Alın Yazısı ve Bir Dekopin

Gelecek hafta, Pazartesi. Öğrenciler ve çalışanlar gibi çoğu insan için haftanın kasvetli başlangıcı. Elbette benim için de öyleydi ama sadece bugün, diğer insanlardan daha da kasvetli hissediyordum.

"…İyi olacak mıyım acaba?"

Küçük bir tepe düzlenerek inşa edilmiş okulumuzun siluetini okul yolumun ortasından seyrederken, tek başıma iç çektim.

Sebebi, elbette geçen hafta sonu olan olaydı.

Amami-san'a ve grubundakilere gereksiz şeyler söylemiştim. Zaman geçtikçe, o anı her hatırladığımda daha da utanıyordum.

…Üzgünüm ama kesinlikle istemem.

"Öğğ…"

Kendi düşen ağlamaz, biliyorum.

Şimdi pişman olsam da iş işten geçti ama sadece bir yalnızken, neden o kadar bilmiş bir tavırla büyük laflar ettim ki?

"Sınıfa girmek imkansız… Kesinlikle anında ortamı gerecek bir durum."

Amami-san'ı Asanagi'nin idare ettiğini varsayıyorum ama çevresindeki sınıf arkadaşları için durum farklı.

Hayal ediyorum. O zamana kadar neşeyle halka olup cıvıl cıvıl sohbet edenler, ben içeri girdiğim an, sanki bir çöp görüyormuş gibi düşmanca bakışlarla bana bakacaklar.

Sınıfın "havası"ndan, varlığı ya da yokluğu fark etmeyen birinden, açıkça sınıfın "dışlanmışı"na dönüşmek.

Belki biraz fazla düşünüyorumdur ya da boşuna endişeleniyorumdur.

Böyle zamanlarda danışabileceğim biri olsa, eminim kendimi daha iyi hissederdim.

"Danışabileceğim biri…"

Asanagi var, neyse ki. Ailem ve kendim dışında, telefon rehberimde kayıtlı olan tek gerçek arkadaşım.

Asanagi'ye danışsam, eminim beni dinlerdi. Belki dalga geçerdi ama o çok dürüst ve ciddi olduğu için bu konuda ona güveniyorum.

Ama bu yüzden Asanagi'ye kolayca yalvarmak, yine de biraz yanlış geliyordu.

Okulda Asanagi'ye herkes güveniyordu. Amami-san, sınıf arkadaşları, sınıf öğretmeni. Başarılı, ahlaklı ve dürüst, sınıfın örnek öğrencisi.

Ama ben biliyorum. Asanagi bile bazen her zamanki rolünden sıyrılıp özgürce davranmak ister.

Aklıma gelen, geçen hafta Asanagi'nin anlattıklarıydı.

Tesadüfen aynı hobiyi paylaşan bir arkadaş bulmuş, cesaretini toplayıp bana seslenerek arkadaş olmuş ve sonunda bir kaçış yolu bulabilmişti; bu durumda benim Asanagi'ye yük olmamam gerekirdi. Bunu yaparsam, Asanagi'nin kaçacak yeri kalmazdı.

Gerçi bu sadece bir bahaneydi, sonuçta böyle ufak tefek bir dert için Asanagi'ye ulaşmaya cesaretim yoktu.

"—Hey, günaydın!"

"Günay…dın."

Okul kapısının önünde sabah selamı veren beden eğitimi öğretmenine kısık sesle karşılık verip sınıfa doğru ilerledim. Sabahki dersin başlamasına ramak kalmıştı. Sabah antrenmanındaki birkaç öğrenci dışında, neredeyse herkes sınıftaydı.

Varlığımı olabildiğince 'sıfırlayarak', belli etmeden yerime geçtim.

Şimdilik, hayal ettiğim gibi bir durum yoktu.

"Maehara-kun, bugün biraz geç kaldın."

"Günaydın. …Biraz uyuya kalmışım da."

Ooyama-kun'la kısa sohbetim de her zamanki gibiydi, özellikle tuhaf bir dedikodu da duymadım.

Umarım gün böyle sorunsuz biter.

Tam da böyle düşündüğüm sırada oldu.

"…Şey, Maehara-kun, biraz konuşabilir miyiz?"

Yerime oturmuş, ders kitaplarımı sıraya koyarken, dalgalı sarı saçlarını savuran Amami-san bana doğru yaklaştı.

Anlık, gürültülü sınıf bir anda sessizliğe büründü.

"E-eh, b-ben mi…?"

Adım söylendiğine göre benden başkası olamazdı ama istemsizce öyle sormuştum.

Tüm sınıfın meraklı bakışları bana çevrildi.

Sınıfın, hatta belki de tüm okulun en güzel kızı, sınıfın en yalnızına konuşmak istiyor—bu durum, ortamdaki genel hissi özetlersek böyle olurdu herhalde.

İlgili kişi olarak bana kalsa hiç olmasın isterdim ama dışarıdakiler için sadece merak uyandırıyordu.

"Birdenbire oldu, üzgünüm. Geçen Cuma olanlar hakkında biraz konuşmak istedim… Olmaz mı?"

"Hayır, olmaz değil, ama…"

—Eh, ne oluyor? Ne anlama geliyor bu?

—Bilmiyorum ama.

Sınıf arkadaşları kendi gruplarında fısıldaşırken, ben bir anlığına Asanagi'ye baktım.

Asanagi'nin Amami-san ile tatil günü ne konuştuğunu bilmiyordum ama en azından en kısa sürede özür dilemesi gerektiğini tavsiye etmiştir.

Asanagi, acı bir ifadeyle bana doğru ellerini birleştirerek özür diler gibi bir hareket yaptı—bu da demek oluyordu ki, Amami-san'ın bu hareketi Asanagi için de beklenmedikti.

"O zaman seni üzdüğüm için gerçekten affedersiniz. Maehara-kun hakkında hiçbir şey bilmediğim halde, herkesle oynamanın daha eğlenceli olacağını düşünerek öyle düşüncesizce bir şey söyledim."

"Ş-şey, öyle… Özür dilemesi gereken benim. Amami-san'ın kötü bir niyeti olmadığını bildiğim halde, öyle bir şekilde konuşabildim sadece. Bu yüzden, özellikle özür dilemene gerek yok."

O zamanki olayı çok kafasına takmış olmalıydı, Amami-san, ilk bakışta anlaşılacak kadar üzgün bir ifade takınmıştı.

Beni umursamamasını, hatta beni rahat bırakmasını isterdim ama ona göre bu affedilemez bir şeydi herhalde.

Asla kötü biri değildi ve Amami-san'ın iyi yanı da buydu herhalde ama Asanagi'nin engellemesini aşıp gereksiz spekülasyonlara yol açması hoş değildi.

"O zaman, beni affeder misin? Artık kızgın değil misin?"

"E-evet. Artık kızgın değilim ve ben de o zaman abartmış olabileceğimi düşünüyorum. Hatta asıl benim özür dilemem gerek."

"Hayır, öyle değil. Asıl ben senden özür dilerim."

Ben ve Amami-san aynı anda başımızı eğdiğimizde, tam da dersin bittiğini bildiren zil sesiyle birlikte sınıf öğretmeni içeri girdi.

Bu gidişle "Asıl ben!" "Hayır, asıl ben!" şeklinde bir özürleşme yarışına dönecekti, o yüzden tam zamanında çalması iyi oldu.

"Evet, herkes yerine geçsin… Şey, bayağı sessizsiniz, bir şey mi oldu?"

Öğretmen şaşkın bir ifade takınmıştı ama sınıfın çoğu da aynı şeyi düşünüyordu herhalde.

O kadar ki, az önceki olay şaşırtıcı olmalıydı.

Elbette, olayın taraflarından biri olan ben bile.

"Neyse, ben kafama takmıyorum. O yüzden, bu konu burada kapansın."

"Evet, teşekkürler Maehara-kun! Aa, ama biraz daha konuşmak isteyebilirim… Bugün vaktin var mı?"

"E? Şey, sorun değil ama…"

Hafta sonu olsa neyse ama bugün hiçbir planım yoktu. Daha doğrusu, muhtemelen bundan sonra da olmayacaktı.

"O zaman, anlaştık! Ne zaman olacağını sonra haber veririm… Şey, telefon numaranı geçen sefer verdiğinle aynı, değil mi?"

"E?"

"Hı?"

Amami-san'ın ağzından kaçırdığı an, sınıfa ikinci bir bomba düştü.

—E, ciddi mi? Duydunuz mu şimdi?

—O çocuk, Amami-san'ın iletişim bilgilerini mi biliyor yoksa?

—Bugün ilk kez konuşmuyorlar mıydı yani?

—Hey hey, bu kadar da kıskanılır mı be…

Hiç de gizli olmayan fısıltılar benim kulağıma da geliyordu. Dalgınlıkla söylemiş olmalıydı ama biraz fazla kaçırmıştı.

"E? E? Ben, yanlış bir şey mi söyledim acaba?"

"Amami-san, o, gizli bir konu…"

"…Ah!"

Hatırlamış gibiydi ama ben ve Amami-san'ın ilk kez konuştuğu yer Cuma günkü oyun salonu değil, ondan biraz önce deponun arkasıydı.

Gizlice onları izlediğim için Asanagi'den özür dilemiş ve affedilmiştim ama Amami-san ile birlikte olduğum sırrıydı ve ayrıca iletişim bilgilerini takas ettiğimizi de Asanagi bilmiyordu.

Bu yüzden, korktuğum şey, sınıf arkadaşları değil, başka bir şeydi.

"Ahaha… Neyse, sonra görüşürüz."

"E-evet."

Minik ve sevimli adımlarla Amami-san kendi yerine döndükten hemen sonra, cebimdeki telefon titredi.

Kimden geldiği belliydi. Mesajı gönderen kişi, çoktan ders kitabını çıkarmış tahtaya bakıyordu ama.

(Asanagi) Tamamdır.

Asanagi'nin mesajını gördüğüm an, boğazımdan "hık" diye bir ses kaçtı.

Canı gönülden özür dilemem gerekeceği kesindi ama… Acaba Asanagi, yere kapanarak özür dilesem beni affeder miydi?

Sabahki olay, o gün sınıfın en çok konuşulan konusu haline geldi.

Ders bitmiş, öğle yemeği geçmiş ve şimdi okul sonrası zaman gelmişti ama bana yöneltilen meraklı bakışlar, fısıltılar ve dedikodular durmuyordu… Daha doğrusu, zaman geçtikçe bu sesler daha da şiddetleniyordu.

Aslında, Amami-san ile benim aramdaki tek bağlantı, Asanagi'ye itiraf edildiği sırada tesadüfen orada bulunmamdı. İletişim bilgilerini vermiştim ama daha önce hiç konuşmamıştık.

—Hey hey, Amami-san'la o çocuk arasında nasıl bir ilişki var acaba?

—Çok şaşırtıcı, değil mi? Belki de aslında çıkıyorlardır?

—Yok canım, öyle bir şey olması imkansız.

—Peki geçen haftaki olay neydi o zaman?

—Kim bilir? Aşk üçgeni mi? Yok canım, o kadar da değil herhalde.

Ancak çevremdekiler, bununla hiçbir ilgisi yokmuş gibi, benim ve Amami-san'ın ilişkisi hakkında istedikleri gibi fanteziler kuruyor, bütün gün bu konuyu ısıtıp duruyorlardı. Gerçekten de ne kadar boş insanlardı.

"Beklettiğim için üzgünüm, Maehara-kun! Hadi, gidelim mi?"

"A-ah, evet…"

Sesler Amami-san'ın kulağına da ulaşmış olmalıydı ama o, bu tür gürültüleri umursamazca, her zamanki göz kamaştırıcı gülümsemesiyle bana doğru yaklaştı.

…Ve Amami-san'ın yanında, elbette Asanagi vardı.

"…Üzgünüm. İki kişi olunca biraz tuhaf olur diye, kusura bakma ama Yuu'ya eşlik etme bahanesiyle ben de gelebilir miyim?"

"…Evet, benim için sorun değil."

Daha doğrusu, Asanagi'nin orada olması gerekiyordu.

Arkadaş olduğum Asanagi ile rahatça konuşabiliyordum ama bu Asanagi olduğu içindi, Amami-san ile durum elbette farklıydı.

"Üzgünüm, Maehara-kun. Bir erkekle baş başa kalınca geriliyorum da… Aa, Umi çok sır tutan biridir, o yüzden rahat olabilirsin."

"Öyle mi?"

Bu konuda elbette ona güveniyordum.

Ne de olsa, en yakın arkadaşından bile benimle olan gizli arkadaşlığımızı saklamasını sağlamıştım.

"O zaman, öyle olsun. Maehara-kun?"

"M-memnun oldum, Asanagi-…san."

Birbirleriyle ilk kez konuşuyormuş gibi bir hava yaratmaya çalışarak el sıkıştılar.

…Sıkma gücü biraz fazlaydı sanki. Hayır, acıyordu. Acıyordu, o yüzden artık bırakmasını istiyordum.

Elime ciddi bir hasar alarak, "sınıfın en tatlı kızı" ve "sınıfın en tatlı ikinci kızı" ile üçümüz birlikte okuldan eve doğru yola çıktık.

Soldan "Amami-san", "ben", "Asanagi" şeklinde, iki güzel kızın arasına sıkışmıştım.

Hafiften kaçma isteğiyle dolup taşıyordum ama ikisinin arasına sıkıştığım için hareket özgürlüğüm kısıtlanmıştı.

"Hey, Yuu."

"Evet. …Ah, Ninachi yine bildiğimiz gibi."

"E? Nitta-san mı?"

Ş-şey, arkamızdan takip ediliyor. İyi idare ediyor ama.

Asanagi kulağıma fısıldadı.

Gerçekten de, biraz uzaktaki bir gölgeden, lastik tokalı bir at kuyruğu hafifçe görünüyordu.

Asanagi söyleyene kadar fark edememiştim ama birbiriyle takılan ikisi için belliymiş. Gerçi arkadaşlarsa bu kadarını fark etmeleri normaldi herhalde.

Hmm… O zaman, Ninachi'ye kötü olacak ama şunu yapalım mı? …Umi.

Hım.

Amami-san ve Asanagi ikisi beni aralarına almış, fısıldaşıyorlardı.

Görünüşe göre bir planları vardı.

İkiniz de Nitta-san'a bir şey mi yapacaksınız?

E? Sadece kaçacağız ki?

Takip ediliyorsak, izimizi kaybettiririz. Bu doğal değil mi?

Doğal mıdır acaba…?

Ancak takip edilmek hoş bir şey olmadığı için, ikisine uymaya karar verdim.

Şuradaki T kavşağında ikiye ayrılıp depar atacağız. Ben ve Maehara-kun sola, Yuu sağa.

Hım. Aa, buluşma yeri neresi? Bir dükkan falan olsa bile, buralarda yerler kısıtlı.

Yer mi? Öğrenci olsak bir aile restoranı falan olurdu herhalde ama o zaman Nitta-san da orayı bilirdi.

Sınıftakilerin bilmediği, üçümüzün de çevreyi umursamadan konuşabileceği bir yer olursa…

…Benim evim, nasıl olur?

E? Maehara-kun'un evi mi?

Evet. Buraya yakın ve bilen kimse yok. Bu saatte annem de evde olmaz.

Annem işten gece yarısı dönerdi. Koşullar açısından fena değildi. Son zamanlarda Asanagi gelmeye başladığından beri, biraz da olsa toplamıştım evi.

…Umi, ne yapacaksın?

Şey, Maehara-kun'un kötü bir niyeti yok gibi, bence sorun olmaz.

Para da harcanmazdı, mantıklı bir seçenek olduğunu düşünmüştüm ama ikisinin tepkisi iyi değildi.

E? Ben, yanlış bir şey mi söyledim acaba?

Aa, hayır, öyle bir şey yok? Yok ama…

Bir kızı birdenbire kendi evine davet etmenin nasıl bir şey olduğunu Yuu soruyor.

Y-yeter! Umii…!

Ah.

Asanagi'nin uyarısıyla fark ettim ki, görünüşe göre ben ve Asanagi az önce ilk kez doğru düzgün konuşmuştuk ve Amami-san için de durum benzerdi.

Daha arkadaş bile sayılamayacak bir durumda, birdenbire özel bir alana davet etmek yine de iyi değildi. Hatta Asanagi'den de bu konuda azarlandığımı hatırlıyorum.

Üzgünüm, öyle bir niyetim yoktu… Sadece öyle daha iyi olur diye düşündüm, istemsizce.

Aa, sorun değil! Maehara-kun'dan şüpheleniyor değilim, sadece biraz şaşırdım. Bir erkek çocuğunun evine misafir olmak benim için ilk kez oluyor.

Yine de Amami-san'ın kulaklarının ucu bile kıpkırmızı olmuştu. Sınıftaki erkeklerle de iletişimde olduğu için biraz dayanıklılığı olduğunu düşünmüştüm ama o konuda sınırlarını çizmiş gibiydi.

O zaman anlaştık. Buluşma yeri Maehara-kun'un evi, saat on yedi. Ben Maehara-kun'la önce gideceğim, yeri sonra haber veririm.

Evet, anlaşıldı!

…Tamam, gidiyoruz. Bir, iki, üç!

Asanagi'nin sözlerini işaret alarak, ben ve Asanagi, ve Amami-san iki kola ayrılıp aynı anda koşmaya başladık.

"Aa! Kaçtılar! Durun!"

Nitta-san'ın sesi arkadan geliyordu ama buralar yerleşim yeri ve yollar da karmaşık olduğu için, bir kere virajda gözden kaybolunca yetişmek zordu.

"Kim paparaçinin dediğini dinler ki! Hadi, Maehara, buraya!"

"A-ah, hey—"

Akıcı bir şekilde, gayet doğal bir şekilde elimi tutan Asanagi ile birlikte, batı güneşinin aydınlattığı, turuncu renge bürünmüş eve dönüş yolunda yan yana koştum.

"Asanagi."

"Ne var?"

"Biraz eğleniyor gibisin."

"Öyle mi? Sana öyle gelmiştir."

Koştuğu için mi yoksa gerginlikten mi bilmiyordum ama yarım adım önümde elimi çeken Asanagi'nin eli hafifçe nemli gibiydi.

Nitta-san'ı başarıyla atlatıp eve döndükten ve Asanagi ile birlikte evdeki atıştırmalıkları hazırlarken, çok geçmeden giriş kapısının zili çaldı.

Yaa-hoo, Maehara-kun. Amami Yuu, şimdi teşrif ettim!

İnterkom ekranında, Amami-san'ın ferah ve sevimli gülümsemesi büyük bir şekilde görünüyordu.

Çok koşmuş olmalıydı, alnına yapışmış terli saç tutamları vardı.

"Üzgünüm, şimdi kilidi açıyorum. Kapının kilidi açık, direkt içeri girebilirsin."

Tamamdır!

Kilidi açıp Amami-san'ın gelmesini bekledim. Ani bir misafir olduğu için oda biraz dağınıktı ama bir yere kadar idare ederdi. Annemin fırlatıp attığını düşündüğüm pijamaları çamaşır makinesine tıkıp, oturma odasındaki masayı topladım.

"Maehara, tabak çanak nerede? Atıştırmalıkları bir tabağa dizsek iyi olur, değil mi?"

"Buzdolabının yanındaki dolabın en üst rafında misafirler için olanlar var, onları kullan. Ayrıca, tabakların yanında fincan ve tabak altlıkları da olmalı, onlardan da kişi sayısına göre al."

"Hım."

Ben ve Asanagi ikimiz iş bölümü yaparak asgari düzeyde misafirperverlik hazırlıklarını tamamladık.

Asanagi de misafir olduğu için kanepede rahat etse hiç sorun olmazdı ama,

Ben de yaparım,

dediği için yardımını aldım.

"Müsadenizle içeri giriyorum~ Vay canına, Maehara-kun'un evi böyleymiş."

"Dar bir yer olduğu için üzgünüm, annemle ikimiz yaşıyoruz da."

"Aa, affedersiniz. Ben yine ne kadar düşüncesizce… Böyle şeyler ilk kez başıma geliyor da, istemsizce."

Böyle diyerek, Amami-san yanakları hafifçe kızararak başını öne eğdi.

Tepkisi çok masumcaydı.

"…Ne var, Maehara-kun? Bana söylemek istediğin bir şey mi var?"

"E? N-ne gibi bir şey?"

Kanepede keyif yapan Asanagi, nemli bakışlarını bana doğru çeviriyordu. Asanagi de benim evime ilk geldiğinde odanın içinde epey etrafa bakınmıştı ama şimdi sanki kendi eviymiş gibi rahattı.

Ancak, Asanagi de buraya ilk kez geldiği için (görünüşte), yine de dikkatli olması için göz kırpıp Amami-san'ı oturma odasındaki masaya yönlendirdim.

"Vay canına, kurabiye kutusu! Ben bunu severim. Sanki lüks bir havası var."

"Öyle mi? Daha önce misafirler için almıştım, istediğin kadar al."

"Gerçekten mi? Yaşasın. Hey, Umi, sen de birlikte yiyelim mi?"

"Tamam tamam. Aa, ondan önce terini silmeyi unutma, al mendil."

"Teşekkürler… Şey, bunu yapabilirim. Bana çocuk gibi davranma."

"Lise öğrencileri hala çocuktur. Ayrıca, yemeden önce ellerini de güzelce yıka."

"Ama… hıh!"

Somurtan Amami-san'a rağmen, Asanagi alışkın bir tavırla Amami-san'la ilgileniyordu.

Okulda da sıkça görülen bir manzaraydı ama bu onların her zamanki halleri olmalıydı. Sanki kız kardeşlerdi.

Amami-san'la ilgilenen Asanagi ve somurtarak da olsa ona uyan Amami-san.

İkisinin görünüşleri de birleşince, nedense çok güzel bir tablo oluşturuyordu.

"Amami-san, içecek ne alırsın? Kahve mi, çay mı… Yeşil çay falan da var."

"O zaman kahve alayım. Aa, bol şeker ve süt olursa sevinirim. Acı olanları pek sevmem de."

"Anlaşıldı. Doğru ya, tatlı şeyleri çok severdin."

"Evet. Aa, yoksa kendini tanıttığımda söylediklerimi hatırlıyor muydun?"

"A… Şey, evet. O zaman Amami-san, dikkat çekiciydi de."

Çaydanlığı ateşe koyup kahve hazırlığına başladım.

Amami-san için bol şeker ve sütlü, benim için sadece şekerli. Asanagi ise acı olanı daha çok sevdiği için sadece sütlü—

"Aa, hey, Umi. Sen istemeyecek misin? Maehara-kun, Umi'nin kahvesini de hazırlıyor ama."

"…"

Amami-san bunu söylediği an, ben ikisine sırtım dönük bir şekilde donakaldım.

Eyvah. Her zaman yaptığım bir şey olduğu için, Asanagi'nin de tercihini sormam gerektiğini unutmuştum.

Kendi evimde konuşmayı ben teklif ettiğim halde, bu ortamda Asanagi ile de neredeyse ilk kez tanışıyormuş gibi davranmayı becerememiştim.

"Hım? Aa, ben Yuu gelmeden önce istemiştim. Kahve şekersiz, sütlü. Değil mi, Maehara-kun?"

"! A-ah evet, öyle."

Paniklediğim sırada, Asanagi'den bir destek geldi. Daha önce ikimiz evde olduğumuz için, cevapta doğal olmayan bir şey yoktu. Harikaydı.

"O zaman, hemen geçen haftaki konuya geçeceğiz ama ondan önce… Yuu, ve Maehara-kun."

"Evet, ne var?"

"…Ne oldu?"

"Neden ikiniz de birbirinizin telefon numarasını biliyorsunuz?"

"Öğğ!"

Bize bakan Asanagi'nin gözleri kısıldı. Ağzı gülse de gözleri hiç gülmüyordu.

"Şey… O konu da şöyle ki…"

Ben ve Amami-san hemen itiraf edip özür diledik.

Hem de samimiyetle.

"—Anladım. Zaten öyle bir şey olduğunu tahmin etmiştim."

"Üzgünüm, Umi. Gözetlememem gerektiğini biliyordum ama senin hakkında çok meraklandım da…"

"Ben de şimdiye kadar sessiz kaldığım için üzgünüm."

"? Maehara-kun neden özür diliyor? Maehara-kun'u ben ve Ninachi olaya sürükledik sadece, onun hiçbir suçu yok ki."

"Öyle ama… Sürüklenmiş olsam bile, sonuçta ikinizi de uyaramadım."

Gözetleme konusunda Asanagi'den affı almıştım ama Amami-san'ın iletişim bilgileri konusunu gizli tutmuştum. Bu yüzden hep bir vicdan azabı duyuyordum.

"Aman Tanrım… Yuu, biraz yüzünü öne çıkar. Maehara-kun sen de."

"? Böyle mi yapsam?"

"…Evet."

Söylendiği gibi, ben ve Amami-san, ikimiz de yüzlerimizi Asanagi'ye doğru yaklaştırdık.

Ve anlık, alnımda keskin bir acı hissettim.

"A-acıyorrr…!"

"Ö-öğğ…!?"

"—Evet, ceza bitti."

Asanagi'nin yaptığı şey bir alın şıklatmasıydı… galiba ama bir alın şıklatması için gücü garipti.

Gerçekten de, şimdi bile alnım sızım sızım sızlıyordu… Acaba kanıyor muydu?

"Kızgın değilim ama bir ders olsun diye. Yuu da böyle daha rahatlamış hissedersin, değil mi?"

"Evet… Üzgünüm Maehara-kun. Benim sır falan tuhaf şeyler söylemem yüzünden sen de nasibini aldın…"

"İ-iyiyim… Hayır, gerçekten de çok acıyor bu."

Bu seferlik böyle atlattık ama bundan sonra Asanagi'den hiçbir şey saklamamam gerekiyordu.

Yoksa kaç alnım olsa yetmezdi.

"Evet, o zaman bu konu burada bitti. Bir dahaki sefere tekrar açarsanız, bu sefer gerçekten yaparım."

"E?"

Bu sefer, gerçekten mi?

Az önceki bile epey kötüydü, daha fazlası mı vardı…?

"Amami-san… Şey,"

Amami-san'a baktığımda, göz göze geldiğimizde, solgun bir yüzle sessizce başını salladı.

"Ciddi misin…?"

"—İstersen bir tane daha denemek ister misin?"

"Teşekkür ederim, kalsın. Hayır, gerçekten."

Asanagi'nin alın şıklatması, korkunçtu.

Neyse, bu konuyu kapatıp nihayet asıl meseleye geçelim.

Ondan önce, içecekler soğumadan hazırladığımız atıştırmalıkları yemeye başladık.

"Aa, bu kurabiye çok lezzetli. Umi, bak, şu çikolatalı olan."

"Evet, lezzetli. Şuradaki az tuzlu patates cipsiyle sırayla yersek 'tatlı'-'tuzlu' döngüsü olur."

"Değil mi? Bu çok ayıp bir şey. Kilo açısından da."

İkisi her zamanki halleriyle, birbirlerine şefkatle atıştırmalık yediriyorlardı. En yakın arkadaşlar olsalar bile, bu kadar iyi anlaşmaları nadir olmalıydı.

"? Aa, üzgünüm. Sadece biz hapur hupur yedik de—Al, Maehara-kun sen de buyur."

"A-ah, evet. O zaman—"

Amami-san'ın uzattığı kurabiyeyi alıp bir ısırık aldım.

"Nasıl? Lezzetli mi?"

"Evet. Şey, zaten kendim seçtim."

Tereyağı ve bitter çikolatanın kakao kokusu güzeldi, tatlılığı da tam kıvamındaydı.

"Al, Maehara-kun. Bu da çok lezzetli."

"Aa, evet… Gerçekten de."

Amami-san'ın tavsiyesi üzerine kurabiyeyi minik minik ısırdım. Kurabiyeler lezzetliydi ve severdim ama küçük kırıntıların dökülmesi tek kusuruydu.

"…Ehehe~"

Dökmemek için yavaş yavaş yerken, Amami-san'ın sürekli bana bakıp gülümsemesine dikkat ettim.

"Şey… Amami-san?"

"Aa, üzgünüm. Yemek yerken Maehara-kun'un tatlı olduğunu düşündüm de."

"Tatlı…?"

Beklenmedik bir söze, istemsizce irkildim.

Zaten ağzım büyük olmadığı için, şimdiki kurabiye gibi küçük bir hayvan gibi yediğim olurdu ama "tatlı" dendiğini ilk kez duyuyordum herhalde.

Birdenbire utandım, yanaklarım hafifçe kızardı.

"Aa, kızardın. Maehara-kun gerçekten de tatlıymış."

"A-ah, şey…"

Böyle bir durumda nasıl tepki vereceğimi bilemeyince, çaresizce Asanagi'ye baktım.

"…Hadi, Yuu. Atıştırma vaktini bırak da hemen asıl konuya geçelim. Ben de bunun için özellikle eşlik ediyorum."

"Aa, evet, doğru. Üzgünüm, Maehara-kun. Ben yine ne kadar…"

"Hayır, evet, sorun değil."

Asanagi'nin yardımına yetişmesi sayesinde bir şekilde yola sokabilmiştim ama nedense Asanagi somurtuyordu.

Aptal.

Asanagi'nin dudaklarının öyle hareket ettiğini hissettim ama ben, yanlış bir şey mi yapmıştım acaba?

—Birkaç kez özür diledim ama, o zaman tekrar... Maehara-kun, o zamanlar gerçekten affedersiniz. Arkadaşınızla ikiniz eğlenirken, ben düşüncesizce davrandım.

—Hayır, asıl ben o zamanlar affedersiniz.

Ben de başımı eğip, geçen haftayı hatırlayarak, neden öyle davrandığımı Amami-san'a açıklıyorum.

Kalabalık olunca ister istemez çekingen davrandığımı, arkadaşımla ikimiz eğlenirken araya girildiğini hissettiğim için sinirlendiğimi gibi, o an hissettiğim duyguları dürüstçe açıkladım.

Bu sırada Amami-san hiçbir şey söylemeden, ciddiyetle beni dinliyordu. Bu yüzden, utansam da, bunu söylemem gerektiğini düşündüm.

—...Şey, muhtemelen, benim için o arkadaşımla geçirdiğim zaman çok eğlenceli ve değerliydi. Uzun zaman sonra öyle bir yere gidip öğrenci gibi şeyler yapıp şakalaşarak oynamak gibi şeyleri ben neredeyse hiç yapmamıştım. Muhtemelen o arkadaşım da.

Asanagi düzenli bir müşteriydi ama o arkadaşın Asanagi olduğu şu an için elbette bir sır olduğu için, sadece o noktayı gizli tutarak bir yalan söyledim.

—...Anladım. Demek Maehara-kun o arkadaşını çok seviyor.

—!? A, hayır... o, şey...

—? Maehara-kun, bir şey mi oldu?

—H-hayır, hiçbir şey... Öyle bir bakış açısı da var, sanırım... Arkadaş olarak elbette değerli ama çok sevip sevmediğim... şey, nasıl desem.

Asanagi'nin önemli bir arkadaş olduğu kesindi ama kendisi karşımda olduğu için istemsizce kekeleyerek cevap verdim.

Utandığımdan, nedense Asanagi'ye bakamıyordum.

Şimdi, Asanagi ne ifadeyle beni dinliyordu acaba?

—Her neyse, geçen haftaki olay hakkında ben de pişmanım ve unutmak istiyorum. Bu yüzden, Amami-san'ın da öyle yapması beni mutlu eder.

—Evet, teşekkür ederim. O zaman, barışmamızın nişanesi olarak el sıkışalım.

—A, evet.

Uzattığı eli tutarak, ben ve Amami-san el sıkıştık.

Gerginlikten avuçlarım terlemiş miydi diye endişelendim ama Amami-san buna aldırış etmeden elimi sımsıkı tuttu ve bir de yukarı aşağı salladı.

—Ne güzel, Yuu.

—Evet, teşekkür ederim Umi. Umi sayesinde Maehara-kun'la barışabildim.

—Rica ederim.

Bir an ne olacağını bilemedim ama geçen haftaki olay böylece tatlıya bağlanmış oldu.

Bundan sonra bir süre Amami-san ve benim ilişkim hakkında tuhaf spekülasyonlar dolaşacak olsa da, onları görmezden gelirsek zamanla durulacaktır.

Sınıfın popüler kızı ve sınıfın yalnız kurdu. Yeniden farklı dünyalarda, birbirimizle ilişki kurmadan yaşamaya devam etsek yeterdi.

—Neyse, Yuu, konuşma bittiğine göre, bir an önce dönelim mi? Çok oyalanırsak Maehara-kun'u da rahatsız ederiz.

—Evet. A, ama madem böyle barıştık, Maehara-kun'dan bir ricam daha olacak, olur mu?

—Pekala, sorun değil ama... ne?

—Evet, şey, şöyle ki...

Toparlanma bitmiş, eve dönmeye hazırlanırken Amami-san bana döndü.

—Maehara-kun. Eğer istemiyorsan, istemiyorum diyebilirsin.

—Anladım ama... ne?

—Şey... şöyle ki...

Vücudunu kıpırdatarak Amami-san devam etti.

—Maehara-kun, eğer istersen benimle arkadaş olur musun?

—"............"

Ani teklif karşısında, ben ve Amami-san'ın yanındaki Asanagi istemsizce donup kaldık.

Bir şekilde güvenli bir sonuca ulaştığımızı düşünmüştüm ama görünüşe göre Amami-san ile olan ilişkimiz bir süre daha devam edecekti.

Ve ertesi gün. Benimle arkadaş olan (görünüşe göre) Amami-san hemen harekete geçti.

—A, Maki-kun! Günaydın, bugün de hava güzel!

—Günaydın... öyle, evet.

—Hımm, Maki-kun, o kadar da düşünceli olmana gerek yok ki.

Sevimli bir şekilde surat asan Amami-san'dı ama ne yazık ki şimdi ben o durumda değildim.

Sınıf arkadaşlarımın bakışları canımı yakıyordu.

—Şey, şey Yuu-chin... Bir şey soracağım, ne olur ne olmaz ama, Maki-kun olamaz...

—Ne? Ayıp ama Nina-chi. Elbette Maehara-kun. Maehara Maki-kun. Yoksa adını mı unuttun?

—Ne? H-hayır, öyle bir şey yok... ama.

Nitta-san'ın adımı bilmemesi sorun değildi ama benim ve Amami-san'ın ilişkisine ne kadar şaşırdığını tahmin edebiliyordum.

Dün 'Maehara-kun'du, bugün ise 'Maki-kun'.

Ne oldu diye tuhaf hayallere kapılanlar da olacaktır.

—Yuu-chin, o çocukla bayağı yakınlaşmışsın. ...Yoksa bir şey mi oldu?

—Evet! Ben Maki-kun'la barıştım ve arkadaş olduk. Değil mi, Maki-kun?

Uğultu.

Güneş gibi bir gülümsemeyle söylenen Amami-san'ın sözleri üzerine, tüm sınıf büyük bir uğultuya kapıldı. Dün de oldukça fazlaydı ama bugünkü durum daha da fazlaydı.

—Vay canına, ciddi misin?

—Öyle biriyle Amami-san...

—Yoksa bir tür zayıf noktası mı ele geçirildi?

—Zayıf nokta ne demek?

—Hayır, aklıma gelmiyor ama...

İstedikleri gibi konuşuyorlardı ama bunu artık kabullenmekten başka çare yoktu.

Sonuç olarak, dün Amami-san ile arkadaş oldum. Bu yüzden de adıyla hitap ediyordu.

—Diğerleri ne düşünür bilmem ama ben Maki-kun'un çok iyi biri olduğunu düşünüyorum. Genelde sessiz olabilir ama kendi fikirleri var ve onları ifade edebiliyor, ayrıca zeki de... Bana göre Umi gibi bir erkek çocuğu.

Düşünce ve algılama biçimleri yakın olduğu için, bu anlamda Asanagi'ye benzeyebilirim ama bu biraz abartı gibi.

—Değil mi, Umi? Sen anlarsın, değil mi? Dün beraberdik.

—En yakın arkadaş bile olsa, anlaşılmayan şeyler anlaşılmaz... belki.

—Eeeh? Öyle mi dersin~... Umi ve Maki-kun, arkadaş olsalar kesinlikle çok iyi anlaşırlar bence. İletişim bilgilerini değiş tokuş etselerdi keşke.

—Pekala, ben de bir kızım... o konularda dikkatli olmalıyım.

Değiş tokuş etmek bir yana, sık sık iletişim kuran bir ikiliydik ama Amami-san'ın bunu bilme ihtimali olmadığı için ustaca geçiştirmekten başka çare yoktu.

Ama Amami-san'ın gözünden bile ben ve Asanagi öyle mi görünüyorduk? Amami-san'ın önünde neredeyse hiç konuşmamıştık oysa. Amami-san, şaşırtıcı derecede keskin olabilir.

—! Doğru. Maki-kun, bugün öğle yemeğinde yalnız mısın?

—Pekala, evet. Her zaman öyle olur, öyle de düşünüyorum.

—Öyle mi. O zaman, bugün ikimiz birlikte öğle yemeği yiyelim mi?

—İ, ikiniz mi!?

Amami-san'ın bu sözleri üzerine, tüm sınıf daha da gürültülü hale geldi.

—Bir dakika, Yuu—bu ne olursa olsun kötü bir fikir, yani...

—Öyle mi? Maki-kun, kalabalıkla bir şeyler yapmaktan hoşlanmadığını söylemişti, o zaman ikimiz daha iyi olur diye düşündüm. Olmaz mı?

—Pekala, kesinlikle olmaz diye bir şey yok ama... Maehara-kun da öyle düşünür, değil mi?

—E-evet. O gerçekten gerginlik yaratır, yani.

Asanagi olsa neyse ama Amami-san bizim sınıfın değil, şimdi okulun idolü desek abartı olmazdı.

Öyle biriyle baş başa öğle yemeği yemek—düşüncesi bile beni geriyordu.

—Bak, Maehara-kun da öyle söylüyor.

—Hımm, a, o zaman Umi de gelirse nasıl olur? Üç kişi oluruz ama Umi de dün Maki-kun'la birlikteydi. Değil mi, Maki-kun, o zaman sorun olmaz, değil mi?

—E, şey...

İki kişiden üç kişiye çıksa da, eklenen kişinin Asanagi olması başlı başına bir sorun gibiydi.

Ancak burada inatla reddedersem, 'havaya girme' diye sınıf arkadaşlarımın gözünde daha da kötü bir izlenim bırakma ihtimalim vardı. Ne kadar mantıksız olsa da, buna katlanmak zorundaydım.

—...Anladım. O zaman, bugün Asanagi-san ve Amami-san ile üçümüz olalım.

—Gerçekten mi? Yaşasın!

Benden onay alan Amami-san masumca ellerini havaya kaldırıyordu.

Benimle yemek yediğinde eğlenceli hiçbir şey olmayacak olsa da... iyi bir insan mıydı, yoksa sadece garip miydi?

—Teşekkür ederim Maki-kun! Şey, Umi, Maki-kun kabul etti!

—Peki peki, ne güzel. ...Affedersiniz Maehara-kun. Bizim prensesin kaprislerini dinlemek zorunda kaldın.

—Hayır, benim için bir sorun yok.

Durum böyle gelişse de, yine de Asanagi'ye güvenmek zorunda kalmıştım.

Zor zamanlarda birbirimize yardım etmek—bu Asanagi ve benim ortak anlayışımızdı ama yine de mümkünse tek başıma üstesinden gelmek isterdim.

Sözleştikten sonra yerlerimize döndük ve ben hemen Asanagi'ye gizlice bir mesaj gönderdim.

'(Maehara) Üzgünüm, Asanagi. Tek başıma hiçbir şey yapamadım.'

'(Asanagi) Bu sefer elden bir şey gelmez. İlişkimiz ortaya çıkmadı ya, boş ver.'

'(Maehara) Evet. Teşekkür ederim Asanagi. Bunu söylediğin için mutluyum.'

'(Asanagi) Rica ederim. Arkadaşsak böyle zamanlarda işbirliği yapmalıyız.'

'(Asanagi) Öy'

'(Maehara) Öy?'

'(Asanagi) Üzgünüm, yanlış gönderim. Hiçbir şey değil.'

'(Maehara) Öyle mi? O zaman iyi.'

Orada bir anlığına mesajlaşmayı kestim ve başımı kaldırıp ön sıradaki Asanagi'ye baktım.

Bakışımı fark etmeden hala telefonuna bakan Asanagi'nin profilinin, her zamankinden biraz daha kızarmış gibi olduğunu hissettim.

Oradan sonra öğle yemeği anlık geldi.

Birinci dersten dördüncü derse kadar, teneffüsler dahil dört saatten biraz fazla. Zamanın akışı eşit olmalıydı ama böyle zamanlarda anlık geçip gidiyordu.

—Hımm, sonunda sabah dersleri bitti. Normalde daha hızlı geçerdi oysa... Şey, Umi de öyle düşünmüyor musun?

—Hayır, ben daha çok tam tersini hissediyorum...

Benim ve Asanagi'nin gözleri bir anlığına buluştu. Asanagi de sonrasını düşünüyordu anlaşılan.

Ve elbette, diğer sınıf arkadaşları da.

Çabuk çıksınlar diye düşünüyordum ama normalde hemen sınıftan kaybolan insanlar bile, bugün nedense bizi merak ediyor gibiydi.

—Kahretsin... sadece sınıf arkadaşlarıyla öğle yemeği yiyeceğiz oysa... Ayrıca, Nina, şimdi telefonunu yerine koy.

—...H-hay hay.

Asanagi seslendiği an, arka sıradaki Nitta-san'ın üniformasının kolundan telefon kayıp düştü. Ne kadar da dikkatsiz bir insan.

—Ahaha... Bu durumda sınıfta rahat rahat yemek yiyemeyiz herhalde. Biraz serin ama bugün dışarıda yiyelim mi?

—Evet. Güneş alan bir yer olursa daha iyi olur. Maehara-kun da kabul mü?

—Evet. Benim için sorun yok.

Böylece, üçümüz sınıftan çıktık ve iyi bir yer aradık.

—Umi, neresi iyi olur? Ben öğle yemeğini çoğunlukla sınıfta ya da yemekhanede yediğim için böyle şeyleri bilmem.

—Normalde düşünürsek avlu olur ama orası oldukça kalabalık. Bizim için sorun değil ama... Maehara-kun için uygun mu?

Kalabalık olsa da tıkış tıkış değildi, bu yüzden banklar kullanılamasa da oturulacak çok yer vardı.

Bu yüzden, ikisi de sorun değil derse, buna uymakta bir sakınca görmezdim.

—Hey, şuradaki iki kız birinci sınıf mı?

—Öyle galiba? Ayrıca ikisi de çok tatlı. Özellikle o sarışın olan.

—Peki, arkadaki o sönük herif ne? Ne oluyor?

Bunu ben de merak ediyordum ama her neyse, koridorda yürürken bile bu tür konuşmalar durmadan kulağıma geliyordu.

Böyle bir ortamda öğle yemeği yesem, kesinlikle lezzetli olmazdı.

—Şey, eğer ikiniz de isterseniz...

—Hı?

—Ne?

Avlu yakınında ne yapacaklarını konuşan ikisine seslendim.

İşte böyle zamanlarda benim devreye girmem gerekirdi.

—Vay canına, gerçekten de öyle. Böyle bir yer olmasına rağmen kimse yok.

—Güneş alıyor, masa olmasa da banklar var... güzel bir yer.

—Öyle dediğinize sevindim.

İkisini getirdiğim yer, okul arazisinin güney tarafında, öğretmenler odası ve müdür odasının bulunduğu öğretmenler binasının yanında, öğretmenlere özel sigara içme alanıydı.

Birkaç yıl öncesine kadar bu yer de öğle vakti sigara içen öğretmenlerin dinlenme alanıymış ama son yıllardaki genel eğilimle birlikte okul arazisinin tamamında sigara içmek yasaklanmış ve bunun sonucunda sadece alan kalmış, terk edilmiş.

Kum ve tozla kirlenmiş bankı temizleyip oturulabilir hale getirdim. Çiçeklerin ve ağaçların düzgünce ekildiği avluya kıyasla dar ve otlarla dolu olsa da, yine de gürültüden uzaktı ve benim gibi bir öğrencinin dalıp gitmesi için en uygun yerdi.

—Benim aklıma sadece böyle bir yer geldi... Kötü mü oldu acaba?

—Hiç de değil! Teşekkür ederiz, Maki-kun. Hadi, Umi sen de düzgünce teşekkür et.

—Yuu sen yönetme... Pekala, teşekkür ederim.

Hemen yan yana banka oturup bento kutularımızı açtık.

—A, Maki-kun'un yumurta omleti lezzetli görünüyor. Benim sosisimle değiş tokuş etmez misin?

—E, pekala, sorun değil ama... damak tadına uymayabilir.

—Sorun değil, hiç de değil. ...Maki-kun, yoksa o bento kutusunu kendin mi hazırladın?

—Bazen. Annemler işleriyle meşgul olduğu için, zamanım olduğunda.

Amami-san şaşırmış görünüyordu ama bu o kadar da zor bir şey değildi. Bir önceki akşam yemeğinden kalanlar veya tatilde hazırladığım hazır yemekler olduğu için, biraz erken kalkarsam kolayca hazırlayabilirdim.

Bazen tembellik etsem de, Annemle ikimiz yaşadığımız için biraz çabalamam gerekiyordu.

—Umi, ne yapacağız? Biz kız olmamıza rağmen Maki-kun'dan daha az 'kız gücüne' sahibiz.

—Beni de katmayı bırakır mısın? Kaybettiğimiz kesin ama.

Ev işleri konusunda ikisi de ebeveynlerine bırakmış olmalı, bu yüzden yapacak bir şey yoktu. Ben de başlangıçta beceremiyordum, yemek pişirme ve çamaşır yıkama gibi konularda sürekli telefonumdan araştırıyordum.

—Vay canına, bu yumurta omleti çok lezzetli. Tatlı-tuzlu bir tadı var, pilavla da uyumlu olabilir.

—E... Maehara-kun, ben de alabilir miyim?

—Hı, olur.

Verdiğim diğer bir dilimi ağzına aldığı an, Asanagi gözlerini kırpıştırdı.

—...Nasıl?

—...Haksızlık.

Pişirirken sadece hazır beyaz dashi ve bir tutam şeker eklediğim oldukça basit bir şeydi ama ikisinin de beğenmesine sevindim.

Asanagi'nin yorumunun neden 'haksızlık' olduğunu merak etsem de... bunu olumlu bir şekilde kabul edelim.

Yemek değiş tokuşu vesilesiyle, yemek sohbetine daldık.

Amami-san ile öğle yemeği yerken ne konuşacağımı bilemiyordum ama yemek gibi güvenli bir konuya odaklanmak işime yaradı.

—Vay canına~, Maki-kun tatlı da yapabiliyormuş. Yumurta omleti bile sıradan olmadığını gösteriyordu ama... Öğğ, bu kadar ezici olduğunu düşünmemiştim.

—Hayır, yapabiliyorum desem de, o kadar da büyük bir şey değil.

Maliyet-fayda açısından satın almak daha iyi olurdu ama tatil günleri evden çıkmak istemiyordum ve öyle dükkanlara tek başına bir erkek olarak gitmeye de çekiniyordum, bu yüzden tatlı isteğim arttığında, yapmak yeterince iyi bir seçenek haline geliyordu. Tabii ki, bolca zamanım da vardı.

—Peki, son zamanlarda yaptığın tatlılar arasında en lezzetlisi hangisiydi?

—Şey... sadece yumurta ve muzla yapılan sufle pankek, gibi...

—S-sadece yumurta ve muzla yapılan sufle pankek...!?

Papağan gibi tekrarlayarak, Amami-san şaşkınlıkla titriyordu.

—Şey, şey Umi, şimdi bir anlık kendimi kaybettim de, Maki-kun ne dedi?

—Yuu, kendine gel. Yara henüz derin değil.

İkisi de inanmaz bir ifadeyle bana baktı. Şahsen bunda harika bir şey yoktu oysa.

—O kadar şaşıracak kadar zor değil. İnternet videolarına veya tarif sitelerine bakarak basit adımlarla yapılabilecek bir şey.

—Hımm, Maki-kun, öyle kolayca söylüyorsun ama~... Tarifteki ölçülere göre yapsan bile başarısız olan insanlar var. Değil mi, Umi?

—Yuu'nun 'şekeri karanlık maddeye dönüştürme' gibi bir simyacı yeteneği var çünkü.

—A, Umi ne kadar da kötü! Öyle söyleyip durma, sen de benzer bir şeysin. Geçen Sevgililer Günü'nde yaptığın çikolata görünümlü kömürü unuttuğumu söyleyemezsin!

—En azından kömürün arkasına 'kurabiye' ekleseydin ahtapot kafalı.

Görünüşe göre ikisi de yemek pişirme konusunda pek becerikli değildi. Bu da Asanagi'nin sadece yemek yiyen taraf olduğu anlamına geliyordu.

—A, Sevgililer Günü desem de, sadece arkadaş çikolatası yerine kendimiz yapmıştık, birine verdiğimiz falan yoktu.

—Doğru, ikiniz de kız okulundaydınız.

İkisinin gittiği kız okulu, geniş bölgede bile en iyi kız okulu olup, zengin ailelerin çocuklarının ve başarılı öğrencilerin gittiği bir yerdi. Ayrıca ilkokuldan liseye kadar kesintisiz eğitim veriyormuş, bu yüzden normalde öğrencilerin çoğu doğrudan liseye devam etmeliydi.

...Hayır, tuhaf hayallere kapılmayayım. Ben de benzer bir durumdaydım.

—Ne güzel~ ne güzel~, ben tatlıları çok severim, konuşmayı dinleyince Maki-kun'unkinden yemek istedim~... Hımm, pankek...

—O kadar çok istiyorsan, yapabilirim ama...

—Ne? Gerçekten mi? Yapacak mısın? Yaşasın!

Çiçek gibi birden gülümsedi ve sevinçle ellerini havaya kaldıran Amami-san.

Beş yüz yenle soslar dahil miktar ve lezzet açısından oldukça tatmin edici, ucuz bir şeydi ve piyasadaki ürünlerle kıyaslandığında çok geride kalsa da... bu kadar sevinilmesi beni nedense garip hissettiriyordu.

—O zaman, yine Maki-kun'un evine gitmemiz gerekecek. Bugün başka bir işim olduğu için olmaz ama başka bir gün ayarlayabiliriz... A, bu Cuma nasıl olur? O gün henüz bir planım yok, o yüzden sorun olmaz.

Hemen plan yapmaya çalışan Amami-san'dı ama o gün biraz uygun değildi.

—Cuma...

Şu an için bir sözleşme olmasa da, Cuma temel olarak Asanagi ile takılma günümdü.

Pekala, bu sadece benim öyle ayarladığım bir şeydi ve eğer ikimizin (özellikle Asanagi'nin) planları uyuşmazsa, planı iptal etmekte bir sorun yoktu.

...Yoktu ama.

—...A, üzgünüm. O gün, yani Cuma, benim için uygun değil, sanırım.

—Ne? Öyle mi?

—Evet. Diğer günler iyi olur ama o günü biraz boş bırakmak istiyorum, yani...

Böyle söylersem hem Asanagi hem de benim için uygun olmadığı anlamına gelirdi, bu da Amami-san'ın şüphelenmesine yol açabilirdi.

Sırrın ortaya çıkmaması için, bu hafta Amami-san ile bir plan yapıp Asanagi ile olan planı iptal etmek daha iyi bir seçenek olmalıydı.

Asanagi bile, aynı durumda daveti reddetmezdi.

—A, tabii ki başka bir işim falan yok. Ama gürültücü ailem de işten dönmeyecek ve temel olarak tek başıma tembellik edip dinlenmek istiyorum...

Ancak, yine de o gün söz konusu olduğunda Asanagi'yi önceliklendirmek isterdim.

Asanagi her zamanki sosyal ilişkilerinden yorulduğunda, her zaman onunla olabilecek durumda olmak isterdim.

Amami-san'dan farklı bir 'arkadaş' olarak öyle olmak istediğim için.

—Bu yüzden, başka bir gün yaparsak sevinirim... Olmaz mı?

—Öyle şey mi olur, benim için hiç sorun değil. Yani, bu sefer ben rica ettiğime göre, ben uydurmalıyım kendimi. Şey Umi, haftaya bir ara Maki-kun'la bir plan yapsak olur mu? Birlikte gidelim.

—Ha? Hayır, şey...

İstemiyormuş gibi yapması muhtemelen bir numaraydı. Yani, Asanagi'nin de orada olması gerekiyordu.

—...Pekala, elden bir şey gelmez ama, bir vasiye ihtiyaç var. Tamam.

—Hehe, teşekkür ederim Umi. O zaman, anlaştık.

Hemen gelecek haftanın ortalarında bir buluşma ayarladık. Bu tür bir enerjiyle Amami-san'ın birçok insanla bağlantı kurduğunu tahmin edebiliyordum.

—A, bu kadar zaman mı oldu... Umi, beşinci dersin neydi?

—Şey, a, beden eğitimi. Üstümü değiştirmem gerekiyor, erken gitmem lazım.

—Yalan mı? Maki-kun affedersiniz, bizim önce gitmemiz gerekiyor.

—A, evet. İkiniz de güle güle.

—Evet, gidiyoruz!

—Görüşürüz.

İkisini yolcu edip, geride kalan ben tek başıma banka oturdum.

Hemen ardından cebimdeki telefon titredi. Asanagi'den bir mesajdı.

'(Asanagi) Aptal. Yuu ile de takılabilirdin oysa.'

'(Maehara) Aptal olduğum için üzgünüm. Ama kiminle takılacağım benim özgürlüğüm.'

'(Asanagi) Öyle ama. Ama benimle o kadar çok takılmak mı istiyorsun?'

'(Maehara) Hayır, hiç de değil.'

'(Asanagi) Yalan. Dürüst olsana. Bensiz yapamazsın, değil mi? Beni istiyorsun, değil mi?'

'(Maehara) Ha? İstemiyorum, aptal.'

'(Asanagi) Aptal diyen daha aptaldır ama. Bu aptal.'

'(Maehara) Sus aptal. Çabuk giyin.'

Daha fazla uzatmanın anlamsız bir tartışmaya döneceğini hissederek telefonumu cebime attım.

Asanagi'nin o herifi, insanlara aptal aptal deyip duruyor. Bir dahaki sefere takıldığımızda gör bakalım.

Son zamanlarda Asanagi her hafta gelip takılıyordu ama diğer çocuklarla ilişkileri iyi miydi acaba? Aklıma birden bu soru geldi.

Cuma. Cumartesi tatil olduğu için, Salı veya Çarşamba gibi günlere kıyasla, bu günlerde daha çok takılınırdı herhalde. Gerçekten de, birçok sınıf arkadaşı da bu güne randevu ayarlamıştı.

Benim gibi birinin bilgiçlik taslaması garip kaçar ama birçok insanla takılıp ilişki kurmanın faydalarının daha fazla olduğunu düşünüyorum.

Lisede sınıf değişiklikleri, üniversite ve iş hayatı gibi durumlarda, bizler birkaç kez daha zorunlu olarak farklı topluluklara geçmek zorunda kalacağız. Birçok insanla iletişimde olmak, bu tür geçişlerde daha sorunsuz ilerlemeyi sağlar. İlkokuldan ortaokula, ortaokuldan liseye geçerken bu durum daha net görülür; okula başlarken genellikle aynı ilkokul veya ortaokuldan gelenler bir araya toplanır, oradan başka gruplarla kaynaşılır ve ilişkiler yavaş yavaş değişir.

Her neyse, belki gereksiz ama Asanagi için endişeleniyordum.

Hafta sonları Asanagi ne zaman gelirse gelsin diye planlarımı boş bırakıyordum, bu yüzden her hafta gelse bile sorun olmazdı.

Ne olursa olsun eğleniyor gibi görünüyordu ve her hafta gelmesi, ortamın o kadar da kötü olmadığını düşündüğü anlamına geliyordu, bu da ev sahibi olarak... pekala, beni mutlu ediyordu.

—...Ne? Ne oldu? Bana öylece bakıyorsun.

Bakışımı fark eden Asanagi bana bakıp başını yana eğdi. Sağ elinde patates kızartması, sol elinde kumanda olan dağınık bir haldeydi ama aslen güzel olduğu için, her şeye rağmen bir tablo gibi görünmesi sinir bozucuydu.

—A, anladım. Bu ben çok tatlı olduğum için mi büyülenip kaldın? O zaman, hazır öyleyken birazcık elini gevşet—

—Hayır, o olmaz.

—Hıh! S-seni pislik, yine tuzağa düşürdün beni! Saklandığın yerden çık da dürüstçe dövüş!

—Sen biraz daha savaşmayı öğren... diyecektim ama, öyle değil, biraz endişeleniyordum.

—Ne endişesi? Ben senin gibi şişman değilim.

—...Benim kilo almam umurumda değil.

Tek başıma düşünmenin bir faydası olmayacağı için, Asanagi'ye endişelerimi anlatmaya karar verdim.

Sonuçta demek istediğim, 'başka insanlarla da daha çok takılsa iyi olmaz mı?' olduğundan, bunu duyar duymaz Asanagi hoşnutsuz bir yüz ifadesi takındı.

—Ne? Benimle takılmaktan o kadar mı nefret ediyorsun? Benden sıkıldın mı, işin bitti mi?

—İşim bitti mi? Saçmalama. Asanagi yanımda olduğu için ben...

—...Ben, ne?

—Öğğ...

Sakladığım gerçek düşüncelerim ağzımdan kaçacak gibi olunca sustum ama Asanagi bu tür şeylerde uyanık olduğu için hemen sırıtarak baktı.

—Hımm~ öyle mi?

—Ne var?

—Hı? Hiçbir şey~? Maehara, şimdi ne söyleyecektin acaba diye düşündüm. ...Asanagi mi? Yanımda olduğu için mi? Evet, Maehara-kun, devam et lütfen.

—...Ben,

—Evet. Ben?

—...Açık var.

Asanagi bana odaklanmışken, ben de oyun ekranındaki Asanagi'nin sevimli avatarını hafif makineli tüfekle delik deşik ettim.

—A, hey! Ben bakmazken, korkak!

—Savaş alanında korkaklık falan olmaz.

Bir şekilde zorla konuyu değiştirerek, ikimiz tekrar oyun ekranına döndük.

Asanagi'nin oyun becerileri eskiye kıyasla gözle görülür şekilde artmıştı. Sorduğumda, abisinin odasındaki oyun konsolunu alıp antrenman yaptığını söyledi.

Bu yüzden olsa gerek, son zamanlarda sohbetlerde ve mesajlaşmalarda da oyun terimlerinin havada uçuştuğu sıkça görülüyor. Bir yıldır oynuyor olsa da, Asanagi de artık tam bir oyun manyağı.

"Her neyse, beni merak ediyorsun, değil mi? Bunun için teşekkürler."

"…Ben de saçma şeyler için endişelendim. Bu konuda ben de özür dilerim."

"Hım. Ama Maehara'nın dediklerini anlıyorum. Gerçekten de son zamanlarda çok fazla takılıyormuş gibi hissediyordum. Çok bariz olursa Yuu'ya da yakalanırız, bu yüzden biraz daha dikkatli olacağım. Peki, haftaya ne yiyelim? Ben şu karışık modern yaki'yi merak ediyorum~"

"Ha? Konuşmayı tam olarak dinledin mi?"

Bir şekilde geçiştirilmiş gibi hissettim ama neyse, Asanagi gibi sorumluluk sahibi biri mutlaka düşünmüştür.

"Ah! Doğru ya. Geçen gün bana ödünç verdiğin romantik komedi mangası var ya, o aslında bayağı eğlenceliymiş. Hem ana karakter hem de kahramanların hepsi çok tatlıydı."

"Değil mi? Dün son cildin erken satışa çıktığını gördüm, okumak ister misin?"

"Ciddi misin? Bunu daha önce söylesene! Nerede? Maehara'nın odasında mı? Okumama izin ver!"

"Olur ama ben daha okumadım..."

"O zaman birlikte okuruz, ne var bunda? Hadi, öyle buruşuk patates falan yemeği bırak da çabuk odaya gidelim."

"Ama bunu sipariş eden sendin."

Böylece, oyunu bir süreliğine durdurup benim odamda manga okumaya karar verdik.

Annem editörlük yaptığı için benim kitaplığım manga, light novel ve diğer şeylerle doluydu. Oyundan biraz sıkıldığımızda veya havamızda olmadığımızda, ikimiz birlikte odada uzanıp manga okuduğumuz da olurdu.

"Maehara, yanına oturabilir miyim?"

"Olur."

"Hım."

Böyle diyerek, ikimiz yatağa oturduk ve istediğimiz mangayı okumaya başladık.

"...Maehara, sıra sende."

"Evet."

Asanagi'nin hızına ayak uydurarak, yavaşça sayfaları çeviriyordum.

"...Sonunun nasıl olacağını merak ettim ama mutlu sonla bitmesi iyi oldu."

"Evet. Klasik olan en iyisi sanırım."

Hem ben hem de Asanagi, sevdiğimiz eserler veya popüler konular hakkında, küçük diyalogları, ipuçlarının analizini ve benzeri biraz daha detaylı konuşmayı seven tipleriz.

Manga ve filmlerden Amami-san ve diğer sınıf arkadaşlarıyla da bahsettiğini söylüyor ama görüntülerin etkileyici olduğu, müziğin güzel olduğu gibi genel konuşmaların çoğu zaman Asanagi'nin gerçekten konuşmak istediği noktalara gelmediğini söylüyor.

Bu noktalar da, Asanagi'nin beni giderek daha çok 'yoldaşı' olarak görmesinin bir nedeniymiş.

"Oh be, eğlenceliydi. Bir kez daha baştan okuyayım bari... Maehara, birinci cilt nerede?"

"Kitaplığın ortalarına doğru. O zaman ben başka bir şey okuyayım."

Daha sonra, her birimiz yatağa veya halının üzerine uzanarak, ya da duvara yaslanarak, kendi sevdiğimiz kitapları okuyarak sessizce vakit geçirdik.

O sırada ikimiz de sessizdik ve özellikle bir şey konuşmuyorduk. Ama bu yüzden garip bir durum da oluşmuyordu.

Bu, Asanagi ile benim her zamanki halimizdi.

"Oh be, uzun zaman sonra kendimi kaptırıp okumuşum..."

Uygun bir yerde ara verdiğimde, iki saatten fazla zaman geçtiğini fark ettim.

Kitap okurken veya oyun oynarken, böyle şeyler sık sık olur ve bu canımı sıkar.

"Uykumu açmak için kahve mi içsem... Asanagi, kahve yapıyorum, sen de—"

diye, benim yatağımı sahiplenmiş, mangaya dalmış Asanagi'ye seslendiğimde fark ettim.

"Hırrr..."

"Ah, uyuyor gibi..."

Yüzüne baktığımda, yolda uyuya kalmış olmalıydı ki, Asanagi ağzı gevşekçe yarı açık bir şekilde uyuyordu. Üstelik horultu da cabasıydı.

Uyuması sorun değil ama yine de fazla rahatlamış gibiydi. Burası da sonuçta ergen bir erkeğin odasıydı.

"...Hırrr."

"Allah Allah, kız gibi horlamıyor bile..."

Ancak, onunla birlikteyken, böyle yönlerinin bile sevimli gelmesi tuhaftı.

"Of be... Ben de biraz uzansam mı?"

Asanagi'nin uyuyan yüzünü seyrederken, uyku bulaşmış gibi göz kapaklarım ağırlaşmaya başladı.

Telefonuma baktığımda, saat dokuza çeyrek vardı. Asanagi'nin normalde eve döndüğü saate kadar bir saat kadar vardı ve biraz daha uyumasına izin verebilirdim.

Benim yatağımda yorgana sarılmış, keyifle uyuyan Asanagi'ye yan gözle bakarak, alarmı kuran ben de bir yastığı yastık yapıp yerde biraz kestirmeye karar verdim.

Çok rahat, tembel bir gecenin bu kısacık anını, biraz daha geçirmek istiyordum.

Ancak bu sefer, bu durum başıma bela oldu.

—Kalk, Masaki. Kalksana.

"Hıh...?"

Keyifli bir uyuklama halindeyken, sersemlemiş kafamda birinin sesi yankılandı.

Alarm henüz çalmadığına göre, çok zaman geçmemiş olmalıydı. Acaba Asanagi mi benden önce kalkmıştı? Eğer öyleyse, en azından kapıya kadar uğurlamam gerekirdi—.

"—Masaki, Masaki. Hey, çabuk kalk diyorum sana."

"Hım... Affedersin, Asanagi... Ben de biraz uyuya kalmışım..."

"—Hım, demek o kızın adı Asanagi-san."

"...Ha?"

O an, tüm vücudumu kötü bir his kapladı. Eyvah. Bu, olamaz...

Yatakta döndüğümde, orada hala yan yatmış, mışıl mışıl uyuyan Asanagi vardı.

Buna rağmen, beni çağıranın o olması demek ki—.

Yavaşça önüme döndüğümde.

"İşlerim uzun zaman sonra erken bittiği için eve döneyim dedim ama... Olamaz, sen odana bir kız mı atmışsın? Açıklama yapacaksın, değil mi?"

"Anne... e-evet..."

Kollarını kavuşturmuş, bana tepeden bakan kişi, normalde işten dolayı eve gelmemesi gereken annemdi.

Dikkatsiz davrandığım için benim hatam ama Amami-san'dan önce aileme yakalanmak beklemediğim bir şeydi.

"Affedersin, Asanagi. Zamanı gelince uyandıracaktım ama..."

"Ay, şey... İyice uyuyakalmışız, değil mi? Maehara'nın teyzesi uyandırmasaydı, muhtemelen sabaha kadar mışıl mışıl uyurduk."

O kadar rahat uyumuş olmalıydı ki, annem beni uyandırdığında, saat çoktan gece yarısını geçmişti.

Asanagi'nin evinde özel bir sokağa çıkma yasağı yoktu ve geç kalabileceğini her zaman önceden haber verdiğini söylüyordu ama bu saat gerçekten çok kötüydü.

...Mahvettim.

"—Evet, evet. İkisi manga okuyormuş ve öylece uyuyakalmışlar... Evet, evet. Ah, gerçekten de benim çocuğum... Ah, hayır, hayır, öyle değil... Suçlu sizin kızınız değil, tamamen bizim aptal oğlumuzdur—"

Ben ve Asanagi oturma odasında yan yana seiza pozisyonunda otururken, annem Asanagi'nin ailesiyle konuşuyordu. Görünüşe göre tamamen özür diliyordu.

Böylece, hem anneme hem de Asanagi'nin ailesine, hafta sonları takıldığı 'arkadaşının' aynı sınıftan bir kız olduğu ortaya çıkmıştı.

Anneme bir gün fırsat bulursam tanıtmayı düşünüyordum ama olamaz, bunun neredeyse en kötü şekilde olacağını hiç düşünmemiştim.

"Beklettiğim için özür dilerim, Umi'ciğim. Annenizden izin aldım. Artık çok geç, bu gece bizde kal."

"Ha? A-ama bu gerçekten rahatsızlık verir... Hem, şey, Maehara... hayır, Masaki-kun da var."

Şimdilik bu gece bizde kalacak gibi görünüyordu ama ne kadar arkadaş olsalar da, ben erkektim, Asanagi ise kızdı. Bu, doğal olarak dikkat edilmesi gereken bir noktaydı.

"Sorun değil. Buradan yürüyerek yirmi otuz dakika sürse de, bir kızı gece tek başına yolda yürütmek tehlikeli ve bizim oğlan da güvenilmez. ...Elbette Masaki'nin Umi'ciğime bir parmağını bile dokundurtmam, bu konuda kesinlikle rahat ol."

"Öyle bir şey yapacak değilim... Hem, odada uyurken de yatakta ve yerde ayrıydık zaten."

"Aaa, öyle deme, gerçekte Umi'ciğimin uyuyan yüzünü gizlice izleyip yanaklarını mıncıklamıyor muydun?"

"Öf... Ne alakası var? Asanagi ile öyle bir ilişkimiz yok... Hem, biraz da kendi çocuğuna güven be!"

"Güvendim de ne oldu sanki?"

"...Affedersiniz."

Bu arada, Asanagi'ye gelince, uyuyan yüzüne bakıp bir anlığına tatlı olduğunu düşünmüştüm ama hiçbir yerine dokunmadım ve en ufak bir kötü niyetim de yoktu. ...Öyle olmalıydı.

"Yine de, olamaz, senin böyle tatlı bir kızla arkadaş olduğunu hiç düşünmezdim. Her gün tek başına oyun oynayıp duruyordun, hiçbir belirti de göstermemiştin. Masaki, sen Umi'ciğimi ne zamandan beri odana atıyorsun?"

"Konuşma tarzın... Şey, burada takılmaya başlayalı bir buçuk ay kadar oldu."

Tam olarak 'odaya atmak' gibi hissetmesem de, şimdilik tüm suçu üzerime almaya karar verdim.

"Anladım. Bütün gece çalışıp işten döndüğümde, odanın garip bir şekilde oda kokusu gibi koktuğunu düşünüyordum ama... Olamaz, böyle bir nedeni olduğunu hiç düşünmezdim."

Paket servis yemeklerinin kokusu ağır olur diye uydurma bir bahane bulmuştum ama gerçek nedenlerden biri de Asanagi'nin varlığının izlerini silmekti.

Parfüm mü yoksa başka bir kozmetik ürünü mü bilmiyordum ama Asanagi gittikten sonra oturma odasında normalde asla olmayan hafif tatlı bir koku olurdu. Annem kokulara karşı hassas olduğu için, fark etmemesi için elimden geleni yapıyordum.

Sonuçta, benim tek bir dikkatsizliğim yüzünden, o da boşa gitmişti.

"Her neyse, düzgünce izin aldığımıza göre, Umi'ciğim bu gece bizde kalacak, yarın sabah eve dönecek ve annesinden tekrar özür dileyecek. Tamam mı?"

"Asanagi, bu konuda anneme güvenebilir misin? Ben de sen buradayken annemin dediği gibi davranacağım."

Ve eğer izin alabilirsem, Asanagi'nin evine bizzat gidip özür dileyeceğim.

"Şey... Gerçekten hiçbir şey yapmayacaksın, değil mi?"

"Yapacak değilim. Beni ne sanıyorsun?"

"Şey, doğru ya. Maehara'da öyle bir cesaret olsaydı, zaten arkadaş olup olmadığımız bile şüpheli olurdu... Evet."

Biraz tereddüt etti gibi görünse de, Asanagi de bir şekilde ikna olmuş gibiydi ve başını salladı.

"Anladım. O zaman bu gece size misafir olacağım."

"Evet, rica ederim Umi'ciğim. O zaman, üniforman kırışmasın diye, benim pijamalarımdan giy. Ah, ondan önce banyo yapmalısın tabii. Çıktığında, kız kıza bol bol sohbet ederiz. ...Masaki, sen de odana dön."

"Anladım, tamam."

Kızgın olmasına rağmen, Asanagi'ye karşı oldukça yumuşaktı. Daha doğrusu, işten dönmüş olmasına rağmen annem şu an çok neşeliydi.

Şimdiye kadar eve hiç arkadaş çağırıp oynamamıştım ve çağrıldığım da olmamıştı, bu yüzden annem de kendine göre mutluydu herhalde.

Elbette, Asanagi'nin güzel olmasının da etkisi vardı.

"Ben denildiği gibi odama döneceğim ama Asanagi nerede uyuyacak? Kanepe var ama olamaz, misafire öyle davranamayız."

Bizim evde misafir yatağı veya misafir odası olmadığı için, uyunacak yer olarak sadece oturma odası kalıyordu.

"Ha? Benim için kanepe de olur aslında..."

"Olmaz, Umi'ciğim. Koltukta vücudun tutulur ve rahat uyuyamazsın."

"Ama o zaman..."

Asanagi bana doğru bir bakış attı.

Bizim evde iki yatak vardı: benim odamdaki ve annemin odasındaki. Annem kendi odasında uyuyacağına göre, geriye kalan—.

"Anladım. Bugün ben kanepede uyuyacağım, Asanagi sen benim yatağımı kullan. Banyodan çıktıktan sonra yer değiştirelim."

"Ha? Ama o zaman Maehara..."

"Ben yerde bile mışıl mışıl uyuyabilen biriyim, bu yüzden kanepe de benim için çocuk oyuncağı olur. Burası benim evim olsa da, Asanagi de mümkünse rahat bir uyku çekmek ister, değil mi?"

"Öyle ama... Ama gerçekten sorun değil mi?"

"Evet. Yorganı geçenlerde havalandırdım, yani o kadar da kirli değil."

Daha doğrusu, benim yorganıma sarılıp o kadar keyifli uyuyan yüzünü görünce, mecburen vazgeçmek zorundaydım.

"Masaki de öyle dediğine göre, çekinme. Değil mi, Umi'ciğim?"

"...Anladım. O zaman, öyle olsun."

Böylece, sadece bugüne mahsus olmak üzere, Asanagi ile benim hafta sonumuz biraz daha uzayacaktı.

Asanagi banyoya gireceği için, annem tarafından hemen odama kovulan ben, yatağın üzerinde dizlerimi kendime çekmiş oturmuş, dalıp gitmiştim.

"Olamaz, Asanagi'nin benim odamda kalması..."

Arkadaşlar arasında bir evde toplanıp gece boyunca oynamak veya sohbet etmek garip bir şey değildi ama bu sadece erkekler veya sadece kızlar arasında geçerliydi. Kız ve erkek söz konusu olduğunda, sevgili olsalar bile kaçınılması gereken bir durumdu. Lise birinci sınıf öğrencileri için ise bu durum daha da önemliydi.

Şu anki halime gelince, odamın kapısını kapatmış ve kulaklıkla müzik dinlediğim için ses yalıtımlı bir ortamdaydım, bu yüzden dışarıdaki durumu bilmiyordum.

Ben de banyo yapmak istiyordum ama bu konuda da annemden yasaklama emri almıştım. Annem 'Sonra girip Umi'ciğimin banyo suyunu—' diye saçmalıyordu ama böyle bir şey yapacağımı mı sanıyordu acaba?

"Asanagi'nin..."

Puf, diye buharın ardındaki Asanagi'nin görüntüsü zihnimde belirdi—.

"...Hayır hayır, aptal mıyım ben?"

Garip hayalleri hemen kovdum ve kulaklığın sesini daha da açtım.

Son zamanlarda televizyonda popüler olan bir aşk dizisinin şarkısıydı. Sıkça dinlediğim bir rock grubunun şarkısıydı ama son zamanlarda aşk ve dostluk gibi temaları olan şarkılar çoğaldığı için eskisi gibi sürekli dinlemiyordum.

...Yalnız birine aşk ya da bağ denilse de, ben pek anlamıyorum.

"Asanagi arkadaşım olmalıydı ama..."

Müziğin ritmine kendimi bırakmış, şu an en sevdiğim çizgi romanı okuyor olsam da, yine de aklıma ilk edindiğim arkadaşım geliyordu.

Birlikte oyun oynadığımız, ne kadar düşünsem de sağlığa zararlı görünen abur cuburlar yediğimiz, aptalca şakalar yaptığımız— iletişim kurmakta zorlanan benimle arkadaş olan kız.

Asanagi'yi elbette 'arkadaşım' olarak görüyordum ve mümkünse gelecekte de iyi bir ilişki sürdürmek istiyordum. Asanagi'nin de böyle düşündüğünü umuyordum.

Ancak, normalde fark etmesem de, bu seferki gibi bir durum olduğunda ister istemez farkına varıyordum.

Asanagi Umi, bir kızdı.

Derslerinde başarılı, ahlaklı ve Amami-san gibi dikkat çekici bir görünüme sahip 'sınıftaki en tatlı ikinci kız'.

Böyle bir kız, şimdi benim evimde banyo yapıyor, az sonra pijama giyecek, benim odamda, benim yatağımda uyuyacaktı—.

"...Ha?"

Bunu düşündüğümde, kalp atışlarım giderek hızlanıyordu.

Az önce uyuyan yüzüne baktığımda, en ufak bir rahatsızlık hissetmemiş olmalıydım oysa.

'(Asanagi o, değil mi? Gerçekten güzel olduğunu düşünüyorum ama dışarıdan masum görünse de, gerçekte ağzı yarı açık, amca gibi horlayan ve salyası akan biri, değil mi?)'

Buna rağmen, neden Asanagi'nin 'kız' olduğunu hissettiren sahneleri hatırlayıp tek başıma bu kadar telaşlanıyordum ki—.

"—Vay canına!"

"Ovaahh!?"

diye, kulağıma fısıldanan sesle, neredeyse zıplayacak kadar şaşırdım.

Yanıma baktığımda, benim acınası halimi görüp gülmemek için kendini tutan Asanagi vardı.

"Ahaha, alt tarafı biraz korkuttum, ne diye bu kadar şaşırdın ki? Şimdiki Maehara, yüz yenlik oyuncak kurbağa gibi zıpladı resmen."

"Ah, Asanagi... En azından kapıyı çalsaydın."

"Hım, çaldım, defalarca. Maehara kulaklıkla son ses müzik dinlediği için duymadın herhalde."

Normalde kulaklık takılı olsa bile duyardım ama kafamda bir sürü düşünce döndüğü için o kadar dikkat edememiştim anlaşılan.

"Ah, doğru ya. Pijamalara gelince, teyzeninkiler biraz bedenime uymadığı için, Maehara'nın eşofmanını ödünç aldım. Affedersin."

"Ah, şey, sorun değil aslında... Farklı renklerde bir sürü benzer şeyim var zaten."

"Oh, neyse ki. Bu, yumuşacık ve sıcak, güzelmiş. Ben de bir ara alayım bari."

Asanagi'nin giydiği şey, lacivert bir eşofman takımıydı. Bedeni de büyük ve rahat giyilebildiği için, hafta sonları ben de genellikle bu kıyafetle dolaşırdım.

Asanagi bedeni uymadığını söylüyordu ama annemle benim boyum arasında pek fark olmamalıydı... Neyse, o konuyu fazla kurcalamayayım.

Şimdi bol eşofman giydiği için anlaşılmıyordu ama... Asanagi'nin göğüsleri de oldukça büyüktü.

...Yine gereksiz şeyler düşünüyorum.

"Ş-şey, her neyse, ben oturma odasında uyuyacağım. Yatağı istediğin gibi kullanabilirsin—"

"Ah, bekle bir saniye."

"Öğğ!"

Ben tam da düşünceli davranıp odadan çıkmaya çalışırken, Asanagi'nin eli yakamdan tutarak beni engelledi.

"N-ne var?"

"Şey, az önce uyudum ve banyo yapınca uykum tamamen açıldı. ...Biraz konuşalım mı?"

"...Annem bana seninle aynı ortamda mümkün olduğunca bulunmamamı söyledi ama."

"Birazcık olsa sorun olmaz. Hem, eğer Maehara bana saldırırsa, yüksek sesle bağırırım."

"Saldırmam."

Annem dediğini yapan biridir, bu yüzden Asanagi şaka bile olsa bağırırsa, bu sadece bir ceza meselesi olmazdı.

"Hadi ama, Maehara, buraya gel. Yanıma oturabilirsin."

"Burası zaten benim yatağım..."

"Şimdilik benim yatağım. ...Hadi gel."

Köpek çağırır gibi yanına pat pat vuran Asanagi.

"İnsanların düşünceli davrandığını bile bilmiyor... Of."

Neyse, bağırsa da başım belaya gireceği için oturmaktan başka çarem yoktu.

Annemin fark edip etmeyeceğinden endişeleniyordum ama Asanagi'den sonra banyoya girmiş gibi göründüğünden, on ya da on beş dakika sorun olmazdı herhalde.

Omuzlarımızın hafifçe birbirine değdiği bir mesafede, Asanagi'nin yanına oturdum.

"Vay canına... Olamaz, Maehara'nın evinde kalacak olmak... Böyle tatlı bir kızı odasına atan Maehara ne kadar da kötü bir erkekmiş."

"Aslında Asanagi mışıl mışıl uyuduğu için oldu, değil mi? Uyuya kalan ben de hatalıyım ama."

"Bir bakıma doğru. Neyse, kız olmama rağmen fazla savunmasızdım, değil mi? Bu konuda kendimi sorgulayacağım."

Ahaha diye acı acı gülen Asanagi'den hafif bir narenciye kokusu geliyordu. Ben de aynı şampuanı kullanıyor olmalıydım ama hiç böyle kokmamıştım.

"Hey, Maehara."

"Evet."

"Biz yaramaz çocuklarız, değil mi?"

"...Evet."

Tamamen yaramazdık. Eğer bu hikaye bir şekilde sınıfa yayılırsa, Asanagi'nin imajının zedelenmesi kaçınılmaz olurdu.

Elbette, Amami-san da Asanagi'ye karşı büyük bir hayal kırıklığı yaşardı.

"Hey Asanagi, uzun zamandır düşündüğüm bir şey var..."

"...Yuu'ya bu ilişkiyi açıklayalım mı?"

"Evet. Yoksa sen de mi düşünüyordun, Asanagi?"

"Banyodayken biraz düşündüm, evet. Neyse, artık bir sınırı var, değil mi?"

Bu olayla acı bir şekilde fark ettim ki, ne kadar dikkat etsek de Amami-san bir yerde mutlaka öğrenecekti. Amami-san da o kadar saf olamazdı herhalde.

Yakalanıp özür dilemeden önce, bizim özür dilememiz daha az zarar verirdi. Bu ilişkiyi gizli tutmayı öneren bendim ve böylece ilişkimiz biraz kötüleşse bile, hemen barışabilirdik.

"Yuu'ya yakında uygun bir zaman kollayıp konuşacağım, sen de Maehara, her zamanki gibi davran."

"Anladım. O zaman sana bırakıyorum."

Amami-san ile hafta başındaki Çarşamba günü buluşma sözümüz vardı, o zaman özür dilemek için hazırlanmalıyım.

Eğer bu yüzden Amami-san benden nefret eder ve bu durumu tüm sınıfa yayarsa bile, bu benim ektiğim tohumdu. Kabul etmekten başka çarem yoktu.

"Tamam, bu konu burada bitti. ...Peki, sonra ne konuşalım? Fırsat bulmuşken, burada yine klasik aşk hikayelerinden... Ah!"

"...Hım."

Bu kız, şimdi kesinlikle bilerek konuyu açtı. Benim çekmecemde öyle şeyler olamazdı.

Çekmecemde olan tek şey, Asanagi ile olan henüz taze anılarımdı.

"Allah Allah... Annem de yakında banyodan çıkar herhalde, ben de artık uyuyacağım."

"Of, ne kadar da sıkıcı birisin. Pekala, bugünlük bu kadarla yetinelim."

"Evet evet, sağ ol."

Asanagi yine Asanagi'ydi. Bana karşı hiç çekinmeyen, ama aynı zamanda güvenebileceğim bir arkadaş.

Az önce içimde dönüp duran o sıkıntı, kesinlikle bir yanlış anlaşılmaydı.

"Ah, doğru ya. Hey, Maehara. Son bir şey söyleyebilir miyim?"

"...Ne var?"

"Maehara, iyi geceler. ...Hehe, tekrar söyleyince, böyle şeyler garip geliyor, değil mi?"

"Öf... İ-iyi geceler."

Asanagi'den ayrılan ben, hemen bugünkü yatağım olan oturma odasındaki kanepeye atladım, tırtıl gibi battaniyeye sarılıp gözlerimi kapattım.

'(Birazcık, sadece birazcık ama, çok tatlı olabileceğini düşündüm...)'

Aklıma gelen şey, az önce gördüğüm, Asanagi'nin utangaçça gülümseyen yüz ifadesiydi.

"...O da böyle bir yüz ifadesi yapabiliyormuş demek."

Asanagi yüzünden, bu gece bir süre daha uyuyamayacaktım.

Sonuçta o gece tuhaf bir şekilde heyecanlanıp uyuyamayan ben, bu yüzden bir sonraki randevu beni beklemezdi.

Ertesi gün, Cumartesi sabahı erken saatlerde. Şimdi Asanagi ile birlikte onun evine doğru gidiyordum.

"Affedersin, Maehara. Annem ille de tanışmak istediğini söyledi, dinlemedi."

"Yok, böyle şeyler ne kadar erken olursa o kadar iyi, ben de bir gün gitmem gerektiğini düşünüyordum zaten."

Asanagi'nin anlattığına göre, sabah erken saatlerde eve döneceğini söylediğinde,

'Hazır gelmişken o erkek çocukla da konuşmak istiyorum, onu da getir.'

denmişti. Yani, bu ziyaretim Asanagi ailesinin özel isteğiydi.

...Dürüst olmak gerekirse, biraz korkuyordum.

"—Hoppa, geldik. Burası bizim ev."

"...Vay."

Normalde yürümediğimiz bir yoldan giderek, bir demiryolu geçidini geçtikten hemen sonra, Asanagi'nin evi vardı.

Asanagi'nin dediği gibi sıradan bir aile eviydi; dışarıdan bakıldığında normal bir müstakil evdi. Bir yerleşim bölgesinde bulunan iki katlı ahşap bir evdi, geniş bahçesinin bir köşesinde sebze bahçesi vardı ve taze çeri domatesler kıpkırmızı meyveler veriyordu. Muhtemelen Asanagi'nin annesi bakıyordu.

Kapı zilini çalıp biraz bekledikten sonra, terliklerin pat pat sesiyle birlikte, Asanagi'nin annesi aniden göründü.

"...E-eve döndüm."

"Hoş geldin, Umi. ...Ve hoş geldin, Maehara-kun."

"M-memnun oldum. Ben Maehara Masaki."

"Nazik davranışınız için teşekkür ederim. Ben Asanagi Sora, istemeyerek de olsa şu yaramaz kızın annesiyim."

Üf üf diye nazikçe gülümsüyordu ama Asanagi'nin bir zamanlar bana gösterdiği gibi, gözleri hiç gülmüyordu. Lise çağında bir kızı olduğuna inanamayacak kadar güzeldi ve sakin bir aura yayıyordu.

...Evet, bu kadına asla karşı gelmemeliyim. İçgüdülerim öyle söylüyordu.

"Olamaz, kızımın hayatındaki ilk sabah dönüşü Yuu-chan ile değil de, sınıf arkadaşı bir erkekle olunca... Maehara-kun'un annesinden telefon geldiğinde çok şaşırdım."

"Şey... Gerçekten çok özür dilerim. Uyandırmayı düşünüyordum ama ben de yorgun olduğumdan mıdır, öylece uyuyakalmışım..."

"Aaa, Maehara-kun'un suçu değil ki. Suçlu olan, tamamen... bir erkek çocuğunun odasında mışıl mışıl, savunmasızca uyuyakalan benim kızımdır. Değil mi, Umi?"

"Of, o yüzden dünden beri özür diliyorum zaten... Böyle bir yerde ders vermek falan, başka evlerden duyulursa utanç verici olur."

"Dün özür diledin diye affedilecek bir mesele değil bu. Bu sefer Masaki-kun ve Masaki-san çok iyi insanlar olduğu için şanslıydın ama ya öyle olmasaydı ne yapacaktın?"

"Ş-şey, o zaman..."

Evet. Bu yüzden Sora-san hala onu azarlıyordu.

O kadar haklıydı ki, ne ben ne de Asanagi cevap veremedik.

Şimdiye kadar sokağa çıkma yasağı olmamasının nedeni, Asanagi'nin her zaman ciddi ilişkiler kurmaya özen göstermesiydi. Bu yüzden Sora-san da kızına güveniyordu.

Bu olay, bu güveni mahvedebilecek kadar ciddiydi.

Dün annem tesadüfen eve döndüğü için hiçbir şey olmadan atlatıldı ama eğer ikimiz de uyanmadan sabahı etseydik, kesinlikle küçük çaplı bir olay çıkardı.

Hiçbir şey olmadığı için iyi oldu deyip geçiştirilebilecek bir durum değildi bu.

"Bak Umi, ben sana 'oynama' demiyorum ki? Sadece, yapman gerekenleri düzgünce yap ve beni endişelendirme. Anlaşıldı mı?"

"...Evet. Affedersiniz, Anne. Bir dahaki sefere kesinlikle dikkat edeceğim."

"...Ben de dikkat edeceğim."

Asanagi ile ben, birlikte Sora-san'a başımızı eğdik.

Bu sefer gerçekten derinlemesine özeleştiri yapmamız gerekiyordu. Biz hâlâ lise çağında çocuklar olduğumuz için, ölçülü davranmalıyız.

"Pekâlâ. Aslında daha söyleyecek çok şeyim var ama o eve girdikten sonra. ...Hadi, Maehara-kun da buyursun."

"E-evet. Müsadenizle."

Misafir terliklerini giyerek, Asanagi ailesinin salonuna geçtim.

Sora-san da tam kahvaltıdan önceymiş gibiydi, masada tost, yoğurt ve rengarenk meyveler diziliydi.

"Umi, kahvaltı ne yapacaksın? Yine de, Maehara-kun'un payını da hazırladım."

"Maehara'nın evinde yediğim için... O zaman, sadece meyve alsam iyi olur. Maehara sen ne yapacaksın?"

"O zaman ben de öyle."

Sora-san'ın yönlendirmesiyle, salondaki sandalyeye oturdum. Tam Sora-san'ın karşısında bir yere, onun yanına da Asanagi oturdu.

"...Aaa? Abi nerede?"

"Riku dün gece geç saate kadar bir şeyler yaptığı için hâlâ uyuyor olmalı. ...Misafir geleceğini söyledim, bu yüzden muhtemelen aşağı inmez."

"Aman neyse... Elden bir şey gelmez."

Asanagi ailesi, anne babası, Asanagi ve Asanagi'nin abisi Riku-san'dan oluşan dört kişilik bir aileydi. Babası bugün işteymiş gibiydi.

Yine de, abisine de selam vermem gerektiğini düşünmüştüm ama o da başka bir fırsatta olur artık.

"Ah, Anne. Yuu'nun ailesine, bugünkü olayı..."

"Amami-san'ın ailesini ilgilendiren bir durum olmadığı için, merak etme, haber vermedim. Gerçi, Masaki-san'dan gelen telefon otuz dakika daha geç olsaydı, haber vermiş olabilirdim."

Bu anlamda da kıl payı kurtulmuşuz anlaşılan. Anneme tekrar teşekkür etmem gerekecek.

"Bak, daha önemlisi Maehara-kun. Bizim Umi ile nasıl arkadaş oldunuz acaba? Umi'ye soruyorum ama 'Anne, seni ilgilendirmez ki' deyip anlatmıyor."

"Ş-şey, Anneciğim...! M-Maehara, senin de söylemene gerek yok."

"Gördün mü, işte böyle. Kızım nihayet eve ilk erkek arkadaşını getirdiğine göre, böyle tanışma hikayeleri, teyze olarak beni çok meraklandırmaz mı?"

"Ha? İlk mi... oluyor?"

Amami-san sık sık geliyordur ama karşı cinsten biri olarak, anlaşılan ilk erkek arkadaşı benmişim.

Asanagi ortaokula kadar kız lisesinde okuduğu için bu doğal olabilir ama tekrar 'ilk' denince tuhaf hissediyorum.

"Ş-şey... o konu da ilgisiz, o yüzden boş ver. Bak, Maehara'nın da öyle geveze bir teyzeyle uğraşmasına gerek yok. Al, şeftali ye şeftali. Tatlı ve lezzetli."

"Aaa, beceriksiz olmasına rağmen kendi elleriyle soyup vermesi ne kadar da nazikçe, değil mi? Son zamanlarda eve pek arkadaş getirmediği için endişeleniyordum ama, Umi de şaşırtıcı derecede küçümsenecek biri değilmiş. Seni gidi seni~"

"K-kim yaptırıyor ki bana bunu! Of, Anne aptal!"

"Maehara-kun, Umi'ye bundan sonra da iyi bak olur mu? Böyle bir çocuk ama özünde çok dürüst ve iyi bir kızdır. Ah, eğer istersen bir dahaki sefere burada kalmaya ne dersin? O zaman ben de göz kulak olabilirim, içim rahat eder... Evet, bu harika bir fikir."

"Aah, aah, sus artık! Maehara, ben izin veriyorum, annemin ağzını dikiver!"

"O-o kadarı da artık..."

Sabah sabah epey gürültülü ama genellikle tek başıma yemek yediğim için, böyle bir atmosferin de fena olmadığını düşünüyorum.

Daha sonra, konuşmak isteyen Sora-san ile ketum Asanagi arasında kalıp zorlanırken bile, bu ortamdan şaşırtıcı bir şekilde keyif alan ben vardım.

Misafirlik meselesi, Asanagi ailesini ziyaretim de dahil olmak üzere, özellikle hiçbir olay yaşanmadan sorunsuz bir şekilde sona ermişti ama ertesi haftadan itibaren, Asanagi ile benim aramda ince bir değişiklik oldu.

"Günaydın, Umi!"

"Her zamanki gibi bugün ikinci kez oluyor ama neyse, günaydın, Yuu. Ne oldu? Ne var? Bugün çok mutlu görünüyorsun."

"Eeeh? 'Ne' derken, biliyorsun işte~. O şey işte, o."

Amami-san gizlice bana göz kırptı. Bugün Çarşamba──evet, önceden sözleştiğimiz gibi, Amami-san'ı evime davet edeceğim gündü.

Olaydan hemen sonraki hafta olduğu için, dürüst olmak gerekirse bir hafta kadar ertelemek istemiştim ama Amami-san'a böyle bir şey söylemem mümkün değildi, bu yüzden sonunda planlandığı gibi oldu.

Ve bu mesele, anneme rapor vermemi de zorunlu kıldı. Asanagi ile olan olaydan sonra, eve bir kız davet ettiğimde anneme de mutlaka söyleyeceğime dair söz verdirtmişlerdi.

Elbette, bundan sonra Asanagi ile oynarken de durum aynıydı.

Anneme bunu söylediğim zamanki halini, hâlâ canlı bir şekilde hatırlayabiliyorum.

O kadın, resmen sandalyeden yuvarlanıp düşmüştü.

'Öğğ, Umi-chan yetmezmiş gibi bir de onun en yakın kız arkadaşı da mı...! Ah, oğlum, o içine kapanık oğlum, ne ara bir harem kahramanı gibi oldu...!'

Kendi oğluna karşı ne biçim laflar bunlar diye düşünürüm. Amami-san'ın da Asanagi'nin de sadece sınıf arkadaşı ve sadece arkadaş olduğunu açıklamama rağmen, annem ısrarla Amami-san'ı da tanıştırmamı söyleyip duruyordu.

"Ha? Ne ne? Yuu-chin, yine Asanagi ile bir yerlere mi gidiyorsun? Beni de katın!"

"Nina-chi'ye ayıp olacak ama bu sefer kusura bakma. Bugün Umi ile ikimiz takılacağız. Tamam mı?"

"İşte öyle. Niina, bu arada peşimizden gelirsen ne olacağını biliyorsun, değil mi?"

"A, evet."

Geçen seferki olayda Asanagi'den azar işitmiş gibiydi, Nitta-san da şaşırtıcı derecede uysaldı.

' (Maehara) Nitta-san, iyi gibi mi?'

' (Asanagi) Bilmiyorum ama öğle yemeğinde ekstradan bir daha tembihlerim.'

' (Maehara) Anlaşıldı. O zaman okul çıkışı görüşürüz.'

' (Asanagi) Hımm, anlaşıldı. Ah, doğru. Ben de Maehara'nın el yapımı tatlılarını dört gözle bekliyorum.'

' (Maehara) Pek bir numarası yok ama...'

' (Asanagi) Ne? Ev işi becerileri düşük olan bana ve Yuu'ya mı sataşıyorsun?'

' (Maehara) Ah, doğruydu.'

' (Asanagi) Seni pislik.'

Her zamanki gibi gizlice mesajlaştıktan sonra, Asanagi'ye baktım. Normalde, kimseye belli etmeden gizlice el sallamak gibi bir tepki verirdi ama,

"............!"

Bu hafta başından beri, göz göze gelsek bile yüzünü çevirmesi sıklaşmıştı. Bazen derslik değiştirmelerde falan yakınlaşsak da, o zaman da aynıydı, başıyla bile selam vermiyordu.

Telefonda her şey normal olduğu için, benden nefret ettiğini sanmıyorum ama.

Okul çıkışı, apar topar eve dönen ben, malzemeleri hazırlarken, Asanagi, Amami-san'ı da yanına alarak odaya geldi.

"Hehe, bugün de sana emanetiz, Masaki-kun."

"E-evet, sana da. ...Bir de Asanagi-san'a da."

"Ah, evet. Bugün ben bu kızın dadısı olduğum için, neyse, bana aldırmayın."

İnsanların önünde Asanagi ile olan bu etkileşim ama nasıl davranmam gerektiğini hâlâ bilemiyorum.

Bugün özellikle Amami-san'ın misafir olması da cabası, daha da gergin hissediyorum, diyebilirim.

Yakın olmamıza rağmen öyle değilmiş gibi davranmak, nedense içimi rahatsız ediyor.

"Of, hem Umi hem de Masaki-kun çok katısınız. Özellikle Umi, nihayet arkadaş olduğunuza göre, daha her zamanki gibi konuşun."

"Ha, hayır, sadece Yuu arkadaş oldu, ben daha çok arkadaşın arkadaşıyım──"

"Arkadaşın arkadaşı olduğunuz için bile, iyi geçinmelisiniz. Hadi, ikiniz de el sıkışın el sıkışın. Arkadaşlığın nişanesi."

"..."

El sıkışma düzeyinde fiziksel temas şimdiye kadar birkaç kez olmuştu ve Asanagi'den başımın okşandığı da olmuştu──neden acaba, bu tuhaf gerginlik hissi?

Asanagi ile ben, birbirimizin ellerine baktık.

"Hadi, ikiniz de 'memnun oldum' deyin."

"...Şey, bizim prenses öyle dediği için, şimdilik..."

"E-evet, öyle."

Böyle diyerek, Asanagi'nin sağ elini hafifçe sıktım.

Her zamanki gibi, pürüzsüz ve ipek gibi bir eldi. Güzellik konusunda Sora-san inanılmaz hevesliymiş, Asanagi de onu taklit ede ede doğal olarak böyle olmuş.

Buna karşılık benim ellerim ise, günlük ev işleri yüzünden genç olmama rağmen cildim biraz yıpranmış ve pürüzlü olduğu için, dokunduğumda bu kadar fark olmasına şaşırdım.

"...Pekala, ben yemek yapacağım, o yüzden ikiniz de oturup televizyon falan izleyerek bekleyin."

"Aslında yardım etmek isterdim ama hem ben hem de Umi işe yaramaz olduğumuz için... Hımm, elden bir şey gelmez."

"Yanımda da aynı durum. Burada Maehara-kun'un dediği gibi uslu duralım mı?"

Amami-san'ı Asanagi'ye bırakıp, ben de yemeğe giriştim.

Gerçi, öyle ahım şahım bir şey değildi. Geçen gün birlikte öğle yemeği yerken konuştuğumuz gibi, 'sadece yumurta ve muzla yapılan sufle pankek'ti.

Yapılışı zor değildi; önce yumurtaları sarısından ve beyazından ayırıp, beyazlarını kabarık bir köpük haline gelene kadar çırparak mereng hazırlıyor, ardından ezilmiş muz ve sarılarını karıştırıp merenge ekliyor, geriye de sadece tavada pişirmek kalıyordu.

Elbette, mereng ile muzu birleştirirken fazla karıştırmamak gibi, hamuru yaparken biraz püf noktası gerektiren kısımlar da vardı ama birkaç kez denersen kendiliğinden elin alışıyordu.

"Tamam, gerisi pişmesini beklemek... Aaa? İkiniz ne yapıyorsunuz?"

Pankekler pişerken kahve hazırlığı yapıyordum ki, bir de ne göreyim, ikisi gürültülü bir şeyler yapıyordu.

"Ah, affedersiniz. Biraz oyun ödünç almıştım da... A, biraz Umi, birdenbire başlamak haksızlık ama!"

"Aah, ölüm kalım savaşında haksızlık falan olmaz ki~ Savaş alanında gözünü kaçıran ilk katledilir~ Orayı anlamanız lazım~"

Anlaşılan ikisi de benim oyunuma dalmıştı. Oynadıkları, Asanagi ile benim her zaman oynadığımız rekabetçi bir oyundu.

Daha doğrusu, şu Asanagi, Amami-san'ın acemi olduğunu bildiği halde hiç acımıyor.

Ben de oyun içinde Asanagi'yi darmaduman ettiğim için başkasına laf edemem ama neyse, çocukça bir davranış.

"Ş-şey, Umi, iyi değil misin? Neden o kadar çatır çatır vurabiliyorsun?"

"Son zamanlarda abimin odasındakini ödünç alıp oynuyorum da. ...Şşş, bu benim zaferim. Hadi hadi, tatlılar hazır gibi, soğumadan yiyelim."

"Umiii~...?"

"Haha... N-neyse, yemekten sonra biraz daha oynayabiliriz. İstersen nasıl yapıldığını öğretebilirim."

"Gerçekten mi? O zaman, lütfen bana öğretin, Üstat!"

"Ü-üstat... B-ben de size emanetim..."

Böyle şeylere ilgi duymayacağını sanmıştım ama oyun oynarkenki ifadesine bakılırsa, Amami-san'ın da bağımlısı olacağına dair bir işaret varmış gibiydi.

Tatlıları yedikten sonra hemen oyun oynamaya devam edecek olursak──zaman konusunda yeterince dikkatli olacağım ama yine de anneme biraz daha uzun oynayacağımızı bildirsem iyi olabilir.

Oyuna bir ara verip, taze taze pankekleri yemelerini sağladım.

Normalde daha umursamazımdır ama Amami-san ve Asanagi'nin yiyecek olması sebebiyle bu seferki en iyisi olduğunu düşünüyorum. Taze taze, puf puf. Yumurta aklarını her zamankinden daha çok çırpmaya değmişti.

Üç eşit parçaya bölüp, önce ikisinin yemesini sağladım.

"Puf... Bu ne böyle, puf puf... Biraz şekeri az ama o yüzden muz yiyormuş gibi hissettiriyor. Umi, bu harika değil mi?"

"...Evet, bu lezzetli."

"Bunun kalorisi, normal malzemelerle yapılanın yaklaşık üçte biri kadar olduğu için, o yüzden bol bol tereyağı veya şurup kullansanız bile vicdan azabı çekmezsiniz... Ekstra yapabilirim ama ikiniz ne dersiniz?"

"İsterim~!"

"...Ben de."

Anlaşılan beğenmişlerdi.

Amami-san mutlu bir gülümsemeyle. Asanagi ise 'Hımm,' diye mırıldanarak.

İnsanlara yemek yedirince, böyle farklı tepkiler almak, yapan kişi için fena bir şey değildi.

"Masaki-kun, şey... kalmamış da... Ehehe~"

Çekingen bir şekilde söyleyen Amami-san'ın pankekleri, çoktan tertemiz bitmişti.

"Her zamankinden daha fazla malzeme hazırladığım için hâlâ yapabilirim ama bir daha ister misiniz?"

"Olur mu? O zaman, lütfen!"

"Asanagi-san'a ne dersiniz?"

"...Alırım."

Ve Asanagi'nin tabağı da elbette bembeyazdı.

"Anlaşıldı. İkinize de."

"Ah, Masaki-kun. Fırsat varken, yanınızda izleyebilir miyim? Ben de bir dahaki sefere evde yapmak isterim."

"Yuu, dürüstçe teyzenden yapmasını istesen ya? Biz yaparsak kara bir disk olur."

"Hımm~, düzgünce öğretilirse yapabilirim. Değil mi, Masaki-kun da öyle düşünüyorsun?"

"Neyse, bir yere kadar zamanı falan ölçer, ve ters çevirme işaretlerini kaçırmazsan."

"...O zaman ben de izleyeceğim."

Böylece, bu sefer Amami-san ve Asanagi'nin arasına sıkışmış bir şekilde yemek yapmaya başladım.

"Yapışmaz pişirme kağıdı serilmiş tavaya hamuru döktükten sonra, önce kapağını kapatıp yaklaşık beş dakika öylece ısıtın... Daha sonra da hamurun kabarma derecesine bakarak karar veriyorsunuz sanırım. Hamur çiğliğini kaybedip puf puf olduğunda işaret vermiş olur, geriye de yarısını katlamak kalır."

"Ooo~, gerçekten de. Kolaymış."

"Yapılış şekilleri internette tarif ararsanız bir sürü çıkar, bilmediğiniz zaman oradan faydalanabilirsiniz. Ayrıca, temel olarak tatlıları ölçüsüne ve zamanına göre yaparsanız, biraz kararsa bile, şey..."

"...Ne? Karanlık madde ya da odun kömürü demek istiyorsan, söyleyebilirsin yani?"

"Hayır, öyle değil... Ayy!"

Amami-san'ın göremeyecek olmasından faydalanarak, Asanagi yan tarafımı sıkıca çimdikledi. Canımı yakarsa Amami-san'ın fark edeceğini bildiği için elini hafif tutuyordu ama dalga geçmek amacıyla söylemediğim için beni affetmesini dilerdim.

Ekstra porsiyonları da üçümüz güzelce bitirdikten sonra, tekrar oyuna döndük.

"Hehe, bekle de gör Umi. Masaki-kun'un öğretilerini aldıktan sonra, bu sefer sana gününü göstereceğim."

"Hah, o kadar görünüş odaklı bir avatar ve silahlarla ne yapabilirsin ki? O sevimli yüzünü, gurur duyduğum ağır zırhımla havaya uçuracağım."

Karakter oluşturma ve ekipmanların serbestçe seçilebildiği bir moddu ama Amami-san tamamen sevimli görünümlü karakterler ve ekipmanlar seçmişken, Asanagi ise durmadan saldıran, savunmayı ikinci plana atan bir tipti.

Oyun deneyimi ve karakterlerin statü üstünlüğü farkı da olduğu için, bu farkı kapatmak için oyun becerilerini geliştirmekten başka çare yoktu.

"Şöyle ki... Öncelikle temel olarak, düşman görseniz bile telaşlanmayın, körlemesine mermi yağdırmak yerine düzgünce nişan alın. Yüksek yerler veya siperler gibi, her zaman avantajlı savaşabileceğiniz yerlerde savaşın... Daha bir sürü şey var ama önce bunlardan başlayalım."

"Evet."

Asanagi ile olan maça devam ederken, Amami-san'ın yanında yavaş yavaş tavsiyelerde bulundum.

Ve sonuçlar hemen ortaya çıktı.

"Temellere sadık kalarak... Dikkatlice nişan alıp... İşte!"

"Ah."

"Ooo, yaşasın, Umi'den ilk kez bir öldürme aldım!"

Benim tavsiyelerimden on dakika kadar sonra püf noktasını mı kapmıştı acaba, Amami-san o zamana kadar perişan olduğu Asanagi'den ilk zaferini koparmıştı.

Asanagi de evde pratik yaparak ve hafta sonları benimle oynayarak oyunda iyi hale geliyordu ama.

Az önce gösterdiği Amami-san'ın o parlak oyunu, sadece bir anlıktı ama benim normalde yaptığımdan daha iyi bir şeymiş gibi hissettirdi.

Bu tür oyunları neredeyse hiç oynamadığını söylüyordu ama basitçe becerikli bir yeteneği olabilir.

"Hıh... Ş-şimdiki sadece biraz dalgınlığımdandı, tamam mı? C-ciddi değildim ki."

"Hehe~, öyle mi, o zaman bir dahaki sefere ciddi Umi'yi yeneceğim!"

Daha sonra tavsiye vermeyi bıraktım, geriye de ikisinin maçını izlemek kaldı.

"Şu ufak tefek şeye bak sen...!"

"Bak bak, buradayım Umi-chan. Yakala bakalım~!"

"Ş-şu kız, cidden...!"

En yakın arkadaşların savaşı beklenenden daha hararetli geçti ama oradan bir saat kadar daha oynadıktan sonra süre doldu.

İkisi de hâlâ oynamaya doymamış gibiydi ama fazla uzatıp geç kalmak olmazdı. Özellikle birkaç gün önce pot kırdığım için, orada kesinlikle dikkatli olmalıydım.

"Hımm, sonuçta ondan sonra sadece üç kez kazanabildim... Nedense sinir bozucu."

"Bayağı oynayan bana karşı kazanabilmesi bile, oldukça şaşırtıcıydı."

Asanagi'nin dediği gibi, bu tür oyun becerileri gerektiren oyunlarda, özellikle deneyimsiz acemilerin kazanması zordu.

Benim tavsiyelerim olsa bile, daha önce kumanda falan eline sayısız kez almamış olan Amami-san'ın, Asanagi'den zaferi kapması oldukça harika bir şeydi.

"O zaman görüşürüz, Masaki-kun. Bir dahaki sefere yine birlikte oynayalım."

"Ah, evet. Bir dahaki sefere."

Mümkünse bunun son olmasını isterdim ama bu havaya bakılırsa bir dahaki sefere de olacak gibi hissediyorum.

"Umi, ne oldu? Hadi çabuk gidelim."

"Aah... Affedersin, bir şey unuttum. Hemen yetişirim, Yuu sen önden gider misin?"

"Ha? Unuttuysan ben de arayayım..."

"Sorun değil, sorun değil. Nereye koyduğumu hatırlıyorum. Hadi, zaten ayakkabılarını giydin, git git."

"Öyle mi? O zaman iyi... O zaman ben önden gidiyorum."

Yarı kovalar gibi bir tavırla, Asanagi, Amami-san'ı antreden dışarı itti.

"...Yoruldun, Asanagi."

"Sen de öyle, Maehara."

Böylece, o gün ilk kez Asanagi ile baş başa kaldık.

"...Gerçekten, pes doğrusu. O kız, her şeyi yapabiliyor."

"Oyun meselesi mi? Gerçekten becerikli olduğunu düşünmüştüm ama o kadar olursa, aslında isteseniz de pek bir şey──"

"Pek bir şey değilmiş, öyle mi? Bugün bununla bitti ama bundan sonra iki, üç kez daha oynadıkça, Yuu gittikçe daha iyi olacak. Her şeyi, sevdiğini düşündüğü her şeyi bir anda hızla özümsüyor ve ne ara..."

"...Asanagi?"

"...Aah, affedersin, sanki şikayet eder gibi oldum. Neyse, o öyle bir yetenek yumağı gibi bir kız olduğu için, bazen böyle duygulara kapıldığım da oluyor."

"Ah... Bunu bir şekilde anlıyorum gibi."

Dünyada Amami-san gibi iş bitirici insanlar var. İster derslerde ister sporda olsun, insanların onlarca saat harcayarak ancak edindiği bilgi ve becerileri, bir anda kapabilen insanlar.

Her şeyi becerikli bir şekilde halledip, üstelik herkes tarafından sevilince──Amami-san bunu somutlaştıran bir kız olduğu için, Asanagi için çok sevdiği en yakın arkadaşı olsa bile, hep yanında olursa, anlık bir anda, birazcık kıskançlık hissedebilir mi acaba?

"Bu yüzden, bazen Yuu'nun en yakın arkadaşı olarak benim çektiğim zorlukları da anlarsan sevinirim. ...O zaman görüşürüz, Maehara. Bugün de eğlenceliydi."

"Evet. Rica ederim."

"Görüşürüz."

"Evet. Görüşürüz."

O zamana kadar neşeli olan Asanagi'ydi ama... Ayrılırkenki anlık bir anda, yan profilinin nedense çok hüzünlü göründüğünü hissetmem, benim kuruntum muydu acaba?


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.