Bir nisan.
Bugünden itibaren artık lise ikinci sınıfım. Bir yıl ne de çabuk geçip gitti.
Ryomei'ye giden o tanıdık yol boyunca uzanan kiraz ağaçlarının yarısı çiçeklerini dökmüştü bile. Okula vardığımda, panoların önü ana baba günüydü.
Yeni sınıf listeleri asılmış olmalıydı. Geçen yıl da tam olarak aynı manzaraya şahit olmuştum. Bakalım bu sefer nasıl dağılmıştık? İlk hayata kıyasla pek çok şey değiştiği için, ikinci sınıf şubelerinin de hatırladığımdan çok daha farklı olacağı kesindi. Kalbim küt küt atarak kalabalığa doğru ilerledim.
"Natsu, buraya!" diye seslendi Uta.
Sesin geldiği yöne döndüğümde bana neşeyle el salladığını gördüm. Sabahın köründe bile enerji patlaması yaşıyordu adeta. "Günaydın, Uta."
"Günaydıın! Görüşmeyeli uzun zaman oldu!"
"Harbiden öyle oldu. Ne kadar geçti, iki hafta mı?"
Uta'nın etrafında Tatsuya, Reita, Nanase, Hikari, Serika ve Miori toplanmıştı. Grup provalarında karşılaştığım Serika ile sevgilim Hikari dışında, diğerlerini iki haftadır görmüyordum. Bahar tatilinde herkesin kulüp faaliyetleri vardı, ben de kendimi tamamen gruba adamıştım. Zaten topu topu birkaç günlük olan bahar tatili, birlikte takılmaya pek fırsat bulamadan akıp gitmişti.
"Aa, Natsuki-kun, günaydın!" dedi Hikari.
"Selam, günaydın. Sınıflar nasıl bölünmüş?" diyerek selamına karşılık verdim ve panoya doğru gözlerimi kıstım. Bu mesafeden listeyi okumak imkansızdı.
"Aşağı yukarı tahmin ettiğimiz gibi," diye araya girdi Miori.
Ryomei Lisesi'nde öğrenciler, birinci sınıfın üçüncü döneminde sözel veya sayısal alanı seçiyordu. İkinci sınıftan itibaren sözelciler birinci ve ikinci şubelere, sayısalcılar ise üçüncü ve dördüncü şubelere dağıtılıyordu. Kısacası, sayısalı seçtiğim için ben ya üçteydim ya dörtte. Miori de benim gibi sayısalı seçtiğinden, aynı sınıfa düşme ihtimalimiz yüzde elliydi.
"Aynı sınıfta mıyız?" diye sordum.
"Maalesef evet," dedi Miori ve iç çekerek omuz silkti.
"Çocukluk arkadaşınla aynı sınıfa düşmüşsün, yüzünü bu kadar açıkça ekşitmeseydin bari," diye takıldım. Gerçi kendisini reddeden biriyle aynı sınıfta olmaktan rahatsızlık duyması son derece doğaldı. Yine de lise hayatımda sana ihtiyacım var, o yüzden bu seferlik bana katlanmak zorundasın.
"Biz de seninle aynı sınıftayız, Natsuki." Reita elini omzuma koydu.
"Biz derken?"
"Evet, ben de varım. Bu yıl da beraberiz." Tatsuya, Reita'nın yanında durmuş, bembeyaz dişlerini göstererek sırıtıyordu. Görünüşe göre sayısalı seçen hepimiz, şans eseri üçüncü şubeye düşmüştük.
"Çok şükür! Tek başıma kalsaydım ne yapardım hiç bilmiyorum." Gerçekten rahatlamıştım. Utangaçlığımı hâlâ tamamen aşabilmiş değildim. Bu arada, ilk hayatta Reita ve Tatsuya sözel seçtiği için ikinci sınıfta farklı şubelerdeydik.
"Peki bizim sözel ekibi ne alemde?" diye sordum yanımda duran Hikari'ye.
"Ben birinci şubedeyim. Serika-chan ile aynı sınıfa düştük," dedi.
"Heh heh heh. Hikari artık tamamen benim," diye takıldı Serika, her zamanki ciddi suratıyla. "Onu sana geri vermeye hiç niyetim yok, Natsuki," diyerek Hikari'nin koluna sarıldı.
"Y-Yaa!" diye ciyakladı Hikari. "Serika-chan?"
"Ah... Kolları da ne kadar yumuşacık ve pofudukmuş..." dedi Serika.
"Kilo falan almadım ben! Gram almadım tamam mı?! Yanlış anlama sakın!"
"Mıncık, mıncık."
"İzin almadan göğüslerime dokunma!" diye feryat etti Hikari, yüzü kıpkırmızı kesilmişti. Yalvarmaları Serika'nın bir kulağından girip diğerinden çıkıyordu.
Aralarının bu kadar iyi olduğunu bilmiyordum ama ikisinin de iletişim becerileri tavan olduğundan, herhalde sorun yoktu... Bir dakika ya. Lütfen erkeklerin önünde Hikari'nin göğüslerini mıncıklamayı keser misin? Ergenlik çağındaki erkekler hassas olur! İyi ki bunu gören ben oldum. Sevgilisiyim ne de olsa, sıkıntı yok.
"Affedersin, Natsuki-kun?"
Sıkıntı olmaması gerekiyordu ama Hikari nedense bana dik dik bakıyordu. Neyse, konuyu değiştirelim. Bakışlarımı ondan kaçırıp rastgele bir yöne çevirdim. "Şey, demek ikiniz birinci şubedesiniz, o zaman..."
"Ben ve Yui-Yui de ikinci şubedeyiz!" diye neşeyle atıldı Uta.
"Maalesef sözel ekibi bölündü," dedi Nanase. Nedense bir yandan da Uta'nın kafasını okşuyordu.
Acaba Hikari eksikliğini Uta ile mi kapatmaya çalışıyordu? İyi miydi bu kız? Gerçi Uta, Nanase'nin onu sevmesinden pek şikayetçi görünmüyordu... Eh, neyse, sorun yok herhalde.
"Yine de üç-bir bölünmekten iyidir!" dedi Uta.
"Doğru söze ne denir," diye hak verdi Nanase.
Aslında ikinci sınıfa geçerken en çok korktuğum senaryo buydu. Diğerlerinin yan sınıfta kaynaşmasını izlerken kıskançlıktan tırnaklarımı kemirdiğimi hayal edebiliyordum. Neredeyse o eski, kasvetli ve gri gençlik günlerime geri dönecektim.
"Bu arada, üçüncü şubede başka kimler var?" diye sordum.
"Gidip kendi gözlerinle baksana." Miori çenesiyle panoyu işaret etti.
Ne kadar da soğuk bir tavır. "Ama panonun önü çok kalabalık."
"En azından bir kere kendi adını listede görmen daha iyi olur."
Haklıydı galiba. Yapacak bir şey yoktu; kalabalığı yararak panonun önüne kadar sokuldum ve isimleri rahatça okuyabileceğim bir mesafeye geldim.
"Bakalım, iki-üç şubesinde kimler varmış..." İsimler alfabetik sıraya göre dizilmişti.
Shinohara... Süper, Mei de bizim sınıfta. Sevgilisi Funayama-san da bizimle. Aynı sınıfa düşmelerine sevindim. Fujiwara ve Onozawa-san gibi geçen yıldan birkaç sınıf arkadaşım da listedeydi. Bu kadro ilk hayattakinden farklı mıydı acaba? Hatırlamamam gayet normaldi tabii. Ama üçüncü şubede kimin eksik olduğunu biliyordum. Mesela normalde Okajima-kun ile yine aynı sınıfta olmam gerekiyordu ama o şimdi dördüncü şubedeydi. Benim seçimlerim yüzünden tarih değişmişti. Kendimi biraz kötü hissetmeden edemedim.
Bilgileri şöyle bir kafamda toparlayayım. Birinci şubede Serika ve Hikari. İkinci şubede Uta ve Nanase. Üçüncü şubede ise ben, Tatsuya, Reita, Miori, Fujiwara, Mei ve Funayama-san vardık. Kusura bakma Okajima-kun ama bu kadro benim için neredeyse mükemmeldi.
İlk hayata kıyasla değişenlere bakarsak; Nanase dört yerine ikiye düşmüştü, Reita bir yerine üçteydi, Tatsuya da bir yerine üçteydi. Hikari ise üç yerine birinci şubedeydi galiba. Bu dördü farklı alanlar seçmişti sonuçta. Diğer herkes hatırladığım yerlerde gibiydi ama tam olarak emin olamıyordum.
Panonun önünden sıyrılmak üzereydim ki arkamdan bir ses geldi. "Ne haber, Haibara? Hangi sınıftasın?"
"Üçüncü şube... Aa, sen miydin Hino?"
"O nasıl bir 'sen miydin' öyle?! Eski sıra arkadaşın değil miyim oğlum ben?!"
"Öyle miydin?"
"Bir de hatırlamıyor ya!"
"Sonra görüşürüz."
"Dur gitme hemen!" dedi Hino. "Senin de bana hangi sınıfta olduğumu sorman gerekiyordu!"
"Ha... Hangi sınıftasın?"
"İkinci şube! Biraz ilgi göster bana be!"
Daha fazla dayanamayıp sırıttım. Hino ise bıkkınlıkla omuzlarını düşürdü.
"Kusura bakma, şaka yapıyordum," dedim. Şakayı kaldıran ve her pasıma karşılık veren biri olduğu için ona takılmadan edemiyordum. Gerçekten iyi kaynaşmıştık ama şimdi farklı sınıflardaydık. Üzücüydü ama elden bir şey gelmezdi. "İkinci şube demek? O zaman Uta ve Nanase ile birliktesin."
"Aynen öyle. Sen de Kanata ile aynı sınıftasın, değil mi? Ona iyi bak benim yerime." Hino el sallayarak uzaklaştı.
Ona iyi bak mı? İş Fujiwara'ya geldiğinde endişelenecek hiçbir şey yoktu. Kız zaten sınıf temsilcisiydi. Hino düşündüğümden de evhamlı çıkmıştı. Dışarıdan ne kadar ciddiyetsiz görünse de aslında sadık bir tipti.
Beni durduran tek eski sınıf arkadaşım Hino değildi; birkaç kişi daha seslendi. Birbirimizin sınıflarını öğrenip ayaküstü laklak ettikten sonra kalabalıktan sıyrılıp bizimkilerin yanına döndüm.
Heh heh heh! Dönüp gelebileceğim bir yerin olması ne kadar da güzel bir duyguydu. Geçmişte hiç böyle bir şeye sahip olmamıştım.
"Eee, Natsuki-kun. Bakabildin mi?" diye sordu Hikari.
O, Uta, Nanase, Tatsuya ve Reita beni bekliyordu. Serika ile Miori ise eski sınıflarından, yani Hasegawa'nın ekibinden kızlarla bir araya gelmiş, sohbet ediyorlardı.
Hasegawa, Miori'ye sarılmış, "Seni çoook özleyeceğim!" gibi bir şeyler zırvalıyordu.
Nasıl yani? Onlar ne ara bu kadar yakın olmuştu? Miori, kışın ortasında üzerine su fırlatan kız oydu, unuttun mu? İlişkilerini anlamakta güçlük çekiyordum ama birinci şubede epey şey yaşanmış olmalıydı. Reita meselesi kapandıktan sonra onları sık sık yan yana görür olmuştum.
"Artık ikinci sınıfız demek," dedi Tatsuya, bilgece bir tavırla.
"Değil mi? Daha dün okula kaydolmuşuz gibi geliyor," dedi Hikari.
"Abartma istersen Hikari," diye tersledi Nanase.
"Zaman algın tam bir nine gibi!" Uta'nın yüzündeki ifade son derece masumdu ama lafı gediğine öyle bir koymuştu ki sanki arkadaşını can evinden vurmuştu.
"Ne?! Ben hayat dolu, kıpır kıpır bir lise kızıyım bir kere!" diye karşılık verdi Hikari.
Ben de lafa girdim. "Kıpır kıpır mı? Bu kelimeyi duymayalı yıllar olmuştu."
"Aşk olsun, sen de mi Natsuki-kun!"
Her zamanki havadan sudan şakalarımızdı ama havada yine de alışılmışın dışında, hafif buruk bir hüzün vardı.
Artık altımız birden aynı sınıfta vakit geçiremeyecektik. Sözel ve sayısal tercihleri yaparken bunun olacağını biliyordum ama ikinci sınıf nihayet başladığında gerçeğin soğuk yüzüyle karşılaşmıştım. Yine de bu bir veda değildi. Önümüzde hâlâ iki yıllık lise hayatı vardı. Ve bundan sonra da defalarca bir araya gelip takılacaktık. O yüzden üzülmeye hiç gerek yoktu!
Yüzüme bir gülümseme yerleştirip şöyle dedim: "Farklı sınıflarda olsak bile arada sırada yine grupça takılalım. Öğle aralarında falan buluşuruz."
"Kesinlikle katılıyorum!" Uta'nın eli anında havaya kalktı, sonra kafasını yana eğdi. "Ama nerede buluşacağız?"
"Öğle arasında buluşacaksak kantin en mantıklısı," dedim.
"Yemek alması gerekenler de olur hem," diye ekledi Nanase.
Biz zaten kantinde yiyoruz, ne zaman istersen uğra işte, dedi Tatsuya kafasını kaşıyarak.
Reita da onu onayladı. Biz erkekler aynı sınıftayız zaten, bizim için değişen bir şey olmayacak.
O zaman bana sadece Uta-chan ve Yuino-chan ile buluşup kantine geçmek kalıyor! dedi Hikari, yüzünde güller açarken.
Herkesin en az benim kadar bir arada kalmak istemesi içimi ısıttı. İlk hayatımda kuramadığım o paha biçilemez bağları bu kez gerçekten ilmek ilmek işlemiştim.
Peki nasıl haberleşeceğiz?
Şu bizim RINE grubunu kullanmaya devam edelim işte, Natsuki’nin Ailesi grubunu.
Bir yandan çene çalıyor, bir yandan da okul girişine doğru ilerliyorduk. Geniş panoda ikinci sınıfların hemen yanında birinci sınıfların listesi de asılıydı. Yepyeni üniforma giymiş taze öğrenciler panonun önünde kümelenmişti. Onları böyle heyecanlı görmek insana tatlı bir huzur veriyordu. Geçen yıl biz de tam olarak böyleydik herhalde.
Selam, senpai! Kazandım valla, tereyağından kıl çeker gibi! Birinci sınıfların oluşturduğu kalabalığın içinden sıyrılan Yamano, koşarak yanıma geldi.
Sabah şeriflerin hayırlı olsun, Yamano. Tebrik ederim, sonunda buradasın, dedim.
Yamano bizim gruptaydı. Bugünden itibaren o da resmen Ryomei Lisesi öğrencisiydi.
Nasıl olmuş? Karşınızda Saya-chan’ın yepyeni üniforması! Yakışmış mı?! Üzerindekini göstermek için kendi etrafında neşeyle bir tur döndü.
Kızın üzerinde biraz bol duruyordu ama boyu uzar diye şimdiden büyük almışlardı herhalde.
Çok yakışmış, diyerek dürüstçe övdüm onu.
Yüzünde kocaman bir tebessüm belirdi. Heh heh! Çok teşekkür ederim!
Her zamanki gibi kıpır kıpırdı. Ne de olsa bugünden itibaren o da bir liseliydi artık.
Bu arada hepinize günaydın! Yamano, arkamda duran arkadaşlarıma dönüp hafifçe eğilerek selam verdi.
Aaa? Yamano, sen herkesi tanıyor musun ki? diye sordum.
Evet! Miori-senpai kaybolduğunda biraz laflamıştık.
Doğru ya. Reita ile Miori’yi aramaya çıktığımız zamanı kastediyordu.
Ben Yamano ile konuşurken, Hikari hafifçe kaşlarını çatmış bizi izliyordu.
N-Ne oldu? diye sordum.
Başını yana çevirdi. Hiç. Sadece ikinizin çok yakın olduğunu düşünüyordum, o kadar.
Eyvah, sonra gönlünü almam gerekecek anlaşılan!
Saaaya! Tebrik ederim, aramıza hoş geldin! diye atıldı Uta.
İnanmıyorum! Çok teşekkürler! Acayip heyecanlıyım!
Yamano ile Uta, bizim ufaklığın başarısını kutlarken resmen sevinç çığlıkları atıyordu. Uta ne ara ona lakap takmıştı acaba?
Liseli olmak için sabırsızlanıyorum! dedi Yamano.
Ama her şey eğlenceden ibaret değil ha. Burada eşek gibi ders çalışman gerekecek! diyerek uyardı onu Uta.
Aşk olsun, durup dururken niye bütün hevesimi kaçırıyorsun şimdi?!
Sana gerçekleri anlatmak bir senpai olarak boynumun borcu.
Uta’nın, boyca kendisinden daha uzun olan Yamano’ya ablalık taslaması acayip komik görünüyordu.
Natsu? Az önce içinden benimle ilgili hoş olmayan şeyler mi geçiriyordun sen? diye sordu Uta aniden.
Yok canım, ne alakası var? Nereden çıkardın şimdi bunu?
Üst sınıf gibi davranmamı içten içe çok komik bulduğun her halinden belli oluyor, suratın öyle söylüyor çünkü!
Aklımı mı okuyorsun sen?!
Biliyordum! Tahmin ettiğim gibiymiş! diyerek bana ters ters baktı.
Reita keyifle güldü. Natsuki, senin de için dışın bir be oğlum. Hiçbir şeyi saklayamıyorsun.
Gel gör ki ben insanların yüzüne ne kadar bakarsam bakayım, akıllarından ne geçtiğini bir türlü çözemiyordum. Adaletin bu mu dünya?
Bizim bu gürültülü şamatamızı izleyen Yamano’nun yüzüne sıcak bir gülümseme yayıldı. Sizi böyle bir arada görmek içimi rahatlattı biraz.
İçini mi rahatlattı? Sanki her zamankinden biraz farklı davranıyordu... Yoksa heyecanlı mısın sen?
Tabii ki heyecanlıyım! Burada hiç arkadaşım yok. Nasıl heyecanlanmayayım? diyerek dudak büküldü.
Hikari şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Nasıl yani? Ortaokuldan kimse gelmedi mi buraya?
Tek bir kişi bile yok. En azından birinci sınıflarda kimseyi görmedim, dedi Yamano.
Yamano da benim gibi Mizumi’den geliyor. Ryomei oraya bayağı uzak, diye açıkladım durumu.
Doğru ya, unutmuşum, dedi Hikari.
Bizim dönemde Mizumi’den gelen sadece ben ve Miori vardık, bu yüzden Yamano’nun da kendi döneminde tek olması gayet normaldi.
Saaaya, kendinden bahsediyorsun kızım! Senin her türlü tereyağından kıl çeker gibi halledeceğini biliyorum! Uta, destek verircesine Yamano’nun sırtına vurdu.
Gaza geldim valla! Çok teşekkür ederim. Yamano’nun gözlerinin içi güldü.
Harbiden daha on beş yaşındaydı işte. Bazen öyle olgun laflar ediyordu ki bu kadar küçük olduğunu unutuyordum.
Senpai? N-Neden öyle bakıyorsun?
Hayata karşı bilgece bir duruşu vardı, hatta bazen garip bir şekilde soğuk davranabiliyordu. Ama şimdi, herkes gibi heyecanlanan ve endişelenen tam anlamıyla bir lise öğrencisiydi işte.
Ben kafamda bu düşüncelerle boğuşurken, Yamano beni dikkatlice süzdü. Yoksa güzelliğimle aklını mı başından aldım? diyerek bıyık altından güldü. Ama senpai, bana aşık olmamalısın! Senin zaten Hoshimiya-senpai’ın var, unuttun mu?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.