzeyde hapsolmuş vaziyetteydi.
'Yozlaşmış güçleri körü körüne yansıtmaya çalışmak eskiden büyük risk taşıyordu... Ama işin içine Cassie'yi dahil edersem bu gayet akla yatkın bir hamleye dönüşebilir.'
Zihninde tartması ve kurcalaması gereken koskoca bir fırsatlar deryası açılmıştı. Hakikat Aynası'nın büyüsü yalnızca Kabus Yaratıklarıyla da sınırlı değildi. Sunny, takım arkadaşlarının Görünüm Yeteneklerini de geçici olarak bünyesine katabilirdi... Neph'in alevleri, Cassie'nin kehanetleri, Jet'in ruhları yıkıma uğratan gücü, Effie'nin insanüstü gücü...
Yorgun zihni, önünde uzanan bu iç içe geçmiş ihtimaller denizinin büyüklüğü karşısında bir anlığına uyuşup kaldı.
Bir süre sonra Hakikat Aynası'nı zihnine geri gönderip derin bir nefes aldı.
Henüz elini sürmediği bir başka kozu daha vardı. Gölge Dansı'nın dördüncü adımında ustalaşmasının ödülü olarak kazandığı, Gölge Tanrısı'nın hükümranlık alanı kırıntısı.
Bu güçlü Miras Yadigarı'nı boşa harcama korkusuyla daha önce üzerinde hiçbir deney yapmamıştı. Ancak madem zaman döngüsünün içindeydi... Hükümranlık Kırıntısı'nın gerçekte neler yapabileceğini öğrenmek için buradan daha iyi bir yer bulunabilir miydi?
Bir süredir onu serbest bırakmayı düşünüyordu zaten. Şimdiye dek ayağını bağlayan tek şey, önce Rüzgar Çiçeği hakkında daha fazla şey öğrenme isteğiydi. Ama adanın büyük bölümünü en azından yüzeysel olarak turlamıştı. Beklemek için geçerli bir sebep kalmış mıydı ki?
Sadece tek bir sebep vardı...
Bitik durumdaydı.
Sunny kasvetli gözlerle sise bakakaldı.
'Hakikat Aynası ve Gölge Hükümranlığı kırıntısı. Bir dahakine ikisini de deneyeceğim.'
Ama önce... Gerçekten kafasını dinlemeye ihtiyacı vardı. Bu iki aracı değerlendirmek, berrak bir zihinle çok daha verimli olurdu.
Gözleri takım üyelerine kaydı. Bir an tereddüt ettikten sonra sordu:
"Çocuklar... Bir sonraki döngü başladığında yapmamı istediğiniz özel bir şey var mı?"
İstediği her şeyi yapabileceği... Ya da hiçbir şey yapmadan yatabileceği gerçek bir izin gününü en son ne zaman yaşamıştı?
Göreceli bir huzurun hüküm sürdüğü zamanlarda bile Sunny'nin omuzlarında hep başarılması gereken dağ gibi işlerin yükü olurdu. Bu sefer bunu dert etmeyecekti.
Sadece... dinlenecekti.
Hırpalanmış yüreğinde aniden küçük bir heyecan kıvılcımı çaktı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.