"—Süre dolmuştur. Lütfen kalemlerinizi bırakın."
İkinci aşama sınavının ikinci günü, son ders. Gözetmenin bitiş işaretiyle birlikte, nihayet o gergin hava dağılıp gevşiyor.
Bugün, bu günle birlikte, yaklaşık bir yıldır canla başla çalıştığım üniversite sınavı hazırlıklarına veda ediyorum.
Ulusal ve devlet üniversitelerinin mart ayında ikinci dönem sınavları da var elbette ama onlara girmeyi düşünmüyorum. İkinci dönem kontenjanı az olduğundan rekabet çok daha çetin geçiyor. Ayrıca ilk dönem sınavlarında T Üniversitesi, B Üniversitesi gibi daha yüksek Seviyedeki yerleri kazanamayan adayların da K Üniversitesi'ne kayma ihtimali var. Şimdiki halimle onlarla baş etmem pek mümkün görünmüyor.
Kazanırsam K Üniversitesi'ne gideceğim. Eğer başarısız olursam, Nitta-san ile aynı özel okul olan S Üniversitesi'ne kaydolacağım.
Yani artık yapmam gereken tek şey, sakin bir şekilde sınav sonuçlarının açıklanmasını ve hemen ertesi günkü mezuniyet törenini beklemek.
Bu yıl K Üniversitesi'nin ilk dönem sonuçları, bizim üç yıl geçirdiğimiz Joto Lisesi'nin mezuniyet töreninden tam bir gün önce açıklanacak.
Mezuniyet törenine içim rahat, neşeli bir şekilde mi katılacağım, yoksa buruk bir havada mı?
Her şey yaklaşık iki hafta sonraki sonuç açıklamasına bağlı.
"—Maki!"
"Umi, ben geldim."
"Hoş geldin... Yüzündeki ifadeye bakılırsa elinden gelenin en iyisini yapmışsın."
"Evet. Umi, sınavdan önce yanımda olup kulağıma fısıldadığın için."
"............"
Sözlerim üzerine şaşkınlıkla gözlerini kırpıştıran Umi, yüzümün önünde önce tek parmağını kaldırdı. Sonra iki, sonra üç yaptı.
"...Umi, iyiyim ben. Kafayı falan sıyırmadım, merak etme."
"Ö-öyle mi? Birden böyle spiritüel şeyler söyleyince, seni çok çalıştırıp kafanı yaktım sandım."
"Duyulardan bahsediyorum sadece. Bana öğrettiğin şeyleri hatırlayarak soruları çözdüm, o kadar."
"Öyle mi? Sevindim o zaman."
Bizi ana kapının önünde karşılamaya gelen Sora-san'ın arabasına biniyoruz. Umi ve ben iki günün ardından Asanagi evine dönüyoruz. Birazdan, iş çıkışı bize katılacak olan annemle birlikte uzun süre sonra ilk kez bir akşam yemeği yiyeceğiz.
Bugün sadece ben, Umi, Sora-san ve annem olacağız. Ama tıpkı Umi'nin sınavında olduğu gibi ben de kazasız belasız kazanırsam, Amami-sanları da çağırıp büyük bir kutlama yaparız herhalde.
...Şimdilik tek hissettiğim, aşırı yorgunluk.
"Maki, iki gündür çok yoruldun. Eve varınca seni uyandırırım, o zamana kadar uyu istersen. Hadi, bana sokul bakayım."
"Tamam. O zaman öyle yapayım."
Sınav bittiğine göre artık kendimi tutmama gerek yok.
Şimdi Umi'ye iyice sokulup, bu zamana kadar biriken yorgunluğumu ve hasarımı iyileştirmem gerek.
Umi'nin yumuşaklığını, sıcaklığını ve o hafif, tatlı kokusunu uzun zaman sonra bu kadar yakından hissediyorum.
Sora-san dikiz aynasından bıkkın bir ifadeyle bize bakıyor ama hiç umursamıyorum. Kendimi Umi'nin kollarına bırakıyorum. O saçlarımı nazikçe okşarken, ben de yavaşça uykunun kollarına teslim oluyorum.
"...Maki, çok iyi iş çıkardın. Aferin sana. Seni çok seviyorum."
"Hıhım... Ben de seni çok seviyorum, Umi..."
Şu an dünyada Umi'nin ağzından duymak istediğim tek şeyi duyduktan sonra, gücümün son damlasıyla göz kapaklarımı kapattım.
Teşekkürler, Umi.
Ve eline sağlık, kendim.
Ondan sonra, Asanagi evine varana dek arabanın içinde hiç uyanmadan deliksiz bir uyku çektim. Hem zihnimi hem de Can Puanımı tazeledikten sonra, akşam saatlerinde Maehara ve Asanagi ailelerinin ortak yemeği başladı.
Henüz sadece sınav bittiği için, geçen gün Umi'nin kazandığı zamanki gibi görkemli bir kutlama yok ortada. Yine de annem ve Sora-san'ın elinden çıkmış bir sürü yemek masayı süslüyor.
...Bir de annemle Sora-san'ın içmesi için alınmış biralar ve meyveli kokteyller var tabii.
Eh, anne olarak çocuklarının sınav sürecine katlandılar, bu kadarcık kaçamağa göz yummak lazım.
Tabii çok fazla kaçırmasınlar diye gözümü üstlerinde tutmam gerekecek.
"Ya Masaki-chan~ Gelecek yıldan itibaren yine tam zamanlı mı çalışacaksın~? Çok yalnız kalacağım ben~"
"Ben de öyle~ Ama mart ayında eski kocadan gelen nafaka da kesiliyor. Maki'nin okul masraflarını karşılamak için çok çalışıp kazanmam lazım~"
"Doğru ya. Şey diyorum, istersen şu anki lüks daireyi boşalt, bizim eve taşın? Umi de baharda evden gidiyor zaten, kocam da eve pek uğrayamıyor. Bence harika fikir, ne dersin Masaki-chan?"
"Aslında çok iyi olur. Ben de muhtemelen seninle benzer bir durumda kalacağım. Bizimki ve Umi-chan için de memlekete dönme zahmeti ortadan kalkar... Değil mi çocuklar?"
""Değil mi diye bize sorsanız da...""
Yemeğin ilk bir saati oldukça sakin ve keyifli geçmişti. Ancak bir saat daha devrilip ikisinin alkol Miktarı makul seviyeyi (kendi tabirleriyle) aşınca, çocukları tamamen unutup kendi dünyalarına daldılar.
Birbirlerine "Sora-chan", "Masaki-chan" diye hitap etmeleri çok sevimli görünse de... Artık onlara katlanacak sabrım kalmadı.
"Maki, durum bu olduğuna göre onları kendi hallerine bırakmaktan başka çare yok. Biz çocuklar ikinci kata kaçalım en iyisi. Muhtemelen birazdan sızıp kalırlar zaten."
"Haklısın. Onları bu kadar alkollü görmeyeli uzun zaman olmuştu. Eğleniyorlar gibi ama."
Alkolün etkisiyle tatlı tatlı saçmalayan iki yetişkini arkamızda bırakıp, aceleyle Umi'nin odasına sığındık.
Salondan çıkmadan hemen önce annemin "Maki, Umi-chan ile yaparken mutlaka o şeyi takmayı unutma~" gibi son derece gereksiz bir şey söylediğini duyar gibi oldum ama sarhoş hezeyanı diyerek duymazdan geldim.
Kapıyı kapatıp Umi'nin yatağına oturduğumda, üzerimdeki yorgunluk dalga dalga geri döndü.
"Maki, tekrardan eline sağlık."
"Evet. Yarından itibaren ders çalışmadan deliksiz uyuyabilirim, değil mi?"
"Elbette. Öğleye kadar uyuyabilirsin, sonra bütün gün oyun oynayabilirsin, istersen sabaha kadar bile oturabilirsin."
"Bu harika bir şey... Gerçi kısa süre öncesine kadar bu benim için çok normaldi."
Yine de tüm bunlardan feragat edip yaklaşık bir yıl boyunca ders çalıştığımı düşününce, aslında ne kadar şanslı olduğumu anlıyorum.
Sıradan geçen her gün. Ve her zaman yanımda olan sevgili sevgilimle geçirdiğim anlar.
Sıradan şeyleri "sıradan" olarak yaşayabilmenin ne büyük bir lütuf olduğunu şimdi anlıyorum.
"Teşekkürler Umi. Senin sayende buraya kadar pes etmeden koşabildim."
"Bir şey değil. Ama teşekkür etmek için henüz erken. Asıl büyük 'teşekkürler' ikimizin hedefine ulaştığı gün gelecek, tamam mı?"
"Evet. Öyle olursa, o 'teşekkür' çok daha anlamlı olacak."
Doğru ya. İkimiz de üzerimize düşen her şeyi yaptık ama sınav süreci, sonuçlar açıklanana kadar bitmiş sayılmaz.
Nisandaki üniversite başlangıcına kadar yapılması gerekenler, o zamana kadar yapmak istediklerimiz.
Yapacak çok şey var ama hepsi sonuçlar netleştikten sonra.
Bu yüzden o zamana kadar kendimi tamamen salıvermemeliyim.
Umi'ye sokulmayı da birazcık ertelemeliyim— sanırım.
"...Makiii."
"...Ö-özür dilerim."
"Daha bir şey demedim ki?"
"Ama ne düşündüğümü çoktan anladın bile."
"Hıhı."
"Sonrasını söylemeyecek misin?"
"Söylememi istiyor musun?"
"Birazcık..."
"Hmm, ne yapsam acaba~"
Bunu derken Umi, kollarıma sıkıca sokuldu.
BAŞLIK: Sonuç Günü ve Geleceğe Doğru
İkimiz de ders çalışmaya odaklanma kararı aldığımızdan beri Umi bu tarz bariz muziplikleri pek yapmıyordu aslında.
Umi’nin uzun zamandır görmediğim o küçük şeytanı andıran gülümsemesi... kesinlikle harikaydı.
"Umi, şey... sorun olmaz mı?"
"............"
Umi cevap vermek yerine yatağa uzanıverdi.
Yanakları hafifçe kızarmış, gözlerini dikmiş bana bakıyordu.
Sanki bana 'gel' diyordu.
Birinci kattaki salondaki iki yetişkin hâlâ kendi alemlerindeydi. Normal zamanları geçtim, şu an yukarıda ne yaparsak yapalım pek umursayacak gibi durmuyorlardı.
Ayrıca, her şeyden önemlisi, yaz kampından beri 'o tarz şeyleri' tamamen ertelediğimiz için sağlıklı bir lise erkek öğrencisi olarak içimde biriken şeyler de azımsanamayacak boyuttaydi.
Dürüst olmak gerekirse, hemen şimdi yapmak istiyordum.
...Ama şimdilik, birazcık daha sabretmeliydim.
"Umi, şimdilik sadece öpsem olur mu?"
".................."
"Ooo, bakıyorum da yüzün hemen asıldı. Yani, hislerini anlıyorum tabii ama..."
Hafifçe güler "Şaka yapıyorum, şaka. Hem şimdi Maki ile ileri gidersek annem bana çok kızar. Bayağı ciddi bir tonla hem de."
"Bizimki de muhtemelen kızardı."
Çok kısa bir süre sonra resmen 'yetişkin' sınıfına adım atacaktık ama o zamana kadar hâlâ birer 'öğrenci' ve 'çocuk'tuk.
Bir süre ders çalışmadan tembellik edebilir, gün boyu arkadaşlarımızla gezip tozabilirdik.
Fakat Umi ile özgürce 'yetişkin' şeylerinin tadını çıkarmak, ancak nisan ayı geldikten sonra olacaktı.
"Peki, şimdilik bugünlük sadece öpücükle yetinmene izin veriyorum."
"Teşekkür ederim."
""...Fufu.""
Göz göze gelip kıkırdadıktan sonra yüzlerimizi yavaşça yaklaştırıp dudaklarımızı birleştirdik.
Uzun zaman sonra hissettiğim o öpücüğün tadında, az önce içtiğimiz kolanın hafif kokusu vardı.
Böylece, iki haftalık kısa bir huzur döneminin ardından...
Nihayet o sabırsızlıkla beklenen K Üniversitesi'nin sonuç açıklama günü geldi çattı.
Şu an nispeten sakin olsam da dürüst olmak gerekirse sınav bittiği andan itibaren bir süre boyunca sonuçları düşünmekten doğru dürüst dinlenememiştim. Eski alışkanlıktan dolayı sabahları erkenden uyanıyor, oyun oynarken, manga okurken ya da Umi ile baş başa tembellik yapıp yuvarlanırken bile içimi 'Şu an böyle boş durmam doğru mu?' diye anlamsız bir endişe kaplıyordu.
Ama bu durum da birkaç saat içinde son bulacaktı.
—Herkes emniyet kemerini taktı mı? O zaman K Üniversitesi'ne doğru yola çıkıyoru~z!
"Ooo!"
"Yuu, Niina, siz de olayı iyice eğlenceye vurdunuz... Maki, giriş belgeni aldın mı? Bir de ne olur ne olmaz diye şu mide bulantısı hapını içelim."
"E-Evet... Uf, tamamdır, sakinim, tamamen sakinim..."
"Konuyla alakam yok ama Maki sen böyle kasılınca sanki ben de geriliyorum..."
Sınav sonuçları internet üzerinden de öğrenilebiliyordu ama benim ilk tercihim olduğu için sonuçları her zamanki beşli olarak birlikte görmek istemiş ve K Üniversitesi'ne gitmeye karar vermiştik. Arabadaki kişi sayısı sınırından dolayı bugün Asanagi ailesinin aracı yerine, Eri-san'ın kullandığı Amami ailesinin geniş aile arabasıyla gidip gelecektik. Madem bu kadar uzağa gidiyorduk, sonuçları gördükten sonra dönüş yolunda biraz gezip tozmayı da planlamıştık.
"A, bakın ne diyeceğim millet, mezuniyet gezisi için Nina-chi ile baş başa verip konuştuk ve üç gün iki geceliğine Kansai tarafına gitmeye karar verdik! Ooo, alkış!"
"Tema parklarında eğleniriz, bir sürü lezzetli yemek tadarız. Klasik bir rota gerçi."
"Bence güzel. Klasik olabilir ama bu beşliyle ilk defa böyle bir şey yapacağız, ben kabul ediyorum. Maki, ya sen?"
"Ben de kabulüm. Kalabalık beni biraz yorar gibi ama sonuçta artık hep birlikte toplanma fırsatımız azalacak."
"Yani, açık konuşmak gerekirse bu son şansımız olabilir."
Nozomu'nun dediği gibi, muhtemelen gelecekte böyle bir fırsatımız bir daha olmayacaktı. Bu yüzden anın tadını çıkarıp güzel anılar biriktirmeliydik.
Yıllar geçse de, görüşme sıklığımız azalsa da biz beşimiz arkadaştık.
İçimde bir burukluk vardı ama bu kesinlikle acı verici değildi.
Her zaman arkadaş kalalım; biz bu düşünceye tutunduğumuz sürece, çok yakında yine böyle toplanacağımızdan emindim.
Arabanın içinde mezuniyet gezisinin detaylarını konuşmaya devam ederken farkına bile varmadan K Üniversitesi'nin ana kapısından geçip otoparka giriş yaptık. K Üniversitesi öğrencileri şu an bahar tatilinde olduğundan, okulun o devasa otoparkı boştu ve dışarıdan sonuçları görmeye gelenler için özel olarak açılmıştı.
"Vay be, demek burası K Üniversitesi. Ne güzel... Maki-kun, bahardan itibaren burada mı okuyacaksın yani?"
"Yuu-chin, daha kesinleşmedi ki. Sınıf Temsilcisi'nin benimle birlikte S Üniversitesi'ne gelme ihtimali hâlâ yüzde seksen falan."
"Niina, sen Maki'nin kazanmasını istiyor musun istemiyor musun? Karar ver artık."
"Yani, ihtimal olarak o civarda olabilir gerçekten."
Geçen gün girdiğim sınavdan aldığım his 'planladığım gibi' gittiği yönündeydi. Bu yüzden muhtemelen barajı kıl payı geçmişimdir diye düşünüyordum ama yine de diğer adayların performansına çok bağlı bir durumdu.
İkinci aşama sınavlarında sadece bir iki puanlık farklar bile kaderi belirleyebiliyordu. Bu yüzden hata yapmadan ne kadar ek puan kopardığım çok önemliydi.
Yolda trafiğe takıldığımız için K Üniversitesi'ne planladığımızdan biraz geç varmıştık. Bu yüzden meydanın önü, sınavı çoktan kazandığını öğrenen adaylar ve onları tebrik eden üniversitelilerin sesleriyle çalkalanıyordu.
Forumu kontrol edip numaramın olup olmadığına bakacaktım; herhalde beş dakika içinde her şey biterdi.
"...Maki, iyi misin?"
"Evet. Gidelim millet."
Kararımı verdikten sonra, beşimiz birlikte panonun önüne doğru adımlamaya başladık.
Sınava giren sadece bendim ama herkes en az benim kadar ciddi bir ifadeye bürünmüştü.
Umi de, Amami-san da, Nitta-san da, Nozomu da.
Hepsi kalpten kazanmamı istiyor, benim için dua ediyordu.
"Maki, birlikte arayalım. Giriş belgendeki numara... 1732'ydi değil mi?"
"Evet. 1732."
Hatırlaması kolay bir numaraydı ama bulmak sandığımdan daha zor olacaktı. Kazananlar bölümlere göre ayrılmıştı ama numaralar sırayla dizilmemiş gibi görünüyordu. Gözden kaçırmamak için çok dikkatli olmalıydım.
Benim girdiğim İktisat Fakültesi... Panonun sağ köşesinde kazananların numaraları asılıydı.
"Maki-kun, biz burada bekliyoruz. Umi ile birlikte gidin bakın."
"Sınıf Temsilcisi, eğer bir mucize olur da kazandıysan bize zafer işareti yap."
"Maki, kendine güven."
Üçünün bizi uğurlamasıyla, ben ve Umi panonun yakınına geldik.
Buradan sonra artık kaçış yoktu.
"Umi, elini tutabilir miyim?"
"Olur. ...Merak etme, ben her zaman senin yanındayım."
"Teşekkürler Umi. ...O zaman, üç deyince kafamızı kaldıralım mı?"
"Tamam. ...Bir, iki, üç!"
Umi'nin işaretiyle başımı kaldırıp hızla numaraları taramaya başladım.
0033
1146
0323
0780
2271
Numaralar bir anda atlayınca kalbim güm güm etti. Başarı sırasına göre miydi yoksa aceleyle mi hazırlanmıştı bilmiyorum ama sıralama karmakarışıktı.
0922
1867
1999
──1732.
"Eh...?"
...Oradaydı.
Yani, gerçekten orada mıydı?
Bir kez daha kendi giriş belgemdeki numaraya baktım, ardından panodaki sayıyla karşılaştırdım.
1732... 1732...
"Umi, şey... bu..."
"E-Evet. Ben de iyice kontrol edeceğim. 1732, 1732... 1-7-3-2..."
Umi'ye de kontrol ettirip, kazandığımı iki gözümüzle de iyice teyit ederek...
"..."
"..."
İkimiz de bakıştıktan sonra hemen arkamızı döndük ve telaşla Amami-san ve diğer üçünün beklediği yere doğru koştuk.
"A! İkisi de döndü."
"Sınıf Temsilcisi, Asanagi! Hangisi? Etraf çok gürültülü, işaretle söyleyin!"
"Maki!"
"..."
Muhtemelen şimdiye kadarki en güçlü zafer işaretimi yaptım.
O an, çiçeklerin açması gibi herkesin yüzünde apaçık bir gülümseme belirdi.
Benim, Umi'nin, Amami-san'ın, Nitta-san'ın, Nozomu'nun...
Hepimizin yüzünde aynı kocaman gülümseme vardı ve hep birlikte birbirimize sarıldık.
"Başardın! Harika, harika! Maki-kun, sen bir tanesin!"
"Ciddi misin, inanılmaz! Sana boşuna Sınıf Temsilcisi demiyorlarmış, benden söylemesi!"
"Ooooh, Makiii!"
Heyecandan ne yapacağını bilemeyen üçü bana sarılırken, başıma vura vura beni sertçe tebrik ediyorlardı.
Sonuçların açıklandığı yerdeki kalabalıktan uzak bir noktada olduğumuz için çok mütevazı bir kutlamaydı ama benim için en harika "arkadaşlarımın" tebrikleriydi bu.
"Maki, gerçekten tebrik ederim. Artık Masaki Teyze'ye de güzel haberi verebilirsin."
"Doğru... Şey, ben annemi bir arayayım."
Herkes beni bir güzel hırpaladıktan sonra annemi ve ardından da babamı aramaya karar verdim.
Annem telefonda hıçkıra hıçkıra ağladığı için bir süre sonra ne dediğini bile anlayamadım. Babamın da ara sıra burnunu çektiği duyuluyordu.
"İyi iş çıkardın."
"Ve bugüne kadarki her şey için özür dilerim."
İkisinden de aynı sözleri duymuştum.
Ve onların oğlu olan ben de sessizce mutluluk gözyaşları döküyordum.
Aileme haber vermeyi bitirip telefonu kapattığımda, durumuma bakmaya gelen Umi bana bir mendil uzattı.
Benim değerli partnerim olan Umi'nin de gözleri dolmuştu.
"Maki, dönelim. Herkes bekliyor."
"Evet..."
Umi'nin verdiği mendille gözyaşlarımı sildim, burnumu çekip rahatladıktan sonra Amami-san ve diğerlerinin beni tekrar aralarına alıp hırpalaması için gruba geri döndüm.
Geçen yılın baharında, Umi ile ilk başta hayal ettiğimiz tablodan biraz uzaklaşmıştık. Hedefimiz olan birlikte eve çıkma fikri iptal olmuştu, Umi ile farklı üniversitelere gidecektik... Yine de yolumuzu düzelttikten sonra koyduğumuz hedeflere yüzde yüz ulaşmıştık.
O yaz günü, Umi'nin bana söylediği sözleri bugün gibi hatırlıyorum.
"Seni kesinlikle K Üniversitesi'ne kazandıracağım..."
Görünüşe göre benim zafer tanrıçam, bana çok yakın bir yerde, elimi uzatsam her an dokunabileceğim bir mesafede gülümsüyordu.
"Pekala! Herkes sağ salim kazandığına göre, benim de bundan sonra işimde daha çok çalışmam lazım! Gelecek yıl Monica-chan ile birlikte çıkış yapıyoruz!"
"İşte böyle Yuu-chin. Peki, Seki, sen böyle hımbıl hımbıl durmaya devam mı edeceksin? Dalıp gidersen bir bakmışsın ona ulaşamayacağın bir yere gelmiş olur?"
"Fark etmez. O zaman ben de Amami-san'a yenilmemek için elimden geleni yaparım."
"Ooo, güzel, Nozomu-kun! O zaman hangimiz daha önce harika biri olacak diye yarışalım. Ben bir idol olarak, sen de bir beyzbol oyuncusu olarak."
"Olur. Böyle şeyleri severim."
Benim birinci tercihimi kazanmam vesilesiyle kendi yolunda daha da azimle ilerlemeye çalışan insanlar vardı. Ve onların yanında sıcak bir şekilde onları izleyen, kendi temposunu bozmadan devam edenler de.
Amami-san da, Nozomu da, Nitta-san da...
Kararını verip kendi yollarında yürümeye başlamışlardı.
Bu yüzden ben de, tıpkı diğerleri gibi, belirlediğim yöne doğru adım adım ilerleyecektim.
"Maki-kun!"
"Sınıf Temsilcisi!"
"Maki!"
"...Maki."
Beni bekleyen herkesin yüzüne baktım.
Yalnız ve karanlık olan dünyamı bir anda rengarenk ve aydınlık bir yere dönüştüren o paha biçilemez "arkadaşlarım" ve onlardan çok daha değerli olan partnerim.
"Evet. Hadi gidelim."
Uzatılan elleri tutarak, bundan sonra da her günü onlarla birlikte yürümeye devam edecektim.
Yarın, nihayet lise hayatımızın son günü, yani mezuniyet töreniydi.
"Bu üniformayı son kez giyiyorum demek. Böyle düşününce insan biraz buruk hissediyor."
Birinci tercihimi kazanmamı kutladığımız o günün ertesinde, heyecanımız henüz yatışmamışken tören günü gelip çatmıştı.
Bugünkü mezuniyet töreninden sonra, nisan ayındaki yeni hayatımıza hazırlık için yapılması gerekenler, nisan ayına kadarki tatilde yarım kalan işler derken bu bahar yapacak çok şeyim vardı.
Belki de bu yüzden, mezuniyet günü olmasına rağmen içimde pek öyle hüzünlü bir hava yoktu.
Tabii birkaç saat sonra Umi veya Amami-san'la birlikte hüngür hüngür ağlama ihtimalim de yok değildi.
Lise girişime kıyasla artık bana biraz dar gelen ceketimi giyip kravatımı düzgünce bağladım.
Geriye kalan ufak tefek detayları düzeltmek kalmıştı... Onu da beni almaya gelecek olan sevgilime bırakacaktım.
Sözleştiğimiz saatten tam beş dakika önce, ben kahvaltı hazırlığına başlamışken Umi geldi.
"Selam, seni almaya geldim."
"Hoş geldin. Kahve içersin değil mi?"
"Evet. Bol şekerli ve sütlü olsun lütfen."
Her zamanki gibi kapıda sarılıp birbirimizin kokusunu içimize çektikten sonra oturma odasına geçtik. Kısa süre öncesine kadar ders çalışmaya odaklandığımız için kendimizi tutuyorduk ama dün sınavı kazandığıma göre artık kendimizi sınırlamaya gerek kalmamıştı.
"A, Maki, saçını yapacağım, şuraya otursana."
"Tamamdır."
Sabahları okula gitmeden önce böyle üstümü başımı düzelttirmem de bugünden sonra bir süre olmayacaktı.
Nasıl yapıldığını öğrenmiştim, Umi'ye naz yapmadan kendim de halledebilirdim ama bugünlük bunu onun yapmasını çok istiyordum.
Her zamankinden daha özenle saçımı taradıktan sonra, okul kurallarına takılmayacak miktarda wax sürerek şekil verdi. Lise hayatının son sahnesi gibi olduğundan, stilistim Umi'nin gözleri her zamankinden daha ciddiydi.
"...Tamam, mükemmel oldu. Ha, bir de dudak koruyucu. Hadi, dudaklarını büz bakayım."
"Şöyle mi?"
Dudaklarımı hafifçe öne uzattığımda Umi cebinden nemlendiriciyi çıkarıp hafifçe sürdü.
Bu yeni bir nemlendirici değildi, ikimizin ortak kullandığı bir şeydi.
Son bir yılda Umi ile ortak kullandığımız eşyaların sayısı epey artmıştı.
"Maki, sahi, Masaki Teyze nerede? Evde yok gibi, işe mi gitti?"
"Evet. Ben sınavı kazanınca hemen eski çalışma temposuna geri döndü. Yüzünde güller açarak çıktı evden."
Mezuniyet törenine gelecekti elbette ama evde oturmaktansa çalışmak ona daha uygun olduğundan, ben sabah uyandığımda çoktan işe gitmişti. Babamın gönderdiği para sayesinde geçim sıkıntımız yoktu ama o para benim okul masraflarıma ve bir sürelik yaşam giderlerime ayrılacağı için annemin de pek boş durmaya niyeti yoktu.
Bu arada babam, üniversite mezuniyetine kadar maddi destekte bulunmayı teklif etse de annemle ben bu teklifi kibarca geri çevirdik. Bir baba olarak oğlunun hiçbir şeyden mahrum kalmamasını istemesini anlıyordum ama bugünden itibaren ben de bir yetişkindim.
Bir yetişkinsem, hayatımı da parayı da tek başıma idare etmeli, elimden gelen her şeyi kendi başıma yapmalıydım.
Hem babam için hem de kendim için.
...Muhtemelen birkaç yıl sonra onun yeni bir ailesi olacaktı çünkü.
"Hey, Maki."
"Efendim?"
"Sonunda mezuniyet töreni geldi çattı."
"Evet. İki buçuk yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçti."
"Maki, lise birinci sınıftaki o ilk yarım seneyi tamamen atlıyorsun ama. O dönem yaşanmamış gibi davranamazsın."
"...O zamanki her bir dakika, her bir saniye cidden bitmek bilmedi."
Şansıma hafızam pek kötü sayılmazdı. Lise bire başladığım o ilkbahardan sonbahara kadar geçen, Umi ile henüz arkadaş olmadan önceki zamanları hâlâ net bir şekilde hatırlıyordum.
İlk tanışmadaki o rezil oluşum, benimle düzgünce konuşan tek bir kişinin bile olmayışı, sadece okulla ev arasında mekik dokuduğum o günler... Oyun oynamak, B sınıfı filmler izlemek gibi hobilerim vardı elbet ama bunlar bile tek başıma olmanın verdiği yalnızlığı unutturmaya yetmiyordu.
İlkbaharları hiç sevmezdim. İnsanlar için ayrılıkların ve yeni başlangıçların mevsimiydi belki ama arkadaşı olmayan biri için ayrılacak kimse yoktu, dolayısıyla yeni başlangıçlar da bir türlü kapımı çalmazdı.
İlkbahar, yaz, sonbahar ya da kış... Benim için hepsi aynıydı. Hava ya sıcaktı ya da soğuk. Mevsimler benim için bundan ibaretti.
Ama şimdi...
"? Maki, ne oldu? Yoksa bu güzelliğim karşısında büyülenip bana dalıp gittin mi?"
"...Yani, sayılır."
"??"
Umi'nin şaşkınlıkla başını yana eğmesi o kadar tatlıydı ki, elimi uzatıp yanağına hafifçe dokundum.
Bembeyaz, pürüzsüz ve yumuşacıktı.
Böylesine tatlı ve güzel bir kızın benimle arkadaş olması... Ve sonra sevgilim olması...
Hayatım boyunca bir daha böyle bir mutluluğu yakalayamazdım herhalde.
"Umi."
"Efendim?"
"Bugüne kadar beni almaya geldiğin için teşekkür ederim."
"Rica ederim. Artık günlük rutinimiz haline geldi ama neredeyse her gün bunu bıkmadan usanmadan yapabilmeme ben de şaşırıyorum."
"Benim için de geçerli tabii ama sen de bana fazla düşkünsün sanki."
"Buna takıntılı olmak da denebilir... Maki, böyle kızlardan hoşlanmaz mısın yoksa?"
"Sana bayılıyorum."
"Takıntılı kızlardan hoşlanmadığını inkâr etmedin ama!"
Mezuniyet gününde bile her zamanki gibi şakalaşarak, okula gitmeden önceki o son anların tadını çıkarıyorduk.
Bugünden sonra da Umi'nin beni şımarttığı, bazen de benim onu şımarttığım bu hayat devam edecekti elbet. Ancak bugünkü gibi bir sabahı yarından itibaren bir daha asla yaşamayacaktık.
Geçip giden günlerin değerini bilircesine, son ana kadar her zamanki gibi sıradan bir sabah geçirmeye çalıştık.
...En azından niyetimiz buydu.
Yola çıkmadan hemen önce gelen bir mesaj, tüm durumu bir anda altüst etti.
Mesajı atan, bugün okul öğrencilerini temsilen mezuniyet törenine katılacak olan Takizawa-kun'du.
(Takizawa): "Günaydın, Maehara-senpai."
(Maehara): "Günaydın Takizawa-kun."
(Maehara): "Tören hazırlıkları yolunda mı?"
(Takizawa): "Evet. Salon hazırlandı, geriye sadece mezunları beklemek kaldı ama..."
(Takizawa): "Ufak bir aksilik çıktı."
(Maehara): "...İçime kötü bir his doğdu."
(Takizawa): "Kusura bakmayın senpai, hislerinizde haklısınız."
(Takizawa): "Aslında Mio-senpai grip olmuş."
(Takizawa): "Bu yüzden mezuniyet törenine katılamayacak."
(Maehara): "Bu... Kötü olmuş."
(Maehara): "Yani, yoksa..."
(Takizawa): "Çok özür dilerim ama aynen düşündüğünüz gibi."
(Takizawa): "Maehara-senpai, mezunlar adına Mio-senpai'nin yerine konuşma yapmanızı..."
(Maehara): "Ş-Şimdilik hemen Öğrenci Konseyi odasına gelsem iyi olur, değil mi?"
(Takizawa): "Evet. Detayları gelince konuşuruz."
(Takizawa): "Son ana kadar size de yük olduğum için gerçekten çok özür dilerim."
Telefonu cebime koyup hemen ayağa kalktım.
Törenin başlamasına yaklaşık bir saat kalmıştı. Planlar değiştiğine göre burada öylece dikilemezdim.
"Maki, bir sorun var galiba."
"Evet. Yolda anlatırım, sen de benimle gel Umi."
"Tamam. O zaman Yuu ve Niina'ya ben haber veririm."
Mezuniyet gününde başımıza böyle bir şey geleceği hiç aklıma gelmezdi ama bu durum da tam bize yakışır cinstendi.
Neyse, nasılsa böylesi durumlar bugün son buluyordu.
Son ana kadar üzerime düşeni layığıyla yapmalıydım.
Tören gününün programına gelirsek; önceki günlerde birkaç kez prova yaptığımız için genel akışa hâkimdim.
Mezunların salona girişinin ardından müdürün ve davetlilerin konuşmaları yapılacak, diplomalar dağıtılacaktı. Sonrasında mezunlar adına bir konuşma yapılacak, buna karşılık olarak da okul öğrencileri adına Takizawa-kun kürsüye çıkacaktı. En sonunda ise okul marşı okunarak tören bitecekti. Konuşma yapacak temsilci hariç, bizim gibi sıradan öğrencilerin tek yapması gereken isimleri okunduğunda ses vermekten ibaretti.
Bu yüzden az öncesine kadar Umi ile baş başa keyifle şakalaşıyorduk işte.
Mezunlar temsilcisinin Nakamura-san olması çok doğaldı. Akademik başarıları ve eski Öğrenci Konseyi Başkanı unvanının yanı sıra, Joto Lisesi'nden ilk kez doğrudan T Üniversitesi'ni kazanan kişi kendisiydi. Kimsenin buna itirazı olamazdı.
Nakamura-san da konuşma metnini kesin hazırlamıştır diye düşünüyordum.
Şanssızlık eseri hastalanması üzücüydü, böyle şeyler herkesin başına gelebilirdi ve onu suçlayacak halimiz yoktu. Ancak bu durum hem Takizawa-kun liderliğindeki Öğrenci Konseyi üyelerini hem de Nakamura-san'dan sonraki en başarılı öğrenci olarak beni zor durumda bırakmıştı.
Okulumuzda temsilci seçme kriteri genelde kazanılan üniversitenin seviyesine göre belirlenirdi. Normal akademik başarıda Hayakawa-san ya da Umi de vardı ancak sınav puanı kıyaslamasında benim kazandığım K Üniversitesi'nin gerisinde kalıyorlardı. Benden daha yüksek puan alanların ise henüz gidecekleri yer tam netleşmemişti. Bu yüzden sıranın bana gelmesi her ne kadar beklenmedik olsa da, bu yıl okulumuzdan K Üniversitesi'ni kazanan tek kişi olarak bu önemli görev omuzlarıma yüklenmişti.
"...Şimdilik tören esnasındaki hareket planımız bu şekilde. Kürsüye çıkana kadar ben de yanınızda olacağım, bir sorun yaşarsanız hemen müdahale ederim ama..."
"Yine de konuşmayı tek başıma yapmam gerekiyor... Değil mi?"
"...Maalesef öyle."
"Öyle suçluymuş gibi bakma lütfen. Böyle zamanlarda birbirimize destek olmalıyız. Hem az önce Nakamura-san da telefonda defalarca özür diledi zaten."
Öğrenci Konseyi odasına varır varmaz ilk iş Nakamura-san beni aramış ve defalarca özür dilemişti. Sesinden gerçekten çok halsiz olduğu anlaşılıyordu, şaka kaldıracak durumda değildi.
Sıradan bir soğuk algınlığı olsaydı kendini zorlayıp gelmeye çalışırdı ki zaten niyeti de buymuş ama grip olunca elden bir şey gelmiyordu.
Artık burayı bize ve Takizawa-kun gibi kouhailere emanet edip iyileşene kadar dinlenmeliydi.
"Peki, mezuniyet konuşmasının metni nerede? Nakamura-san bir şeyler hazırlamıştı, değil mi?"
"Aslında o konuda..."
Umi'nin sorusu üzerine Takizawa-kun omuzlarını düşürerek cevap verdi.
"Elimizde bir metin yok. Mio-senpai, 'Hepsi aklımda zaten' diyerek yazılı bir taslak hazırlamamış."
BAŞLIK: Son Zil Çalarken
İçeriye doğru adımlarken, "..." diye mırıldandım.
Nakamura-san'ın kişiliğini düşününce tam ona göre bir hareket olduğunu tahmin etmeliydim ama bunun tam da mezuniyet töreni anında başımıza geleceği hiç aklıma gelmezdi.
Sadece mezuniyet konuşması yapacak olsaydım bunu o kadar da sorun etmezdim. Geçen yıl Chio-senpai'nin de yaptığı gibi, temelde önceden hazırlanan bir metni kürsüden okumaktan ibaret olduğunu biliyordum. Bu yüzden kendi adıma sadece başıma biraz daha iş açıldığı hissini taşıyordum.
"Nakamura-san'ı arayıp hemen şimdi aceleyle bir taslak yazdırmak... Ona da haksızlık olur."
"Evet. Ateşi hâlâ çok yüksekmiş ve bu iş vakit alır. En iyisi bizim sıfırdan bir şeyler hazırlamamız."
Beklenmedik bir aksilik olsa da mezuniyet konuşmasının iptal edilmesi gibi bir durum söz konusu olamazdı. Bu görevi birinin üstlenmesi şarttı.
Şimdi aceleyle bir şeyler karalayacağımız için içeriğin kalitesine garanti veremezdim. Böylesine sönük bir mezuniyet törenine sebep olmak canımı sıksa da önceliğimiz en azından asgari bir düzen sağlayıp töreni pürüzsüzce gerçekleştirmekti.
"Maehara-senpai, Asanagi-senpai, şimdi biz Öğrenci Konseyi üyeleri olarak bir metin hazırlamaya başlıyoruz. Bir şeye ihtiyacınız olursa hiç çekinmeden söyleyin."
"Anlaşıldı. Ben öğretmenlere durumu açıklamaya gidiyorum, Maki sen burada kalıp Takizawa-kun'a yardım et."
"Tamam. Bir durum olursa hemen haberleşiriz."
Durumu bildirmek için öğretmenler odasına doğru giden Umi ile ayrıldık. Ben de geride kalan kouhailerle birlikte konuşma metnini hazırlamaya koyuldum.
Öğrenci Konseyi odasında, Chio-senpai'nin döneminde olduğu gibi geçmiş yıllara ait konuşma metinlerinin kopyaları arşivleniyordu. Birebir kopyalamak doğru olmasa da esinlenmek için göz atmakta bir sakınca yoktu.
Törenin hemen öncesinde bu kadar telaşa kapılmak tam bir karmaşaydı.
Yine de içten içe bu kargaşadan keyif aldığımı hissediyordum.
Arka planda bu hummalı çalışma sürerken, dışarıda birkaç on dakika sonra başlayacak olan mezuniyet töreni için hazırlıklar tüm hızıyla devam ediyordu.
Her zamanki gibi samimi arkadaş gruplarıyla okula gelen mezunlar, üst sınıflarını güzel anılarla uğurlamak isteyen alt sınıflar, resmi kıyafetleriyle öğrencileri karşılayan öğretmenler ve çocuklarının hayatındaki bu dönüm noktasına şahitlik etmek için sabırsızlanan veliler...
Öğrenci Konseyi odasının penceresinden bakıldığında, dışarıda her zamankinden çok farklı, cıvıl cıvıl bir manzara uzanıyordu.
"Maehara-senpai, hazırladık. Lütfen bir göz atın."
"Teşekkürler... Hımm, evet, bence gayet güzel olmuş."
Davetliler, veliler ve diğer sınıflar yerlerini almıştı. Artık sadece mezunların içeriye giriş yapması beklenirken, son dakikada konuşma metnini yetiştirmeyi başarmıştık.
Normal bir zamanda olsak kelimelerin üzerinden tek tek geçer, bu yılki mezuniyete en uygun hale getirene kadar törpülerdik. Ancak artık vakit kalmadığı için bir nevi hazırlıksız sahneye çıkacaktım.
Gelecekte Nakamura-san ile karşılaşırsam bana kesinlikle bir şeyler ısmarlatmalıydım.
"Senpai, ben önden gidiyorum. Mezuniyetiniz şimdiden kutlu olsun."
"Teşekkürler Takizawa-kun. Bundan sonra işleriniz daha da yoğunlaşacak ama sana güveniyorum."
Takizawa-kun ve diğer konsey üyeleri tören salonu olan spor salonuna doğru yönelirken, ben de geçici olarak kendi sınıfıma döndüm. Mezunların salona girişi çoktan başlamış gibi görünüyordu ancak ilk şubeden itibaren sırayla ilerledikleri için acele edersem sorunsuzca aralarına katılabilirdim.
Yol üstünde Nozomu'nun bulunduğu sınıfın önünden hızlı adımlarla geçerken beni fark edip kafasını dışarı uzattı.
"Ooo, Maki! Amami-sanlardan duydum, konuşmada bol şans dilerim dostum."
"Bunu diyen de sen misin? Bakalım benim konuşmamda ağlayacak mısın göreceğiz."
"Hah, lafa bak hele. Madem öyle iddialısın, merakla bekliyorum."
Kısaca lafladıktan sonra koridorda ilerlemeye devam ettim.
Koridorun sonundaki sınıfımıza giden bu uzun yol, şimdi gözüme nedense çok daha anlamlı ve hüzünlü geliyordu.
"A, Maki-kun! Sonunda döndün!"
"Sınıf temsilcisi, durumlar nasıl? Konuşma hazır mı?"
"Büyük geçmiş olsun Maehara-kun!"
"Kusura bakma ya, bizim Nakamura ilk kez böyle bir iş açtı başımıza."
"Hadi bakalım mezuniyet temsilcisi, göster kendini! Nagi-chan, sen de bir şeyler söylesene."
"Bana ne..."
Koridorda salona girmek için sıra bekleyen Amami-san ve diğer sınıflardaki tanıdık yüzlerin hepsi bana sesleniyordu.
Bana seslenenlerin çoğunlukla kızlar olması biraz tuhaf hissettirse de bugün henüz karşılaşamadığım kişiler de dahil olmak üzere bu iki buçuk —hayır, üç yıl boyunca ne çok insanla bağ kurmuştum.
Ve bu bağların kurulmasına vesile olan kişi, şüphesiz ki oydu.
Geçen yılın baharından beri yaklaşık bir yılımı geçirdiğim sınıfıma adım attığımda, Umi hemen yanıma koştu.
"Hoş geldin Maki."
"Ben geldim. Ucu ucuna yetişebildim."
Daha fazla konuşmak isterdim ama diğer sınıfların içeriye giriş sırası gelmişti. Bizim de artık spor salonuna doğru hareket etmemiz gerekiyordu.
Eski günlerin anılarını yad etmeyi, mezuniyet töreni bitip de herkes toplandığı zamana saklamalıydık.
Aceleyle koşturduğum için hafifçe dağılan saçlarımı düzelttim. Alnımda biriken ter damlalarını mendille kuruladıktan sonra, mezuniyet temsilcisi olarak en öne geçtim. Bizim sınıf da salona doğru yürümeye başladı.
Bando takımının çaldığı marş ve salondakilerin alkış sesleri eşliğinde, mezunlar için ayrılan sandalyelerdeki yerimizi aldık.
Müzik ve alkışlar yavaşça dindi. Salon tamamen sessizliğe büründüğünde, sunucu olan Yakisawa-sensei mikrofona doğru konuştu.
Mezuniyet töreni başlıyordu.
"Evet... Bugün hava durumunun yağmurlu olacağını tahmin ediyorduk ve biraz endişeliydik. Ancak pırıl pırıl bir gökyüzüyle öğrencilerimizin bu özel gününü karşılayabildiğimiz için son derece rahatlamış durumdayım. Günümüzde azalan doğum oranları ve eğitimcilerin çalışma koşullarının yeniden düzenlenmesi gibi etkenlerle, eğitim alanında büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemden geçmekteyiz..."
Şu an kürsüde konuklardan biri konuşma yapıyordu. Ancak birazdan sahneye çıkacak biri olarak bu konuşmaları dalgın dalgın dinleyecek lüksüm yoktu.
Konuk konuşmaları bittiğinde, sıra benim en önemli görevim olan mezuniyet belgelerinin teslim alınmasına gelecekti. Herkesin ismi tek tek okunacak, ardından temsilci olarak ben sahneye çıkıp müdürün elinden diplomayı alacaktım. Hemen sonrasında ise mezuniyet konuşmamı gerçekleştirecektim.
'Maki, Maki...'
'Efendim?'
'Çok gerginsin.'
'E-Evet, normal değil mi?'
Geçen yılki kültür festivalinde sergilediğimiz oyunda da yüzlerce kişinin önünde olmuştum. Fakat buradaki kalabalık çok daha fazlaydı ve resmi bir tören olduğu için gerilmemek elde değildi.
Üstelik o zamanın aksine, bu defa Umi veya diğer arkadaşlarım yanımda olmayacaktı.
Okul numaramız gereği Umi'nin hemen yanımda oturması ve masanın altından elimi sıkıca tutması tek sığınağımdı.
Tören resmi adımlarla hızla ilerliyordu. Sonunda benim sıram gelmişti.
Göz ucuyla arkama döndüm. Veliler sırasının en önünde, çocuklarının bu anını kameraya çekmek için can atan Sora-san ve annem duruyordu. Biraz arkalarında ise Eri-san ve Hayato-san vardı.
Alt sınıfların oturduğu kısımda ise kültür festivalinden sonra tanıştığım Mizuno-kun ve Tanaka-san'ı gördüm.
Sadece arkamda değillerdi.
Hemen önümde Amami-san, Nitta-san ve Nozomu duruyordu. Herkes buradaydı.
Bunu fark ettiğim an, heyecandan titreyen ellerim ve kalbim yavaşça yatıştı.
Bu son andı, mezuniyetimizdi. En azından onlara güçsüz bir görüntü vermemeliydim.
Sırf son an olduğu için. İlkokul, ortaokul ve lise olmak üzere on iki yıl süren bu uzun okul hayatının dönüm noktası olan mezuniyet töreni olduğu için, değiştiğimi onlara göstermeliydim.
...Hayır, doğrusunu söylemek gerekirse, değişen beni görmelerini istiyordum.
Artık yalnız ve hayata küskün olan o "Maehara Maki"yi değil, oradan bir adım öne çıkıp olgunlaşan "Maehara Maki"yi görmelerini.
İçimdeki bu his değişimini Umi hemen fark etti ve hafifçe gülümsedi.
'Olgunlaşmışsın Maki.'
'Sana kıyasla hâlâ yolun başındayım. Daha çok çabalamam gerek.'
'Evet, çabala. Bundan sonra da her zaman yanında olup seni izleyeceğim.'
'...Evet, teşekkürler Umi.'
'Rica ederim.'
Parmaklarımızı birbirine sıkıca kenetleyip onun varlığını tüm benliğimle hissettikten sonra duruşumu dikleştirip ileriye baktım.
Neredeyse 11. sınıfın isimlerinin okunma sırası gelmişti.
— Maehara Maki.
"Burada!"
— Asanagi Umi.
"...Burada!"
Temsilci öğrenci olarak önce ben, ardından ikinci olarak Umi çağrıldı. Sonrasında, bugün hastalık sebebiyle katılamayan Nakamura-san da dahil olmak üzere tüm öğrencilerin isimleri tek tek okundu.
"Böylece, 11. sınıftan otuz kişi... Temsilci, Maehara Maki."
"Evet."
Umi'nin kulağıma fısıldadığı "Güle güle git" sözünü duyduktan sonra, emin adımlarla okul müdürünün beklediği sahneye doğru yürüdüm.
Müdürün de fısıldayarak "Sakin ol" demesiyle, prova sırasında Nakamura-san'ın yaptıklarını yarım yamalak hatırlayarak taklit etmeye çalıştım.
Hafif bir acemilik olsa da buraya kadar sorunsuz bir şekilde halledebilmiştim.
Salondaki herkesten alkış sesleri yükselirken şimdilik yerime döndüm. Birazdan ismim tekrar okunacak ve bu sefer sahnenin hemen önüne yerleştirilen mikrofonun önünde mezunlar adına konuşma... Yani hitap yapma zamanım gelecekti.
"Sırada mezunlar adına hitap konuşması var. Mezun temsilcisi, Maehara Maki."
"...Evet!"
Bir kez daha derin bir nefes aldım, ceketimin iç cebinde konuşma metninin durduğunu kontrol ettikten sonra az önceki yoldan geçtim. Bu sefer sahneye çıkmayıp doğrudan mikrofonun önüne geldim.
Katılımcıların neredeyse tamamının bakışları üzerimde toplanmışken, önce eğilerek derin bir selam verdim.
Kalbim küt küt atıyor, göğsüm sıkışıyordu.
"Şey... Bugün bu yoğun gününüzde mezuniyet törenimize katıldığınız için hepinize çok teşekkür... ederim... Şey, bir de..."
Aslında tek yapmam gereken Takizawa-kun ve öğrenci konseyi üyelerinin hazırladığı metni okumaktı ama az önce yatışan heyecanım tekrar bastırınca kelimeleri bir türlü bir araya getiremedim.
Geçen günkü ikinci aşama sınavında bile zihnim bu kadar boşalmamıştı... Olamaz, tam da bu anda başıma gelmek zorundaydı.
Umi ve annem endişeli gözlerle bana bakıyordu.
'Sakin ol, sakin ol. Ne olursa olsun soğukkanlılığını koru...'
Kendime bunu falan söyleyerek metni en baştan okumaya yeltendim ki... Tam o anda.
— Dayan! Dayan Maki-kuuun!
— Maki! Etrafındakileri kafana takma!
— Sınıf başkanı, iyi misin? Bulantı hapı ister misin?
— Nina-chi, bulantı hapı heyecana iyi gelmez ki!
Sessizlik salonu kaplamak üzereyken mezunların sırasından gelen bu tanıdık seslerle salondakilerin bir kısmından hafif kıkırdamalar yükseldi.
Havadaki o gergin atmosfer bir anda yumuşayıverdi.
"Çocuklar..."
Böyle resmi bir törende bunu yapmak kesinlikle yanlıştı, muhtemelen törenden sonra öğretmenlerden fırça yiyeceklerdi ama yine de arkadaşlarımın bu desteği bana büyük bir cesaret vermişti.
Evet, ben kesinlikle yalnız değildim.
Benim arkamda duran, beni destekleyen bir sürü "arkadaşım" vardı.
Arkadaşlarım, ailem, öğretmenlerim, kouhailerim... Dile getirmeseler de hepsi benim için endişeleniyordu.
Yarıda takılsam da olurdu, düzgün konuşamasam da.
Şimdiye kadar üzerimde emeği olan herkese kendi sözlerimle, içimden geldiği gibi hislerimi aktarsam bu yeterliydi.
Çünkü herkes bana bunun yeterli olduğunu hissettiriyordu.
Değerli arkadaşlarıma içimden teşekkür ederek başımı kaldırdım.
"— Kusura bakmayın, bir metin hazırlamıştım ama yine de kendi sözlerimle konuşmaya karar verdim. Dinlerken sizi biraz yorabilirim, şimdiden anlayışınız için teşekkür ederim."
Bunu belirttikten sonra konuşmama yeniden başladım. Bu sefer içimde tamamen ferah bir his vardı.
"— Dürüst olmak gerekirse, ben bu mevsimden... ilkbahardan nefret ederdim. Herkesin önünde kendimi tanıtmak benim için tam bir işkenceydi. Günü kurtarmak için yalan söylemekten hoşlanmazdım, sınıftakileri güldürecek kadar espri yeteneğim veya hitabetim de yoktu. Hiçbir şey düşünmüyor değildim. Aksine, çok fazla düşünüp yapamayacağıma kanaat getirince iyice köşeme çekilirdim. Sonuç olarak kendimi tanıtamaz, öylece kalırdım. Doğal olarak sınıfta dışlandığım için... vaktimin çoğunu yalnız geçirdiğimi tahmin edebilirsiniz."
Çok doğal bir şeydi ama bahar her yıl aynı dönemde gelirdi. Bir yıl boyunca o eski anıların acısını unutmaya çalışırken, bahar gelir ve o kötü hatıraları bana tekrar yaşatırdı.
Böyle bir durumda insanın içinin kararmaması imkansızdı.
Ortaokul bitene kadarki dokuz yılım işte böyle geçti.
"...Bu lisede de durum pek farklı değildi. İlk girdiğim dönemde yine darmadağındım. Sevdiğim şeyler vardı, üzerine saatlerce konuşabileceğim tutkularım vardı ama bunları göğsümü gere gere söyleyemiyordum. Kendimi tanıtmak istiyordum ama aynı zamanda kendimi açığa vurmaktan utanıyordum... Şimdi düşününce, içimde böyle çelişkili hisler taşıdığımı anlıyorum.
O dönemki sınıf öğretmenim olan ve bugün sunuculuk yapan Yagisawa-sensei'nin o zamanki garip yüz ifadesini hâlâ unutamıyorum. ...Tabii bu işin şakası."
Herkesin bakışları bir an sahnenin kenarındaki Yagisawa-sensei'ye döndü. Öğretmenimiz mahcup bir ifadeyle diğer öğretmenlerden yardım istercesine baktı ama diğerleri onu bilerek görmezden geldi.
Bu durum velilerin olduğu tarafta da hafif gülüşmelere sebep oldu.
Hava biraz daha ısındı.
"Bu arada öğretmenimin hakkını yemeyeyim, elbette ona karşı bir kinim yok. Ağzımdan iki çift laf alabilmek için kendince çabalamıştı ve onun sayesinde, az da olsa bazı sınıf arkadaşlarımla yakınlaşabildim.
...Ve sonunda bir arkadaşım oldu. İlk defa bir arkadaş edinmiştim. Meğer o da benimle aynı gizli hobilere sahipmiş.
Bu, lise birinci sınıfın sonbaharındaydı. O karşılaşma sayesinde arkadaş çevrem yavaş yavaş genişledi. Önce bir kişi, sonra bir kişi daha... Hâlâ iki elimin parmaklarını geçmeyecek kadar azlar ama hepsi benim için çok değerliler. ...Muhtemelen siz de onları tanıyorsunuzdur. Az önce bana destek olmak için bağıran o üç kişi."
Amami-san, Nitta-san ve Nozomu oturdukları yerlerde yanakları kızarmış bir halde, etraftaki sınıf arkadaşlarının şakalarına maruz kalıyorlardı.
Özellikle o sessizlikte ilk sesi yükselten Amami-san'a minnettardım. Muhtemelen anlık bir refleksle yapmıştı ama onun başlatması sayesinde Nitta-san ve Nozomu da arkasından gelebilmişti.
Konuşmaya başlayalı birkaç dakika olmuştu. Konuşurken salona göz gezdirecek cesareti kendimde bulabilmiştim; artık herkesin yüzündeki ifadeyi tek tek seçebiliyordun.
BAŞLIK: Yeni Bir Başlangıca Doğru
İçlerinde yüzünü ekşitmiş bir Sensei ya da soğuk bakışlarla beni küçümseyen bazı öğrenciler olsa da, çoğunluk genel olarak sözlerime kulak veriyordu.
Umi, Amami-san, Nitta-san, Nozomu.
Annem, Sora-san. Eri-san, Hayato-san.
Hayakawa-san, Kaga-san, Shichino-san, Yamashita-san, Arae-san.
Takizawa-kun, Mizuno-kun, Tanaka-san.
Yagisawa-sensei ve beni tanıyan diğer sınıf arkadaşlarım.
Sadece bu kadar kişinin burada olması bile benim için fazlasıyla yeterliydi.
"...Gerçekten de bu üç yıl, hız trenine binmişiz gibi göz açıp kapayıncaya kadar geçti. İlk defa bu kadar çok şey deneyimledim. Eğlenceli anlar da oldu, zor zamanlar da; ama şimdi dönüp baktığımda hepsi çok güzel birer anı olarak kalacak.
Öylesine mutlu bir zamandı ki... Tam da bu yüzden, şu an çok buruk ve üzgünüm. Bugün, o günlerle vedalaşmak zorundayım. Eğer bir dileğim gerçek olabilseydi, birazcık daha bu şekilde kalmayı dilerdim. Özellikle bu yıl başladıktan sonra bunu defalarca kez düşündüm.
Nihayet hep birlikte eğlenceli günler geçirmenin tadını almışken, bunun sadece üç yılda bitmesi çok haksızca... Bu gerçekten çok ama çok üzücü bir durum."
Başım dik dururken, gözyaşlarım yanaklarımdan kendiliğinden süzülüp gidiyordu.
Mümkün olduğunca ağlamamaya çalışıp yüzümde aydınlık bir ifadeyle durmak istemiştim oysa.
Duygularım dalga dalga taşıyordu. Gözlerimin arkası sıcacıktı; mendille gözyaşlarımı ne kadar silersem sileyim bir türlü durmuyorlardı.
Hayatımda ilk defa böyle hissediyordum.
Ayrılık zordu. Yeni bir ortamda her şeyin yolunda gidip gitmeyeceğini bilmek de imkansızdı.
...Yine de, artık burada vedalaşmak zorundaydık.
"Nisan ayı geldiğinde, buradaki tüm mezunlar artık birer yetişkin olacak. Üniversiteye gidenler, iş hayatına atılanlar... Yollarımız farklı olsa da, her birimizden toplumun resmi birer üyesi olmamız beklenecek. ...Artık çocuk değiliz; bu yüzden sonsuza dek çocukça konuşup durursak bize gülerler."
Mezuniyet törenlerinin tam da bu yüzden var olduğunu düşündüm. Özellikle de bugünkü gibi lise mezuniyet törenlerinin.
O günü sınır kabul edip "çocukluğa" veda ettiğin ve "yetişkinliğe" adım attığın bir geçiş töreni gibi.
Böylece herkes, yürüyüş hızı kişiden kişiye değişse de, yavaş yavaş bir yetişkin olduğunun bilincine varacaktı.
...İşte bu yüzden.
Sicim gibi akan gözyaşlarım yavaşça dindi.
"...Bu yüzden her ne kadar hüzünlü olsa da, son anı aydınlık bir hisle bitirmek istiyorum. 'Gitmek istemiyorum' diyerek bitirmektense, 'teşekkür ederim' diyerek bitirmek sanırım çok daha rahatlatıcı."
Umi'nin verdiği mendille son gözyaşı damlasını da sildim ve devam ettim.
"—Değerli velilerimiz, öğretmenlerimiz, konuklarımız, alt sınıftaki arkadaşlarımız ve sevgili mezun arkadaşlarım; bu acemi konuşmamı dinlediğiniz için hepinize çok teşekkür ederim.
...Sadece üç yıldı ama çok eğlenceliydi.
Bahar mevsimini hâlâ pek sevdiğim söylenemez ama... Yine de sanırım bundan sonra benim için de güzel bir mevsim olacak."
Sözlerimi bitirip derin bir saygı duruşuyla eğildiğimde salondan büyük bir alkış koptu.
Geçen yılki Chio-senpai'nin konuşmasıyla kıyaslanamazdı belki ama yine de bir mezuniyet törenine yakışır ağırlıkta bir duruş sergileyebildiğimi düşünüyordum.
...Yorulmuştum ama bitince bunun da keyifli olduğunu hissettim.
Benim için ilk ve hayatım boyunca asla unutamayacağım mezuniyet töreninin sona erdiği andı.
Ardından alt sınıfların temsilcisi olarak Takizawa-kun bir konuşma yaptı. Mezunlar olarak son kez okul marşını coşkuyla söyledikten sonra tören sona erdi.
Geriye kalan tek şey sınıflara dönüp son rehberlik dersini yapmak ve dağıldıktan sonra, her zamanki okul çıkışları gibi eve dönmekti. Elbette aralarında kouhailerine yakalanıp bir türlü gidemeyenler ya da başka bir yerde toplanıp kendi aralarında kutlama yapacak olanlar da olacaktı. Ancak temel olarak herkes evine gidecek ve kendi sıradan hayatına dönecekti.
...Ortaokul yıllarımın sonuna kadar benim için de tam olarak böyle olurdu.
"Maehara-senpai, mezuniyetiniz kutlu olsun. Bunu size Öğrenci Konseyi adına veriyoruz."
"Teşekkürler Takizawa-kun... Nakamura-san da burada olsaydı harika olurdu."
"Haha... Ama onun sayesinde çok etkileyici bir konuşma dinlemiş olduk."
"Öyle mi dersin? Öyleyse sevindim."
Kendi içimde kendime vereceğim Değerlendirme 'biraz daha gayret etmeli' tadında olsa da, alt sınıflar arasında beklenenden daha popüler olmuş gibiydim. Sınıf dağıldıktan sonra yanıma ilk koşan Mizuno-kun ve Tanaka-san oldu. Öğretmenlerden ve tanımadığım insanlardan da 'çok iyiydi' şeklinde övgüler alınca, hem sevindim hem de utancımdan ne yapacağımı bilemeyip tatlı bir şaşkınlık yaşadım.
Büyük ihtimalle annem ve Sora-san o anları anbean kameraya kaydetmişti. İleride bir gün bu görüntüleri önüme koyup beni kesinlikle utandıracaklardı. Muhtemelen değil, kesinlikle.
Her halükarda, şimdiye kadar hiç bu kadar çok insandan tebrik almamıştım. Başta ne yapacağımı şaşırsam da... Övülmek insanın hoşuna gidiyordu, en azından kötü hissettirmediği kesindi.
"Neyse, diğerlerini daha fazla bekletmeyeyim, ben kaçar."
"Tamamdır. Sonra yine fikirlerinize danışırız."
Öğrenci konseyinden aldığım çiçek buketini kucaklayarak, "arkadaşlarımın" beni beklediği okul kapısına doğru yöneldim.
Umi, Amami-san, Nitta-san, Nozomu... Görünüşe göre en sona ben kalmıştım.
"Hoş geldin Maki. Bayağı popülerdin bakıyorum?"
"E tabii ki! Konuşma yaparken Maki-kun o kadar havalıydı ki... Sonra annemden videosunu isteyip kesinlikle izleyeceğim."
"O zaman hemen şimdi en hızlısından bir mezuniyet değerlendirme toplantısı mı yapsak? Videoyu tekrar izleyip temsilcimizin o asil duruşunu hep beraber bir kez daha süzebiliriz."
"……O zaman bizim şu üç şapşalın asil duruşunu da tekrar izlememiz gerekir."
"Yalnız, o şapşal sadece sensin."
"Nitta, aşk olsun ama, bari son günümüzde biraz daha—"
"Tamam tamam, sakin olun ikiniz de..."
Bir sürü insan tarafından tebrik edilmek güzeldi ama benim için en huzurlu yer kesinlikle burasıydı.
Birlikte saçmalamak, eğlenmek, bazen de içimizdekileri ve düşüncelerimizi açıkça birbirimizin yüzüne vurmak.
Bugünü sadece biz beşimiz birlikte geçirmek istiyordum.
"Şimdilik her zamanki aile restoranına gidip bir savaş planı yapalım mı? Henüz öğlene var, acele etmemize gerek yok, vaktimiz bol."
"Maki-kun'a katılıyorum! Ehee, haftaya mezuniyet gezimiz de var zaten. Bahar tatili için şimdiden çok heyecanlıyım, yapılacak bir sürü eğlenceli şey var!"
"Yuu-chin, o da güzel tabii ama işlerini de unutma lütfen. Yarın dergi çekimin var, öbür gün de Monica-chan ile birlikte şarkı kaydınız var. Bu dönem epey yoğun geçecek senin için."
"……Nitta, sen bence üniversiteye gitmeyi boş ver de doğrudan Amami-san'ın menajeri ol."
Biz her ne kadar böyle olsak da, nisan geldiğinde yollarımız ayrılacak ve görüşme sıklığımız gözle görülür şekilde azalacaktı.
Eyalet içindeki üniversitelere gidecek olan ben, Umi ve Nitta-san bir yana; Nozomu eyalet dışına gidiyordu. Amami-san ise iş durumuna göre çok büyük ihtimalle Tokyo'ya taşınacaktı.
Ayrılık yakındı. Ama tam da bu yüzden, hiçbir şeyin yarım kalmaması adına kalan zamanımızda olabildiğince çok anı biriktirmeliydik.
Bir dahaki sefere tekrar bir araya geldiğimizde, üzerine konuşup güleceğimiz anılarımız olsun diye.
Bundan sonraki planımız belli olmuştu. Artık o çok alıştığımız okul binasına gerçekten veda etme zamanı gelmişken... Umi tam okul kapısının önünde durdu.
"—Şey, Maki. Ve tabii diğerleri de."
"Efendim?"
"Umi?"
"Ne oldu?"
"Umi?"
"Son kez, beşimiz birlikte çekilelim mi? Fotoğraf."
Tek tek kendi akıllı telefonlarımızda fotoğraflarımız vardı elbet ama ben o kadar uzun süre kalabalığın arasında hırpalanmıştım ki, beşimizin bir arada henüz hiç fotoğraf çekilmediğini ancak şimdi fark ediyordum.
Bundan sonra da görüşmeye devam edecektik elbette, fakat bu üniformayla, bu mezuniyet günündeki halimizle kalabileceğimiz son gündü bugün.
"Evet, Umi haklı. Madem öyle, bugün içimizde hiçbir ukde kalmayana kadar çekilelim. Nitta-san, fotoğrafçı sen ol lütfen."
"Hadi be, yine mi ben? Gerçi lise birin noelinde de durum böyleydi... Tabii o zamanki abla buralarda görünmüyor."
"Ah, o zaman ben bizim anne ya da babama rica edeyim! Mezuniyet günü diye bugün canla başla hazırlanıp yanlarına pahalı bir kamera almışlardı."
"Eyvah, ben artık gerekmez diye yakama takılan çiçeği bir kouhai'ye vermiştim."
Tıpkı beşimizin arasındaki bağın derinleşmesine vesile olan iki yıl önceki o noel gecesindeki gibi.
Arkamıza okul binasını alarak birbirimize sokulduk ve içimizden gelen pozları verdik.
Yere uzandık, komik hareketler yaptık, sevgilimize sıkıca sarıldık.
Hatıra fotoğrafı çekme isteğimizi seve seve kabul eden Amami ailesinin işaretiyle deklanşöre defalarca basılırken, koluma sıkıca sarılan Umi kulağıma fısıldadı.
"Hey, Maki."
"Efendim?"
"Bir kez daha soracağım ama okul eğlenceli miydi?"
"............"
Arkamı dönüp üç yılımı geçirdiğim sınıflara, spor salonuna ve bahçeye baktım.
Kendimi tanıtırken yaptığım o büyük hata, Umi ile tanışmamız, Kültür Festivali, noel partisi, sınıf maçları, Spor Festivali, Okul Gezisi ve mezuniyet töreni. Detayları da katarsak daha niceleri.
Aklımda yer edenler ve uçup gidenler.
Burada biriktirdiğim onca anıyı göğsüme basarak cevap verdim.
"...Evet. Çok eğlenceliydi, hem de fazlasıyla. Senin sayende."
"Öyle mi? Sevindim o zaman."
"Evet. Çok güzeldi."
Hemen kapıda bekleyen ilkbaharla birlikte gelecek yeni karşılaşmalara doğru, cesaretimizi toplayıp yeni bir adım atıyoruz.
Elveda.
...Ve her şey için teşekkürler.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.