Geleceğin Yol Ayrımı

Ertesi gün öğle arası.

Tatsuya ve Reita ile birlikte yemekhaneye gittim. Kızlar ise sınıfta bento paketlerini yiyordu.

"Fwaaa..." Gece geç saatlere kadar Hikari ile mesajlaştığım için biraz uykusuz kalmıştım. Gözlerimden uyku akıyordu.

Esnediğimi gören Tatsuya, "Bir şey mi oldu?" diye sordu.

Bir şey mi olmuştu? Evet. Ama bu başkalarına anlatabileceğim türden bir konu değildi. "Sır tutar mısınız?" diye sordum. Biraz tereddüt etsem de bu ikisine anlatmaktan zarar gelmeyeceğini düşündüm. Hikari ile aramızdaki o ufak sürtüşmeyi tüm detaylarıyla paylaştım.

"Ah, anladım..." Reita anlayışla başını salladı.

"Vay be, senin de işin zormuş." Tatsuya bana acıyan gözlerle bakıyordu.

Kesinlikle öyle. Benim de kendime göre bir sürü derdim vardı! "Yine de onun bu halleri de ayrı bir tatlı geliyor."

"Bu da ne? Şimdi de hava mı atıyorsun? Siz cidden birbiriniz için yaratılmışsınız. Sorduğuma pişman oldum." Tatsuya şakacıktan öğürme hareketi yapıp katsu körisini midesine indirmeye devam etti.

Reita ağzına bir kaşık oyakodon atarken acımasız bir tespitte bulundu. "Zaten Hoshimiya-san'ın o yapışkan ve muhtaç tiplerden olduğu bir bakışta anlaşılıyor."

"G-Gerçekten mi?" diye sordum.

"Gerçi bu durumu sen azdırdın," dedi.

Buna itiraz edemedim. Tam olarak neyi kastettiğini çok iyi biliyordum.

Tatsuya lafa girdi. "Oğlum, okul festivalindeki konserde kızın önünde ilan-ı aşk eden herifsin sen, tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş işte."

"Agh..." İnledim. Tam bam telime basmıştı.

"Ona şüphe yok. Kelimenin tam anlamıyla ruh eşisiniz." Reita omuz silkti.

İkisi de bıyık altından güldü.

"Yine de Natsumiya Hikari mi? Normalde böyle bir şey yapmazsın, değil mi?" diye sordum.

"Evet... yapmazdın. Sırf bunu duymak bile beni ciddileştirdi," diye onayladı Tatsuya.

"Hey, sadece hatırlatmak için söylüyorum, Hikari'ye bunlardan tek kelime etmeyin. Tamam mı?"

"Tabii ki. Bunu durduk yere konuyu açacak halim yok. Sonrasında yaşanacakları düşünmek bile korkutucu," dedi Tatsuya.

Reita, "Kendini Haibara Hikari diye kaydetmesinden iyidir herhalde," dedi.

"Gelecekteki ismi bu olacağı için şimdilik kullanamayacağını söyledi."

Tatsuya şaşkınlıkla, "Dostum," dedi, "senin kız arkadaşın biraz kafayı kırmış."

"Aşkın ağır basması derler ama bu artık başka bir seviye," diye ekledi Reita.

"Neyden bahsediyorsunuz siz?"

Aniden bir sandalye ve çatal bıçak gürültüsü koptu. Biz fark etmeden Hikari, Uta ve Nanase yemekhaneye girmişti.

"Ha? Şey, sadece... yemekhanede neyin lezzetli olduğunu tartışıyorduk. Değil mi beyler?" diyerek konuyu alelacele değiştirdim.

Reita ve Tatsuya deli gibi başlarını salladılar.

"E-E-Evet, doğru... Bence şu an yediğim katsu köri, menüdeki en iyi şey."

Reita'yı daha önce hiç bu kadar eli ayağına dolanmış görmemiştim. Şu an oyakodon yiyorsun be adam!

"Vay canına, Natsu, burası da ne kadar sıcak oldu böyle, değil mi?"

Tatsuya, sakin ol! Daha kışın ortasındayız! Natsu'nun yaz demek olmasına atıfta bulunup o bayat espriyi yapacağım diye ne konuştuğumuzu açık etmene ramak kaldı!

Hikari kıkırdadı. "Neden bahsediyorsun? Tatsuya-kun, her zamanki gibi çok komiksin."

Sırtımdan aşağı soğuk terler boşalıyordu ama neyse ki bizi duymamışlardı. Diğer ikisiyle göz göze geldim ve sessizce rahatlama içinde bir iç çektim.

"Ş-Şey, siz neden buradasınız?" diye sordum.

Nanase, "Yemekten sonra biraz yürüyüş yapalım dedik. Uta'nın aksine, Hikari ve ben normalde pek egzersiz yapmayız," diye açıkladı. Görünüşe göre okulda dolanırken yolları buraya düşmüştü. Sonra muzip bir ses tonuyla ekledi: "Ayrıca Hikari, seni görmek istediğini söyledi Haibara-kun, o yüzden gelmekten başka çaremiz kalmadı."

"Y-Yan yana oturuyoruz zaten! Öyle bir şey demedim!" Hikari kaşlarını çatarak ve ellerini havada sallayarak itiraz etti.

Nanase güldü ve Hikari'nin başını okşadı. "Şaka yapıyorum."

"Ama öğle yemeğinde çocuklar yemekhaneye gittiği için yalnız hissettiğini söylemiştin!" diye araya girdi Uta.

"Hey! Uta-chan!"

Ne kadar iç ısıtan bir manzara. Tabii hedef tahtasında ben olmasaydım. Konunun bir tarafı olarak kendimi mahcup hissediyordum.

Uta, Reita'nın yanına otururken, "Bu arada, hangi alanı seçeceğinize karar verdiniz mi? Eşit ağırlık mı yoksa sayısal mı?" diye sordu.

Yeni yılın üzerinden bir ay geçmiş, üçüncü döneme girmiştik. Artık geleceğimiz için hangi yolu izleyeceğimizi seçme vaktimiz gelmişti.

"Ah evet, anketleri dağıtmışlardı." Teslim etmemize daha vakit vardı ama yakında karar vermem gerekiyordu.

Reita, "Ben zaten sayısalı seçtim," dedi.

"Rei için sayısal, ha? Ben eşit ağırlıktan devam edeceğim!" dedi Uta.

İlk hayatımda da aynı seçimleri yapmışlardı.

Tatsuya huzursuzca başını kaşıyarak, "Ben henüz emin değilim," dedi. İlk hayatımda eşit ağırlık seçmişti ama bunun sebebi fen ve matematik notlarının felaket olmasıydı. Ancak bu sefer tüm dersleri gayet iyiydi.

Reita, "Sayısal çıkışlı olursan iş bulmanın daha kolay olacağını duymuştum," diye ekledi.

"Doğru... Peki ya sen Natsuki?"

"Ben muhtemelen sayısalı seçeceğim," dedim yavaşça. Cevap vermeme rağmen, ilk seferkiyle aynı seçimi yapmanın doğru olup olmadığından emin değildim. Yine de sayısal derslerde bariz bir şekilde daha iyiydim ve önceki hayatımdaki deneyimlerimi kullanmanın en iyi yolu buydu. Sayısalı seçmenin en güvenli seçenek olduğu su götürmezdi.

"Anlıyorum. Sayısalı seçiyorsun demek," diye mırıldandı Hikari, biraz boynu bükük bir halde.

"Sen eşit ağırlığı mı seçeceksin?" diye sordum.

Başını salladı. "Evet. Fen ve matematikte pek iyi değilim."

Ancak onun bu kararı önceki hayatımdakinden farklıydı. O zamanlar Hikari sayısal bölümündeydi. O dersler muhtemelen o zaman da zayıf noktasıydı ama kararında babası Sei-san'ın etkisi olmuştu. Gelecekte Sei-san, ağırlıklı olarak makine üzerine çalışan Star Flat şirketinin başkanı olacaktı. Basitçe söylemek gerekirse sayısal odaklı bir şirketti.

Fakat Hikari bu kez bir romancı olmayı hedefliyordu. Artık ailesinin isteğine boyun eğmiyor, kendi hayallerini dile getirebiliyordu. Eşit ağırlık istemesinin sebebi muhtemelen buydu.

Uta, "O zaman hepimiz farklı sınıflarda olacağız," dedi.

Ortama bir süreliğine sessizlik çöktü. Bizim lisede ikinci sınıftan itibaren öğrenciler; eşit ağırlıkçılar (birinci sınıftan üçüncü sınıfa kadar) ve sayısalcılar (dördüncü sınıftan altıncı sınıfa kadar) olarak ayrılıyordu. Mevcut öğrenci sayısına göre değişiklikler olabilirdi ama genel işleyiş böyleydi. Sonuç olarak eşit ağırlıkçılar ve sayısalcılar farklı şubelerde olacaktı.

"Sizi özleyeceğim." Kelimeler dudaklarımdan dökülüverdi.

Diğerleri de başlarını salladı. Elbette farklı sınıflarda olmamız arkadaşlığımızın biteceği anlamına gelmiyordu. Ama aynı sınıfta olmanın getirdiği o ortak paylaşımlar başka oluyordu.

"Sadece iki ay daha aynı sınıfta olacağız," dedim.

Tatsuya yemeğini bitirmiş, bir peçeteyle ağzını silerken, "Neredeyse bir yıl oldu bile. Zaman çok hızlı geçti," dedi.

Uta neşeyle, "Ha ha ha! Ne demiştim: Eğlenirken zaman su gibi akıp gider!" diye bağırdı.

Tatsuya, "Eh," dedi. "Her anı eğlenceli değildi. Çok şey yaşandı."

"Doğru." Evet, gerçekten çok şey yaşanmıştı. Başarılarım da oldu, başarısızlıklarım da. Bir şeyi seçmenin, başka bir şeyden vazgeçmek olduğunu öğrenmiştim. Endişelendim, acı çektim. Her anı günlük güneşlik değildi. Yine de şimdiki hayatım, günlerimin griye boyandığı o eski zamanlardan çok daha tatmin ediciydi. Hikari yanımdaydı ve etrafım arkadaşlarımla çevriliydi. Onlar sayesinde dünyam sanki gökkuşağı renkleriyle parlıyordu. Gençliğimi doyasıya yaşadığımı gururla söyleyebilirdim.

İşte bu yüzden hiçbir pişmanlığım yoktu.

"Sahi, Yui-Yui, ya sen?" Uta, o hüzünlü havayı dağıtmak istercesine konuyu değiştirdi.

Nanase geçmişte sayısal bölümündeydi. Bunu çok net hatırlıyordum. İkinci sınıftan itibaren eşit ağırlık ve sayısal sıralamaları ayrılırdı ve Nanase her zaman birinci olurdu.

"Emin değilim... ama belki de eşit ağırlığı seçerim."

"Ha?!" Nanase'nin bu sözüyle o kadar sarsıldım ki şaşkınlık nidası ağzımdan kaçtı.

"Bir sorun mu var Natsuki-kun?"

Herkes bana tuhaf tuhaf bakınca aceleyle durumu toparladım. "Şey, kesin sayısalı seçersin diye düşünmüştüm de, ondan."

"O zaman Yui-Yui benimle mi olacak?! Yaşasın!"

"Hâlâ düşünüyorum. Karar vermek için daha vaktimiz var." Nanase huzursuz bir iç çekti.

Birden, birlikte eve yürürken söylediği bir şey zihnimde şimşek gibi çaktı.

"Hepsi senin suçun."

Nanase'nin geleceğini mi değiştirmiştim? Hayır, bekle, henüz tam kararını vermedi. "Bu arada, Miori veya Serika ne düşünüyor, bilen var mı?"

"Miori-chan sayısalı seçeceğini söyledi," diye cevapladı Hikari. Son zamanlarda Miori ile iyice yakınlaşmışlardı.

Uta, "Seri sanırım eşit ağırlığa gidecek. Zaten sayısaldan nefret ediyor," dedi.

O ikisi geçen seferkiyle aynı yoldaydı. Bu rahatlatıcıydı. Ancak Hikari, Nanase ve Tatsuya'nın farklı seçimler yapması ihtimal dahilindeydi. Zamanda geriye sıçrayalı yaklaşık on ay olmuştu. Artık somut değişimleri daha net hissetmeye başlıyordum.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.