Mayıs Rüzgârı ve İlk Adımlar

Kiraz çiçeklerinin mevsimi geride kalmış, ağaçların dalları canlı taze tomurcuklarla bezenmeye başlamıştı. Lise hayatımda yaptığım bu yeni başlangıç, şimdiye kadar tıkırında gidiyordu.

"Hey, Natsuki."

"Günaydın Nagiura!"

Sınıfta genelde Nagiura ile takılıyordum çünkü ikimiz de basketbol takımındaydık. Futbol kulübünden Shiratori-kun ve Okajima-kun ile de sık sık laflardım. Bir de Hino-kun vardı tabii. Ama dürüst olmak gerekirse arkadaş çevremi biraz daha genişletmek istiyordum.

"Ödevi yaptın mı?" diye sordu Nagiura.

"Ha? Ödev mi vardı?"

"Ben de yapmadım! Biliyordum benden olduğunu!" deyip sırtıma sertçe bir şaplak indirdi.

Ağır ol yahu, acıdı! Hem şaka bir yana, ne ödevinden bahsediyordu bu? Derslere pek odaklandığım söylenenezdi. Gerçi kitaplara gömülmek popüler olmama yardım etmeyecekti nasıl olsa, çok da fasa fiso.

Tam bunları düşünürken Hoshimiya-san nefes nefese sınıfa daldı. "Herkese günaydın!"

"Selam Hikari-chan. Günaydın."

"Ucu ucuna yetiştin valla. Geç kalacaksın diye ödüm koptu!"

Teleşlandığında bile ne kadar tatlıydı. Sadece odaya adım atmasıyla bile ortamın havası bir anda değişiveriyordu.

Tatsuya beni dürttü. "Ne dik dik bakıyorsun öyle? Hoshimiya'ya mı tutuldun yoksa?"

"Y-Yok canım! Ne tutulması, alakası yok," diyerek panikle yalan söyledim.

Tamam, ilgimi çekiyordu çekmesine ama bu ona aşık olduğum anlamına gelmezdi. Gözlerim sadece gayriihtiyari ona kayıyordu, hepsi bu. Aniden göz göze geldiğimizde neden hep bakışlarımı kaçırmak zorunda kalıyordum ki sanki?

Neyse, zaten Hoshimiya-san ile neredeyse hiç konuşmazdık. Nanase-san anaç bir tavırla sürekli yanındaydı, o yüzden kız hiçbir zaman yalnız kalmıyordu.

"Tatsu, günaydın! Sana da günaydın Haibara-kun!"

Diğer taraftan, Nagiura ile aynı ortaokuldan gelen Sakura-san arada sırada benimle laflardı. İnanılmaz tatlı, sınıfın neşesi olan cıvıl cıvıl bir kızdı.

Hemen inci gibi dişlerimi sergileyip popüler bir çocuk gibi karşılık verdim. "Selam Sakura-san. Günaydın! Her zamanki gibi enerjin tavan yapmııış!"

"E-Evet! Ama senin eline su dökemem!"

Girişimi fazla yüksek sesle yaptığımdan biraz irkilmişti. Sesteki tonlamayı ayarlamakta zorlanıyordum çünkü sesimi yükseltmeye pek alışkın değildim. Yine de artık sosyal bir insandım, bağıra çağıra konuşmak pısırıkça susmaktan katbekat iyiydi.

"Ha ha! Hayatın tadını çıkarmak lazım niyetinde!" diyerek başparmağımla onay işareti verdim.

"Evet, ha ha..." Kıkırdadı.

"Bu çocuk neden böyle garip bir şekilde gaza gelmiş ki? Çok komik."

Sınıftaki kızlar el çırpıp gülerek beni izliyordu.

"Değil mi? İnanamıyorum, cidden kopuyorum. İyi anlamda mı kötü anlamda mı çözemedim ama çok komik."

Arkadan dedikodumu yapıyorlar gibi hissetmiştim... yoksa iltifat mı ediyorlardı? Beni eğlenceli buluyorlarsa taklit ettiğim sosyal insan rolü işe yarıyor demekti. Herhalde.

Zihnim bu düşüncelerle meşgulken Nagiura ve Sakura-san sohbet etmeye başlamıştı bile. Aralarına katılmak istiyordum ama ortaokul günlerinden bir arkadaştan bahsediyor gibiydiler. Fransız kaldığım bir konuydu.

"Baksana Haibara-kun."

Parmaklarımla oynayıp boş boş dururken Shiratori-kun nezaket gösterip laf attı.

"Efendim, bir şey mi oldu?"

Shiratori-kun'un bana yaklaşması pek sık rastlanan bir durum değildi. Genelde Nagiura ile konuştuğunu görürdüm. Beklenmedik şekilde utangaç biri miydi yoksa?

Yüzünde gizemli bir ifadeyle beni süzdü. "Haibara-kun, sen eskiden de böyle biri miydin?"

"Nasıl yani? Kişiliğimi kastettiysen değiştiğini sanmıyorum," diye karşılık verdim. Yoksa liseye geçerken kabuk değiştirdiğimi anladı mı? Şimdilik durumu çaktırmamam gerekiyordu.

"Hmm... Boş ver o zaman. Bir sonraki ders için hazırlansak iyi olacak."

Sonuç olarak ne sormak istemişti ki?

Kafamı karıştırmış bir halde arkasını dönüp yerine geçti.

"Hey Haibara! Sürünmeyi bırak da hızlan biraz!"

"T-Tamamdır koç...!"

En büyük sorunum basketbol antrenmanlarına ayak uyduramamdı. Uzun boy artı sosyal insan eşittir basketbolcu mantığıyla takıma girmiştim ama bu tempo beni harfiyen mahvediyordu.

Pistte yalpalarken Nagiura seslendi. "Natsuki, iyi misin?"

"E-Evet... Kusura bakmayın, ayak bağı oluyorum."

"Sıkma canını. Acemi sayılırsın, bu evreyi dişini sıkıp atlatman lazım."

Birinci sınıfların çoğu ortaokulda da basketbol oynamıştı. Sadece teknik eksikliğim olsa yine iyiydi ama okul sonrası eve dönme kulübünün eski bir üyesi olarak fiziksel güç bakımından da fazlasıyla geride kalıyordum.

"Kendini çok fazla zorlama."

"Zorlamam, sağ ol."

Dürüst olmak gerekirse antrenmanları ucu ucuna tamamlayabilmek için bütün varımı yoğumu ortaya koymam gerekiyordu. Bırakıp gitmek istiyordum. Ama bırakırsam sınıfta Nagiura ile takılma şansımı kaybedebilirdim. Hem basket attığımda hissettiğim o haz bambaşkaydı, biraz daha gelişirsem belki basketboldan keyif bile almaya başlayabilirdim. Zaten pes edecek cesaret de yoktu bende, en iyisi dişimi sıkıp elimden gelenin en iyisini yapmaktı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.