Ertesi gün okul çıkışında, hafif müzik kulübü odasında nadir yaptığımız çalışma seanslarından biri için toplandık. Monochrome şarkısının girişini çalıyorduk ki Yamano aniden davul çalmayı kesti.
“Shinohara-senpai, hata yapıyorsun,” dedi.
“Ah, kusura bakma,” diye cevap verdi Shinohara.
Daha önce defalarca şahit olduğum bir diyalogdu bu ama bugün farklı bir hava vardı.
“Özür dilemek güzel de... Aynı hatayı daha kaç kez yapmayı planlıyorsun?”
Odadaki sıcaklık bir anda buz kesti.
Yamano, dondurucu bakışlarını Mei’ye dikmişti. “O müzik kulübünün festivaline çıkacağız, değil mi? Grubu ciddiye almaktan bahsedip duran sen değil miydin? O zaman en azından kendi başına çalıştığın zamanlarda şu hataları düzeltmiş olman gerekirdi.”
Mei, gururu kırılmış bir halde, “B-Bunu bu şekilde söylemene gerek yoktu,” diye karşılık verdi.
Küçücük bir hata için çocuğun tepesine binmesine gerek yoktu aslında. Yine de Yamano son zamanlarda Mei’ye aynı şeyi çok sık hatırlatıyordu. Mei’nin de hatasını hâlâ düzeltmediği bir gerçekti.
Serika araya girerek, “Saya, biraz ileri gittin,” diye uyardı.
Ancak Yamano, sert bir tonla lafı yapıştırdı: “Serika-senpai, sen çok yumuşaksın. Böyle devam edersen bu grup bir arpa boyu yol alamaz.” Haklı olduğuna yürekten inanıyordu; gözleri her şeyi anlatıyordu.
“Hayır, ben sadece...” Serika’nın sesi kısıldı. Belki de bu sözler hassas bir noktasına dokunmuştu.
Serika’nın bize bir şeyler öğretirken ne kadar özenli davrandığını biliyorum. Geçmişteki grup deneyimleri yüzünden kendini biraz geri tutuyor, çekingen davranıyordu.
“Festivale sadece dört gün kaldı. Keyfimize bakacak vaktimiz yok.”
Mei tek kelime etmedi ama hoşnutsuzluğu yüzünden okunuyordu. Yine de hiçbirimiz Yamano’nun haksız olduğunu söyleyemezdik. Mevcut halimizle festivale çıkmayı hiçbirimiz istemiyorduk. Tüm bunlara rağmen, zaman daraldıkça hepimizi bir panik dalgası sarmaya başlamıştı.
“Devam edelim,” dedi Yamano.
Çalışmanın geri kalanında hepimiz diken üstündeydik. Dürüst olmak gerekirse ortam nefes alınamayacak kadar boğucuydu.
Bittiğinde, Serika havayı yumuşatmak için bariz bir çabayla konuyu değiştirdi; ondan beklenmeyecek kadar düşünceli bir hareketti bu. Grubun atmosferinin ne kadar kötüye gittiğinin en net kanıtıydı aslında. Mei ve Yamano arasında resmen kıvılcımlar uçuşuyordu. “Şey... Grup ismi düşünen oldu mu hiç? Doğrusunu isterseniz benim aklıma hiçbir şey gelmedi.”
“Ben biraz kafa yordum ama sonuç aynı,” dedim.
“Bende de bir şey yok,” dedi Yamano.
Mei de ekledi: “Kusura bakmayın, benim de zihnim bomboş.”
Maalesef tek bir öneri bile gelmemişti, kimse bir isim bulamamıştı. Bakmayın öyle, ben de düşündüm aslında tamam mı? Ama o ilham perisi bir türlü uğramıyor işte... Sonuçta Mishle ismini bulan Iwano-senpai idi. Belki de hiçbirimizin isim koyma konusunda bir yeteneği yoktu.
Oda o kadar sessizdi ki, içeri giren biri buranın bir hafif müzik kulübü olduğuna inanmakta güçlük çekerdi. Hava o kadar ağırdı ki, Serika panik içinde ellerini çırparak, “S-Sorun değil! Şimdilik Mishle (geçici) olarak kalabiliriz! Bugünlük bu kadar yeter,” dedi.
Tamam, Serika’da kesinlikle bir haller vardı. Ortama fazla müsamaha gösteriyor, fazla normal bir insan gibi davranıyordu (bu kaba tabirim için beni affetsin). Benim tanıdığım Hondo Serika, ipleri eline alan, başına buyruk biriydi.
“Serika, iyi misin?” diye fısıldadım.
“E-Evet. İyiyim.” Omuzları irkilerek titredi.
Sessizlik içinde eşyalarını toplayan Mei ve Yamano’ya göz ucuyla baktım. “Şu ikisi için bir şeyler yapmalıyız,” dedim.
Cevap vermeden önce hafifçe duraksadı. “Evet. Böyle giderse sonu kötü olabilir.”
“Serika, biliyorsun, sen de bir tuhaf davranıyorsun.”
“Farkındayım ama ben hallederim, beni dert etme.”
“İyiyim” diye ısrar eden birinin gerçekten iyi olduğu henüz görülmemişti. Neyse, belli ki bu gerginlik Serika’yı fazlasıyla rahatsız ediyordu, bu yüzden önceliğimiz şu ikisini barıştırmak olmalıydı.
“Ben Yamano ile konuşurum,” dedim.
Yamano lafını hiçbir zaman esirgeyen biri olmamıştı ama son günlerde iyice göze batmaya başlamıştı. Belki de hepimiz grubu ciddiye alacağımızı söylediğimiz için bu, sürecin doğal bir parçasıydı. Ya da liseli olmanın getirdiği o karakter değişimi de bu tavrında rol oynuyordu.
“Tamam... Lütfen konuş, Natsuki,” diye cevap verdi Serika.
Onu daha önce hiç bu kadar bitkin ve güçsüz duyduğumu hatırlamıyordum.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.