Kültür festivali sorunsuz bir şekilde sona erdiğinde, nihayet üniversite giriş sınavı sezonu iyice yaklaştı.
Yaz geçip sonbahar geldiğinde, serinliğini hissettiren hava o andan itibaren yavaş yavaş soğumaya başladı ve Aralık ayı kışın gelişini müjdeledi.
Nihayet sınava hazırlanan öğrenciler için kader kışının başlamasına ramak kalmıştı.
Ve kontenjan sınavı sayesinde sınava herkesten bir adım önce giren Umi için bu dönem, o çok ama çok önemli sonuçların açıklanacağı zamandı.
— Uuu... Maki...
— Merak etme. Sınavın iyi geçtiğini söylemiştin ya? Öyleyse kesin kazanmışsındır.
— Biliyorum ama... Yine de çok heyecanlıyım işte.
Bugün, Umi'nin girdiği üniversitenin kontenjan sonuçlarının açıklanacağı gündü. Ben de sabahın köründe Asanagi evine damlamıştım; yüzünde endişeli bir ifade olan Umi'nin yanına sokulup gerginliğini yatıştırmaya çalışırken bir yandan da o anın gelmesini dört gözle bekliyordum. Açıklamanın sabah saat on sularında yapılacağı söylendiğinden, birazdan Umi'nin gelecekteki rotası kesinleşmiş olacaktı.
Umi'nin şimdiye kadarki başarı puanları ve sınavdaki performansı göz önüne alındığında "kazanacağına kesin gözüyle bakıldığı" onaylanmıştı ama hayatta hiçbir şey yüzde yüz olmadığı için sonuç kesinleşene kadar içimiz rahat etmeyecekti.
Umi'nin sonuçlarının açıklanmasına dakikalar kala, her zamanki sohbet odasına da gerginlik hakimdi.
(Amami): Umi, durum ne? Ne oldu?
(Nina): Yuu-chin, bekle bekle. Daha beş dakika falan var.
(Seki): Kendi meselem olmasa bile acayip geriliyorum ya. Asanagi'nin öncülüğü yapıp güzel bir hava estirmesini istiyorum bir yandan da.
(Asanagi): Eğer olmazsa şimdiden kusura bakmayın.
(Maehara): Umi ise bir şey olmaz.
(Maehara): Kazanınca hep beraber kutlayalım.
(Amami): Ben buna varım! Umi, sonuç çıkar çıkmaz yanına geliyorum, tamam mı?
(Nina): O zaman dördümüz onu omuzlarımıza alıp havaya mı fırlatsak?
(Seki): Tehlikeli olur bence, hiç bulaşmayın derim.
(Nina): Ne? Asanagi çok ağır olduğu için dördümüzün gücü yetmez mi demek istiyorsun?
(Seki): Öyle bir şey mi dedim ben şimdi?
(Asanagi): Se... ki... kun...?
(Seki): Uzun zaman sonra yine haksız yere fırça yiyoruz.
(Maehara): Sonuçlar açıklanırken bile buranın her zamanki halinde olması içimi rahatlatıyor.
Her zamanki gibi, kendimiz olmaya devam ederek o anı bekledik ve nihayet saat sabahın onu oldu.
Birkaç dakika öncesinden üniversitenin web sitesini kontrol etmeye başlayan Sora-san seslendi:
— Umi, sonuçlara artık bakılabiliyormuş.
— ! T-tamam!
Sonuçları öğrenmek için bilgisayar veya akıllı telefon üzerinden giriş yapıp; kullanıcı adı, şifre ve aday numarası gibi bilgileri girmek gerekiyordu.
Eğer kazanmışsa kayıt işlemlerine geçecek, kazanamamışsa sadece bir reddedilme mesajıyla karşılaşacak ve her şey bir sonraki genel sınava kalacaktı.
— Maki, ne yapacağım? Heyecandan ellerim titriyor.
— Anladım. O zaman beraber yapalım.
Gerginlikten elleri buz kesmiş olan Umi'nin elinin üzerine elimi usulca koydum. Hiç hata yapmamaya dikkat ederek ekrana tek tek dokunduk.
Aday sayfamıza giriş yapıp aday numarasını yazdık.
Sonuç, beklenmedik derecede basitti.
— ...... Maki.
— Evet.
— — Kazandık!
Telefonda son derece sade bir şekilde beliren "Kazandı" ibaresi.
Heyecanla bekleyen biri için bu kadar yalın olması insanı biraz boşluğa düşürse de, hem benim hem Umi'nin hem de buradaki herkesin dört gözle beklediği sonuç buydu.
Kazanacağı neredeyse kesindi ama yine de ikimiz de yerimizden fırlayacak kadar sevinmiştik.
— — Tebrikler Umi, çok sevindim.
— Evet. ...Yuu ve diğerlerine de haber vermeliyim.
— Ah, fotoğrafı ben çekerim.
Ekranda "Kazandı" yazan akıllı telefonu ve onu tutarken yüzünde zafer kazanmış bir ifadeyle zafer işareti yapan Umi'yi kadraja aldım ve hemen gruba gönderdim.
(Asanagi): Her şey için teşekkürler.
(Maehara): Umi kazandı.
Bir süre Amami-san ve diğerlerinin tepki vermesini bekledik ama sonuçları pusuda bekliyor olması gereken o üçlüden ses çıkmadı.
Mesajların görüldü olduğu yazıyordu, fotoğraf da gayet net çıkmıştı; yani kazandığı çoktan onlara ulaşmış olmalıydı.
— Ne oldu bunlara acaba?
— Bilmem. Tuvalete falan mı gittiler ki... Ama üçünün birden gitmesi de imkansız.
İkimiz de birbirimize bakıp şüphelenirken, aniden Asanagi evinin zili çalarak bir ziyaretçinin geldiğini haber verdi.
Sora-san hemen kapıya bakmaya gittiğinde... Girişten o aşina olduğumuz üç ses yükseldi.
— Umiii, tebrikler!
— Bizi burada bırakıp önden tüymek de neymiş, çok haince!
— Tebrik ederim! Şimdilik derin bir nefes alabiliriz!
Amami-san, Nitta-san ve Nozomu'nun kutlama seslerini duyunca sebebi hemen anlaşıldı.
Üçü de zaten Asanagi evinin yakınlarında pusuda bekliyormuş.
Sonuç ne olursa olsun bunu yapacakları belliydi. Fikir babası... Muhtemelen Amami-san'dı.
— Cidden şunlara bak ya...
— Ee, o kadar çok endişelendiler senin için sonuçta.
Umi ile birbirimize bakıp bıkkın bir gülümseme paylaşırken, gürültülü ayak sesleriyle beraber bizim ekip oturma odasına doluştu.
— Umi! Başardın! Harikasın, harikasın! Seni çok seviyorum!
— Ay Yuu, amma abarttın... Ama yine de sağ ol endişelendiğin için. Ve tabii sen de sağ ol Niina.
— "Tabii" mi? Neyse, her neyse, tebrik ederim. İyi oldu.
— Evet, teşekkürler. Sen de elinden geleni yapmalısın Niina.
— Ah, sorma ya... Neyse, biraz daha çabalayacağız artık.
— Evet, Nina-chi sen de dayan!
Eğlence sektöründeki işlerine çoktan başlayan Amami-san ve kendi okulunda öğretmen olmak için ilk adımını atan Umi ile beraber, arkadaşlarımız birer birer geleceklerini netleştiriyordu.
Her birinin gideceği yolun belirlenmesi, aynı zamanda ayrılık vaktinin de kesinleştiği anlamına geliyordu; bu durum biraz hüzün verici olsa da bunu içimize gömüp hep beraber kutlama yapmalıydık.
Ve umarım bu rüzgarı arkamıza alarak ben, Nozomu ve Nitta-san da sınavları geçer, mezuniyet törenine güzel bir şekilde ulaşabilirdik.
— — Gençler, bugün Umi'nin başarısı şerefine akşam yemeğinde şöyle güzel bir mangal yapalım mı? Maki-kun ve Seki-kun'du değil mi? Bugün yükümüz biraz ağır olacak, alışverişe bana eşlik eder misiniz?
— Tabii ki, memnuniyetle.
— Ha? Ben de mi davetliyim? Çok teşekkürler efendim!
— Aaa! Sadece Maki-kun ve Nozomu-kun gidiyor, haksızlık bu! Ben de! Ben de alışverişe geleceğim!
— Çocuk musun sen... Yuu, biz burada kalıp pirinçleri ve sebzeleri hazırlayalım. Niina, sana güveniyorum, ona göre.
— ...Bana uyar da, siz ikiniz artık biraz olsun yemek yapmayı öğrenseniz nasıl olur? Liseden mezun olunca ikiniz de tek başınıza yaşayacaksınız, değil mi?
— — Ehehe...
— Sadece işinize gelince böyle uyumlu olun zaten.
Üniversiteye başladıktan sonraki yaşamları hakkında ileride daha detaylı kararlar verilecekti ama temel olarak ikisi de aile evinden ayrılacaktı. Amami-san işlerini de düşünerek şehir merkezine, Umi ise ya tek başına bir eve ya da üniversite yurduna geçecekti; belki de aynı üniversiteye gidecek olan Natori-san veya Houjou-san ile ev arkadaşlığı yapması da ihtimaller arasındaydı.
Amami-san'ın arkasında muhtemelen ailesi olan Eri-san ve bağlı olduğu ajansın desteği olacaktı. Umi için de aynı şekilde Sora-san ve elimden geldiğince ben destek olmayı planlıyordum; ancak yine de her gün yanında olamazdım. Bu yüzden kendi başının çaresine bakabilmesi için bu birkaç ay içinde yavaş yavaş alışması gerekiyordu.
Ve eğer planladığımız gibi giderse, Umi ile aramızda bir nevi uzak mesafe ilişkisi başlayacaktı. Gerçi Umi’nin gideceği üniversite ile benim sınava gireceğim (ve umuyorum ki kazanacağım) K Üniversitesi arası arabayla otuz dakika civarıydı; yani istemek yeterliydi, her gün görüşmek imkansız değildi.
...Liseden mezun olur olmaz en kısa sürede sürücü ehliyeti almam lazım. Hayır, ondan önce kurs ücreti ve araba alabilmek için bir yarı zamanlı iş bulmalıyım. Ben de sonsuza dek annemle babama güvenip duramam.
"İşte böyle, kaprisli prensesimiz bende ve Niina'da; erkek tarafı olarak siz de annemin eşyalarını taşımaya yardım edin. Ayrıca akşam yemeğine kadar bizim evde özel bir çalışma grubu kuracağız, Seki-kun kaynak kitaplarını getirmeyi unutma. Ah, Maki'ninkileri ben çoktan aldım bile."
"Hıhı. Kitaplar masanın üzerinde, istediğin gibi alabilirsin. Anneme de haber veririm."
"Anlaşıldı. Eğer teyzem dışarıdaysa yedek anahtarı kullanırım."
"Tamam, öyle yap."
"Siz ikiniz... Bu durum gerçekten normal mi ya?"
Nozomu konuşmamıza biraz hayretle baksa da artık bu bizim 'rutinimiz' haline gelmişti, elden bir şey gelmezdi.
Böylece, alışverişe gidecek olan Nozomu ve ben; evde kalıp yemek hazırlıkları yapacak olan Umi ve diğer iki kız olarak ayrıldık. Umi'nin üniversiteyi kazanmasını kutlamak için hazırlıklara başladık.
Umi, herkesten önce hedefine ulaşıp başarılı bir sonuç almıştı.
Gelecek baharda onu hayal kırıklığına uğratmamak için. Adımlarımızı birbirimize uydurup hayat yolunda beraber yürüyebilmek için.
Şimdi sıra, benim ne kadar çabaladığımı göstermekteydi.
Umi sınavı erkenden kazandığı için artık derslerimde bana her zamankinden daha fazla vakit ayırabiliyordu. Bu da birlikte geçirdiğimiz zamanın iyice artması demekti.
Aralık ayının yarısı geçmişti. Üniversite giriş sınavlarının ilk büyük engeli olan ortak testlere bir aydan az zaman kala, bir tatil sabahı... Hatta sabahın körü denecek bir saatte, çantası kaynak kitaplarla dolu olan Umi kapıma geldi.
"Günaydın Maki. Fuu, çok soğuk, çok soğuk... Şey, birazcık ısınabilir miyim?"
"Tabii. Buyur gel."
"Hıhı!"
Benim için bu dondurucu havada buralara kadar geldiği için onu ödüllendirmek istercesine, nazikçe kendime çekip sarıldım.
Bir gündür özlediğim kokusunu içime çekerek, akşama kadar sürecek olan ders maratonu için enerji topladım.
Şu an tam bir 'sokulgan kedi' modunda olsa da ders başladığı an bir anda disiplinli bir hocaya dönüşecekti. Eğer derste ona birazcık bile sırnaşacak olursam azarı işitirdim. Bu yüzden şu birkaç dakika içinde alabildiğim kadar Umi enerjisi depolamalıydım.
...Gerçi arkadan bizi pür dikkat izleyen annemin bakışları varken çok da ileri gidemiyordum.
Annem evde yokken Umi en azından bir öpücüğe izin veriyordu oysa.
— Pekala, artık başlayalım mı?
"...Peki."
"Fufu, amma da belli ettin suratını asarak... Seni anlıyorum ama şimdi ders zamanı, değil mi?"
"Evet... O zaman, sınavı başarıyla kazanırsam..."
"Olur. Kazanırsan sana bol bol izin veririm, istediğin kadar şımarabilirsin. Ama önce kazanman lazım, tamam mı?"
"Ç-Çalışacağım."
Sınav bittikten sonra değil de 'kazandıktan sonra' şartı olduğu için, eğer sınavda çuvallayıp bir yıl daha beklemek zorunda kalırsam bir yıldan fazla sürecek bir perhiz hayatı beni bekliyordu... İşte bundan kesinlikle kaçınmam gerekiyordu.
"Maki, ortak teste bir aydan az kaldı. Bu yüzden K Üniversitesi özel çalışmalarına ara verip tamamen bu sınava odaklanacağız. Önceki yılların sorularını çözeceksin, yanlış yaptığın yerleri bıkmadan tekrar edeceksin ve sonra yine soru çözeceksin. Sıkıcıdır ve zaman alır ama tahmin yürütmekten çok daha garantidir."
"Tamam, o işler sende. Sana güveniyorum Asanagi-sensei."
"Bana bırak. Senin için yapmayacağım şey yok."
Kendi sınavı bittiği için geçici bir boşluğa düşeceği sanılan Umi, aksine tüm vaktini bana adayabildiği için artık her zamankinden daha ateşli bir şekilde beni sınava hazırlıyordu. Bugün getirdiği materyaller ve soru bankaları bile; benim güçlü ve zayıf derslerimi hesaba katarak, gerçek sınav gününe kadar puanımı ne kadar artırabileceğini düşünerek bizzat seçtiği şeylerdi.
Okulda, dershanede ve geri kalan tüm vakitlerde Umi'nin öğretileri altındaydım.
Şüphesiz hayatım boyunca hiç bu kadar ders çalışmamıştım ve bu emeğin karşılığını aldığımı, bilgilerin zihnime yerleştiğini hissedebiliyordum.
— Tamamdır, edebiyat bitti. Beş dakika aradan sonra Matematik-1A'ya geçiyoruz. K Üniversitesi'ni istiyorsan en az yüzde yetmiş, hatta mümkünse seksen, zorlarsak doksan yapman lazım. Bu yüzden pratik yaparken hata yapmamaya bak.
"Tamam. Zamanlayıcıyı kurar mısın?"
Üniversite giriş sınavları genelde ocak ortasındaki ortak test ve şubat sonundaki ikinci sınavın puanlarının toplamıyla belirlendiği için, ikinci sınavın zorluğu düşünüldüğünde ortak testten ne kadar yüksek puan alırsam o kadar iyiydi.
Aksi takdirde, burada tökezlemek demek ikinci sınava büyük bir dezavantajla girmek demekti.
Öğleden önce çıkmış soruları çözdüm ve Umi puanlamayı yaptı.
Edebiyat, İngilizce ve Sosyal Bilimler iyiydi; gerisi ise zayıf olduğum matematik gibi sayısal derslere kalmıştı ama...
Puanlama bittikten sonra Umi sessizce kırmızı kalemi masaya bıraktı.
"Şey... N-Nasıl durum?"
"Sözel dersler yüzde seksen civarı, sayısallar ise yüzde altmışın biraz üstünde gibi... K Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde sayısal derslerin ağırlığı diğerlerine göre düşük, yani bu tempoyla ikinci sınavda durumu kurtarabilirsin ama..."
"Yine de biraz daha artırsak iyi olur, değil mi?"
"Evet. Ya da puan ağırlığı yüksek olan sözel derslerden yüzde doksanın üzerine çıkman lazım."
Şu anki seviyemle yüzde seksenlik bir başarıyı doksana çıkarmaktansa, altmışı yetmişe çekmek çok daha kolaydı. Bu yüzden bu bir ay boyunca zayıf olduğum derslere odaklanmak en mantıklısıydı.
Bu arada, dershanedeki K Üniversitesi adaylarına yönelik yapılan deneme sınavlarındaki başarı durumum hala 'C' seviyesindeydi.
Bu yüzden önce kesin puan alabileceğim yerlerden başlamalıydım.
Şanslıydım ki şu ana kadarki çalışmalarım sayesinde temelimi atmıştım. Artık bol bol çıkmış soru ve alıştırma çözerek uygulama kabiliyetimi artırmam gerekiyordu.
...Tabii bunu söylemek yapmaktan çok daha kolaydı.
"Neyse, bu daha gerçek sınav değil. Buradan itibaren puanlarını yükseltmek için gayret edelim. Bak Maki, Matematik-1A'daki ikinci soruda bir yanlış anlaşılma yaşamışsın. Burada bu formülü değil, şunu kullanman gerekiyordu."
"Ha? ...Ah, doğru ya. Sanki bunu kısa süre önce anlatmıştın... Sorular tıpatıp aynı değil ama mantık aynıymış."
"Hıhı, sonunda fark edebildin mi? Ben anlattığımda anlaman normal ama unutmaman da lazım. Özellikle bu tarz sorular evrilip çevrilip karşına çıkar ama temel mantık hep aynıdır. Anlaştık mı?"
"Evet. Bir dahaki sefere daha dikkatli olacağım."
"Güzel. O zaman ben bir kahve yapıp geleyim, sen de o sırada buradaki benzer sorulardan on tanesini çöz. Hepsini doğru yapana kadar öğle yemeği arası yok."
"E-Emredersin!"
Umi bu konularda gerçekten hiç acımazdı ama bunların hepsini benim iyiliğim için yaptığını bildiğimden, zor gelse de ne bir şikayetim ne de bir bıkkınlığım oluyordu.
Umi, beni kesinlikle kazandıracağını söylemişti. Öyleyse ben de onun sözlerine inanıp sadece kararlılıkla çabalayacaktım.
"Ah, doğru ya."
"Hm? Umi, bir şey mi oldu?"
"Evet. Bir şeyi unuttum da..."
Bunu dedikten sonra Umi süzülerek yanıma sokuldu.
──Muck.
Bir anlığına da olsa dudaklarıma bir öpücük kondurdu.
"U-Umi..."
"Fufufu, öğleden sonrası için Maki'nin motivasyonunu artırayım dedim. Ee, nasıl? İstek geld mi?"
"Birdenbire olunca şaşırdım, kusura bakma ama bir kez daha... Ah!"
"O kadarı yasak~"
"Hadi ama..."
"Hadi aması yok. ...Fufufu."
Üstelik böyle arada bir ödül de verdiği için motivasyonum hiç düşmüyordu.
İşler tıkırındaydı; Umi'nin avucunun içinde, mutlu mesut bir haldeydim.
Umi'den aldığım öpücüğün de etkisiyle verdiği ödevi bir şekilde tamamladım ve sevgili partnerimin elleriyle hazırladığı kahvenin tadını çıkararak bir saatlik öğle arasına girdim.
Mola vakti olduğu için Umi'ye biraz sokulsam mı diye düşünmüyor değildim ama daha önce benzer bir düşünceyle oynaşmaya daldığımızda, bize göre bir saat geçmiş gibi gelse de bir bakmıştık ki iki saatlik mola vermişiz. O zamandan beri, günlük ders programı bitip akşam olana kadar bu tarz şeylerden uzak duruyorduk.
"──Ah, Maki, lafı açılmışken; bu yılki Noel'de ne yapalım? Okulun düzenlediği Noel Partisi gelecek hafta, yani arife günüydü değil mi?"
"Evet. Takizawa-kun 'Siz sınav çalışmanıza öncelik verin' dedi ama... Yine de bir görünmesek olmaz gibi."
Bu yıl yönetimde pek yer almasam da geçen sene ve önceki sene olduğu gibi bu yıl da Jouto Lisesi ve Tachibana Kız Akademisi başta olmak üzere çevre okulların katılımıyla bir parti düzenlenecekti.
Geçenlerdeki Kültür Festivali'nde sahne kullanımı gibi konularda Takizawa-kun'un bize çok yardımı dokunmuştu, bu yüzden imkanım olsa ona yardım etmek isterdim. Fakat hem dersler vardı hem de yirmi dört aralıkta Umi ile baş başa bir gün geçirmek istiyordum.
Özellikle bu yıl, geçen senenin aksine Umi'nin benim evimde yatıya kalması mümkün olmadığı için partinin süreceği on sekizden yirmi bire kadar olan o üç saat, bizim için çok kıymetliydi.
İster ders çalışmak için olsun, ister sevgilimle baş başa tatlı anlar geçirmek için.
Tabii Amami-san, Nitta-san ve Nozomu gibi dostlarla bir araya gelebileceğimiz nadir fırsatlardan biri olduğu için oraya gitmeyi de bir yanım istiyordu.
"Peki Umi, senin tercihin ne?"
"Bana ikisi de uyar. Maki ile baş başa olursak ona sevinirim, hep beraber partiye katılırsak da eğlenceli olur."
"Yani yine karar bana kalıyor."
"Evet. Ben Maki'nin peşinden giderim."
Böyle deyince iş bana düşüyordu, sağlam bir karar vermeliydim.
Geçen seneye kadar olsa önce partiye katılır, sonra gece geç vakte kadar Umi ile baş başa vakit geçirebilirdik. Ancak sınavını şimdiden kazanmış olan Umi bir yana, ben asıl zorluğu bekleyen bir üniversite adayıydım. Öyle hunharca eğlenecek durumda değildim.
Sadece Umi'yi mi seçmeliydim?
Yoksa herkesle beraber olmayı mı?
...Gerçekten zorlayıcı bir Noel seçimiydi.
"...Maki, ne yapacaksın?"
"Hmm... Bir gün daha düşünsem acaba—"
"Olmaz. Şimdi söyle."
"Tahmin etmiştim... O zaman,"
"O zaman?"
"Ben..."
İyice düşündükten sonra cevabımı verdim.
"...Umi ile baş başa olmak istiyorum galiba."
Kendi duygularıma karşı dürüst olduğumda, sonuç yine buraya çıkıyordu.
Elbette bir Senpai olarak Takizawa-kun ve diğer Kouhai'lere yardım etmek istiyordum; o beşli grubumuzla toplanıp kısa bir nefes almak da fena olmazdı.
Bundan sonra arkadaşlarla görüşme şansımız epey azalacaktı ama Umi ile zaten hep beraber olacaktık. Hangi seçeneği seçersem seçeyim Umi yanımda olacaktı ama...
Benimle baş başaykenki Umi ile başkalarının yanındaki Umi.
...Ben ilkini seçiyordum.
"Durum bu. Kusura bakma ama sanırım bu yıl partiyi de Amami-sanlarla buluşmayı da pas geçeceğiz... Umi-san, sizin için de uygun mudur?"
"Tamamdır. ...Ah, ama bu yıl o malum şeyler yasak, biliyorsun değil mi? Hava kararınca düzgünce evine döneceksin, o zamana kadar da hep ders çalışacağız. Anlaştık mı Maki-kun?"
"............"
"Maa-kii-kuuun?"
"B-biliyorum dedik ya."
Tekrar etmek gerekirse, Ortak Sınav öncesindeki bu dönem derslere en çok odaklanılması gereken zamandı. Umi ile bütün gün yayılıp vakit geçirmeyi, eğlenmeyi ve o tarz yaramazlıklar yapmayı çok istesem de... Hepsi sınavı kazandıktan sonraydı.
Onun yerine, hedeflediğim ilk okulu kazandığımda Umi'den bir sürü şey isteyecektim... Neyse, bunu sonra düşünmeliydim. Şimdi kurmaya başlarsam kafamın içi bir anda dünyevi arzularla dolup taşacaktı.
"──Tamamdır, Noel planı da netleştiğine göre mola bitti. Hadi bakalım, sınav hazırlıklarına tam gaz devam, oooo!"
"O-ooo..."
Sevgilimle baş başa vakit geçirmeyi seçtiğim için zerre pişman değildim ama sadece bu yıla mahsus, sabır gerektiren bir Noel olacağı şimdiden belliydi.
Koluma sıkıca sarıldığı anda hissettiğim göğüslerinin o dolgun yumuşaklığı eşliğinde bunları düşündüm.
O günden sonra günler su gibi akıp gitmeye başladı.
Sabah kalk, ders çalış, yemek ye, yine ders çalış... Hep aynı döngü. Her gün benzer şeyleri tekrarlayınca zamanın daha hızlı geçtiği söylenirdi; biz adaylar için buna bir de 'sınav gününe çok az kaldı' stresi eklenince o yanılsama iyice katlanıyordu.
Ortak Sınava sadece üç hafta kalmıştı. Yedek olarak girmeyi planladığım özel S Üniversitesi'nin giriş sınavına ise bir aydan biraz fazla vardı. Büyük dalga kapımıza dayanmıştı artık.
"──Maki, güle güle git. Derslerinde başarılar."
"Ben çıkıyorum. ...Yani, bir misafirin beni bu şekilde uğurlaması da biraz tuhaf hissettiriyor."
"Fufufu. Artık Maehara ailesinin bir ferdi sayılırım."
Sabah, dershanedeki kış kursuna gitmek üzere hazırlanan beni, benden bile önce eve damlayan Umi uğurluyordu.
Kısa süre öncesine kadar bu görevi annem üstlenirdi ama o şu an, geç olan mesai saatini beklerken sıcak yatağında mışıl mışıl uyuyordu.
Bu arada Umi, ben ve annem eve dönene kadar temizlik falan yapıp eve göz kulak oluyormuş... Maehara hanesi olarak Umi'ye her şeyi fazla yıkıyoruz gibi geliyordu.
"Maki, bugün kar yağıyor, bastığın yere dikkat et. Bir de arabalara ve Hachigaya-san'a dikkat etmeyi unutma."
"Hachigaya-san yoldan önüme atlayacak hali yok ya... Gerçi o kadından her şey beklenir."
Umi kursu çoktan bıraktığı için, Hachigaya-san’ın bana musallat olmasını engelleyebilecek tek kişiler Nitori-san ve Houjou-san.
Milyonda bir ihtimal olsa da, Umi de bu durumdan biraz endişeleniyor.
"Merak etme, ders biter bitmez doğruca eve döneceğim."
"...Koşarak geleceksin ama, değil mi? Söz mü?"
"Evet, söz."
"Güzel."
Bunu dediğinde Umi bana doğru sokuldu ve yanağıma hafif bir öpücük kondurdu.
Aramızda artık bir alışkanlık haline gelmeye başlayan, "ben çıkıyorum" ritüeli.
"Eve döndüğünde tekrar yapacağız, o yüzden notlarını sağlam tut."
"Anlaşıldı, Sensei."
"Hadi bakalım, git artık."
Sırtıma hafifçe vurup beni uğurladığında tek başıma evden çıktım.
"Maki~, iyi şanslar~!"
Aniden arkama baktığımda, Umi’nin girişin önünde durmuş bana el salladığını gördüm.
...Sanki yeni evli bir çiftmişiz gibi hissettirdi; hem mutlu edici hem de utanç verici.
Yine de öyleymişiz gibi davranıp bugün de elimden geleni yapmalıyım.
Kendim için. Ve benim başarmamı her şeyden çok isteyen, beni destekleyen partnerim için.
"—Pekala, gidelim."
Ellerimle yanaklarıma hafifçe birer tokat atıp kendime geldim ve lüks dairemizden ayrıldım.
Kursun belirlediği başarı sınırını ucu ucuna yakaladığım için bir süredir S sınıfında ders alıyorum. Umi’den aldığım sıkı eğitim sayesinde, öğretmenin anlattıkları şaşırtıcı derecede rahat bir şekilde kafama giriyor.
Öncelikle, "şu an neyi anlamadığımı" kendimin kavrayabiliyor olması büyük bir etken. Önceki deneme sınavlarına kadar zor bir soruyla karşılaştığımda neden öyle olduğunu veya nasıl çözüleceğini, yani o meşhur "neyi anlamadığını bile anlamama" durumunu yaşıyordum. Ancak şimdi, en üst seviye öğrencilerin bile zorlanacağı türden aşırı gıcık sorular dışında böyle bir çıkmaza girmiyorum.
Neyi anlamadığım net olduğu için öğretmenlere veya rehberlere soru sormam kolaylaşıyor, onlar da tam olarak ihtiyacım olan cevabı verebiliyorlar.
Bu yüzden şu anki durum oldukça yolunda gidiyor denilebilir... Tek endişem, vaktin bir türlü yetmemesi.
Gerçi, zamanın kısıtlı olması üniversite giriş sınavlarını her çağda zor kılan şeyin ta kendisi.
"Maki, eline sağlık~. Öğle arasında nasılsa yalnızsındır, değil mi? Gel beraber yemek yiyelim."
"Ah, kusura bakma. Öğle yemeği için Nitori-sanlarla sözleşmiştik."
"Beni de aranıza alın diyorum! Hem o tiplerle ne ara sözleştin ki?"
"Az önce. İkisinin de iletişim bilgileri bende var."
"Nitori de Houjou da ne kadar kurnaz... Ben Maki ile bu kadar yakınlaşmışken bana numarasının son hanesini bile söylemiyor..."
"Çünkü o kadar yakınlaşmadık."
"O zaman şimdiden yakınlaşalım mı?"
"Hiç pes etmiyorsunuz ya..."
"Eheh!"
"Övgü olarak söylememiştim."
Sabah dersleri bitip öğle arasına girdiğimizde, peşime takılan Hachigaya-san ile birlikte (nasılsa gelecekti) Nitori-san ve Houjou-san’ın bulunduğu A sınıfına geçtik.
İkisi genel giriş sınavı grubunda olsalar da Umi ile aynı üniversiteye gitmek istedikleri için ders çalışırken bir yandan da Umi ile düzenli olarak bilgi alışverişinde bulunuyorlarmış.
Her şey yolunda giderse önümüzdeki bahardan itibaren çocukluk arkadaşı olan bu üçlü aynı kampüs hayatını paylaşacaklar, bu yüzden ben de bu ikisiyle aramı iyi tutmak istiyorum.
Hachigaya-san ise... Eh, sorun çıkarmadığı sürece pek de fark etmez.
"A! Maehara-san, şu şekilsiz pirinç topları... Yoksa Umi-chan’ın el yapımı mı?"
"Evet. Yanındaki mezeler için yardım almış sanırım ama."
"Demek sevgi dolu bir bento... Her zamanki gibisiniz."
Meze kutusunun dışında, alüminyum folyoya sarılmış, boyutları birbirinden farklı o yuvarlak yumruların içindekileri, bu sabah Umi evden çıkmadan önce hazırlamıştı.
Yemek yapma konusunda el çabukluğu eksikliğini her zamanki gibi sergilese de, görüntüsü bir yana, tadı gayet yerindeydi. Hepsinden önemlisi, benim için vaktinden önce uyanıp uğraşmış olması bile başlı başına beni çok mutlu ediyordu.
"Sevgi dolu bento" demek biraz ileri gitmek olabilir ama içinde kesinlikle aşk vardı, o yüzden öyle kabul edilmesinde bir sakınca yoktu.
Dışarıda yemekten ya da kendi başıma alelacele hazırladığım bir şeyden çok daha lezzetli geliyordu.
Mezelere gelince... Eh, eminim zamanla o konuda da ustalaşacaktır.
Umi’nin yemek becerisinin gelişimini izlemek de ayrı bir keyif veriyor.
"Hmm... Maki’ye bakınca ben de artık ciddi bir ilişki mi yaşasam diyorum... Hey Nitori, bildiğin iyi biri var mı? Yakışıklı olması... Dediğim gibi pek umrumda değil, sadece benim hobilerimi anlayan ve onlardan beraber keyif alabileceğimiz biri olsun."
"Öyle birini kendin de bulabilirsin. ...Ondan ziyade Midori, sen geçenlerde bir görücü usulü görüşmeye gitmemiş miydin? O iş ne oldu?"
"Ha, şu zengin mirasçı züppe mi? İtici bir tipi vardı, reddettim. Zaten ailem zorladığı için gitmiştim, en baştan beri zerre ilgimi çekmiyordu."
Okul etkinlikleri veya kurs gibi yerlerde sık sık yüz yüze geldiğimiz için onlara alışıp bazen unutuyorum ama bu üçü de aslında kelimenin tam anlamıyla "hanımefendi" statüsündeler. Nitori-san ve Houjou-san büyük şirketlerin yönetim kurulu üyelerinin kızları, Hachigaya-san ise nesillerdir politikacı olan bir aileden geliyor.
Görücü usulü görüşmeler, zorla evlendirilme çabaları... Kulağa manga veya dizilerdeki gibi gerçek dışı gelen bu kelimeler, onlar için gündelik hayatın bir parçasıydı.
Belki de bu tarz hikayeler, biz farkında olmasak da aslında çok yakınımızda yaşanıyordu.
"Neyse, bu konuyu kapatalım! Nitori, başka bir mevzu aç hadi."
"Konuyu ilk açan sendin halbuki... Ah, doğru ya Maehara-san, az önce bizim sınıfta çözdüğümüz matematik sorularında anlamadığım bir yer vardı..."
"Hop hop, karşınızda ulusal düzeyde birinci olmuş dahi bir kız duruyor. Bana sorsana, bana."
"Ulusal birinci mi? İkinci olmayasın?"
"Şu ana kadarki ortalamayı alırsak birinciyim bir kere!"
"Tamam tamam, anladık. Ama Maki’den ziyade Maehara-san çok daha açıklayıcı anlatıyor... O zaman bir deneyelim bakalım, şu soru neden böyle çözülüyor?"
"Ha? O mu? Bak şimdi, burası böyle olduğu için, geriye kalan alanları ayrı ayrı hesaplarsan... İşte bu kadar, doğru cevap. Kolay değil mi?"
"Gerçekten de öyle. ...Ama derste duyduğum çözüm yolundan farklı bu."
"Yani, biraz 'çakallık' diyebiliriz, pek nizami bir yol sayılmaz. Kullanılabileceği yerler sınırlı ve aynen böyle yaparsan gidişat puanı alamazsın, o yüzden dikkatli olmak lazım. Ama çözüm süresini inanılmaz kısaltıyor ve hepsinden önemlisi çok daha basit."
Nitori-san’ın not defterine Hachigaya-san’ın yazdığı çözüme baktığımda; biraz hileli olsa da kesinlikle doğru sonuca ulaştığını ve hata payı yüksek olan o uzun, sıkıcı ara işlemleri tamamen devre dışı bıraktığını gördüm.
BAŞLIK: Kendi Yolumuzda, El Ele
İçerik:
Deneme sınavlarında sıkça karşılaşılan bir durum olsa da, özellikle matematik ve fizik gibi hesaplama gerektiren sayısal derslerde çözüm süresi neredeyse hiçbir zaman yetmez. Tek bir soruda bile takılmadan, pürüzsüz ve hızlı bir şekilde ilerleseniz dahi, cevapları kontrol etmeye vaktin kalmadığı bir zaman kısıtlamasından bahsediyoruz. Bu yüzden, yüksek puan hedefleyenler için çözüm süresini kısaltmak kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Doğuştan gelen zekasına ek olarak, daha yüksek puan almak için gereken teknikleri de kavradığı için şu an ulusal çapta bu kadar üst sıralarda yer alabiliyor olmalıydı.
Nitori-san’dan ödünç aldığı matematik ders kitabının sayfalarını karıştırırken, Hachigaya-san ciddi bir ifadeyle bir şeyler düşünüyordu. Normalde şakacı ve rahat bir izlenim bıraksa da, iş başa düştüğünde aslında son derece ciddi biriydi.
"Hımm... Şey, Nitori, Houjou... Bir de Maki, size bir önerim var."
"Ha? Bana da mı?"
"Evet. Hazır başlamışken üçünüzle birden ilgileneyim diyorum. İkiniz özel üniversite sınavlarına girene kadar, Maki ise ikinci aşama sınavına kadar... Derslerinize benim bakmama izin verir misiniz?"
"Bu teklifin için minnettarım ama Aki, o zaman senin kendi çalışma vaktinden çalmış olacağız..."
"Açıkçası benim o kadar kasmama gerek yok, zaten rahatım. Ayrıca, buradaki herkesle birlikte gönül rahatlığıyla sınavı kazanıp kutlama yapmak istemem de en büyük nedenlerden biri. Bizden bir adım önde kazanan Asanagi-chan gibi, sizler de benim için sayıca az olan o değerli insanlardansınız."
"Aki..."
"Kaptan..."
Eski ulusal birincilik sahibi birisi, kendi vaktinden feragat edip sahip olduğu bilgi ve teknikleri bizim için seferber etmeyi teklif ediyordu. Üstelik her zamankinin aksine gayet ciddi bir tavırla.
Nitori-san ve Houjou-san'ın işini garantiye almak, benim içinse K. Üniversitesi'ni kazanma ihtimalimi bir nebze de olsa artırmak için.
Gelecek bahar, hep birlikte sevinçle kucaklaşabilmek adına.
"Eee, ne dersiniz? Sınava pek vakit kalmadı, o yüzden tüm dersleri elden geçirmek zor olur ama yine de bunun size asla bir zararı olmaz, olmasına izin vermem."
"Sen bu kadar ısrar ediyorsan benim için sorun yok ama... Manaka, ya sen?"
"Ben de varım! Kaptan'ın böyle bir teklifte bulunması gerçekten kırk yılda bir olacak iş."
Uzun süredir devam eden dostluklarının da etkisiyle Nitori-san ve Houjou-san teklifi hemen kabul ettiler.
Geriye sadece benim "evet" demem kalmıştı ama...
"Peki, Maki, sen ne diyorsun? Ders çalışma grubu dediğim, dershane çıkışı bir iki saatlik bir şey. O kadarına kız arkadaşın da izin verir herhalde."
"Şey, aslında..."
Muhtemelen Umi kesinlikle "olur" derdi. Söz konusu sınav hazırlığı olduğunda Umi de Hachigaya-san’ın yeteneklerini takdir ediyordu; üstelik Hachigaya-san’ın dizginlerini tutan Nitori-san ve diğerleri de orada olacağı için o konuda içi rahat olurdu.
Bu harika bir teklifti ve eğer şu an Umi’nin yardımı olmadan tek başıma sınavla boğuşuyor olsaydım, Hachigaya-san’ın uzattığı bu eli hiç düşünmeden tutardım.
...Ama.
"Benim adıma... Üzgünüm. Bu ince düşüncen için teşekkür ederim ama kabul edemeyeceğim."
İçimde bir mahcubiyet hissetsem de o eli tutmadım.
Reddettiğim an, Hachigaya-san durumu anlamış gibi yüzünde buruk bir gülümsemeyle baktı. Belki de içten içe böyle olacağını zaten biliyordu.
"Anladım. Yine de kız arkadaşına karşı mahcup hissedeceksin sanırım, değil mi?"
"O da var ama... Ondan önce ben kararımı verdim. Umi ile ikimiz, beraber kazanmak için elimizden geleni yapacağız."
İkimiz derken, kelimenin tam anlamıyla sadece ben ve Umi'yi kastediyordum.
Elbette bahardan beri aynı dershaneye gittiğim, sıradan bir 'tanıdık' olmaktan çıkıp 'arkadaş' seviyesine yaklaştığım bu üç kişinin durumu da umurumdaydı. Hachigaya-san’ın dediği gibi hep birlikte güzel sonuçlar almayı canıgönülden istiyordum. Onları boş verdiğim falan yoktu.
Ancak şu an benim iki elim de zaten Umi’nin elleriyle dolu. Ben de, Umi de o elleri birbirine sımsıkı kenetledik; böyle bir karar verdiğimiz için zaten başka birinin uzattığı eli tutmam mümkün değildi.
"Bu yüzden, zor olsa da ben Umi ile beraber doğru bildiğim yoldan şaşmadan devam edeceğim. Belki istediğim sonucu alamayabilirim ama bu kararımdan dolayı pişman olmayacağım."
Ne kadar çabalarsam çabalayayım, belki de ilk tercihim olan okulu kazanamayacaktım. İkimizin hayal ettiği gelecekten biraz farklı bir yola sapacaktık belki.
Yine de yanımda Umi olduğu sürece, sevdiğim kız yanımda olduğu sürece, bir şekilde her şeyin üstesinden gelebilirdik. Üstesinden gelmek için çabalayabileceğime dair inancım tamdı.
Sonuç en önemli şeydir, evet. Ama hedefe doğru iki kişi beraber çaba sarf etme süreci de en az sonuç kadar değerli.
Her türlü yola başvurup, her türlü imkandan faydalanarak kazanılan bir başarıyı, Umi’yi hiçe saymak pahasına istemiyordum.
Umi'yi her şeyin önüne koyarken, istediğim şeyi de tam olarak elde etmek... Çok bencilce bir istek olsa da bu benim seçtiğim yoldu.
"Pekala. Öyleyse daha fazla bir şey söylemeyeceğim. Ama bir şeye ihtiyacın olursa her zaman söyleyebilirsin. Sadece dersler hakkında olması gerekmiyor, her konuda yardımcı olurum."
"Teşekkürler Hachigaya-san. Bunu aklımda tutacağım."
"Tamamdır. K. Üniversitesi'ni mutlaka kazan, tamam mı?"
"Bunun için sonuna kadar çabalayacağım."
İleride Hachigaya-san’ın karşıma geçip "Bak ben dememiş miydim?" demesine fırsat vermemek için, Umi’nin öğrettiklerine sıkı sıkıya bağlı kalıp derslerime daha da asılmalıydım.
Yeni yıla artık çok az kalmıştı.
Sınav sezonu kapıya dayanmıştı.
Böylece Noel geçti, yılbaşı ve bayram tatili de geride kaldı.
Arkadaşlarımızla hiç gezmedik, sevgilimle olan vaktimi bile minimumda tuttum ve neredeyse tüm kış tatilini sınav hazırlığına adadım.
Ocak ayı geldiğinde, nihayet üniversite sınav maratonu tam anlamıyla başladı.
Gelecek hafta Cumartesi ve Pazar olmak üzere iki gün sürecek olan merkezi ortak sınavla başlayıp, ardından özel üniversitelerin genel giriş sınavları yapılacak, o sonuçlar açıklandıktan sonra ise nihayet devlet üniversitelerinin ikinci aşama sınavları gerçekleşecekti.
Ağlasak da gülsek de lise hayatımızın en kritik son üç ayına girmiştik.
"Günaydın Maki. Ne olur ne olmaz diye üniformamı giyip geldim ama ne dersin? Okula gidelim mi?"
"Evet. Derslere sınıfta veya kütüphanede de devam edebiliriz. Hem Amami-san ve diğerlerini de görmeyi özledim."
"Sahi, bu yıl ilk tapınak ziyaretimizi de ayrı ayrı yapmıştık. İşleri de yoğunlaşmış sanırım, acaba nasıllardır?"
Bizim lisede de artık üçüncü sınıflar için serbest devam dönemi başlamıştı. Haftada bir gün belirlenen yoklama günü dışında, mezuniyete kadar okulda ders işlenmeyecekti.
Şimdiye kadar çekilmez gelen o okul dersleri, aniden bitince insanı garip bir hüzün kaplıyordu.
Biz üçüncü sınıflar için geriye kalan tek okul etkinliği, Mart ayındaki mezuniyet töreniydi.
Ayrılık mevsimi de kapıya dayanmıştı.
Kendi başımıza çalışırken kullanacağımız kitapları ve Umi’nin hazırladığı iki kişilik bentoyu çantaya atıp, yaklaşık iki hafta sonra tekrar okulun yolunu tuttuk.
Sabahtan öğleden sonraya kadar okulda Umi ile çalışacak, sonra dershaneye geçip merkezi sınav denemeleri çözecek, gece ise yine evde Umi ile geç saatlere kadar ders başı yapacaktık. Bugün de her zamanki gibi dersle dolu bir gündü.
"Ah! Umiii, Maki-kunnn!"
"Yuu, uzun zaman oldu. Nasılsın?"
"Günaydın Amami-san."
"Ehehe, ikinize de günaydın! Gördüğünüz gibi sapasağlamım, enerji doluyum!"
Her zamanki saatte, her zamanki yerde Amami-san ile buluşuyoruz. İki kolunda pazılarını sergilercesine yaptığı jestle birlikte neşeyle gülümsüyor, her zamanki gibi enerji dolu.
"Yuu, bu arada dün bu ayki sayıyı gördüm. Kapaktaydın ya, bak sen şu hızlı yükselişe."
"Ehehe, teşekkürler~. Bu ayki sayıda Monica-chan ile birlikteydim, o yüzden benim için de yeri bir başka oldu."
"Monica-chan... Ah, Amami-san'ın kuzeni falan mıydı..."
"Maki-kun, doğru bildin! Kış tatilinden beri değişim öğrencisi gibi bir formatta Japonya'ya geldi, şu an bizim evde beraber yaşıyoruz! Bir ara sizi resmi olarak tanıştırırım."
Amami-san ile birlikte kapağı süsleyen kızdı o; fakat daha önce Amami-san'ın gönderdiği fotoğraflarla kıyaslayınca havası epey değişmişti, o söyleyene kadar fark edememiştim.
Amami-san her zamanki gibiydi ama görüşmediğimiz kısa süre içinde onu çevreleyen durumlar epey değişmişe benziyordu.
Düşündüğüm gibi, Amami-san bizden çok daha önde, durmadan ilerlemeye devam ediyordu.
"Hey Yuu, bugün alışılmadık şekilde yalnızsın. Niina nerede?"
"Üniversiteli ablasına güvenip ders çalışıyormuş. Giriş sınavı yaklaştığı için haliyle can havliyle masaya yapışmış, çabalıyor."
Nitta-san da benimle aynı özel üniversiteye girmeyi planlıyordu ancak benim aksime —ben orayı garanti bir seçenek olarak görüyordum— onun notları tam sınırda olduğu için şu sıralar harıl harıl kafasına bilgi tıkıştırıyor olmalıydı.
Ayrıca, şu an burada olmayan Nozomu da eminim sıkı çalışıyordur. Bir dost olarak elimden gelen pek bir şey yok ama ikisinin de sağ salim baharı karşılayabilmesi için içimden dua ediyorum.
Böylece Amami-san ile birleşip uzun zaman sonra üç kişi okulun yolunu tutuyoruz. Birinci ve ikinci sınıflar her zamanki hallerinde oldukları için sabahki kalabalık pek değişmemişti; ancak üçüncü sınıfların sınıflarının toplandığı kata çıkınca, evde ders çalışan öğrencilerin sayısı çok olduğundan mıdır nedir, sabahın bu saatinde bile okul çıkışıymışçasına bir sessizlik hakimdi. Muhtemelen okula gelen üçüncü sınıfların sayısı toplamın üçte birine bile ulaşmıyordu.
Hele ki sadece üniversiteye gitmek isteyen öğrencilerden oluşan bizim 11. şube tam bir hayalet şehir gibiydi.
"! Ooo, geldiniz demek ikizler."
"Maehara-kun, Asanagi-san, günaydın. Kış tatili nasıl geçti?"
"Haliyle bir başarı duası falan ettik işte. Bakın, 'Büyük Şans' çıkan falım."
"Bu arada bana 'Az Şans' çıktı..."
Kendini ulusal bir numara ilan eden (ki bu bir gerçek) Nakamura-san ve spor kontenjanından çoktan kabul almış olan Hayakawa-san her zamanki gibi buradaydılar. Ama bizim dördümüz dışında sınıfta gelenlerin sayısı ancak iki üç kişi kadardı.
Yan taraftaki Amami-san'ların olduğu 10. şubeden gelen neşeli sohbet sesleri duyulacak kadar bizim sınıf bomboştu.
Gerçi biz de birazdan kütüphanedeki çalışma alanına gideceğimiz için okula gelmeyen sınıf arkadaşlarımızdan pek bir farkımız kalmayacaktı.
"Ryoko ve Asanagi-chan bir adım önde geçtiler, ben T-Üniversitesi... Maehara-shi, geriye sadece sen kaldın."
"Nakamura-san, senin de sınavın daha gelmedi ki... Asıl senin kış tatilin nasıldı?"
"Nasıldı?" sorusuna Nakamura-san'ın vücudu bir anlık tepki verdi, ardından "İyi ki sordun!" dercesine suratına ukala bir ifade yerleşti.
...Görünüşe göre basmamam gereken bir düğmeye basmıştım.
"Ah, onu mu soruyorsun? Ya, ben de haliyle biraz ders çalışmam gerektiğini düşündüm, sınav taktiklerine falan bayağı vakit ayırdım ama? Hani bilirsin ya, kendinden küçük bir erkek arkadaşın olunca? Kış tatiliydi, Noel'di derken haliyle randevular falan? Gece meseleleri falan? Onu şımartmam gerekiyordu sonuçta. Ben sınav yüzünden meşgulüm ama Souji her gün istiyor, her gün... Of yani, valla bıktım artık ya~."
"Kurtarın beni çocuklar. Mio ne zaman yüz yüze gelsek böyle. Vallahi bir kendo kılıcıyla pataklasam kimse gıkını çıkaramaz."
"Ryoko-san, halini anlıyorum ama şimdilik sakin olalım."
Gaza gelen Nakamura-san genelde 'abarttığı' için şu anki övünmesini (daha doğrusu aşk gösterisini) pek ciddiye almamak gerekiyordu ama kış tatilini dolu dolu geçirmesine sevindim.
"Sen sınava girecek bir öğrencisin, kendine gel" diye çıkışasım gelse de muhtemelen dahi tipi bir öğrenci olan Nakamura-san'ın psikolojisi için böylesi daha iyiydi. Sevgilisi Takizawa-kun da muhtemelen bunun farkında olduğu için bilerek böyle davranıyordu.
Sonrasında, canları sıkıldığı için yan sınıfa takılmaya giden ikiliden ayrılıp Umi ile birlikte kütüphaneye geçiyoruz. Sabah erken olmasının avantajıyla şu an pek öğrenci yok, bu sayede derslere iyi odaklanabileceğiz.
"Hadi, hemen başlayalım. Önce her zamanki gibi matematikten."
"Tamam. O zaman her zamanki gibi zaman tutucu sende."
"Bana bırak."
Yan sandalyede oturan Umi'nin bakışlarını üzerimde hissederek, hazırlık kursundan her gün verilen pratik sorularına girişiyorum.
Sınav artık kapıya dayanmıştı. Bazı öğrenciler risk alıp sadece çıkacağını tahmin ettikleri yerlere odaklansa da biz hiç değişmeden, vaktimizi sonuna kadar kullanarak mümkün olan en geniş alanı kapsamaya ve ne sorulursa sorulsun karşılık verebilmeye çalışıyorduk.
İkinci sınavdaki hedefimiz, genel baraj olarak kabul edilen yaklaşık yüzde altmışlık başarıydı. Tam sınırda olduğumuz için daha yüksek bir puan istemiyor değildim ama sabredip kumar oynayıp kaybeden öğrencilerden daha garantici bir yol izlemeyi seçtik Umi ile.
Kontenjan sınırlı olduğu için insan ister istemez kendini başkalarıyla kıyaslama tuzağına düşüyor, fakat aslında üniversitenin aradığı şey, sorulan sorulara cevap verebilecek yetkinliğe sahip olup olmadığındı.
Bu yüzden sınav günü 'kazanmak' veya 'kaybetmek' üzerine pek düşünmeyip, sadece önüme gelene doğru cevap vermeye odaklanmalıydım. Sınavın insanın kendisiyle olan savaşı olması —bu lafın sakız gibi ağızlarda dolanma sebebi tam olarak buydu.
Zamanlayıcı olarak kullandığım Umi'nin akıllı telefonundaki kalan süreye birkaç kez göz atarak, dengeli bir puan alabilmek adına, sonuca tam ulaşamasam bile takılmadan çözmeye devam ediyorum.
"...Tamamdır, bitti. Bayağı dişli sorulardı ama yine de sağlam çözdün bence."
"Hocanın öğretimi iyiydi ondandır. Ee, puan ne?"
"Bir dakika... Dördüncü ana soruda biraz tökezlemişsin ama diğerleriyle telafi etmişsin, yani endişelenecek bir durum yok. Toplam 200 üzerinden 106."
"Yüzde ellinin biraz üzeri ha... Bu seferkini zor ayarlamışlar gibiydi, asıl sınavda bu kadar alsam harika olur."
Yavaş yavaş da olsa yeteneğimin geliştiği kesindi, bu yüzden sınav gününe kadar dürüstçe çabalamaya devam etmeliydim.
Önce motoru çalıştırmak için ikinci sınav odaklı matematiği bitiriyoruz, kafa tam açıldığında ise ortak test çalışmalarına geçiyoruz.
Burada da yapacağımız şey aynı. Telaşlanmadan, sakince. Ve ortak testte bunlara ek olarak olabildiğince hızlı.
Soruları çözerken vaktin nasıl geçtiğini anlamıyoruz, bir de bakıyoruz ki öğlen olmuş bile.
"...Hey, Maki."
"Efendim?"
"Liseye gelmemize de artık çok az kaldı, değil mi?"
"Öyle. Mart girer girmez mezuniyet töreni var, yani yaklaşık iki ayımız falan kalmış."
"İki ay ha... Eminim göz açıp kapayıncaya kadar geçecektir."
Umi, kütüphanenin sessizce zamanı kaydeden saatine bakarken kendi kendine fısıldadı.
İki ay... Bu süre tam olarak Umi ile arkadaş olduğumuz, kültür festivalinin bittiği ve "arkadaştan öte, sevgiliden hallice" bir ilişkiye başladığımız zaman dilimi kadardı.
Her gün okula gitmek, Umi ile gizli gizli mesajlaşmak, okul çıkışlarında benim evde geç saatlere kadar oyun oynamak... Şimdi düşününce insana nostaljik gelen anılar bunlar ama öyle bakınca, tıpkı Umi'nin dediği gibi, kalan iki ayın da göz açıp kapayıncaya kadar geçip gideceği kesin.
Uzaktan gelen o gürültü patırtı da. Şu an kütüphanede hissettiğim bu sessizlik, eski kağıt kokusu, yıllanmış masa ve sandalyelerin sert dokusu da.
Kısa bir süre sonra hepsine veda etmemiz gerekecek. Umi öğretmen olmayı hedeflediği için belki birkaç yıl sonra buraya geri dönebilir ama bu sadece bir "öğretmen" olarak olur, asla bir "öğrenci" olarak değil.
Çocukların dünyasından görünen lise hayatı, bununla son bulacak.
— Hey, Umi.
— Efendim?
— Okul eğlenceli miydi?
— ........................
— Umi?
— Ah, kusura bakma. Bir an pek çok şey gözümün önünden geçti de... Evet, eğlenceliydi. Hem de çok.
Normalden uzun süren o sessizlikte, eminim Umi'nin aklına pek çok anı gelmiştir. Okula ilk başladığı zamanlar. Amami-san ile tanışması. Ortaokul yıllarında Natori-san ve Houjou-san ile arasının açılması, Amami-san'a karşı içten içe beslediği o aşağılık kompleksi...
...Ve tabii benimle tanışması.
İlkokuldan liseye kadar geçen yaklaşık on iki yıl.
Bu kadar uzun bir süre boyunca elbette pek çok zorluk yaşamış olmalıydı.
Yine de Umi, "Hem de çok eğlenceliydi," dedi.
Sevindiği anlar, nefret ettiği anlar... Hepsini bir potada eritip "güzel bir anıydı" diyerek kabullendi.
— Teşekkür ederim. Maki sayesinde güzel bir anı olarak kalacak gibi görünüyor.
— Rica ederim... Bu arada, o güzel anıların içinde benim payım yüzde kaç acaba?
— Yüzde yüz.
— ...Seninle arkadaş olabildiğim için çok mutluyum. Gerçekten.
Tam olarak öyle olmayabilirdi ama Umi'nin başından geçen onca şeyi düşününce, "çok iyiydi"den "hatırlamak bile istemiyorum"a dönme ihtimali asla sıfır değildi.
Maebara Maki isminin Umi için bu kadar büyük bir yer kapladığını düşünürsek, bir sevgili olarak bununla gurur duymaya hakkım olmalıydı.
— Peki, ben de sana sorayım. Senin için nasıldı Maki? Okul eğlenceli miydi?
— Sadece lise hayatıma odaklansak olur mu?
— Bunun yeterli olacağını mı sanıyorsun sahiden?
— Hayır. Tabii ki olmaz, biliyorum, özür dilerim.
Sadece lise hayatını düşünürsek, ilk birkaç ay hariç neredeyse tamamı eğlenceli anılarla doluydu; bu yüzden tıpkı Umi gibi genel toplamı hesaba katmam gerekiyordu.
Umi ile, yani ilk arkadaşımla tanışmadan önceki o yaklaşık dokuz buçuk yılı anımsamaya çalıştım.
Dürüst olmak gerekirse o zamanlara dair pek bir hatıram yoktu.
İlkokula yeni başladığım dönemlerde utangaçlığım yüzünden arkadaşım diyebileceğim kimse yoktu ama o kadar da zor gelmiyordu sanki. Babamla annemin arası o zamanlar normaldi, ben de okulda olanları veya derslerde öğrendiklerimi onlara heyecanla anlatırdım.
Arkadaşım yoktu ama zorbalığa da uğramıyordum, en önemlisi de ailem yanımdaydı. Bu yüzden yapayalnız olmanın büyük bir sorun olduğunu düşünmüyordum.
Ancak oradan itibaren babamın tayinleri sıklaştı, işleri yoğunlaştı ve annemle aralarında yavaş yavaş kopukluklar başladı... Yalnızlık hissinin içime işlemeye başladığı zamanlar muhtemelen o dönemlerdi.
...Oradan şimdiki okulum olan Joutou Lisesi'ne girişim ve o yılın sonbaharında Umi'nin cesaretini toplayıp bana seslenmesinden sonraki günler ise malumunuz.
Tekrar olacak belki ama şu an çok dolu dolu bir hayat sürdüğümü düşünüyorum. Sevgilim Umi var, Amami-san, Nitta-san ve Nozomu gibi değerli dostlarım var, Takizawa-kun ve Mizuno-kun gibi küçüklerim oldu.
Ama bir o kadar da canımı sıkan çok şey vardı.
— ........................
— Maki, nasıl?
— ...Eğlenceliydi galiba. Benim için de.
İyice düşündükten sonra terazi "eğlenceliydi" tarafına ağır bastı.
Nefret ettiğim şeyler. Hatırlamak bile istemediğim pek çok olay. Terazinin kefesinde çok fazla ağırlık vardı ama "Asanagi Umi"nin varlığı içimde o kadar büyüktü ki...
Abartısız söylüyorum, benim "eğlence" anlayışım neredeyse tamamen Umi'nin renklerine boyanmıştı.
— Sonu iyi biten her şey iyidir... diyecek biri değilim. Şu an çok daha iyiyim ama yalnızlığı takıntı haline getirip huysuzlaştığım dönemler oldu, özellikle ortaokuldayken sınıfta iyice dışlanmış biriydim, muhtemelen alay ediliyor ve küçümseniyordum.
Yalnızlık üzücüydü ama başkalarını da sevmiyordum.
Aslında o çemberin içine girmek isterken, bir yandan da sınıftaki neşeli gruplara soğuk gözlerle bakıyordum.
Birbirine zıt duygularla darmadağın olmuştum, kendimi bile anlayamıyordum.
Tabii tüm bunların ortasında sakin kalan yanım, belli belirsiz de olsa "Böyle gitmez," "Bir şeyler yapmam lazım," diye düşünüyordu. Ortaokul son sınıftayken annemle babamın boşanması ve annemin tam zamanlı çalışmaya başlamasıyla onu daha fazla endişelendirmek istememiştim.
Sonuç olarak felaketle biten o bahar dönemindeki kendimi tanıtma konuşmam bile, aslında kendimce verdiğim bir çabaydı. En azından kendimi tanıtmaya çalışayım demiştim; şimdi o günleri sakin kafayla düşününce, içimde az da olsa böyle bir istek kırıntısı varmış demek ki.
"Böyle olacağını bilsem hiç yapmazdım" diye pişman olmuştum hemen sonrasında ama...
— ...Umi, seninle arkadaş olduğum, sevgilin olduğum için gerçekten çok şanslıyım. Sadece zorluklarla dolu bir okul hayatıydı ama hepsini sıfırlayacak kadar mutlu anılarım oldu. Bundan sonra da hep birlikte olacağımızı düşününce, geçmişteki her şey sadece büyük bir artıya dönüştü.
Liseden mezun olsak bile hayatımız devam edecek. Geçtiğimiz on iki yıldan çok daha uzun sürecek, "yetişkin" olarak geçireceğimiz o upuzun yol.
Şu an tam karşımızda duran üniversite sınavları gibi, ileride de mutlaka büyük engeller bizi bekliyor olacak. İşe girmek, evlenmek, iş veya aile ortamındaki değişimler, hatta belki ileride sağlığımızın bozulması...
Ama benim yanımda Umi var. Her an beni düşünen, ne olursa olsun yanımda olup hayat yolunu benimle birlikte yürüyen bir partner.
Bu yüzden, toplamda baktığımda yine de "eğlenceliydi" diye düşünüyorum.
Buna inanıyorum.
— ...Öyle mi?
— Evet.
— İlahi Maki, bana çok fazla aşıksın resmen.
— Evet. Umi beni ne kadar çok seviyorsa, ben de onu o kadar çok seviyorum.
— Ooo? Bu bayağı iddialı bir söz oldu. Benim kadar mı? Hıhım, Maki-kun, sanki beni biraz fazla küçümsüyorsun ha?
— Bu... hangi anlamda?
— Kim bilir, hangi anlamda acaba?
— Söylemeni istesem, çok mu bencillik etmiş olurum?
— Olurrr.
Öyle dese de Umi çok mutlu bir şekilde gülümsediği için bunu olumlu bir anlamda kabul edeceğim.
Umi her zaman böyle gülümsediği sürece, benim için gerisi önemli değil.
Bundan sonra da hep böyle mutlulukla gülümsemeye devam etmesi için, önce önümdeki şu ilk duvarı sağlam bir şekilde aşmam gerekiyor.
Ortak Sınav'a çok az zaman kaldı.
Sona yaklaşan lise hayatının hüznünü hissetsem de, sonsuza dek duygusallığa kapılıp kalamam.
Beklenen an geldi mi demeliydim, yoksa biraz daha bekleseydi mi?
Çoğu aday için en önemli zaman olan ocak ayının üçüncü cumartesi günü.
Üniversite Giriş Ortak Sınavı'nın birinci günü. O sabah.
— Maki, uyanık mısın? Vakit geldi.
— Evet, iyiyim. ...Pekala, artık hazırlansam iyi olacak.
Beni tam zamanında uyandırmaya gelen anneme cevap verip yataktan yavaşça kalktım. Heyecandan dolayı bir türlü uyku tutmamıştı ama bunu öngörerek yatış saatimi erkene çektiğim için uyku süresi açısından pek bir sorunum yoktu.
İyi bir kondisyonla asıl sınava girebilecektim.
— Maki, bugün kahvaltıda pilav mı istersin yoksa ekmek mi? Her ihtimale karşı ikisini de hazırladım.
— Her zamanki gibi olsun. Ekmek ve kahve.
— Tamamdır. Hemen hazırlıyorum, birazcık bekle.
Bugüne özel annem de heyecanlı olsa gerek, alışılmadık bir şekilde erkenden kalkmış, benim için oradan oraya koşturuyordu.
Ve muhtemelen birazdan eve gelecek olan Umi de...
— Maki!
— Günaydın Umi. Her zamankinden erkencisin.
— Çünkü senin iyi olup olmadığın konusunda çok endişelendim. Ya heyecandan uykusuz kaldıysan, ya hastalandıysan diye... Aksine, galiba benim uykularım kaçtı.
Umi'nin gideceği yer zaten belli olduğu için doğal olarak Ortak Sınav'a girmeyecekti; bugün ve yarın benim evimde annemle birlikte öylece sonuçları bekleyecekti.
Bu iki gün boyunca Maki'lerin evinde yatıya kalmak istediğini Sora-san'a yalvar yakar söylemiş ama bu isteği reddedilmişti. Bu yüzden her zamanki gibi bu saatte gelmişti.
— Maki, şimdiye kadar çalıştığın her şeyi eksiksiz ortaya koyarsan hiçbir sorun çıkmaz. Önce sakinleş ve derin bir nefes al. Ah, sınav merkezine vardığında ve sınav bittikten sonra mutlaka haber ver, tamam mı?
— Maki, iyi misin? Annen seni bırakmaya gelsin mi?
— ...Şimdilik ikiniz de bir sakinleşin isterseniz.
İkisi benden daha çok heyecanlandığı için, "benim dik durmam lazım" düşüncesi ağır bastı ve beklediğimden daha sakin kalmayı başardım.
Yerinde bir gerginlik, aşırıya kaçmayan bir ciddiyet... Bu anlamda, kişisel olarak benim için iyi bir sınav havası olabilir.
Üçümüz birlikte kahvaltı yaptıktan sonra yola çıkmadan önce gerekli eşyaları son bir kez kontrol ederken akıllı telefonuma mesajlar düştü.
Bugün sınav merkezine beraber gitmek için sözleştiğimiz Nitta-san ve Nozomu'dandı.
(Nina): Başkan, çıkıyor muyuz?
(Seki): Ben hazırım bile.
(Maehara): Ben de iyiyim.
(Maehara): O zaman yirmi dakika sonra istasyonda buluşalım.
(Amami): Üçünüze de başarılar!
(Amami): Hepiniz yaparsınız, size güveniyorum!
(Asanagi): Sakin olun ve elinizden geleni yapın.
(Nina): Tamamdır~
(Seki): Eyvallah.
(Maehara): Tamam.
Bizim beşliyle kısa bir mesajlaşmadan sonra üniformamı giydim. Kar yağmıyordu ama bugün hava tüm gün bulutlu ve rüzgar sert olacaktı; bu yüzden şişme mont ve ısıtıcı pedler gibi korunma önlemlerimi sıkı tuttum.
Bir de Umi'nin hazırladığı bento'yu unutmamalıydım.
— Maki, başarılar dilerim.
— Maki, annem de seninle gurur duyuyor, hadi göreyim seni.
— Umi, anne, ikinize de teşekkürler. ...O zaman, ben çıkıyorum.
— Güle güle git!
Girişe kadar bana eşlik eden ikili tarafından uğurlandıktan sonra, buluşma yerimiz olan en yakın tren istasyonuna doğru biraz hızlı adımlarla yöneldim.
Ortak Sınav'ın yapılacağı yer, iki hafta sonra genel giriş sınavına girmeyi planladığım S Üniversitesi'ydi. Bu yüzden bugünkü gidişim aynı zamanda bir ön inceleme niteliği taşıyordu.
Buluşma saatinden beş dakika önce turnikelerin önüne vardığımda ikisi beni bekliyordu.
— Selam Maki, dün gece güzelce uyuyabildin mi?
— Selam başkan.
— Günaydın Nozomu, Nitta-san. ...Bu arada, sanki biz bu üçlü olarak ilk defa beraber hareket ediyoruz, değil mi?
— Doğru. Yani, böyle bir gün olmasa Yuu-chin ya da Asanagi yanımızda değilken Seki ile gelmeye hayatta razı olmazdım zaten.
— Ne tesadüf, ben de öyle.
— Ha?!
— İkinizde de bu kadar enerji olduğuna göre sorun yok gibi görünüyor...
Son zamanlarda hem Nitta-san hem de Nozomu derslere bayağı asılmışlardı; kendim de dahil herkesin hak ettiği... hatta mümkünse her dersten artı 5-10 puan fazlasını alabilmesini umuyordum.
Ortak Sınav optik form usulü olduğu için, eğer şansları yaver giderse Nitta-san ve Nozomu bile fena sayılmayan puanlar alabilirdi.
Benim durumuma gelince; zayıf olduğum matematik kısmını bir yere kadar kabullenip biraz şansa bırakacak, asıl puanı ise iyi olduğum edebiyat, İngilizce ve sosyal bilimler gibi sözel derslerden toplayıp aradaki farkı kapatacaktım.
Daha sonra erkenden S Üniversitesi'ne kadar olan biletlerimizi alıp trene bindik.
Sınav merkezinde kaybolmamak veya telaş yapmamak için sınav başlangıcından çok önce varmayı hedefleyerek yola çıkmıştık fakat mesai saati yoğunluğuna denk geldiğimiz için vagonun içi şimdiden hınca hınç dolmuştu.
Elbette koltuklara oturmamızın imkanı yoktu.
— Başkan, burada biraz boşluk var, gel buraya. Şu anki duruşun seni çok yorar.
— E-evet. ...Biraz fazla yakınlaşmış olacağız ama kusura bakma artık.
— Öyle şeyleri dert etmem, rahat ol. Ha, bu arada Seki, senin daha fazla yaklaşman yasak.
— Hani dert etmiyordun...
Hınca hınç dolu trende gereksiz enerji harcamamak için kapı tarafına geçip bir yere yaslanarak ayakta durduk.
Nitta-san'ı düşünerek, Nozomu ve ben onu ortayaba alıp çevreledik ki dışarıdan gelebilecek rahatsız edici durumlara engel olalım.
— Üff... Trene binince heyecanım daha da arttı... Ah, keşke Yuu-chin de bizimle gelseydi.
— Sahi, Amami-san gelmedi değil mi? Yoksa bugün de mi işi var?
— Sabahtan çekimi, öğleden sonra da ses eğitimi var. ...Gerçi ben o kızın menajeri değilim ama.
Yine de, son zamanlarda Amami-san ve Nitta-san gerçekten "can dostu" denecek kadar yakın oldukları için, Amami-san hakkındaki şeyleri ona sormak en kestirme yoldu. Hatta muhtemelen programını kızın kendisinden bile daha iyi ezberlemişti.
Hem özel hayatında hem de kariyerinde onu destekleyebilecek bir konumda olduğu için, üniversiteden mezun olduktan sonra Amami-san'ın ajansında menajer olarak çalışma ihtimali hiç de uzak değildi.
— ...Başkan.
— Efendim?
— Şöyle bir bakınca, bayağı değişmişsin. Boyun ne ara bu kadar uzadı? Bakışların bile birinci sınıftakine kıyasla çok daha olgunlaşmış.
— Şey, o zamandan bu yana ben de çok şey yaşadım sonuçta.
— Bakirliğini kaybetmek de dahil mi?
— ...O konuda yorum yok.
Nitta-san'ın dediği gibi, gerçekten de kendimdeki değişimi bariz bir şekilde görebiliyordum; hem iç dünyamda hem de bu değişimin dışa yansıyan halinde.
Yalnız ve ilgiye muhtaç, sadece şımarık bir çocuk olan o eski halimden; hem zihnen hem de bedenen büyüyen, "yetişkinliğe" doğru adım adım ve kararlılıkla ilerleyen birine dönüşmüştüm.
Kısa bir süre öncesine kadar... Daha doğrusu liseye başladığım ilk zamanlarda, gelecekte topluma karışacak olma fikri bende sadece endişe uyandırıyordu. Kimseyle iletişim kuramadığım bu halimle acaba çalışmaya başlayabilecek miydim? Dahası, böyle birini işe almak isteyecek bir şirket var mıydı? Geçmişe baktığımda, zihnimi sadece bu tür belirsiz korkuların meşgul ettiğini hatırlıyorum.
Ancak şimdi, aksine yetişkin olmayı biraz da olsa heyecanla bekleyen bir ben varım. Yetişkin olduğunda, çocukken olduğu gibi ebeveynlerine nazlanmana izin verilmez belki ama tam da bu yüzden birçok şeyi tek başına yapabilir hale gelirsin.
Ehliyet almak, gece yarısı oyun salonlarına gitmek, paçinko, yirmi yaşına gelince sigara ve içki... Sonra... Evet, sevdiğin kişiyle evlenmek bile mümkün.
Tüm sorumluluğu tek başına üstlenmen gerektiği için riskleri var elbet ama o oranda özgürlük de kazanıyorsun.
Umi ve sevdiğim o kişiyle, ikimiz birlikte daha pek çok şey deneyimleyebiliriz.
Sırf bu bile, yetişkin olmayı istemem için yeterli bir sebep.
"............Hmm~"
"Nitta-san? Gözlerini dikmiş yüzüme bakıyorsun ama bir şey mi oldu?"
"Hmm? Yok, Sınıf Başkanı örneğini düşününce; baştan yakışıklı birinin peşinden koşmak yerine, birini yakışıklı olarak yetiştirmek aslında daha mantıklı değil mi diye düşündüm. Hani bir atasözü vardır ya? Kestirme yol bildiğin yoldur misali."
"......Hey Nitta, sakın bana durup dururken Maki'ye aşık olduğunu söyleme?"
"Beni Yuu-chin'le bir tutma be. Size defalarca söyledim, Sınıf Başkanı'nın yüzü benim tarzım değil."
Böyle dese de, lise birinci sınıfla kıyasladığımda Nitta-san'ın bana karşı çok daha cana yakın davrandığı bir gerçek. En azından bir arkadaş olarak gelişimimi takdir ettiğini varsayıyorum.
Amami-san ile aralarının bozulduğu zamanlarda da gördüğüm üzere, Nitta-san aslında özünde arkadaşlarını çok düşünen nazik biridir. Bu yüzden eminim o da iyi birini bulacaktır.
...Tabii önce şu dış görünüş takıntısından kurtulması gerekiyor, o ayrı.
Daha sonra üçümüz havadan sudan konuşmaya devam ederken, tren sonunda hedefimiz olan S Üniversitesi durağına vardı. Yol boyunca çevredeki diğer adayların çoğu son ana kadar İngilizce kelime defterlerine veya hazırlık kitaplarına gömülmüş olsa da biz, her zamanki ruh halimizi korumak adına boşuna bir çırpınışa girmedik.
Aynı amaçtaki aday kalabalığına karışıp, ilk kez geçtiğimiz yollarda biraz yürüdük.
Ve sonunda, S Üniversitesi'nin ana kapısının önüne ulaştık.
"Nitta-san, Nozomu, hazır mısınız?"
"Hı-hı. A, telefonları şimdiden kapatmamız mı gerekiyordu?"
"Hayda... Sınav giriş belgem nerede benim ya..."
"......Hala vaktimiz var, biraz daha bekleyelim isterseniz."
Sınıfa girmeden önce telefonların kapalı olduğunu teyit edip, Nitta-san'ın giriş belgesini de çantasının derinliklerinden çıkardıktan sonra kapıdan geçip sınav merkezine girdik. Şansımıza üçümüz de aynı sınıfta sınava girecektik, bu da içimizi rahatlatan bir detaydı.
'Maera: Sınav merkezine vardım.'
'Asanagi: Güzel.'
'Asanagi: Bol şans.'
'Maehara: Tamam.'
'Maehara: Ben kaçar.'
'Asanagi: Hadi göreyim seni.'
Girişten hemen önce Umi ile yazışmayı da ihmal etmedim. Ardından telefonumu kapatıp gün boyu ter dökeceğim sınıfa yöneldim.
Önümüzdeki birkaç saat boyunca kimseye güvenemezdim. Bu, tek kişilik bir savaştı.
Hata yapmamak için sıranın üzerindeki numara ile elimdeki giriş belgesini karşılaştırıp yerime oturdum.
Gözlerimi kapattım, derin bir nefes aldım ve o anın gelmesini sakince bekledim.
— Şimdi soru kitapçıklarını ve cevap kağıtlarını dağıtıyorum. Başlama komutu verilene kadar kitapçıkları kesinlikle açmayın ve içine bakmayın. Cevap kağıdının nasıl doldurulacağını birazdan açıklayacağım.
Gözetmen gerekli açıklamaları yaptıktan sonra tüm adaylar cevap kağıtlarına isimlerini ve aday numaralarını kodladı.
— Sınav başlamıştır.
Komutla birlikte tüm adaylar aynı anda kitapçıkları açtı ve sorulara daldı.
İlk sınav Japoncaydı. Sözel dersler arasında en iyi olduğum branş buydu.
Modern metinler, klasik metinler... Şöyle bir tüm sorulara göz gezdirdim.
'Tamam, sorun yok.'
Soruları çözebileceğime dair o güveni hissedince içim rahatladı. Optik formda kaydırma yapmamak için dikkatlice ama hızlıca işaretlemeye başladım. Bu konuda da daha önce Umi ile defalarca pratik yapmıştık, bir sorun çıkmazdı.
Geriye sadece Umi ile aylardır süren özel eğitimimizin meyvelerini göstermek kalıyordu.
İki gün süren ortak sınav maratonu bitti ve ertesi sabah... Umi ile birlikte kendi cevaplarımı kontrol ediyorduk.
Ortak sınav sonuçlarının kesin puanları hemen açıklanmadığı için adayların kendi cevaplarını soru kitapçığına not etmeleri ve ertesi gün gazetelerde yayınlanan cevap anahtarlarına bakarak kendi puanlarını hesaplamaları gerekiyordu.
"Maki, ben kontrol ederim, ver şu kitapçıkları."
"Tamam... Sana zahmet."
Özel öğretmenim Umi-sensei'ye girdiğim tüm derslerin kitapçıklarını teslim ettim ve adeta dua ederek sonucu beklemeye başladım.
Sınav biter bitmez hissettiğim kadarıyla, geçen seneki sorulara göre daha kolay olduğu söyleniyordu (dershanelerin analizlerine göre). Kendi uzmanlık alanım olan derslerde puanımın yüzde doksan sınırına dayanacağından emin olacak kadar iyi bir performans sergilemiştim.
Tabii sınavın genel olarak kolaylaşması, ortalamanın da yükseleceği anlamına geliyordu; bu yüzden ikinci aşama sınavı için devasa bir avantaj sağlamayacaktı belki ama en azından geriye de düşmemiştim. Bu düşünce bile içimi rahatlatmaya yetti.
"......Tamamdır, süper!"
"Umi, nasıl?"
"Tam tahmin ettiğim gibi. Maki, asıl mücadele şimdi başlıyor. Kalan bir ay boyunca dişini tırnağına takıp çalışmaya devam edeceğiz. Eskisinden çok daha sert olacağım, haberin olsun."
"......E-Elimden geleni yapacağım efendim."
Sınav çıkışı hissettiğim o yüksek beklenti kadar uçmasa da, yine de ikimizin başlangıçta hedeflediği puanın üzerine çıkmayı başarmıştım. Özellikle en zayıf halkam olan matematikte yüzde seksene yakın bir puan almam beni kişisel olarak çok tatmin etti. Şubat başında gireceğim özel üniversite sınavları ve en büyük hedefim olan K Üniversitesi'nin ikinci aşama sınavı için büyük bir moral kaynağı olduğu kesindi.
Benim cephemde işler yolunda gidiyordu ancak...
'Nina: Bitti her şey.'
'Seki: Öldüm ben.'
'Maehara: İkiniz de sakin olun, her şey bitmiş değil.'
'Nina: Sınıf Başkanı'na hava hoş tabii~ Yüzde sekseni rahat geçmiştir değil mi?'
'Nina: Sadece matematik puanlarımızı değişsek olmaz mı ya?'
'Seki: Maki, bana da biraz İngilizce ateşlesene.'
'Maehara: Şey... Genel sınavlarda iyi puan alırsanız sorun kalmaz.'
'Asanagi: Her neyse, şimdi pes etmeyip çalışmaya devam edelim.'
'Amami: Nina-chi, Nozomu-kun, pes etmeyin! Başarabilirsiniz~!'
'Nina: Hayır yaa, artık sınav istemiyorum, gezmek tozmak istiyorum~'
'Seki: Şöyle bir beyzbol oynayasım var ki sormayın...'
Görünüşe göre Nitta-san ve Nozomu bazı derslerde çuvallamışlardı; gruptaki mesajlarına bakılırsa moralleri epey bozuktu.
Yıkılmış durumdaydılar ama devlet üniversiteleri bir yana, özel üniversitelerde adayların seviye farkı daha belirgin olduğu için hala şansları vardı. Çalışmaya devam etmeleri gerekiyordu.
Sonuçta pes etmemek de sınavın bir parçasıydı.
Nitta-san ve Nozomu için endişelensem de, şimdilik onları Amami-san ve Umi'ye emanet edip kendi işime odaklanmalıydım.
Bundan sonraki planlarım arasında en yakını özel bir üniversite olan S Üniversitesi'nin genel giriş sınavıydı. Ancak geçmiş yılların sorularını birkaç kez çözdüğüm kadarıyla, mevcut durumumla girmemde pek bir sakınca olmayacağına karar vermiş, bu yüzden özel bir hazırlık yapmamıştım. Elbette rehavete kapılmamak gerekiyordu ama geçmişteki soru eğilimlerine bakılırsa, zor soru çıksa bile en fazla bir ya da iki tane oluyordu; geri kalan kolay sorularda hata yapmadığım sürece sorun yoktu.
"Maki, beklettiğim için kusura bakma."
"Elinize sağlık. İkisi nasıldı?"
"Ruhsal olarak epey çökmüş durumdalar, o yüzden şimdi Yuu ile birlikte Niina'nın yanına gidip onu teselli edeceğiz. Gitmişken biraz da ders çalıştırırız belki diyoruz."
"Anladım. Ben tek başıma da idare ederim, siz bugün Nitta-san'ın yanında olun."
"Tamam... Şey, Seki'nin bu durumu tek başına atlatması gerekecek ama."
"Haha... Neyse, Nozomu halleder ya, eminim."
Mesajlardan anladığım kadarıyla Nitta-san kadar sarsılmamıştı, birkaç güne eski haline dönerdi muhtemelen... Yine de ders aralarında bir hal hatır sormak için mesaj atsam iyi olurdu.
Aslında Nozomu da Amami-san'ın ağzından birkaç moral verici söz duymak isterdi ama şimdilik benimle yetinmek zorundaydı.
"Maki, o zaman biz kaçıyoruz."
"Tamam. Eğer yine bizim eve gelecekseniz haber ver."
"Tamamdır!"
Nitta-san için apar topar dışarı çıkan Umi'yi uğurlayıp tekrar soru bankasının başına geçtim.
Genel giriş sınavlarının asıl yoğunluğunun başladığı şubat ayı öncesinde, ben bile biraz nefes nefese kalmıştım. Yanımda Umi bana eşlik ettiği için bir şekilde durmadan çabalamaya devam edebiliyordum ama bir kez bile "biraz mola" deyip durursam, bir daha asla koşamayacakmışım gibi hissediyordum.
Oh be, diyerek derin bir nefes aldım ve kendime telkinde bulundum.
"Az kaldı... Birazcık daha dişini sık Maki."
Mevcut durumla yetinmeyip tek bir puan bile olsa üzerine koyabilmek için.
Bahar mevsimini ferah bir kalple karşılayabilmek için.
Yorgunluktan bitap düşmüş vücudumu bir şekilde kırbaçlayıp, yaklaşan büyük gün için yemek ve uyku dışındaki vaktimin neredeyse tamamını sınav hazırlığına adadım ve nihayet şubat ayı geldi çattı.
Öncelikle, benim için ilk genel giriş sınavı olan S Üniversitesi'nin sınav günü gelmişti.
S Üniversitesi, il genelinde devasa bir okul olarak biliniyordu ve bizim lise dışından da pek çok aday öğrenci buraya girmek için geliyordu.
Bizim beşli arasından ben ve Nitta-san sınava girecektik. Özellikle burası Nitta-san'ın ilk tercihi olduğu için, sağ salim kazanmasını dilemekten başka bir şey yapamıyordum.
"Ninachi, başarılar. Şimdiye kadar yaptığın gibi yaparsan kesin halledersin."
"Niina, sana öğrettiğim yerleri iyice hatırlıyor musun? Geçmiş yılların analizine göre oraların çıkma ihtimali çok yüksek, son bir kez bakacaksan sadece oraya bak. Tamam mı?"
"H-he, tamam."
Aynı gün il dışındaki özel bir üniversitede sınava giren Nozomu hariç, bugün Amami-san ve Umi de bize eşlik etmek için S Üniversitesi'ne kadar gelmişlerdi. Nitta-san yoldaki tren yolculuğuna kadar her zamanki gibiydi ama sınav binasını görünce heyecandan mıdır nedir, vücudu ortak sınav zamanındakinden bile daha fazla kaskatı kesilmişti.
Amami-san ve Umi'nin eşliği ana kapıya kadardı. Buradan sonra eğer endişelenip birine sığınmak isterse yanında sadece ben vardım; ancak Nitta-san ile gireceğimiz fakülteler farklı olduğu için sınav bitene kadar tamamen yapayalnız kalacaktık.
"Yuuchin, son bir kez sarılabilir miyim? Deminden beri bir üşüme geldi, ısınmak istiyorum."
"Tabii, olur. Bir saat, iki saat, ne kadar istersen."
"Yuu, o kadar sürerse sınav başlar. Niina, ben de sarılacağım, bununla idare et artık."
Nadir görülen endişeli bir ifade takınan Nitta-san'a, Amami-san ve Umi moral veriyordu.
Vakit yettiğince, son ana kadar.
"Nitta-san, gidelim. Vakit yaklaşıyor."
"...Tamam. Kusura bakma Temsilci, beklettim."
"Sorun değil. Ben son dakikada... hatta bir on dakika geç kalsam bile muhtemelen rahat yetiştiririm."
"Öff, ne uyuzsun be. Hem senin ne işin var burada? Eğlenmeye mi geldin? Ha? Hemen şu giriş belgeni çöpe at da evine dön. Gitmişken K Üniversitesi'ni de kazanamazsın inşallah."
"Bu kadarı da biraz ağır olmadı mı acaba..."
Endişesini savuşturmak için güçlü görünmeye çalışıyor olabilirdi ama en azından heyecanının zirve noktası geçmiş gibiydi.
S Üniversitesi'nin sınavında sorumlu olunan ders sayısı az olduğu için öğleden hemen sonra tüm dersler bitiyordu. Yani Nitta-san'ın birazcık daha sabretmesi gerekiyordu.
"...Şey, Temsilci."
"Efendim?"
"Şu Seki salağı da çabalıyor mudur acaba?"
"Muhtemelen. Nozomu tek başına, o yüzden sen daha şanslı sayılırsın."
"Doğru ya, öyleydi... Yalnız değilim sonuçta."
Nitta-san bana bakıp yumuşak bir ifadeyle gülümsedi.
Şimdiye kadar pek görmediğim, nazik bir gülümsemeydi bu.
...Evet, genelde beşlimiz içinde şebeklik yapan Nitta-san'ın bile böyle bir tarafı vardı.
"Hadi, ben bu tarafa gidiyorum. Görüşürüz Maehara."
"Tamam. Birlikte kazanmak için elimizden geleni yapalım."
Hafifçe yumruklarımızı tokuşturup her birimiz kendi sınıfımıza yöneldik.
İlk sınavım olması sebebiyle içten içe ben de gergindim ama Nitta-san sayesinde epey sakinleşmiştim.
Sorun yok. Bu iş olacak.
Bugünü güzel bir başlangıç yapıp, o ivmeyle sonuna kadar koşacaktım.
Genel giriş sınavı atmosferine alışmak amacıyla girdiğim S Üniversitesi sınavının üzerinden yaklaşık iki hafta geçmişti. Haftalık okula gidiş günümüzle çakışan bugün, merakla beklenen sonuç açıklama günüydü.
Benim asıl hedefim olan devlet üniversitesi sınavına çok az bir zaman kaldığı için Umi'nin desteğiyle ders çalışmaya devam ediyordum; ancak ilk tercihi özel üniversiteler olan öğrenciler, uzun sınav maratonundan kurtulmanın verdiği rahatlıkla ferahlamış görünüyorlardı.
Elbette aralarında maalesef başarısız olup başka yollar arayanlar da vardır. Kalan ihtimallere mi oynayacaklar, mezuna mı kalacaklar, işe mi girecekler yoksa biraz dinlenip sonra mı hedeflerine yönelecekler...
Sonuç ne olursa olsun, çabalayan herkese "Elinize sağlık" demek istiyordum.
Ve kazananlara da beraberinde "Tebrikler".
"Maki, neredeyse sonuçlar açıklanacak."
"Evet. Kendi sonucumdan ziyade, Nitta-san'ın kazanmış olmasını istiyorum."
"Değil mi? Onun gibi biri bile son zamanlarda müthiş bir hırsla çabaladı... Seki için de geçerli bu, hep birlikte kutlamak istiyorum."
Bugün her ne kadar okula gitme günü olsa da S Üniversitesi'nin sonuç açıklama gününe denk geldiği için sınıftakilerin ancak yarısı toplanmıştı. Sonuçlar internet üzerinden de kontrol edilebildiği için ben normal bir şekilde okula gelmiştim ama Nitta-san, Amami-san'ı da yanına alıp sonuçlara yerinde bakmaya karar vermişti.
Eğer Nitta-san ve Nozomu sınavı geçerse, ben de dahil olmak üzere —Amami-san hariç— dördümüzün de bahardan itibaren üniversiteli olacağı kesinleşmiş olacaktı.
Benim ilk tercihim kesinlikle K Üniversitesi'ydi ama olur da kazanamazsam, mezuna kalmayıp (eğer kazandıysam) doğrudan S Üniversitesi'ne gitmeye karar vermiştim. Annem mezuna kalmama onay vermişti ama babamın gönderdiği paranın bahardan itibaren kesileceğini düşününce, pek de rahata alışmamam gerekiyordu.
Neyse, her şey bir yana, şu an önceliğim o anki durumdu.
' (Nina) Üüüü... '
' (Amami) Umi, Ninachi her zamanki gibi~ '
'Yuu-chin, ben bahardan itibaren çalıştığım yerde kadrolu olacağım. Madem ikimiz de iş hayatına atılıyoruz, gel beraber elimizden geleni yapalım.'
'Yahu, kaç kere söyledim ama endişelenme diyorum. Kesin kazanmışsındır.'
'Değil mi Umi? Masaki-kun?'
'Bence Masaki kazanmıştır.'
'Nitta-san, ihtimal dahilinde yani.'
'Uaaaa...'
Nitta-san yarı baygın bir halde sayıklıyordu ama açıklama öncesi sınava giren öğrencilerin hepsi benzer durumda olduğu için pek de üstünde durmamak gerekiyordu. Dün Nozomu ve Takizawa-kun ile üçümüz benzer bir konuşma yapmıştık; Nozomu tam olarak Nitta-san ile aynı ruh halindeydi ve Takizawa-kun ile ben onu teselli etmek için epey ter dökmüştü.
Bu arada Nozomu da benim ve Nitta-san'ın sonuçlarının açıklandığı gün sonucunu öğrenecekti. O da sınav günü olduğu gibi uzun bir yol katederek kampüse gitmişti.
Vakit olarak kazananların numaralarının asıldığı saatler gelmiş olmalıydı, umarım iyi bir sonuç alır.
'Ah, görevli geldi.'
'Sonuçlar açıklanıyor! Umi, Masaki-kun, sonuçları sonra konuşuruz.'
'Ah, Masaki-kun, senin numarana da bakarım.'
'Sorun değil. Ben çoktan kontrol ettim.'
'İşte böyle, Niina, sen sadece kendi işine odaklan.'
'......Başkan, şimdiden tebrik ederim o zaman.'
'Eee!? Masaki-kun kazandın mı?'
'Yaşasın! Tebrikler!'
Ben çoktan sitenin başında pusuda bekliyordum ve saat dolar dolmaz ilk işim sonucu kontrol etmek olmuştu.
Sonuç: Kazandınız.
Her ne kadar asıl hedefim olmasa da, sonuçta bir başarıydı. Bunun tadını çıkarmalıydım.
"Masaki, şimdilik hallettin sayılır. Tebrik ederim."
"Evet. Bir ara anneme de haber vermem lazım."
Anneme, Sora-san'a, Takizawa-kun'a ve ne olur ne olmaz babama da kazandığımı bildirdikten sonra sıra Nitta-san'ın sonucuna gelmişti.
Nitta-san'ın dediğine göre, "Asanagi'nin tahminleri tam isabet" çıkmıştı. Ancak tahminlerin "isabet etmesi" tek başına yetmiyordu; diğer sorulardan ne kadar puan topladığı belirsiz olduğundan, gidişat yolundan alacağı puanlar kaderini belirleyecekti.
Pano önü ana baba günü olmalıydı ama Amami-san da yanında olduğu için numarasını bulmakta zorluk çekmeyeceklerdi.
Bakalım ne olacak.
Nitta-san'dan sonuç geldi.
—Panoda açıkça görülen sınav numarasıyla birlikte.
'Sonuçlar böyle! Masaki-kun, senin numaran da oradaydı~'
'Kontrol ettiğin için teşekkürler.'
'Niina.'
'İyi iş çıkardın.'
'Olamaz.'
'Ağlayacağım galiba.'
'Ben gerçekten buraya gidebilecek miyim?'
'Sadece tahminler tuttuğu için oldu, değil mi? Aslında o kadar yeteneğim yok ki.'
'Şans da yeteneğin bir parçasıdır. Soruları tahmin etsen bile çözemedikten sonra bir anlamı olmazdı.'
'Çözebildiğine göre hak etmişsin demektir. Tebrikler.'
'İnanılmaz, dizlerimin bağı çözüldü.'
'Hıhı, biraz dinlenip yanınıza döneriz~'
'Tamam. Yavaş yavaş gelin.'
'O zaman sonra görüşürüz.'
Ben de sorunsuz kazanmıştım ama Nitta-san'ın kazanmasına en az kendiminki kadar sevinmiştim.
Eskiden sadece kendini düşünen biriyken, şimdi bir arkadaşım için yürekten mutlu olabiliyordum.
Belki de bu, büyümenin bir işaretidir.
Ardından, sanki bu sevincin bir devamıymış gibi Nozomu'dan da bir mesaj geldi.
'Kazandım be!'
'Tebrikler Nozomu.'
'Gözün aydın.'
'Vay be.'
'Ne bu haliniz oğlum, Nitta söz konusu olunca daha heyecanlıydınız, bana karşı niye bu kadar soğuksunuz?'
'Gündelik hal ve hareketlerinle alakalı olmasın?'
'Hadi oradan, senin benden aşağı kalır yanın mı var?'
'Senin durumunda, puanını falan düşününce zaten kazanman gerekiyordu.'
'Aynen öyle. Benim S Üniversitesi ile senin gittiğin yer arasında dağlar kadar fark var. Anladın mı?'
'O kadar da fark yoktur herhalde!'
'Neyse ne, tebrikler Nozomu-kun! Bugün kutlama var!'
Nozomu da ilk tercihi olan üniversiteyi kazanınca, beşimiz arasında yolu henüz netleşmeyen tek kişi ben kalmıştım.
Şu anki durumuma göre, tüm gücümü ortaya koyarsam ancak sınırda kalıyordum. İkinci aşama sınavı kapıdayken endişelenmemek elde değildi ama Nitta-san'ın o mucizevi başarısını görmek bana kesinlikle cesaret vermişti.
'Masaki, sadece sen kaldın dostum.'
'Sana güveniyoruz başkomutan.'
'Başkomutan ben miyim?'
'Masaki-kun, başarılar!'
'Son ana kadar gevşemek yok, Masaki.'
'Tamam. Az daha sabredin, size emanetim.'
'Ah! Şey, mezuniyet töreni bitince beşimiz tatile mi çıksak? Yani, kesinlikle gitmek istiyorum!'
'Harika olur. Şöyle iki gece üç gün stres atıp kendimizden geçelim.'
'Seki, sen gelmesen de olur. Şehir dışına gideceksin, taşınma telaşın vardır şimdi.'
'Nitta, sen Amami-san'ı duymadın mı?'
'Beş kişi dedi. Beş.'
'Bunları sonra konuşuruz, önce Masaki'nin sınavı bitsin.'
'Planları size bırakıyorum.'
Mezuniyet sonrası eğlence işini onlara bırakıp son düzlüğe odaklandım.
İkinci aşama sınavı haftaya olacaktı. Yarından itibaren sağlığıma dikkat edip, o iki günü en iyi formumda geçirmek için hazırlık yapacaktım.
Her şey geçen bahardan beri Umi ile planladığımız gibi ilerliyordu.
O günden beri süregelen sınav maratonunun bitmesine çok az kalmıştı.
Bir an önce derslerden kurtulmak, saat kaygısı gütmeden uyumak, Umi ile gecelere kadar vakit geçirmek, randevulara çıkmak ve romantik anlar yaşamak istiyordum.
Tüm bu arzularımı ders çalışma motivasyonuna dönüştürmeli, her bir bilgiyi zihnime kazımalıydım.
Ve nihayet, K Üniversitesi sınavından önceki hafta sonu gelip çatmıştı—
"A-Anne! Ben de Masaki'ye eşlik etmek istiyorum. Ne olur, şu andan itibaren odayı çift kişilik yapamaz mıyız?"
"Oteller tamamen dolu, olmaz. Ayrıca sadece eşlik edeceksin diye böyle bir şeye izin veremem."
"Üf ya, anne çok pintisin..."
Yarın sabah başlayacak olan ikinci aşama sınavı için üniversite yakınındaki bir otele yerleşmek üzere Asanagi ailesinin evine gelmiştim. Gidiş ve dönüşte Sora-san beni arabayla bırakıp alacaktı; bu nazik teklifini minnetle kabul etmiştim.
K Üniversitesi yaşadığımız şehirle aynı il sınırları içinde olsa da, trenle ulaşım çok vakit alıyordu. Sınav kondisyonumu korumak için, şehir dışından gelen adaylar gibi ben de üniversiteye yakın bir iş otelinde kalmaya karar vermiştim.
Bu yüzden, sınav süresince o iki gün boyunca Umi'den ayrı kalmak zorundaydım.
Elbette işlerin buraya varacağını önceden öngörmüş, bugüne hazırlık olsun diye bir önceki gün Umi ile iyice hasret gidermiştim ama... Gün gelip çattığında, içimdeki Umi eksikliğinin hâlâ zerrece dolmadığını hissediyordum.
Sonunda, otelin önüne kadar beni uğurlamak istediğini söyleyince Umi de arabaya bindi. Bir gün önceden mekanı görme faslı da dahil olmak üzere, mümkün olduğunca iki kişi hareket etmeye karar verdik.
Eksik bir şey kalmasın diye çantamın içeriğini bir kez daha kontrol ettim ve işte olan anneme de haber verdim.
"Kemerleriniz bağlı mı çocuklar? Hadi bakalım, çıkıyoruz."
Nihayet sınavın yapılacağı yere doğru, Umi ve beni taşıyan araba hareket etti.
Buraya ancak ilk aşama sınavlarının tamamı bittikten sonra dönecektim. Bunu düşününce, henüz bir gün öncesinden olmama rağmen gerginliğim artıyordu.
"A, bu arada Umi, Nitori-san ve Houjou-san'ın sonuçları ne oldu? Onların sonuçları dün açıklanacaktı, değil mi?"
"Evet. İkisi de kazanmış. Bahardan itibaren uzun bir aradan sonra tekrar üçümüz birlikte okula gideceğiz gibi görünüyor."
"Öyle mi? Beraber olmanız güzel, en azından kendini yalnız hissetmezsin."
"Maki, senin beni cesaretlendirmen sayesinde oldu bu... Teşekkür ederim."
Eğer o kızlarla aradaki uçurum hâlâ duruyor olsaydı, Umi muhtemelen başka bir üniversiteye gitmeyi düşünecek, Tachibana Kız Lisesi'nde öğretmenlik yapma hayali kurmayacaktı. Ve eğer geleceği belli olmasaydı, vaktinin neredeyse tamamını bana ayırmak gibi bir seçeneği de olmayacaktı.
Arkadaşlarla barışmış olmak ya da olmamak. Bu fark bile insanın geleceğini tamamen değiştirebiliyordu. Hatta bazen, etrafındaki kişilerin hayatlarını bile etkiliyordu.
Geçen yıldan önceki Noel'de, Nitori-sanlarla barışıp barışmamak konusunda kararsız kalan Umi'yi teselli edip ona destek olduğumda, sadece ufak bir nezaket gösterdiğimi sanmıştım... Ama şimdi düşününce, bu aslında çok büyük bir dönüm noktasıymış.
Daha sonra Umi'nin bana sorduğu kısa İngilizce kelime testleriyle gerginliğimi dağıtırken, üniversite yakınındaki ana cadde üzerinde bulunan bir süpermarkete geldik.
Bugünden itibaren iki gün kalacağım lüks daire konseptindeki iş oteli için sadece konaklama rezervasyonu yaptırdığımızdan; su, bento ve hazır gıdalar gibi kalacağım süre boyunca yiyeceğim yemeklerin alışverişini yapacaktık.
"Maki, sınav sırasında karnın falan ağrırsa felaket olur, o yüzden bugün ve yarın yediklerine dikkat et. Sınav bitince evde sana harika bir ziyafet çekeceğim. Ah, ne olur ne olmaz diye ilaç da almalıyız."
"Maki-kun, içecek olarak çay mı istersin yoksa su mu? Bence biraz atıştırmalıktan zarar gelmez, o yüzden çikolata, sakız, bir de enerji vermesi için ramune şekerlerinden de alalım."
"A, peki... Madem öyle, size bırakıyorum."
Maehara ve Asanagi aileleri birbirine ne kadar yakın olsa da, ikisinin üzerime titreme dozajı her zamankinden çok daha fazlaydı. Beklenmedik bir rahatsızlık için ilaçlar, gerginlikten iştahım kesilirse diye jöle içecekler, mola verirken yemek için çikolata ve şekerlemeler... Sınava girecek olan benim için sepet durmadan dolduruluyordu. Bunların hepsini Sora-san ödüyordu... Daha doğrusu, ben 'ödeyeceğim' desem de muhtemelen buna izin vermeyeceklerdi.
Sonunda, ödemeyi bitirdikten sonra her iki elimi de dolduracak kadar şişkin alışveriş poşetlerini taşıyan ben olmuştum.
...İki gün değil, rahat üç-dört gün yetecek kadar malzeme vardı.
Beklenenden fazla alışveriş yaptığımız için doğrudan otele gitmek yerine, yarınki sınav yerini görmek amacıyla önce K Üniversitesi'nin kampüsüne geçtik.
Program uyuşmazlığı nedeniyle tanıtım günlerine katılamamıştım, bu yüzden üniversite arazisine ilk kez ayak basıyordum.
"Siz ikiniz gidip bakın," diyerek arabada bekleyen Sora-san'ı geride bırakıp ana kapıdan içeri girdik.
"Vay be..."
"Demek bahardan itibaren Maki'nin okuyacağı üniversite burası."
"Umi, dur daha. Henüz çok erken."
Yine de, gerçekten öyle olmasını dileyeceğim kadar güzel binalara ve gelişmiş imkanlara sahip bir yer olduğu kesindi.
On yıllar önce kurulmuş bir devlet üniversitesi olan K Üniversitesi, binaların eskimesi nedeniyle birkaç yıl önce kampüsün bir kısmını buraya taşımış ve her şeyi yeniden inşa etmişti. Bu yüzden geçenlerde sınava girdiğim S Üniversitesi ile kıyaslandığında, hem dış görünüşü hem de iç yapısı çok daha modern ve tertemizdi.
Yarın sınava gireceğim İktisat Fakültesi kampüsü de merkezi iklimlendirme sistemine sahipti; adayların odaklanabilmesi için her türlü detay düşünülmüştü.
Burası, sınavın kötü geçmesi durumunda bahane üretilemeyecek kadar mükemmel bir ortamdı.
Adaylar için yerleştirilen tabela ve ilanları takip ederek, yarın oturacağım sırayı bulup rotayı kafama kazıdım.
Kaldığım otelden üniversiteye giden bir otobüs vardı; o otobüse binip ana kapıya gelecek, tarifleri izleyerek İktisat Fakültesi'ndeki derslikte yerime oturacak ve sınav saatini bekleyecektim.
İkinci gün de aynı şeyi tekrarlayacaktım.
Geriye sadece, Umi ile beraber çalıştığımız her şeyi sınavda kağıda dökmek kalıyordu.
"Maki, incelemen bitti mi?"
"Evet. Elimden gelenin en iyisini yapacağım."
"Başarılar... Yarından sonraki gün, sınav bitince annemle beraber seni almaya geleceğiz. Al bak, bu sınavda şans getirmesi için kendi adıma aldığım muska."
"Teşekkürler. Sınav boyunca çantamın en güzel yerinde saklayacağım."
"Ve bir de..."
Etrafta kimsenin olmadığını kontrol eden Umi, yanağıma bir öpücük kondurdu.
Şu an benim için motivasyonumu en çok arttıran tılsım buydu.
"Umi, mümkünse dudaktan da bir tane... Ah, acıdı!"
Hafifçe güler "Olmaz. O kısım sınav bittikten sonra... Tamam mı?"
"Yaa ama..."
"Yaası yok."
Sessizce gülüşürler
Sınıfa giden yolu onaylamıştım. Umi'den gereken cesareti almış, hatta biraz da oynaşmıştık.
"Tamam, hadi dönelim artık."
"Hı-hı. Gidelim."
Yarından itibaren başlayacak iki günlük kısa ayrılığın hüznüyle birbirimizin ellerine sımsıkı kenetlendik.
Kısa bir süreliğine Umi'den ayrı kalacak olsam da, kalbimde her zaman o vardı.
Yarın sınavda gerilip endişeye kapılırsam... Ya da soruları görüp zihnim bomboş kalırsa...
Şu an elimde hissettiğim sıcaklığını ve az önce yanağımda bıraktığı o tılsımın hissini hatırlarsam her şeyin yoluna gireceğine emindim.
Yarınki sınav için heyecanlanmaya başlamıştım.
Otele giriş yaptıktan sonra yemeğimi yedim, banyomu yaptım, son olarak çalıştıklarımı şöyle bir gözden geçirip yarın için erkenden yatağa girdim.
Yapılması gereken her şeyi yapmıştım. Sınav sabahı geldi.
Dün marketten aldığım jöle içeceği kahvaltı niyetine içip üstüme başıma çeki düzen verdim. Sınav giriş belgesi gibi kritik şeyleri unutmadığımdan emin olup otelden biraz erkence ayrıldım.
Görünüşe göre otelde benim dışımda da pek çok aday kalıyordu; çoğu gergin ifadelerle K Üniversitesi otobüsünü bekliyordu. Bugün ve yarın, muhtemelen her yıl olduğu gibi otobüs şirketi ek seferler koymuştu; bu yüzden planladığım otobüsü kaçırsam bile pek sorun olmayacaktı.
— Ah, olamaz. Birazdan başlayacak...
— Etrafa bakınca kendime olan güvenim sarsılmaya başladı resmen.
— Şey, bu kelime ne demekti hatırlamam lazım...
Gerginlikten endişeye kapılanlar, etrafındaki rakiplerine bakıp özgüvenini kaybedenler, zamanı yettiğince son ana kadar bir şeyler ezberlemeye çalışanlar...
Sınav öncesi adaylar çeşit çeşit tepkiler verirken, ben cebimden akıllı telefonumu çıkarıp her zamanki sohbet odasına girdim.
Biraz erkendi ama muhtemelen herkes uyanmıştı.
'Maehara: Birazdan otobüse bineceğim.'
'Asanagi: Maki!'
'Asanagi: Başarılar!'
'Asanagi: Sakın pes etme!'
'Maehara: Tamam, elimden geleni yapacağım. O yüzden sakin ol.'
'Amami: Günaydın Maki-kun! Sen yaparsın, sana güvenimiz tam!'
'Nina: Olmazsa da boş ver. O zaman benimle S Üniversitesi'ne gidersin.'
'Seki: Sana güveniyoruz lider!'
'Maehara: Yine ne ara lider oldum ben...'
'Maehara: Neyse, desteğiniz için hepinize teşekkürler.'
Sınav öncesi olduğu için sohbeti tadında bırakıp, tam o sırada gelen K Üniversitesi ek sefer otobüsüne bindim.
Kurallar gereği, sınav süresince adayların kampüs içinde akıllı telefon kullanması yasaktı. Bu yüzden erkenden gücü kapatıp, telefonumu çantamın fermuarlı cebine, dün Umi'den aldığım muskayla yan yana koydum.
Gruptakilerle sohbet odasında tekrar buluşmamız, ancak ilk gün sınavları bittikten sonra olacaktı.
Tıklım tıklım dolu otobüste bir süre sarsılarak ilerledik.
Sonunda, buraya kadar gelebilmiştim.
— Tamam. Bakalım, dünkü ön incelemede olduğu gibi yolu takip edersem... Hah, burası.
Kalabalık aday grubunun arasından sıyrılıp, tıpkı önceki gün planladığım gibi sınavın yapılacağı İktisat Fakültesi kampüsündeki büyük amfiye yöneldim.
Büyük günün gelmiş olmasından mıdır bilinmez, içeride keskin bir gerginlik hakimdi. Gözetmen olduğu anlaşılan görevliler ve diğer okullardan gelen adaylar derken içerisi şimdiden dolmuştu; ancak klima motorunun hafif mırıltısı bile duyulacak kadar ağır bir sessizlik çökmüştü.
— Benim yerim sağdan üçüncü sıra, arkadan onuncu koltuk... Evet, burası.
Bu ağır atmosfere boyun eğmeden, üzerinde sınav numaramın yazılı olduğu masaya geçtim. Kalem seti ve saat gibi sınav anında ihtiyacım olacak her şeyi çıkardım. Sonrasında derin nefesler alarak duygularımı ve düşüncelerimi olabildiğince sakin tutmaya çalıştım, o anın gelmesini bekledim.
Bugüne kadar elimden gelen her şeyi yapmıştım. Bu konuda kendime güvenim tamdı, o yüzden acele etmiyordum. Etrafımdaki adayları da kafama takmıyordum. Sınav, özünde insanın kendisiyle olan savaşıydı. Diğerleri belki dostum değildi ama kesinlikle düşmanım da değillerdi.
Sınava son on dakika, beş dakika...
Görevli personelin cevap kağıdı hakkındaki açıklamalarından sonra soru kitapçıkları dağıtıldı.
İlk ders, benim en zayıf olduğum alan olan matematikti. Dershanenin dediğine göre K Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde matematiğin katsayısı diğer fakültelere kıyasla pek yüksek değildi; bu yüzden burada zorlansam bile paniğe kapılmama gerek yoktu.
Asıl hedefim, toplamda yüzde altmışlık başarıyı yakalayıp barajı geçmekti.
— O halde, başlayabilirsiniz.
Gözetmenin işaretiyle birlikte önce kitapçığı açıp genel olarak sorulara göz gezdirdim.
Cevap kağıtlarının sayısından tahmin ettiğim üzere, her yıl olduğu gibi dört ana soru vardı. Sınav süresi ise yüz yirmi dakikaydı.
...Her bir soru hesaplama açısından epey vaktimi alacak gibi duruyordu.
Dürüst olmak gerekirse, hepsi oldukça zor görünüyordu.
— Oh be...
Fakat tam da böyle anlarda sakin kalmam gerekiyordu.
Sınav hazırlığını şimdiye kadar Umi ile beraber, daha fazlası yapılamayacak kadar sıkı bir şekilde yürütmüştük. K Üniversitesi'nin matematik soruları genelde ters köşe yapmazdı; geçmiş yılların sorularına benzer tarzda sorular sıkça çıkardı. O anıları tazeleyerek ilerlersem, kesinlikle bir sonuca varabilirdim.
'Maki, buradaki soruyu yapamadın mı?'
'Baksana, soru metnine iyice dikkat et.'
'Bak bu, geçen gün okulda çözdüğümüzün aynısı. Biraz esnek düşün, bakış açını değiştir.'
'Gayret et. Sen istersen yaparsın Maki.'
'Eğer yapabilirsen, sana özel bir ödül vereceğim.'
'Ha? Ödül ne mi? Seni gidi sapık Maki...'
Sessizlik
Aklıma biraz gereksiz hatıralar da gelmişti ama Umi'nin bana hazırladığı çalışma sorularının hemen hemen hepsinin bu sorularla benzerlik gösterdiğini hissedebiliyordum.
Başka şeyleri bilemem ama Umi ile olan anılarımın tek bir parçasını bile unutmam mümkün değildi.
Umi ile yaptıklarım, Umi'nin benim için yaptıkları...
Sevdiğim insanla paylaştığım o değerli hatıralar. Bir gününü bile unutmam imkansızdı.
Yapabilirdim.
Yalnız değildim.
Benim yanımda Umi vardı.
Şu an bu sorulara ikimiz beraber göğüs geriyorduk.
Sessizlik
Umi ile geçirdiğim o zorlu ama bir o kadar da dolu dolu olan çalışma günlerini zihnimde canlandırarak konsantre oldum. Soruları tek tek, büyük bir titizlikle çözmeye başladım.
Zamanımın yettiği her saniyeyi, her dakikayı boşa harcamadan kullandım.
Böyle uğraşırken iki saat göz açıp kapayıncaya kadar geçip gitmişti.
Matematik sınavının bitiş zili çaldığı anda, odadaki o gergin hava bir anlığına dağıldı.
Soruları sorunsuz çözenler, yapamayanlar, beklediği yerden soru geldiği için sevinenler veya umduğunu bulamayıp yüzünde hüsran ifadesi belirenler...
Her türlü insan vardı ama henüz sevinmek ya da üzülmek için çok erkendi.
...Sınav daha yeni başlıyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.