Sevimli Alt Sınıfımızla Aramıza Giren Mesafe

Antrenman bittiğinde dışarısı zifiri karanlıktı. Doğruca eve dönüp akşam yemeğimi yedim ve bir duş aldım. Sonrasında zamanın nasıl geçtiğini anlamadan kendimi yatakta buldum. Dolu dolu geçen günler cidden göz açıp kapayıncaya kadar bitiyordu.

Tek sorun, yeni dönem başlayalı dört gün olmasına rağmen Hikari ile neredeyse tek kelime bile konuşamamış olmamdı. Aynı sınıfta değildik; okul çıkışlarında da ya antrenmanım ya da işim oluyordu. Onu çok özlemiştim. Saat epey geç olmuştu ama RINE üzerinden bir mesaj atsa mıydım? Sırf onunla konuşmak istediğimi dürüstçe söylesem gözüne itici görünür müydüm ki? Ne de olsa erkek arkadaşıydım, sorun etmezdi herhalde.

Natsuki: Hikari, uyudun mu?

Hoshimiya Hikari: Hayır, hâlâ ayaktayım.

Mesajıma anında cevap geldi.

Natsuki: Müsaitsen sesli arayayım mı? Biraz konuşmak istiyorum.

Hoshimiya Hikari: Olur!

Hoshimiya Hikari: Şu an yazım aşamasındayım ama ara vermek üzereyim, bana bir on dakika ver!

Saat gecenin on biri olmuştu ama hâlâ romanı üzerinde mi çalışıyordu? Geçen yazdan beri yazar olma konusunda inanılmaz ciddiydi ve aralıksız çabalıyordu. İşine engel mi oluyordum acaba? İçimi kaplayan suçluluk duygusuyla hemen bir yanıt yazdım.

Natsuki: Yazının ortasındaysan kendini hiç zorlama. Başka zaman da konuşuruz.

Hoshimiya Hikari: Saçmalama, ben de zaten bugünü noktalamak üzereydim.

Hoshimiya Hikari: Hem ben de seninle konuşmak istiyorum.

Natsuki: Hazır olunca haber ver o zaman.

Demek Hikari de benimle konuşmak istiyordu. Keyfime diyecek yoktu doğrusu. Kısa bir süre bekledikten sonra bana "Tamamdır" yazan bir çıkartma attı, ben de hemen aradım.

"Sesim geliyor mu?" diye sordum.

"Evet. Biliyor musun Natsuki-kun, senin konuşmak istemen pek alışılmadık bir durum," diye karşılık verdi.

"Öyle mi gerçekten?"

"Öyle tabii! İlk adımı her zaman ben atarım!"

Şöyle bir düşününce haklılık payı vardı. "Yazma sürecine engel olup seni bölmekten çekindiğim için öyle yapıyordum."

"Ona hiç takılma sen. Ben bir yandan sohbet ederken bir yandan da yazabilirim."

Hikari bunu sıradan bir şeymiş gibi söylüyordu ama bence muazzam bir yetenekti. Ben aynı anda iki işi asla yürütemezdim. "Nasıl gidiyor peki roman?"

"Şey, şubat ayından beri üzerinde çalıştığım yeni projeyi bitirmek üzereyim."

"Ciddi misin? Bu kadar çabuk mu?"

"Abartma canım! Profesyonel yazarlar koca bir cildi on günde bitiriyor."

Tamamen bir his ama bu dediği sadece doğaüstü yeteneklere sahip küçük bir azınlık için geçerli değil miydi? On günde koskoca bir kitabı bitirmek akıl kârı değildi. Bu mantıkla ayda üç cilt devirmeleri gerekirdi.

"Natsuki-kun, bittiğinde okur musun?"

"Tabii ki, merakla bekliyorum. Bu arada, nasıl bir hikaye?"

"Gökyüzünde süzülen dört kızın hikayesi! Büyünün var olduğu bir dünyada geçiyor ama insanların sadece günlük yaşamda işe yarayacak basit büyüleri kullanmasına izin veriliyor. Uçma büyüsü ise tamamen yasaklanmış. Ama..." Hikari yarattığı dünyanın güzelliklerini büyük bir coşkuyla anlatmaya başladı. Hayal gücünü tamamen serbest bırakmıştı; sesindeki o heyecanlı kıpırtıyı dinlemek inanılmaz keyif vericiydi. "...ve işte böylece yetişkinlerin koyduğu o eski kuralı yıkıyorlar, sonra da herkes özgürce uçuyor!"

"Kulağa gerçekten çok sürükleyici geliyor," dedim.

"Değil mi?! Ben de yazarken inanılmaz eğlendim zaten!"

"Yine de sürekli eğlenceli geçmiyordur, değil mi?"

Grup işini ciddiye almaya başlayalı topu topu bir ay olmuştu ama şimdiden sürüyle engelle karşılaşmıştım. Okul festivalinde yaptığım gibi acemiliğimi basit akorların arkasına saklayamıyordum artık. Zorlu akorlarda ustalaşmam gerekiyordu, bu yüzden antrenmanımızın olmadığı günlerde Serika'dan özel ders alıyordum. Hikari'nin de bu süreçte benim bilmediğim ne tür zorluklarla boğuştuğundan emindim.

"Tıkanıp kaldığım anlarda sancıdan yatakta dört dönüyorum inanır mısın!"

"Harbi mi? Onu bir görmek isterdim bak."

"Asla, rüyanda görürsün! Kendi kendime inleyip duruyorum, o halimi kimseye gösteremem," dedi kesin bir dille.

Haklıydı tabii. Şahsen ben de karizmayı çizdirdiğim anları Hikari'nin görmesini istemezdim. Fakat daha önce o hallerime defalarca şahit olduğu gerçeğini yüzüme vurmazsa sevinirdim!

Kendi kendime söylenirken Hikari kısık bir sesle ekledi. "Ama o anlar da dahil olmak üzere, yaşadığım her şeyden keyif alıyorum."

Söylediğini çok iyi anlıyordum. İnsanın bütün varlığıyla adandığı bir amacının olması bile tek başına günleri anlamlı kılmaya yetiyordu.

"Eee, sizin grup nasıl gidiyor peki?" diye sordu.

"Festivale iki hafta kaldı, deli gibi prova yapıyoruz."

Zamanda geriye sıçradığımdan beri lise yıllarımı rengarenk bir tabloya dönüştürmek için köpek gibi çalışıyordum. Bunun adına da Gökkuşağı Renklerinde Gençlik Planı demiştim. İlk adım arkadaş edinmekti, ikincisi ise bir kız arkadaş bulmaktı. İkinci adımı geçen sonbaharda tamamlamıştım ama araya giren insan ilişkileri yüzünden işler sarpa sarmış, gençliğim o canlı renklerini yitirmişti. İşte bu yüzden bütün kışı planımın o rengarenk ruhunu yeniden yakalamak için yırtınarak geçirmiştim.

Nihayet o pürüzleri giderdiğime göre, şimdiki hedefim gençliğimi çok daha parlak bir şekilde ışıldatmaktı. Kısacası planımın son aşamasındaydım: Hayatı dolu dolu yaşamak! Müzik grubunu ciddiye almanın bu gençliğe o beklediğim kıvılcımı katacağına inanıyordum.

"Seni izlemeye gelmeyi çok isterdim ama teslim tarihi çok yaklaştı," dedi Hikari mahzun bir sesle.

"Geleceksin diye kendini heba etme sakın. Zaten açılış grubu olduğumuz için sadece en başta kısa bir süre sahne alacağız."

Açılış grubu olduğumuz için bilet kotamız düşüktü ve hepsini çoktan satmıştık. Ayrıca diğer gruplar epey popülerdi, bu saatten sonra bilet bulup bulamayacağı bile şüpheliydi. Bütün biletlerin tükenmiş olması işten bile değildi.

"Benim önümde çaylak yazarlar ödülü var, senin de festivalin. Hedeflerimiz farklı olsa da elimizden gelenin en iyisini yapalım!"

"Evet. Yine de ikimizin de bu kadar yoğun olması biraz canımı sıkmıyor değil," dedim dürüstçe.

"Üstelik farklı sınıflardayız. Ama ne zaman sesini duymak istersem seni arayacağım."

Sadece iki dakika konuşmak bile modumu yükseltmeye yetmişti. Birbirimizle görüşecek vakit bulamasak bile, bir çift olarak birbirimize destek olduğumuz sürece her şey yolunda gidecekti. "Yeni sınıfın nasıl?"

"Eğlenceli. Yeni arkadaşlar da edindim."

Hikari için endişelenmeme hiç gerek yoktu. Ne de olsa o okulun (kendi deyimiyle) bir numaralı idolüydü. "Serika ile aynı sınıftasın, değil mi?"

"Evet. Antrenmanlarda nasıl olduğunu Serika-chan'dan duyuyorum zaten."

"Hayda! Ne dedi ki benim hakkımda?"

"Günden güne kendini geliştirdiğini söyledi."

"Süper!" diye bağırmaktan kendimi alamadım. Serika'dan övgü almak insanı acayip gururlandırıyordu.

"Ama seviyen o kadar yerlerdeymiş ki, katettiğin mesafenin pek bir anlamı kalmıyormuş."

"Farkındayım herhalde!" İşte tam da bu yüzden kıçımı yırtarak çalışıyordum ya!

Sesimdeki o hayal kırıklığını duyan Hikari hafifçe kıkırdadı.

"Beni önce göğe çıkarıp sonra yere çakmaktan vazgeçer misin lütfen?" diye sızlandım.

"Dengeyi kurmak hikaye anlatıcılığının temel kuralıdır," diye takıldı bana.

Şu hayatımı romanlaştırıp durma artık!

Yeni dönem başlayalı bir hafta olmuştu. Zaman sanki su gibi akıp gitmişti. Okula gidiyor, grup provasına ya da işe koşturuyor, eve dönüp uyuyordum. Günlerim o kadar tıka basa doluydu ki zamanın nasıl eridiğini fark edemiyordum bile. Bu süreçte yeni sınıf arkadaşlarımla olan ilişkilerim iyice oturmuştu. Kijima-kun ve Kurahashi-san ile de arayı epey düzeltmiştim.

Geçen yıl olduğu gibi Fujiwara yine sınıfın tüm yükünü sırtlamıştı. Yine de angarya işleri benim üzerime yıkmaktan geri durmuyordu tabii. Yahu bir salın beni artık!

Hafif müzik kulübüne gelirken... Kulübe katılmak için can atan o kalabalık, Yamano'nun Mishle'e girdiğini öğrenir öğrenmez bir anda çekilmiş, tam yedi kişi başvurusunu geri çekmişti. Ufaktan bir hayal kırıklığı yaşayıp anında vazgeçmek de neyin nesiydi böyle?!

Yine de nihayetinde kulübe On Beş Tane Birinci Sınıf Kaydolmuştu ki bu da az bir sayı sayılmazdı. Serika'nın tahminlerine göre altı ay içinde bu sayının yarısı dökülecekti. Bir enstrüman öğrenmek eğlenceliydi elbette ama işler zorlaşınca pes etme isteğini de çok iyi anlıyordum.

Her neyse, kulüp odasının önündeki koridor, temel egzersizleri çalışan birinci sınıflarla dolup taşıyordu. Bizim grup da oda kullanım çizelgesine dahil olduğu için, bu deneyimsiz çaylaklara rehberlik etme görevini üstlenmek zorundaydık. Yalan yok, kimseye ders verecek kadar iyi değildim ama ikinci sınıf olduğum için kaçacak deliğim yoktu.

"Shinohara-senpai, şu kısmı biraz daha çalışman lazım."

"Öf... Belki de burayı sadeleştirmeliyiz. Bayağı zorluyor."

"Ama böylesi çok daha kaliteli duyuluyor. İyi bir müzik yapmak istiyorsan dişini sıkıp çalışmaya devam etmelisin!"

Bizim grubun provaları da iyiden iyiye kızışmaya başlamıştı. Son zamanlarda ritim ikilimiz Yamano ile Mei arasındaki atışmalar sıklaşmıştı. Grubu ciddiye alma kararı aldıktan sonra ikisi de değişmişti. Bu gergin anlar biraz ürkütücü olsa da katetmemiz gereken yol için şarttı.

"Tamamdır, bugünlük bu kadar yeter," dedi Serika saate göz attıktan sonra. Saat akşamın sekizi olmuştu.

Yine yorgunluktan bittiğim bir gündü ama bir sürü eksiğimi de fark etmiştim. Eve gidince çalışmaya devam etsem iyi olacaktı. Terimi silip gitarımı, amfimi ve efekt pedalımı toparladım.

"Bu arada, grubun ismi ne olacak?" diye sordu Yamano aniden, davul kitini temizlerken. "Hâlâ kayıtlarda Mishle olarak geçiyoruz, değil mi?"

"Harbi ya. Yeni bir isim bulsak iyi olur," dedim. Artık hafif müzik kulübünün artıklarıyla kurulmuş geçici bir grup olan Mishmash Leftovers değildik, bu yüzden ismi değiştirme konusunu daha önce de konuşmuştuk.

"Aklıma hiç güzel bir şey gelmiyor ki," diyerek kaşlarını çattı Serika.

"Şöyle havalı ve trend bir şeyler seçelim!" diye atıldı Yamano.

"O kadar kolay olsaydı şimdiye elli defa bulmuştuk," diye araya girdi Mei.

"Bende de hiç isim koyma yeteneği yoktur," diye itiraf ettim.

İkinci müzik odasını derin bir düşünce sessizliği kapladı.

"Aman, acelesi yok nasılsa," dedi Serika ortamı yumuşatarak.

"Nasıl yani? Bir ismimiz olmazsa kulüp açısından sıkıntı çıkmaz mı?" diye sordum.

"Şimdilik 'Mishle (geçici)' olarak kayıtlıyız. Zaten YouTube'da viral olan okul festivali videosu da Mishle ismiyle patladı. O yüzden kulüptakilerin de ismi değiştirmememiz işine gelir," diye yanıtladı.

Yeniden markalaşmaya kalkarsak bir anda tanınmayan bir gruba dönüşürdük. Zaten sırf Serika'nın torpili ve o viral video sayesinde sahneye çıkabilmiş çaylak bir gruptuk, gerçekleri değiştiremezdik.

"Yani festivale bu isimle mi çıkacağız?" diye sordu Yamano.

"Aklımıza daha iyi bir fikir gelmezse evet. Bu konu herkes için bir ev ödevi olsun, anlaşıldı mı?" diyen Serika, konuyu kapattığımızı belirtmek için ellerini birbirine vurdu.

"Bugünkü prova da her zamanki gibi pestilimizi çıkardı," diye dert yandı Yamano.

Birlikte eve dönmeye başladığımızdan beri onunla daha fazla vakit geçiriyordum. Aynı kasabada yaşadığımız düşünülürse bu beklenen bir şeydi ama dürüst olmak gerekirse biraz garipti.

Bir kız arkadaşım varken alt sınıflardan bir kızla yalnız eve dönmek mi? Dışarıdan hiç hoş görünmüyor, değil mi? Tamam, Hikari izin verdi ama izin almış olmam bunu gerçekten meşru kılar mı? Ayrıca Hikari’nin bazı tuhaf huylarının biraz zıvanadan çıkmasında benim de payım olduğu yönünde bir teori var. Bu konuda görüşler ikiye bölünmüş durumda. Kimin görüşü olduğunu sormayın, orasını kurcalamayın yeter.

“Senpai, neye kafa yorduğunu tahmin etmemi ister misin?” diye sordu Yamano.

Aynı gruptayken onunla birlikte eve dönmekten kaçınmam da tuhaf kaçardı. Kız arkadaşı olan diğer erkeklerin bu durumdayken ne yaptığını gerçekten merak ediyorum.

“Hoshimiya-senpai’ye karşı suçluluk duyuyorsun, değil mi?” diyerek neşeyle kıkırdadı Yamano.

Ona öfkeyle baktım. “Zaten biliyorsan biraz mesafe koysana aramıza.”

“Aaa! Senpai, çok soğuksun! Tatlı alt sınıfına nasıl böyle davranabilirsin?!” Sitemle yanaklarını şişirdi.

Sevimli bir alt sınıf olduğun için sorun çıkıyor zaten. Tabii bunu asla yüksek sesle söylemeyeceğim.

“Her neyse, sen hep böyle miydin?” diye sordum.

Lise öğrencisi olduğundan beri enerjisi tavan yapmıştı. Eskiden daha sessiz ve kendi halinde biri olduğunu hatırlıyordum.

“Hmm? Tuhaf mı davranıyorum ki?”

Duraksadım. “Yok, tuhaf demezdim.”

Bu gayet anlaşılır bir şeydi. Okul daha yeni başlamıştı ve Yamano’nun çevresi radikal bir şekilde değişmişti. Etrafındaki insanların onun kişiliğini daha canlı bir hale getirmesi hiç de şaşırtıcı olmazdı.

“Lise hayatının tadını çıkarıyor musun bari?” diye sordum.

“Dayımın soracağı türden bir soru gibi durdu bu.”

Sadece laf açmaya çalışıyordum ama tam böğrüme bir kroşe yemiş gibi hissettim. Pekala, zihinsel yaşlarımız arasındaki fark düşünüldürse dayısı sayılmam çok da uzak bir ihtimal değildi.

“Yine de eğleniyorum,” diye mırıldandı, her kelimenin tadını çıkarır gibi. “Lise de grup da çok tatmin edici. İlk defa böyle hissediyorum.”

Yüz ifadesinden bunu kalbinin derinliklerinden gelerek söylediğini anlayabiliyordum.

“Başta çok endişeliydim ama sınıf arkadaşlarımın hepsi gerçekten çok iyi insanlar.”

Normalde çok ukaladır ama böyle davrandığında gerçekten de benim alt sınıfım olduğunu iliklerime kadar hissediyorum.

“Bunu duyduğuma sevindim o zaman.”

Nedenini bilmiyorum ama Yamano’nun ortaokul hayatı pek iyi geçmemişti. Neticede benim gibi toplum dışı kalmış biriyle çatıda öğle yemeği yerdi. O zamanlar gülümsediğinde bile bakışları bomboş olurdu ama şimdi gözlerinde bir ışıltı vardı.

“Ryomei’ye gelmek doğru bir karardı. Hepsi benim harika senpailerim sayesinde!” dedi neşeli bir gülümsemeyle.

Umarım güzel bir gençlik geçirirsin. Yanlış kararlar verirsen benim ilk seferinde düştüğüm duruma düşersin.

Ama ah... Şu grup ismi meselesi, değil mi?

Evde akşam yemeğinde köri yerken ödevimiz üzerine yarım yamalak kafa yoruyordum. Mishle’de yaptığımız gibi önce bir tema belirlemek daha mı iyi olurdu acaba? Kalanların çorbası gibi bir şey olduğumuz için adımız Mishle’ydi ama bu sefer neydik ki?

“Hmm...” diye inledim.

Yanımda oturmuş telefonuyla oynayan Namika, “Abiciğim, kes sesini,” diyerek beni uyardı.

Körini zaten bitirdin, odana geçebilirsin yani.

“Deminden beri neye kafa patlatıyorsun öyle?” diye sordu, dikkati hâlâ telefonundaydı.

“Şey, yeni bir grup ismi bulmam gerekiyor.”

“Ha.”

“Soran sen olmana rağmen pek umurunda değilmiş gibi duruyor.”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.