Bir Daha Kimseye──

Onuncu Tim'in her zamanki odasına geri dönmüştük.

Dönüş yolunda üçü de ağzını bıçak açmaz bir haldeydi, tek bir kelime bile etmediler.

Üçünün de sandalyelere oturduğundan emin olduktan sonra onlara seslendim.

"Bugün şanssız bir gündü. Ama sakın karamsarlığa kapılmayın. Bugün aldığınız sonuç, asla yeteneklerinizin yetersiz olmasından kaynaklanmıyor. Sadece talihsizlikti, o kadar. Tekrar──"

"Değil!"

Tekrar denersiniz diyecekken Carol sesini yükseltti.

"Yine tek başıma ileri atıldım. Usta bana o kadar diğer ikisiyle iş birliği yapmamı söylemişken hem de...! Üstelik erkenden harekete geçemez hale gelip... ikisine bir sürü yük oldum... Eğer o ikisiyle yardımlaşsaydım, bir çıkış yolu bulabilirdik... Bugünün mağlubiyeti benim suçum..."

"Carol’ın suçu değil! Ben başta o dev adamdan korkup geri çekildim. Aslında Carol ile beraber onun üzerine gitmeliydim! Öyle yapsaydım, Carol o kadar kolay alt edilemezdi! Büyüyle destekleme seçeneğim varken bile Carol yere serilene kadar hiçbir şey yapamadım... Eğer daha dirayetli olsaydım... Bu yenilginin sorumlusu benim!"

"İkiniz de suçlu değilsiniz! Suçlu olan benim! Arka safta olduğum için ilk saldırıyı benim yapmam gerekiyordu ama hiçbir şey yapamayıp... ikinize de yük oldum. Bugün hiçbir işe yaramadım!"

Üçü de hatayı kendinde arıyor, tartışma uzayıp gidiyordu.

"Biraz sakin olun."

Sesimi yükselttiğimde tartışma bıçak gibi kesildi.

"Söylediklerinizin hiçbirinin yanlış olmadığını düşünüyorum."

Bu sözüm üzerine üçü de omuzlarını düşürüp başlarını öne eğdi.

"Buradaki herkesin bugünkü durumdan hoşnut olmadığını ve yeteneklerinin yetersizliğini iliklerine kadar hissettiğini biliyorum. Ben de dahil olmak üzere."

"Olamaz! Usta, siz bizi kurtardınız──"

"Sonuç olarak evet. Ancak o savaşa öylece devam etseydik, hepimizin ölme ihtimali vardı. Bu açıdan bakarsak, şanslıydık bile diyebiliriz. Bugün hepimiz o mağlubiyet hissini tattık. Fakat hepimiz hayattayız. Canın sağsa, bir dahası her zaman vardır. Hepinizin içinde pişmanlıklar olabilir. Bu yüzden, bu yenilgiyi kendinize yakıt yapın ve daha da güçlenin; hem bedenen hem de ruhen. Bir daha asla böyle bir pişmanlık yaşamamak için."

"Emredersiniz!"

Üçü de başını kaldırıp gür bir sesle yanıt verdi. Gözlerinde hırs ateşi parlıyordu.

Şu an onların yanında kalmak istesem de acilen harekete geçmem gerekiyordu. Birazdan döneceğimi söyleyip Lonca Başkanı'nın odasına doğru yola koyuldum. Genelde meşgul olduğu için dışarıda olan Başkan'ın karargahta olması iyi bir tesadüftü.

Aslında önce Selma-san'a rapor vermem gerekirdi ama o şu an iş gezisinde olduğu için doğrudan Başkan'ın yanına gidiyordum. Çalışma odasının kapısını çalıp adımı söyledim. İçeriden "Gir" sesini duyunca odaya girdim.

"Rahatsız ettiğim için kusura bakmayın Başkan."

"Yok, sorun değil. Benim de seninle konuşmam gereken bir konu vardı, isabet oldu. Benim meselem bekleyebilir, önce seni dinleyelim Orn."

"Anlaşıldı. Az önce Keşif Yönetim Departmanı'na bağlı Onuncu Tim, Büyük Labirent'in otuzuncu katını tamamlarken 'Amunzerth' üyeleriyle temas kurdu."

"Bu da ne?! Çocuklar iyi mi?!"

Başkan, masaya vurarak hışımla ayağa falktı, sözümü ağzıma tıkarcasına sordu.

"Son anda müdahale edebildim, üçünde de fiziksel bir yara yok. Ancak psikolojik durumlarını zaman gösterecek."

"Anlıyorum... Şimdilik bu da bir şey. O çocukların psikolojik desteği için gereken her önlemin alınacağından şüphen olmasın. Onları koruduğun için teşekkürler."

Başkan, tüm gücü tükenmiş gibi koltuğuna yığıldı ve bana minnetini sundu.

...Ama şu an bu teşekkürü kabul edecek yüzüm yoktu.

"Önemli değil. Rapora devam ediyorum. Karşı taraf dört, hayır beş kişiydi. Detayları daha sonra resmi rapor olarak sunacağım ancak sonuç olarak hepsini elimden kaçırdım."

"Senin gibi yetenekli birini zorlayan rakipler, ha... Kaçmalarına üzüldüm ama hepinizin sağ salim dönmüş olması yeterli. Fakat onların otuzuncu katta ortaya çıkıp bir de çaylaklara saldırması daha önce duyulmuş şey değil. Hedeflerinin hep üst düzey kaşifler olması gerekirdi. Strateji mi değiştirdiler?"

"Sanırım bu seferki hedefleri bendim. Beni kışkırtıp dışarı çekmek için Onuncu Tim'e saldırdıklarını söylediler."

"Demek öyle... Duyduğuma göre Büyük Labirent'in fethini engellemek için güçlü kişileri tek tek avlıyorlarmış. Derin katmanlardaki kat patronunu tek başına alt edebilen Orn'un onların hedefi haline gelmesi şaşırtıcı değil."

Durumu hafife almıştım.

Amunzerth'in güneydeki Büyük Labirent'te faaliyet gösterdiğini biliyordum ve ikinci birlik üyelerini bu konuda sıkı sıkıya uyarmıştım.

Kendimi beğenmişlikten değil, bir gerçek olarak söylüyorum ki şu an bu şehirde en çok konuşulan kaşif benim.

Buna rağmen neden hedef olabileceğimi düşünemedim?

Çevremdeki insanların zarar görebileceği neden aklıma gelmedi?

Kahraman partisinden kovulduğumdan beri her şey çok mu yolunda gitti de gevşedim?

Sophie ve diğerlerine dememiş miydim? "Başlangıçtaki azmini asla unutma" diye.

Bu dünyada her yer mantıksızlıklarla dolu.

Hepsini elinin tersiyle itip sevdiğin insanları koruman gerekmiyor mu!

O zaman saksıyı daha çok çalıştır!

Olaylara bu kadar iyimser bakıp durma lan!!

"...Kendini çok fazla suçlama. Kimse mükemmel değildir. Her şeyi tek başına sırtlanmaya çalışma. Belki sana yetmeyiz ama biz de yardım ederiz. Sayı, bir güçtür. Bu klanda pek çok üyemiz var. Herkes el ele verirse her türlü zorluğun üstesinden gelinebileceğine inanıyorum. Heh, biraz fazla idealistçe bir laf mı oldu?"

──────.

"Hayır, kesinlikle değil... Teşekkür ederim."

"Pekala, bundan sonraki yol haritasını çizmemiz lazım. Selma burada olmadığı için kaşiflerle ilgili kararları sana devretmişti. Önce senin fikrini duyalım."

"Evet. Rakipleri püskürttüğümde diğer üyeleri de geri çekeceklerini söylediler ama onlara güvenemeyiz. Bir süreliğine labirent keşiflerini yasaklamalıyız. Gelecek ay Hasat Festivali başlıyor, kaşiflerin enerjilerini oraya yönlendirmelerini sağlamayı düşünüyorum."

"Hasat Festivali bitene kadar labirent yasağı mı... Mantıklı görünüyor. Önce Keşif Yönetim Departmanı ile bilgi paylaşımı yapıp yasağın kaşiflere harfiyen uygulanmasını sağlayacağım."

"Anlaşıldı. Benim raporum bu kadar. Buyurun, sizin konunuz neydi?"

"Benim meselem de o festivalle ilgili. Hasat Festivali'nde senden yapmanı istediğim bir şey var."

"Elimden gelen bir şeyse, seve seve."

"Festivalin en önemli etkinliğinin Dövüş Sanatları Turnuvası olduğunu biliyorsun, değil mi?"

Dövüş Sanatları Turnuvası, adından da anlaşılacağı üzere, katılımcıların sadece saf dövüş sanatlarıyla çarpışıp o yılın birincisini belirlediği bir etkinlikti. Gerçi özel yeteneklerin kullanımı yasak olmadığı için "saf dövüş sanatları" tabiri biraz havada kalsa da...

Katılım herkese açıktı ve oldukça heyecanlı bir etkinlikti; fakat aslında üst düzey kaşiflerden katılan pek olmazdı.

Zira saf dövüş sanatları demek, doğal olarak kişinin kendi ham fiziksel yetenekleriyle savaşması demekti. Yani destek büyüleri de dahil olmak üzere genel olarak büyü kullanımı bu klasmanda iş görmezdi.

Üst düzey kaşifler söz konusu olduğunda, destek büyüleriyle kendi fiziksel kapasitelerini artırmak işin doğasında vardır. Bu da demek oluyor ki, böyle bir turnuvaya normalden çok daha zayıf bir halinle katılmak zorundasın. Üstelik rakibin de bir insan olduğu için, canavarlarla dövüşen kaşifler açısından oradan elde edilecek pek bir kazanım da yoktu.

Konunun burada açılması demek, olamaz...

"Evet, genel hatlarını biliyorum."

"Her yıl oldukça coşkulu geçiyor ama Marki Forgas, üst düzey kaşiflerin katılmadığı mevcut durumdan pek memnun değilmiş. Sadece üst düzey kaşiflerin yarışacağı bir kategori oluşturulacağını ilan etti. Ne demek istediğimi zaten anlamışsındır ama senden de, Orn, bu dövüş sanatları turnuvasına katılman istendi. Pekala, aslına bakarsan bu bir emir. Kahraman, halkın önünde seni yenerek kaybettiği şöhretini geri kazanmaya çalışacak."

Geçen gün yaşlı Eddington'ın sorduğu o sorunun sebebi buymuş demek.

"Yani Oliver'a yenilmemi mi istiyorsunuz?"

"Hayır, tam tersi. Kazanmanı istiyorum. Bu aynı zamanda bir fırsat. Eğer burada galip gelebilirsen, Kahraman Partisi'nin ivmesini tamamen kesebiliriz. Bu da bizim yelkenlerimizi rüzgarla doldurur. Lord Lazareth'in de talebi bu yönde, senden şampiyon olmanı bekliyoruz. Yapabilir misin?"

"............ Bu oldukça zor."

Dürüst düşüncemi lonca liderine söyledim.

"Kahraman Oliver'ı yenemez misin?"

Lonca lideri şüphe dolu bir ifadeyle sordu.

"Oliver'ı yenebilirim. Ancak anlattıklarınıza bakılırsa, onun da katılacağını düşünüyorum. S-Rütbe parti Bronz Günbatımı'nın Kılıç Prensesi; Fuuka Shinonome."

"......! Doğru ya, o da vardı."

"Bu yüzden şampiyonluk zor görünüyor. Ama madem katılıyorum, o kupayı söküp almak için tüm ruhumu ortaya koyacağım. Rakibim kim olursa olsun... Artık yenilmeyeceğim."

Karşıma ne kadar mantıksız bir durum çıkarsa çıksın hepsini bir kenara itecektim; bunun için güçleneceğime dair kendime bir kez daha yemin ettim.

Artık yenilmeyeceğim. Rakibim kim olursa olsun, bir daha asla.

Bu kararlılıkla yumruğumu sımsıkı sıktım.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.