İşte yine normale döndü. İnsanoğlu gerçekten de çeşit çeşit. Gözlerimi Yamano’dan çekip okul binasının önündeki saate baktım. Artık gitsek iyi olacaktı. Sınıfa geçelim mi artık?
Ne yani, beni görmezden mi geliyorsun, hem de dünya tatlısı alt sınıfın seninle dalga geçerken, diye feryat etti Yamano şaşkınlıkla.
Lütfen halden anla; tuhaf bir tepki vermek istemiyorum. Yani, Hikari gözünü ayırmadan bana dik dik bakıyor! Ödüm kopuyor. Bakışlarıyla beni ezip geçecek sanki.
Hikari’nin yaydığı baskıdan tamamen habersiz olan Yamano, saate şöyle bir bakıp panik içinde çığlığı bastı. Oha, giriş töreni neredeyse başlayacak!
Bize alelacele veda ettikten sonra geri kalanımız ikinci sınıf dersliklerinin olduğu kata yöneldik. Ryomei’de birinci sınıflar ilk katta, ikinci sınıflar ikinci katta, üçüncü sınıflar ise üçüncü katta eğitim görüyordu.
Sınıflarımızın başka bir katta olması okula yepyeni bir hava katmış, dedi Uta.
Bir süre alışamayıp yanlışlıkla birinci sınıfların katına gidebilirim, diye endişelendi Hikari.
Kendi katımıza ulaştığımızda, yeni ikinci sınıflar koridorda, sınıfların önünde toplanmıştı. Kalabalığın arasından sıyrılarak kendi yollarımıza koyulduk.
Sonra görüşürüz!
Görüşürüzzz!
Uta, biz de gidelim artık.
Kızlarla yollarımızı ayırdık; önce birinci sınıfın önünde Hikari, ardından ikinci sınıfın önünde Uta ve Nanase yanımızdan ayrıldı. Biz üç erkek ise üçüncü sınıfa girdik.
Selam, diye gürledi Tatsuya tüm sınıfa hitaben. Arkadaşları hemen selamını aldı.
O, Tatsuya gelmiş.
Sabah sabah! Bu yıl da beraberiz desenize!
Bu, sadece popüler bir sporcunun yapabileceği kadar doğal bir hamleydi. Asla onun gibi olamazdım. Sınıfın içi ne kadar gürültülü olursa olsun, dikkatleri üzerimize çekmeyi başarıyorduk. Ne de olsa üçümüz yan yanaydık, göze batmamamız imkansızdı. Son zamanlarda çok şey yaşanmıştı. Sürekli sorun çıkaran taraf olduğum için içten içe suçluluk duyuyordum.
Natsuki, buraya gel.
Kendi kendime hayıflanırken, sınıfın arkasından adımı duyup sesin geldiği yöne döndüm. Miori eliyle bizi çağırıyordu, yanında da Fujiwara vardı. Arkadaş mı olmuşlardı? Kızların kendi arasındaki ilişkiler beni her zaman hayrete düşürüyordu.
Sabah. Yine aynı sınıftayız demek. Fujiwara, biz üçümüz ona yaklaşırken elini hafifçe kaldırıp selam verdi.
Fujiwara-san, sen de buradaysan bu yıl kafam rahat demektir, dedi Reita gülümseyerek.
O ne demek şimdi, diye sordu kız.
Sınıfı çekip çevirirsin, bize de parmağımızı bile oynatmak düşmez işte.
Beni ayak işçiniz gibi görmeyi kes artık!
Miori, Reita ile Fujiwara arasındaki bu samimi atışmayı bıyık altından izledikten sonra sordu: Ee Natsuki, yeni sınıfımızı nasıl buldun? Herkesle kaynaşabileceğini düşünüyor musun?
Neden sadece bana soruyorsun bunu? Hepimiz aynı çizgiden başlamıyor muyuz?
Diğerleri bir şekilde halleder ama sen utangaçsın, unuttun mu?
Beni küçümseme! Ona rağmen bir sürü arkadaşımın arkadaşı var benim. Günün sonunda, koca bir yıl boyunca arkadaş çevrem pek de genişlememişti. Yine de, iyi ya da kötü, beni gıyaben tanıyan pek çok insan vardı.
Peki bunun sana ne faydası var?
Hiçbir faydası yok ama olsun. Tatsuya ve Reita yanımda ya! Çok ama yüzeysel arkadaşlıklar kurmaktansa, az ve öz dostlukları tercih etmiştim.
Yalnız senin Tatsuya-kun diğer arkadaşlarıyla laflıyor bile.
Miori’nin işaret ettiği yere baktım. Tatsuya, basketbol takımından bir arkadaşıyla keyifle sohbet ediyordu.
Ooo Kijima! Bu yıl aynı sınıftayız!
Aynen öyle! Ama erkek basketbol takımından sadece ikimiz varız burada.
Aşk olsun Tatsuya! Beni öylece satıp gittin mi yani? Bir dakika, yoksa sadece ben mi çok yakın olduğumuzu düşünüyordum? Tatsuya için sıradan arkadaşlardan biri miydim sadece? İçimi kaplayan bu amansız hüzünle şimdi ne yapacaktım?
Kijima benim bu boynu bükük halimi fark edip seslendi: Haybara, bu ne hal? Sahibi tarafından terk edilmiş köpek yavrularına dönmüşsün.
Çok düşünceli çocuktu. Kijima-kun geçen yıl birinci sınıf dördüncü şubedeydi ve spor şenliğindeki maçımız sırasında ayaküstü biraz konuşmuştuk. Tabii ki ben onu ilk hayatımda da basketbol takımında olduğum için zaten tanıyordum.
Yeni sınıf arkadaşlarıyla anlaşıp anlaşamayacağı konusunda kara kara düşünüyor herhalde, diyerek benimle kafa buldu Tatsuya.
Kijima şaşkınlıkla gözlerini dikti. Ne? Haybara öyle biri miymiş ya?
Yeni bir sınıfa geçince endişelenmem çok mu tuhaf yani, diye sordum.
Ben seni daha çok, hani böyle, En büyük benim! Arkamdan gelin! kafasında bir tip sanıyordum, dedi.
Bu da nereden çıktı şimdi!!! Öyle tipler sadece savaş mangalarında olur! Adım gerçekle uzaktan yakından alakası olmayan bir yere çıkmıştı resmen.
Dışarıdan öyle görünür ama içi boştur onun. Lise dörde geçince bir tık eli yüzü düzeldi sadece, diyerek alaycı bir gülümsemeyle söze girdi Miori.
Ha? Kijima-kun bir an duraksadı, sanki bir şeyi hatırlamaya çalışıyordu ve ardından bombayı patlattı: Ama Motomiya, senin de bir ara Haybara’dan hoşlandığını sanıyordum?
Tatsuya kendini tutamayıp kahkahayı bastı.
Miori’nin yüzü kıpkırmızı oldu. K-Kimseye söylemeyeceğine söz vermiştir!
Kijima-kun ona tuhaf tuhaf baktı. Sözü falan boş ver de, bunu Minsta’da bütün dünyaya ilan eden sensin zaten, diyerek gerçeği yüzüne vurdu.
Çok haklı bir noktaydı. İnsanların her şeylerini ulu orta paylaştığı bir çağda yaşıyorduk sonuçta.
Ama benim yanımda bunu açmamak yazısız bir kuraldır! diye çıkıştı Miori, gözleri dolarak.
Yani insanlar senin bu utanç verici geçmişini görmezden gelip durumu idare etmeye çalışıyor, öyle mi? Kijima-kun’un bu patavatsız yorumu Miori’yi can evinden vurdu.
Bu darbe onu tamamen susturdu ve sırasına yığılıp kaldı. Pes ediyorum... Vurun beni gitsin, diye inledi yenilgiyi kabul ederek.
Onun adına biraz üzülmüştüm ama şimdi onu savunmaya kalkarsam başıma gelecekleri biliyordum, burası tam bir cehenneme dönerdi.
Hey Kijima, fazla üstüne gitme, dedi Tatsuya.
Ha? Kötü bir şey mi söyledim ki? Kusura bakma, diye cevap verdi Kijima-kun, kafası karışmış bir halde.
Görünen o ki Kijima-kun biraz patavatsız bir tipti. Gerçi benim de ondan kalır yanım yoktu ya.
Ne oldu Miori? Yeni dönem daha yeni başladı, sen şimdiden yatağa serilmişsin, dedi uzun boylu bir kız, Miori’nin sıraya kapaklandığını görüp yanımıza gelerek. Siyah kısa saçları ve erkeksi bir yüz hatları vardı ama hatları oldukça belirgindi.
Açık konuşmak gerekirse, göğüsleri bayağı büyüktü.
Miori somurtarak kafasını kaldırdı. Ha, sen miydin Mina. Sonra bana dik dik baktı. Natsuki, nereye bakıyorsun sen?
B-Ben bir yere bakmıyordum! Hikari’ninkilerden daha büyük olabilir miydi acaba... Yok canım, kesinlikle öyle bir şey düşünmüyordum!
Kız, Miori’nin ne dediğini pek umursamadan konuşmaya devam etti. Sen Haybara-kun’sun, değil mi? Senin hakkında çok şey duydum, dedi yayvan bir sesle.
Ha, evet. Merhaba... Oldukça kendine has bir konuşma tarzı vardı. Aheste aheste konuşuyordu ve bu kulağa hoş geliyordu. Onunla daha önce hiç konuşmamıştım ama aynı sınıfta olduğumuz için buralarda çok görmüştüm. Miori ile kızlar basketbol takımındasın, değil mi?
Evet. Geçen yıl birinci sınıf üçüncü şubedeydim. Ben Kurahashi Mina. Tanıştığımıza memnun oldum, diye karşılık verdi.
Biraz gamsız bir kızdır. Ona iyi davran, diye ekledi Miori.
İşte böylece, yavaş yavaş yeni bir çevre oluşuyordu. Sınıfa göz gezdirdim. Öğrenciler şimdiden yedi sekiz gruba ayrılmış, hararetle sohbet ediyorlardı. Bu manzara bana, insan ilişkilerinin ilk günlerdeki tutumuna ne kadar bağlı olduğunu bir kez daha hatırlattı.
İlk yıl ne kadar çok arkadaşın olursa olsun, okulun ilk günü orada yoksan bir anda arkada kalıveriyordun... Yanımdaki Reita, Tatsuya ve Miori’nin yanı sıra artık üç yeni yüz daha vardı: Fujiwara, Kijima-kun ve Kurahashi-san. Acaba bundan sonra takılacağım grup bu mu olacaktı?
Şey, Natsuki.
Ama bana mı öyle geliyordu yoksa beni tamamen dışlayıp kendi aralarında mı kaynatıyorlardı?
Natsuki, dünyadan Natsuki’ye.
Bir dakika, yoksa bu yeni grubun bana ihtiyacı falan yok muydu?
Natsuki! Huu! diye biri aniden kulağımın dibinde bağırdı.
Oha! Ne oluyor?! Arkama döndüğümde gözlüklü, ufak tefek bir çocukla karşılaştım. Çok iyi tanıdığım bir yüzdü bu. O-Oh, sen miydin Mei. İnsan gibi selam veremiyor musun?
Ama deminden beri adını sesleniyorum... Anladım, varlığım o kadar silik ki fark edilmiyorum işte. Gözleri uzaklara daldı, hüzünlü bir hal aldı.
Şimdi söyleyince hatırladım, sanki birinin adımı sayıkladığını duyar gibi olmuştum. A-Ama bak Mei, aynı sınıftayız işte!
Tepkine bakılırsa beni tamamen unutmuştun, değil mi? Melankolik bakışlarını üzerime dikti.
Ne alakası var! Grup arkadaşımı nasıl unuturum ben?!
Ben ne kadar çırpınsam da Mei’nin şüpheci bakışları değişmedi. Önemli değil. Alıştım zaten silik biri olmaya, diye mırıldandı üzgünce.
İnan bana! Sadece birazcık unutmuşum! Minicik, ufacık bir şey yani!
İnsan birini birazcık unutmaz!
Biz böyle laf dalaşına girmişken, gözüm aniden Mei’nin yanında duran kıza takıldı.
G-Günaydın. Bayağıdır görüşemedik, dedi çekingen bir tavırla. Mei’nin kız arkadaşı Funayama-san’dı bu.
Funayama-san, günaydın. Bu yıl da beraberiz, diye selam verdim nazikçe. Geçen yılki spor şenliği komitesindeki görevimiz sırasında birbirimize epey ısınmıştık. Şimdi düşününce, geçen yılki komite üyelerinin hepsi aynı sınıfa düşmüştü.
A, gerçekten de öyle. Geçen yıl hepimiz farklı sınıflardaydık... Funayama-san şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı ve ardından gülümsedi. Ne büyük tesadüf ama.
Şizuki-chan, aynı sınıftayız! diye haykırdı Miori. Funayama-san’ı fark edince Reita ve diğerlerini bırakıp hemen yanımıza gelmişti.
Sizinle aynı sınıfta olduğuma çok sevindim, dedi Mei.
Değil mi ya. Sınıfta hiç arkadaşım olmasaydı ne yapardım bilmiyorum. Çok stres olmuştum, dedim çok bilmiş bir tavırla.
Miori biz içe dönük tiplere bakıp sırıttı. Natsuki ile aynı sınıfta olduğuna mı sevindin? Yoksa bu yıl sevgilinle aynı sınıfta olduğuna mı desek daha doğru olur?
L-Lütfen benimle dalga geçmeyin! Ama evet, tabii ki ona da çok sevindim! diye dürüstçe itiraf etti Mei, utanmasına rağmen.
Funayama-san’ın yanakları anında al al oldu.
Yarım yılı aşkın süredir çıkıyorlardı ama hala ilk günkü gibi taze ve masum bir çift gibiydiler... Gerçi bunu yargılayacak son kişi bendim. Onlarla kafa bulmamalıydım.
Çok geçmeden Reita ve diğerleri de yanımıza geldi.
"Sen Natsuki’nin gruptaki arkadaşı Shinohara-kun’sun, değil mi? Ben Shiratori Reita. Tanıştığımıza memnun oldum." Elini uzattı.
Mei panik halinde elini sıkıverdi. "Ah, evet! B-Ben de tanıştığımıza çok memnun oldum!"
"Funayama-san, sen önceden üçüncü şubedeydin, değil mi? Bir mahsuru yoksa biraz sohbet etmek isterim," diyen Fujiwara, Funayama-san’ı kendi arkadaş grubuna doğru yönlendirdi.
Fujiwara her zamanki gibi çok düşünceliydi. Etrafında olup biten her şeye karşı her zaman dikkatliydi. Onun bu yönünü kendime örnek almalıydım.
İşte yeni sınıftaki arkadaş grubumuz bu şekilde kurulmuş oldu.
"...Güzel bir yıl geçirelim," dedi Reita.
Geri kalanımız da benzer temennilerle ona katıldık. Hikari, Uta ve Nanase’yi şimdiden özlüyordum ama yeni arkadaşlıklar kuracak olmak da beni heyecanlandırıyordu. İçimde hafif bir endişe vardı ama bir şekilde bu yeni yılın da üstesinden geleceğime inanıyordum.
Bugünkü dersler oldukça rahat geçti; yeni sınıf öğretmenimizin kendini tanıtması ve bu yıl göreceğimiz konuların genel hatlarından bahsetmesiyle bitti. Ilık bahar havasının da etkisiyle sınıfa iyice gevşek bir hava çökmüştü. Doğrusunu söylemek gerekirse uykudan ölüyordum ama dayanmayı başardım.
Okul çıkışında herkes kendi kulüp faaliyetlerine dağıldı. Bugün bizim de grup provamız olduğunu söyleyebilmeyi çok isterdim ama Yamano yanımızda yoktu; çünkü birinci sınıflar sabah salıverilmişti. Zaten okula ayak bastıkları ilk günden onları hemen kulüp işlerine alet etmek acımasızca olurdu. Kaldı ki kulüplerin tanıtım günleri yarın başlayacağı için birinci sınıfların henüz kayıt ol seçeneği bile yoktu. Bu yüzden ben de bugünü Café Mares’te bir mesai alarak değerlendirmiştim.
"Heeey, Mei. Hadi işe gidelim," diye seslendim iş arkadaşıma.
"Tamamdır. Bir saniye!" Mei eşyalarını toplamayı bitirir bitirmez koşturarak yanıma geldi. İkimizin de grup provaları olduğundan genellikle aynı vardiyalarda çalışıyorduk. "Biliyor musun Natsuki, seninle aynı sınıfta olmak gerçekten çok değişik bir his."
"Benim için de öyle. Hâlâ alışamadım... Sahi, Funayama-san ile birlikte yürümek istemiyor muydun?"
"Gerek yok. Shizuki’nin bugün kulüp toplantısı var."
"Oha, ne zamandan beri birbirinize ön adlarınızla hitap ediyorsunuz?"
"Bunu yüzüme vurmana gerek yoktu! Hem biz sevgiliyiz, unuttun mu?!"
"Her neyse, Funayama-san bir kulüpte mi? Bundan hiç haberim yoktu."
"Edebiyat kulübünde."
"Ha? O zaman Hikari ile birlikteler."
"Hoshimiya-san ile arkadaşlarmış zaten."
Ne? Bunu ilk defa duyuyordum. Dünya gerçekten çok küçük.
"Sahi, bugün Nanase-san da bizimle aynı vardiyada değil mi?" diye sordu.
"Evet. Çıkmadan önce karşılaşsak güzel olurdu aslında... Ah, bak oradalar."
Sınıftan çıkar çıkmaz koridorda Tatsuya ve Nanase’nin tatlı tatlı sohbet ettiğini gördük. Her zamanki gibi çok yakındılar.
"Ah, Haibara-kun." Nanase beni görünce elini göğüs hizasına kaldırıp hafifçe salladı.
Hmm, benim favorim bugün de çok sevimliydi. Ama yine de bir şeyler eksikti. "Abiciğim demen gerekmiyor muydu?"
Nanase telaşla yanıma sokuldu ve fısıldayarak söylendi: "Şu konuda biraz sessiz olur musun lütfen? Etrafta insanlar var!"
"Yani etrafta kimse olmasa sorun yok mu?" diye sordum.
"Gerçekten sinirlenmek üzereyim, Haibara-kun."
"Aman be, seninle dalga geçmek istememiştim. Sadece bana abiciğim demeni arzulamıştım, o kadar..."
"Bu daha da berbat!"
Galiba bu sefer baltayı taşa vurmuştum.
"Bir sorun mu var?"
İkimiz birden fısıldaşmaya başlayınca, Tatsuya ve Mei bize meraklı gözlerle baka kaldı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.