Gecenin Sessizliğinde Patlayan Fırtına

Mei o olaydan sonra yanına yaklaşılamaz bir hâle gelmişti. Tam bir sessizlik içinde çalışıyor, ne zaman ona seslenmeye kalksam varlığını tamamen gizleyip adeta buharlaşıyordu. Bu kadarı artık korkutucuydu. Bu gidişle gruba geri dönmesini teklif etsem bile beni tersleyeceği gün gibi ortadaydı. Ne yapacaktım şimdi? Kendi içimde kıvranırken telefonumdan gelen bir bildirim sesi düşüncelerimi böldü.

Funayama: Konuşmak için biraz vaktini alabilir miyim?

Mei’nin kız arkadaşından gelen bir mesajdı bu. Sınıf grubundan beni RINE üzerinden eklemiş olmalıydı.

Natsuki: Mei hakkında mı?

Funayama: Evet. Bana gruptan ayrıldığını söyledi...

Natsuki: Anladım. Ne zaman müsaitsin?

Funayama: Mei-kun şu an ikinizin de çalıştığını söyledi. Doğru mu?

Natsuki: Evet.

Funayama: Vardiyan bittikten sonra biraz kalabilir misin?

Natsuki: Dokuzdan sonra çıkıyorum ama sorun olur mu?

Funayama: Olmaz. Yakınlarda oturuyorum zaten.

Funayama-san ile buluşma vaktini ayarladıktan sonra telefonu cebime koydum. Sevgilisinin aniden gruptan ayrılacağını açıklaması üzerine endişelenmesi gayet doğaldı.

“Hey, Haibara! Ne diye kaytarıyorsun?” diye azarladı müdür beni.

“Ü-Üzgünüm! Hemen bakıyorum!” diyerek aceleyle işimin başına döndüm. Sonrasında akşam yemeği yoğunluğu başladığı için birbiri ardına sipariş yetiştirmekten canım çıktı. Nihayet mesaim bittiğinde, saat dokuzda Mei ile birlikte çıkış yaptık. Dinlenme odasında tek kelime bile etmedik.

“Pekala... Ben kaçıyorum o zaman.” Mei benden önce üstünü değiştirmeyi bitirdi, hafifçe selam verip odadan çıktı.

“Ben biraz buralardayım,” dedim müdüre ve bir kavunlu soda sipariş ettim. Kahve içmeyi de düşünmüştüm ama bu saatte kafein alırsam muhtemelen gözüme uyku girmezdi.

Kapıdaki zil çaldı ve Funayama-san günlük kıyafetleriyle içeri girdi. Üzerinde bir grup tişörtü ve mini etek vardı. Uzun siyah saçlarını arkadan toplamıştı. Bu gündelik hali, okulda yaydığı o çalışkan öğrenci aurası ile taban tabana zıttı ve bu durum beni hazırlıksız yakaladı. Uzun ve ince bacakları ise göz kamaştırıcıydı.

Boğazımı temizleyip zihnimi toparladım ve Funayama-san’a el salladım. Yanıma geldi ve yüzünde özür dileyen bir ifadeyle başını eğdi.

“Gecenin bu vaktinde seni rahatsız ettiğim için özür dilerim. Çok geç olmadan seninle konuşmam gerekiyordu,” dedi.

“Sorun değil. Ben de seninle konuşmak istiyordum. Hadi, otur lütfen.” Onu masaya davet edip eline menüyü tutuşturdum.

“Ben bir buzlu kahve alayım,” dedi.

“Bu saatte kahve içmen sorun olmayacak mı?”

“Bir şey olmaz. Kafein benim temel gıdam sayılır...”

Geri çekildim. “Ne? Ciddi misin?”

Funayama-san gülümsedi.

Şaka mı yapıyor yoksa ciddi mi kestiremiyordum ama espri yapma fırsatını da kaçırmıştım. Öksürerek konuya döndüm. “Geçen gün bizi izlemeye gelmiştin, değil mi?”

“Evet, Mei-kun davet etmişti. Çok eğlendim.”

Sırf kibarlık olsun diye söylüyor gibi durmuyordu. Müzik festivalinin eğlenceli bir etkinlik olduğu konusunda ona katılsam da... Bizim performansımızın bunda pek bir payı yoktu.

“Etkinlikten sonra aniden gruptan ayrılacağını söyledi. Buna bir anlam veremedim. Performansınız fiyasko da değildi. Ama Mei-kun bana sadece üstü kapalı açıklamalar yaptı, bu yüzden...” Funayama-san’ın yüzü asıldı.

Demek Mei ona anlatmamıştı. Ne yapmalıydım? Eğer sevgilisinden bile gizliyorsa, ağzımı sıkı tutmam en iyisi olurdu. Yoksa işler daha da sarpa sarabilirdi. “Mei başka bir şey demedi mi?”

“Şey... O şekilde saldırıya uğrayacaksa artık grupta olmak istemediğini söyledi, sonra da içine kapandı. Başını okşayıp teselli ettim ama yine de nedenini anlatmadı...”

Mei... Dostum, sevgilin seni resmen el bebek gül bebek büyütüyor ha.

“Ah, özür dilerim,” dedi genç kız. “Hava atıyormuşum gibi oldu, değil mi?”

“Yok canım, sorun değil. Takılma böyle şeylere.” Yine de arkadaşlarımın özel hayatını biraz merak etmiyor değildim!

Kapıdaki zil tekrar çaldı.

Garip, saat dokuzu geçmişti bile. Kafe on birde kapansa da bu saatlerde pek yeni müşteri gelmezdi.

Tam bunları düşünürken birinin, “Of, kıl payı yetiştim. Neredeyse unutuyordum...” dediğini duydum.

Gelen Mei’ydi. Kapının ağzında, gözleri üzerimizdeyken taş kesilmişti. Girişe arkası dönük olan Funayama-san, şaşkın bir ifadeyle bana baktı. Neler olduğunu merak ederek arkasına döndü ve o an Mei ile göz göze geldiler.

“Ha? Natsuki ve... Shizuki?” dedi Mei.

“S-Selam Mei. Ben de tam seni görmüştüm!” Eyvah, bu durum çok ama çok kötü değil mi? Sevgilisini, gecenin bir yarısı arkadaşıyla baş başa yakalamıştı.

“İ-İyi akşamlar Mei-kun...” Funayama-san da aynı şeyi düşünmüş olmalıydı ki sesi bir perde yükselmişti.

Mei bir an bize baktı, gözlerini ovuşturdu ve tekrar baktı. Sonra gözlerinin kenarından yaşlar süzülmeye başladı. “B-Beni aldatıyor musunuz?! Tanrım, bir de üzerine bu mu gelecekti yaniii!” diye feryat ederek dükkandan dışarı fırladı.

“B-Bekle Mei-kun! Her şeyi yanlış anladın! Bir açıklaması var!” Funayama-san telaş içinde peşinden koştu.

Tezgahın arkasında duran müdür, sessizlik içinde bana sert bir bakış fırlattı. Ben de kafede kalan son birkaç müşteriye özür dilercesine başımı eğdim.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.