Geçmişin Yan Yankıları

"Y-Yok bir şey." Nanase boğazını temizleyip benden biraz uzaklaştı. Ama hemen ardından sessizce, bakışlarıyla üzerimde baskı kurdu. O bakış tek bir şey diyordu: "Ağzından tek bir kelime bile kaçırmasan iyi edersin."

Biliyorum, biliyorum. Ne de olsa senin abinim.

Kasvetli havayı sezen Mei konuyu değiştirdi. "Nagiura-kun, Nanase-san, siz ikiniz ne hakkında konuşuyordunuz?"

"Öyle havadan sudan şeyler. Birbirimize yeni sınıflarımızdan bahsediyorduk," diye cevap verdi Nanase.

"Aynen. Ben de bizim sınıfta çok eğleneceğimizi düşündüğümü söylüyordum. Siz de katiliyorsunuz, değil mi?" dedi Tatsuya.

"Evet, ben de birkaç yeni arkadaş edindim. Sen ne durumdasın, Nanase?" diye sordum.

"Özel bir şikayetim yok. Uta beni bir sürü kişiyle tanıştırdı. O kızın çevresi gerçekten inanılmaz geniş. Dürüst olmak gerekirse biraz yoruldum ama ilk günden kaçınılmaz bir durum bu." Nanase burukça gülümsedi. Uta’nın elinde adeta oyun hamuruna dönmüştü.

"Nanase, bugün sen de çalışıyorsun, değil mi?" diye sordum. Sanırım bugünkü vardiyada üçümüz ve Kirishima-san vardık. Bizim kemik kadro.

"Evet. Yavaştan çıksak iyi olur, yoksa geç kalacağız," dedi.

"Görüşürüz. Ben de antrenmana geçeyim." Tatsuya el sallayarak kulüp binasına doğru gözden kayboldu.

Üçümüz merdivenlerden inip ana kapıdan dışarı adım attık.

"Bu arada, galiba zam alacakmışız." Nanase bize bu müjdeli haberi verdi.

"Cidden mi?" diye sordum.

"Yakında birinci yılımızı dolduracağız, o yüzden elli yenlik bir zam yapılacağını söylediler," dedi.

Elli yenlik bir zam mı? Bu aylık gelirimi bayağı etkiler. Belki de almaktan vazgeçtiğim o efekti nihayet alabilirim!

"B-Ben de dahil miyim?!" diye sordu Mei, gözleri umutla parlayarak.

Nanase kıkırdayıp omuz silkti. "Sen bizden yarım yıl sonra başladın, yani senin için henüz erken."

"Hadi ya..." Abartılı bir edayla öne doğru devrildi.

Tepkileri her zamanki gibi çok eğlenceliydi. "Vay be, bir yıl oldu mu gerçekten?"

"Evet. Seni işe davet etmekle ne kadar doğru bir karar verdiğimi şimdi daha iyi anlıyorum," dedi Nanase.

"Ağzımdan lafı aldın. Kafe o kadar harika bir ortama sahip ki sonsuza dek orada çalışmak istiyorum," dedim. Mesele sadece Nanase ve Mei de değildi; müdürle ve diğer çalışanlarla da iyice kaynaşmıştım. Orada kendimi rahat hissediyordum. Üstelik yemek yapmayı da seviyordum.

"Bu iş sayesinde insanlarla konuşma konusunda kendimi çok geliştirdim," dedi Mei. "Eskiden acayip endişeliydim, ilk başlarda hiç arkadaş edinememiştim. Hepsi senin sayende, Natsuki." Aniden duraksadı, sonra dönüp bana baktı. "Bir dakika, bu durumda lise hayatımın bu kadar güzel gitmesini sana borçlu olduğumu kabul etmem gerekmiyor mu? Gruba katılmam da senin sayendeydi... Hatta Shizuki ile çıkıyor olmam bile..."

"Saçmalama, hiç de öyle değil," dedim.

"Öyle. Benim için yaptıklarından sonra sana bir ömür boyu borçluyum."

Ben sadece grubumuz için bir basçı bulmaya çalışıyordum, Funayama-san’ın da en başından beri Mei’ye karşı hisleri vardı zaten. Gerçekten pek bir şey yapmamıştım. Bu yüzden lütfen bana tapmayı bırak.

"Tanrım, Buda’m, Natsuki-sama’m..." diye kendi kendine konuşmaya başladı.

İlahlaştırılmamın an meselesi olmasından korkarak konuyu zora ki değiştirdim. "N-Nanase! Piyano nasıl gidiyor son zamanlarda?"

"İlerleme gayet pürüzsüz. Adım adım ilerliyorum ama yakında büyük sahnede şansımı denemeyi planlıyorum."

Nanase, okulun müzik festivalinde zihnindeki o bariyeri aştıktan sonra piyano çalmaya devam etmişti. Tek bir başarı, yaşadığı travmayı tamamen atlattığı anlamına gelmiyordu elbet. Bu yüzden ailesine ve doktoruna danışarak sahneye çıkma sıklığını temkinli ve kademeli bir şekilde artırıyordu. Fakat son zamanlarda performanslarının ölçeğini de büyütmeye başlamıştı. Bizim yardımımız olmadan da gayet iyi idare edebilirdi artık.

"Yeniden piyano çalabiliyorsam bu senin sayende, Haibara-kun."

"Yok canım, senin kendi çabanın sonucu. Ben sadece ufak bir omuz verdim."

Son zamanlarda çok fazla övgü alıyordum. Dürüst olmak gerekirse bu durum beni huzursuz ediyordu, hatta suçluluk hissi desek daha doğru olurdu. Yaptığım her şey kendi gökkuşağı renklerindeki gençliğime ulaşmak içindi. Bütün bunların sonucunda insanların hayatına olumlu dokunuşlar yapmıştım belki ama bunlar asıl hedefimin yanında sadece tali yan etkilerden ibaretti.

Ertesi gün, okul çıkışı.

Yeni öğrenciler için kulüp tanıtım dönemi başlamıştı, bu da koridorları her zamanki halinden çok daha hareketli kılıyordu. Vay be, geçen yıl bu zamanlar ben de Tatsuya ve diğerleriyle kulüpleri geziyordum. Ne nostaljik ama.

Mei ile hafif müzik kulübüne doğru yola koyulduk. Kulüp odasının, faaliyetlerimizi gözlemlemek isteyen birinci sınıflarla dolup taştığını gördük.

"Bayağı asılıyorlar bu işe," dedim.

"Bugün Armadillo Tank mı çalıyor?" diye sordu Mei.

Kulüp odasının ses yalıtımı gayet iyiydi ama bugün kapı açık bırakıldığı için içeriden süzülen müzik dışarıdan netçe duyuluyordu. Yılın bu ilk zamanlarında, hafif müzik kulübü yeni öğrenciler için karşılama konserleri düzenlerdi. Şu an sahnede, kulüp başkanının önderlik ettiği ve üçüncü sınıflardan oluşan Armadillo Tank grubu vardı. İçeriye göz attığımızda, mevcut kulüp üyelerinin ön sırada ortamı coşturduğunu, birinci sınıfların ise arka taraftan konseri izlediğini gördük. Bu arada Armadillo Tank, geçen yılki okul festivalinde bizden hemen önce sahne alan gruptu.

Etrafa Unison Square Garden'ın "Sakura no Ato (All Quartets Lead to The?)" şarkısının sesleri yayılıyordu. Aksak ritimlerle dolu, karmaşık akor dizilimlerine sahip oldukça tempolu bir parçaydı ama kusursuz çalıyorlardı. Kulüp başkanı Shikano-senpai'nin özellikle muazzam bir ritim duygusu vardı.

"Bana mı öyle geliyor yoksa acayip gelişmişler mi?!" diye söze döküldü şaşkınlığım. Bu şarkı çalması aşırı zor bir parçaydı.

"Kulüp başkanının söylediğine göre bizim performansımızdan ilham alıp antrenman dozunu artırmışlar," diye açıkladı Mei.

Bir yandan sohbet edip bir yandan üst sınıflarımızın performansını izlerken aniden arkamızdan bir ses yükseldi.

"Affedersiniz! Siz Haibara-senpai'siniz, değil mi?"

Arkamı döndüğümde yeni öğrenci oldukları her hallerinden belli olan dört kızla karşılaştım. İçlerinden biri öne doğru bir adım attı, gözlerini heyecan ve heyecan karışımı bir ifadeyle yüzüme dikti.

Başımı salladım. "E-Evet, benim ama...?"

Yüzü bir anda aydınlandı. "Biliyordum! Geçen yılki okul festivalinde çalarken görmüştüm sizi! Gerçekten çok havalıydınız!"

Övgü almak güzel şeydi tabii ama kız... fazla yakınıma girmişti. Bir adım geri çekildim, o ise hemen bir adım öne geldi. Bir saniye, biraz sakin olalım lütfen!

"Hadi Karin, yürü be!"

"Göster gününü kızım, ooo-hoo!"

Arkadaki diğer üç kız tiz sesleriyle arkadaşlarını gaza getiriyordu. Lütfen durun! Yeni öğrencilerin bu enerjisine yetişemiyorum... Benim gibi sahte bir sosyal kelebeğin yapabileceği en fazla şey kibarca gülümsemektir.

"Canlı izleyemedim ama YouTube'da gördüm sizi!"

Hah. Benim haberim bile olmadan viral olan o videodan bahsediyordu. Sadece izlenme sayısına bakınca pek gerçekçi gelmiyordu ama gerçekten o videoyu izleyen insanlarla yüz yüze gelince patlama yaptığımız gerçeği zihnime yeni yeni dank ediyordu.

"Ben de öyle bir konser vermek istiyorum!"

Dördü birden gaza gelip etrafımı sardı, iyice üzerime çullandılar.

Tam o sırada şarkı bitti. "Hey, arkadaki kızlar! Gaza geleceksiniz diye konseri unutmayın!" Armadillo Tank'ın solisti Umahashi-senpai buruk bir tebessümle seslendi.

Ne kadar nezaketsiz davrandıklarının farkına varan birinci sınıflar, mahcubiyetle başlarını öne eğerek özür dilediler. Armadillo Tank bir sonraki şarkıya başladığında kızlar yanımdan ayrılıp dikkatlerini yeniden konsere verdiler.

Cidden iyi kızlar. Umarım hafif müzik kulübüne katılırlar.

"Vay be senpai, bayağı popülersin." Yamano ben fark etmeden dibimde belirivermişti. Armadillo Tank çalmaya devam ederken biz de gürültünün arasında yakın mesafeden laflamaya başladık.

"Birinci sınıfların bizi tanıyacağını hiç tahmin etmiyordum," dedim.

"Ben de öyle ama görünüşe göre sizinkiler bayağı ünlü olmuş. Büyük ihtimalle herkes gideceği okulu merak ettiği içindir. Burada öğrenci olmanın nasıl bir şey olacağını araştırırken okul festivalinin YouTube'daki videosuna denk gelmiş olmalılar."

Haııı. Şimdi oturdu işte. Birinci sınıfların bana neden sürekli baka kaldığını merak edip duruyordum! Sadece gereksiz bir vehme kapıldığımı sanmıştım ama yanılmışım.

"İddiaya girerim bu yılki hafif müzik kulübü başvurularının çoğunluğu sizin performansınız yüzünden buradadır," dedi Yamano.

"İzlemeye gelenlerin çokluğu benim de dikkatimi çekmişti. Gerçekten sebebinin bu olduğunu mu düşünüyorsun?" diye sordum.

Göz kararıyla yaptığım hesaba göre konseri izlemeye yirmiden fazla birinci sınıf gelmişti. Diğer kulüplere kıyasla daha büyük bir odaya sahip olsak da biraz daha kişi gelirse konserve kutusundaki balıklara dönecektik. Kulübümüzde şu an yedi tane üçüncü sınıf, on iki tane de ikinci sınıf vardı. Bu kadar çok istekli üyenin olması harika bir şeydi elbette ama kadroya çok fazla yeni yüz dahil olursa, kulüp odasında ve ikinci müzik odasında antrenman yapacak zamanımız iyice kısıtlanacaktı.

"Haibara-kun, selam. Bu yıl ortalık cidden ana baba günü," dedi ikinci sınıfların grubu Clock Ups'ın solisti Haruyama-kun bana doğru adımlayarak.

Aynı kulüpte olmamıza rağmen pek etkileşime girmezdik. Ne de olsa farklı sınıflardaydık.

"Selam. Clock Ups yarın mı çalıyor?" diye sordum.

"Aynen. Sizin de yeni öğrenciler için bir karşılama konseri vermeniz gerekirdi," dedi.

"Yeni öğrencilerden biri bizim gruba katılacak, o yüzden öyle bir şey yapmamız biraz garip kaçardı," diye karşılık verdim.

"Ben çalmaya gayet razıydım aslında," diye kendi kendine konuştu Yamano hemen yanı başımda ama Haruyama-kun onu duymuş gibi görünmüyordu.

"Ha, doğru ya. Sizin grup da kulübün antrenman rotasyonuna katılacak, değil mi?" diye sordu.

"Planımız o yönde," dedim. "Lütfen bize de yer açın."

Iwano-senpai ayrıldıktan ve Yamano'yu gruba dahil ettikten sonra, o henüz Ryomei'ye kayıtlı olmadığı için okuldan biraz uzaktaki bir stüdyoda antrenman yapıyorduk. Bu durum grubumuzu garip bir konuma sokmuştu.

"Her halükarda, bu kadar çok üyeyle burası iyice daralacak," dedim.

"Evet, kulüp odası ancak belli sayıda insanı alabiliyor. Sence seçmeler falan yaparlar mı?" dedi.

"Hiiç gerek yok," diyerek konuşmamıza bodoslama daldı Serika. "Rüzgara göre yön değiştiren o tipler zaten iki güne kalmaz havlu atar."

Armadillo Tank'ın konseri tam o anda sona erdi ve birinci sınıflar anında Serika'nın etrafını üşüştü.

"Hondo-senpai bu!"

"Ne?! Serika Kanalı'nı işleten kız mı?!"

"Kanlı canlı karşımızda duruyor! Şey, elinizi sıkabilir miyim?"

Benden katbekat popülerdi. Ne de olsa kanalının kırk bin abonesi vardı. Hafif müzik kulübüne göz diken herhangi birinin onun videolarına denk gelmemiş olması imkânsızdı.

"El sıkışmak mı? Şey, olur, neden olmasın." Serika’nın yüzündeki şaşkınlık okunsa da yine de havalı duruşundan ödün vermiyordu.

"Şey, Natsuki." Biri omzuma hafifçe dokundu.

Dönüp baktığımda Mei’yi gördüm. Doğrusunu söylemek gerekirse başından beri yanımda dikiliyordu.

"Ne oldu?" diye sordum.

"Kimse benimle konuşmuyor..." Acı gerçek tam karşımda duruyordu. "Ben de Mishle’in bir üyesiyim oysa..."

Yeni ders yılı daha yeni başlamıştı ama o şimdiden kasvetli bir aura ile kaplanmıştı bile.

"Hadi, gidip pratik yapalım," dedim.

"Beni görmezden gelme!" diye feryat etti.

Ne dememi bekliyordu ki sanki? "Normalde varlığının silik olmasıyla gurur duyarsın oysa."

"Öyleyim ama arada sırada bu durum yine de içimi acıtıyor işte," diye sızlandı Mei.

Onu peşimden sürükleyip Serika ve Yamano ile birlikte ikinci müzik odasına doğru ilerledik.

"Bugünden itibaren kulüp bünyesinde çalışmaya başlıyoruz!" Yamano koridorda neşeyle sekerek ilerliyordu.

"Sonra üst sınıflardaki senpailere selam vermelisin," dedim.

"Öf ya, hiç uğraşamam," diye sızlandı.

"Böyle yapma. Sana ayrıcalık tanınıyor, o yüzden kibar ol."

Yeni yılla gelen en büyük değişiklik, Yamano'nun artık bir öğrenci olması sayesinde hafif müzik kulübünün resmi bir üyesi haline gelebilmesiydi. Bu da grubumuzun artık kulüp odasında ve ikinci müzik odasında çalışma yapabileceği anlamına geliyordu. Stüdyoyu daha az kiralayacaktık, bu da üzerimizdeki maddi yükü hafifletecekti. Yine de bir grupta yer almak tek başına bile masraflı bir işti, bu yüzden Café Mares’teki yarı zamanlı işime devam etmem gerekiyordu.

Ekipmanlarımızı kurmayı bitirdikten sonra, "Konsere sadece iki hafta kaldı," dedi Serika.

Mei tereddütlü bir tavırla, "Aşağı yukarı hazırız sanırım," diye araya girdi.

Serika sert bir ses tonuyla, "Daha katetmemiz gereken çok yol var," dedi. "İnsanlar bizi lise seviyesindeyiz diye hoş görmeyecek."

Mei içini çekti. "Haklısın, doğru..."

"Daha da iyi olabiliriz," diye devam etti Serika.

Onun bu hırsını görünce başımla onayladım. "Nihayetinde bu işi ciddiye almaya karar verdik. Hiçbir şeyden ödün vermek istemiyorum."

İkinci müzik odasındaki hava bir anda ciddileşti. Okuldaki müzik festivalinden sonra grubu ciddiye almaya karar vermiştim. Bu da davet edildiğimiz konsere katılmak ve bir grup olarak daha yüksekleri hedeflemek anlamına geliyordu. Diğerleri de planımı kabul etmişti, biz de böylece pratik seanslarımızın sayısını artırmıştık.

"Tamamdır, 'Black Witch' ile başlayalım," dedi Serika.

Çalışmaları ciddiye almak elbette yorucuydu. Ancak okul festivalinde gördüğüm o manzarayı tekrar yaşamak istiyordum. Tüm gücümü ders dışı etkinliklere vermenin, arzuladığım o rengârenk gençliğin bir parçası olduğuna inanıyordum.

Şimdiki hedefimiz iki hafta sonraki konserdi. En nihayetinde sadece açılış grubu olsak da muazzam bir kalabalığın toplanacağı şüphesizdi. Grubumuz için devasa bir adım olacaktı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.