İlk El, Nisan

Bir nisan.

Sonunda o gün gelip çatmıştı: Ryomei Lisesinin giriş töreni. Yani lise hayatıma yapacağım o muazzam başlangıcın tarihi günü.

Ortaokuldayken insanların ezik, içine kapanık dediği tiplerdendim. Okul biter bitmez eve koşan gruptaydım. Bırakın bir sevgilimin olmasını, tek bir arkadaşım bile yoktu. Her zaman yalnızdım.

Sınıfın ortasında neşeyle gülüşen o popüler çocukları deli gibi kıskanır, içten içe haset ederdim. Okul çıkışında, gizliden gizliye tatlı bulduğum kızla sınıfta flörtleşen o gruplara gıptayla bakardım. İşte bu yüzden, lisede hayatımı tamamen değiştirmek istiyordum.

Bu sefer lise hayatıma fırtına gibi bir başlangıç yapacak, kendime rengarenk bir gençlik sunacaktım! Evden epey uzak bir okulu özellikle seçmemin sebebi de buydu. Zaten ortaokuldaki halime kıyasla çok daha iyi göründüğümü düşünüyordum. Sıkı bir diyet sayesinde epey kilo vermiştim. Hmm, gerçi hâlâ biraz toplu sayılabilirdim. O rüküş gözlüklerden kurtulup lense de geçmiştim ama... Acaba tüm bunlar gerçekten yeterli olacak mıydı?

Hayır, hayır, hayır! Hemen pes etmek yok. Bu yola baş koydun, unuttun mu? Dış görünüşüm tam oturmamış olsa bile, dışa dönük biri gibi davranırsam her şey yoluna girerdi.

"Tamam, hadi bakalım!"

En yakındaki insansız istasyondan trene bindim. Vagon bir süre sallanarak ilerledikten sonra, benimle aynı üniformayı giyen bir kız bindi. Üniforması yepyeni duruyordu. Acaba o da mı birinci sınıftı?

Beni fark etmiş olacak ki o da kafasını çevirip bana doğru baktı. Gözlerimiz kilitlendi. Sonra hiçbir şey olmamış gibi hemen kafasını çevirdi.

Dışa dönük, sosyal bir çocuk olsa muhtemelen gidip onunla konuşurdu, değil mi? Ama tıklım tıklım dolu bir trenin ortasında laf atacak cesaret bende kesinlikle yoktu. Uzaktaki bir okulu seçtiğim için yolum uzundu ama yapacak bir şey yoktu.

Yapacak daha iyi bir işim olmadığından, ineceğim durak olan Maebashi İstasyonu'na gelene kadar bir light novel okudum. Ryomei Lisesi buradan yürüyerek beş dakika mesafeydi. Kiraz ağaçlarıyla kaplı yolda ilerlerken, etrafımın benimle aynı üniformayı giyen öğrencilerle dolup taştığını fark ettim. Hepimiz aynı yöne gittiğimiz için bu çok doğaldı. Kaybolmaktan biraz korkuyordum ama şimdi rahatlayabilirdim. Kalabalığı takip etmem yeterliydi, beni gitmek istediğim yere götüreceklerdi.

"Demek Ryomei Lisesi burası," diye mırıldandım.

Daha önce buraya giriş sınavı için gelmiştim ama yine de yabancı hissettiriyordu. Artık her gün buraya gelecektim.

Ana kapıdan içeri adım attığımda, panoların önünde adeta bir insan duvarı oluştuğunu gördüm. Sınıf listelerini oraya asmış olmalılar diye düşündüm. Yakından bakmalıydım. Hangi sınıfa düşeceğim, lise hayatımın gidişatı için hayati bir önem taşıyordu. Tek duam, kafadengi çocukların olduğu bir sınıfa düşmekti.

"Bakalım, benim adım neredeymiş..."

Birinci sınıfların listesini incelerken, gözlerim aniden bir isme takılıp kaldı: "Motomiya Miori." Mezun olmadan önce kızların kendi aralarında dedikodu yaparken söylediklerini duymuştum ama demek gerçekten de Ryomei'yi seçmişti. Miori benim çocukluk arkadaşımdı ve ilkokulda çok yakındık. Gelgelelim ortaokulda yollarımız tamamen ayrılmıştı.

"Benim gibi biriyle arkadaşlık etmemelisin!"

Daha doğrusu, onu kendimden uzaklaştıran bendim. Bu yüzden Miori muhtemelen benimle hiçbir şekilde muhatap olmak istemiyordu. Gözlerimi onun isminden kaçırıp kendi adımı aramaya koyuldum. Sonunda ismimi buldum: Haibara Natsuki, ikinci sınıf listesindeydi.

Miori ile aynı sınıfta olmadığıma sevinmiştim. Yoksa çok can sıkıcı bir durum olurdu. Dahası, ortaokuldaki halimi çok iyi bilen birinin önünde yepyeni bir karakter gibi davranmak utanç verici olurdu. Öyle olsaydı, evden bu kadar uzaktaki bir okulu seçmemin hiçbir anlamı kalmazdı.

Birden tam arkamdan yüksek sesli bir çığlık yükseldi. "Aaa! Bakın, şuraya bakın! Yaşasın! Rei, Tatsu, hepimiz aynı sınıftayız!"

Arkamı döndüğümde, neşesi minyon bedenine sığmayan bir kız gördüm.

"Bağırmana gerek yok. Seni duyabiliyorum."

"Hadi ama. Uta heyecanlanmasın da kim heyecanlansın? Artık liseliyiz."

Küçük kız, yakın oldukları her hallerinden belli olan iki erkek çocukla konuşuyordu. Muhtemelen aynı ortaokuldan gelmişlerdi.

"Tatsu, sen de çok mutlusun! Niye öyle cool takılmaya çalışıyorsun ki?"

"Ne? Senin gibi deli gibi sevineceğimi mi sandın?" Tatsu dedikleri çocuk uzun boylu, kalıplı ve biraz ürkütücü görünüyordu.

"Tatsuya, tam bir tsunderesin," dedi yumuşak bir tebessümle duran o yakışıklı, ince yapılı çocuk. "Bu havalar eskide kaldı, biliyorsun değil mi?" Kızın Rei diye seslendiği çocuk oydu.

Sanırım aynı sınıftaydık. Belki de gidip onlarla konuşmalıydım. Kararsız kaldım ve sonunda gözlerimi kaçırdım. Bu lise başlangıcı işini kafama koymuştum ama içimi inanılmaz bir heyecan kaplamıştı... Hayır, hayır, hayır! Korkup kaçamam. Hadi yap sunu! Eğer gidip insanlarla konuşmaya çalışmazsam, ortaokuldaki o yalnız çocuktan hiçbir farkım kalmayacaktı. Ben artık sosyal biriyim, bu yüzden yüzüme daha parlak, daha enerjik bir gülümseme yerleştirmeliyim!

"Ş-Şey!" Tekrar arkamı döndüğümde çoktan gitmişlerdi.

Bir dakika, etraf birdenbire nasıl bu kadar boşaldı? Herkes nereye gitti?! Saate göz attım. Giriş töreninin başlamasına sadece üç dakika kalmıştı. Anlaşılan kendi iç dünyamda epey uzun bir süre kaybolmuştum.

Giriş törenine ucu ucuna yetişmeyi başardım. Müdürün o bitmek bilmeyen, can sıkıcı konuşmasına katlandıktan sonra, tüm öğrenciler kendi sınıflarına dağıldı.

Önce sırama geçip oturdum. Peki ilk kiminle konuşmalıydım? Şimdiden eski dostlar gibi fısıldaşıp gülen şu çocuklar aynı ortaokuldan mı gelmişti? Yoksa şimdiden kaynaşmışlar mıydı bile? İçimi hafif bir panik dalgası kapladı. Yeni bir ortama girdiğinde her şeyin ilk adımlarına bağlı olduğunu duymuştum. Araştırmalarıma göre, böyle anlarda yapılacak en güvenli hamle, benim gibi yalnız oturan biriyle konuşmaktı.

"Şey, ufak bir baksanıza?" dedim yan sıramda oturan kıza. Bir kızla konuşmak beni geriyordu ama lise hayatımın mükemmel geçmesini istiyorsam buna alışmam gerekiyordu.

"Efendim? Tabii... Bir şey mi istemiştiniz?" Kaşlarını merakla kaldırdı.

Bana sanki şüpheli birine bakıyormuş gibi yaklaşıyordu, bu yüzden yüzüme olabilecek en samimi gülümsemeyi yerleştirdim.

"Ben Haibara Natsuki. Sizin adınız ne?"

Kısa bir duraksamadan sonra cevap verdi. "Ben Fujiwara Kanata. Memnun oldum."

"Ben de memnun oldum. Aynı sınıftayız, umarım iyi anlaşırız."

"Şey... Evet, umarım."

Ve sohbet tam orada tıkandı. Şimdi ne yapacaktım? İnsanlar yeni tanıştıklarında neyden bahsederdi ki?

"O-Oha! Şu kız çok tatlı değil mi?!" Sınıfın girişinden aniden bir ses yükseldi.

Kapıya doğru baktım. Ses, az önce dışarıda gördüğüm o minyon kıza aitti. Nedense gözleri şaşkınlıkla sonuna kadar açılmıştı.

"Şey, benden mi bahsediyorsunuz?" dedi tam o küçük kızın baktığı yerde duran kumral saçlı bir kız.

"Oha," diye fısıldadım kendi kendime.

Gerçekten de çok tatlıydı. İnanılmaz derecede güzel bir yüzü vardı. Onu daha önce nasıl fark edememiştim? Sınıfta adeta bir idol kadar güzel bir kız vardı ve ben bunu daha yeni görüyordum! Sadece ona bakmak bile kalbimin deli gibi çarpmasına yetmişti. İlk görüşte aşk dedikleri şey bu muydu? Her halükarda, lise hayatıma bomba gibi başlama motivasyonum bir anda tavan yapmıştı. O kıza yakınlaşmak, hatta yapabilirsem onunla sevgili olmak istiyordum. Yani şu an heyecanlanıp pısırıklık yapacak zaman değildi! Kendime gelmeliydim!

"Ben Haibara Natsuki! Kitap okumayı ve film izlemeyi çok severim. Basketbol kulübüne katılmayı düşünüyorum. Ayrıca hedefim tam yüz arkadaş edinmek! Hepinizle çok iyi dost olmak istiyorum! Tanıştığımıza çok memnun oldum!" Sınıf tanıtımları sırasında kendimi büyük bir coşkuyla tanıttım.

Yeni lise hayatımın başlaması için sabırsızlanıyordum!

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.