Sınıfın Görünmez Lideri

Öğle arasının yarısına geldiğimizde, bir yandan sohbet ederek sınıfa doğru yürümeye başladık. 1-2 sınıfına girdiğimizde içeride tam bir hengâme vardı.

"Bir şey mi oldu?" diye sordu Tatsuya.

Reita omuz silkti. "Bilmem ki... Ne dönüyor içeride?"

İçeri adımımızı attığımız anda tüm bakışlar üzerimize odaklandı. Yine de bu hava, Reita kavga edip uzaklaştırma aldığı zamanki o boğucu atmosferden çok uzaktı.

"Ooo, sonunda teşrif edebildiler." Hino o her zamanki gamsız tavrıyla bize seslendi ve gelip kolunu omzuma attı. "Natsuki, sensiz hiçbir işin ucu bir yere varmıyor be oğlum."

Şu dışa dönük tiplerin kişisel alan algısı gerçekten sıfır. "Hino, fazla laubali davranıyorsun."

"Aşk olsun ama! Neredeyse bir yıldır aynı sınıftayız, bana böyle mi davranıyorsun yani?!"

Abartılı bir şekilde tepki vererek adeta küçük bir şov sergiledi. Sınıftaki herkes bu haline güldü.

"Herkes bana, senin hakkından gelmenin en iyi yolunun bu olduğunu öğretti," diye karşılık verdim.

"Bu nasıl bir olay örgüsü böyle?! Şimdi herkes mi bana düşman oldu?!"

Hino tiyatrovari bir tavırla başını ellerinin arasına alsa da bu aslında sınıfın onu ne kadar sevdiğinin kanıtıydı. Tabii bunu yüzüne söylersem kesin bir yerleri kalkardı, o yüzden bu gözlemimi kendime sakladım. Geçen bir yıl içinde onun ne kadar iyi biri olduğunu öğrenmiştim.

Sadece Hino da değil, sınıfın geri kalanı için de geçerliydi bu. Son zamanlarda biz altımız, kötü bir anlamda olmasa da birbirimizden biraz daha ayrı vakit geçirmeye başlamıştık. Diğer sınıf arkadaşlarımızla kaynaşmak için daha fazla fırsatımız oluyordu. Bir yılı devirmek üzereydik ve artık kendi arkadaş grubumuzun dışına da taşabiliyorduk.

Reita olayını atlattıktan sonra sınıftaki dayanışma ruhunun daha da güçlendiğini hissediyordum. Sanırım herkes, benim ilk hayatımdakinden çok daha yakın hale gelmişti. İlk seferinde herkes kendi grubuna çakılı kalmıştı ve ben sadece bir hava boşluğundan ibarettim. Gerçi ilk dönem dikkatleri üzerime çekmiştim ama hiç de hoş bir şekilde değil.

Sınıfa döndüğümüzde Uta, Hikari ve Nanase neşeyle kızların arasına katıldılar; Tatsuya ve Reita ise futbol takımından Okajima-kun ve basketbol takımından Tachibana-kun ile sohbete daldılar.

Bir dakika, tek başıma kalan ben miyim yani? Bu gerçeği fark edince bir an kalakaldım. "Kusura bakma Hino. Sen benim kıymetli bir dostumsun. Nice yıllara," dedim.

"E-evet? Oğlum bu da nereden çıktı şimdi? Beni tırsıtıyorsun."

Önemini kavradığım için Hino'ya nasıl davranmam gerektiğini özenle yeniden tartmış olmama rağmen, nedense benden uzaklaştı. Anlamıyorum ki; tam da istediği gibi ona nezaketle yaklaşıyorum işte!

"Eee, ne istiyordun?" diye sordum, hâlâ mevzunun ne olduğunu bilmediğim için.

"Hah, doğru ya... Aslında bunu başkasından duyman daha iyi olur. Heyyy! Kanata!" Hino, Hikari ve diğer kızlarla konuşan Fujiwara'ya seslendi.

Fujiwara söylenerek yanımıza geldi. "Sana herkesin içinde bana adımla seslenmeyi kesmeni söylemiştim."

Tam bir tsundere. Çok tatlı.

"Öhöm... Müzik festivali yaklaşıyor, bu yüzden koromuz için bir şef ve bir piyanist seçmemiz gerekiyor," diye açıkladı.

"Ha, doğru ya. Sahi, yılın o zamanı geldi demek."

Lisemizde her yıl şubat ayının başında müzik festivali düzenlenirdi. Ana etkinlik sınıflar arası koro yarışmasıydı ancak müzikle ilgili kulüpler de performans sergilerdi. Hafif müzik kulübü de sahne alacaktı ama bizi farklı bir grup temsil edecekti. Zaten bizim grubun içinde dışarıdan biri vardı; Yamano resmen okulumuza kaydolana kadar okul etkinliklerine katılmamız mümkün değildi.

Fujiwara, "Önümüzdeki haftadan itibaren müzik dersleri tamamen koro provasına ayrılacak," dedi.

"Yani çabuk karar vermemiz gerekiyor, öyle mi?" İlk hayatımda Fujiwara sınıfı bir araya getirmişti ama sürekli "Çocuklar! Dinleyin burayı!" diye bağırıp dururdu. Zor iş vesselam. Umarım bu sefer de sıkı çalışırsın.

"Öyle. Bu yüzden konuyu seninle konuşmak istedim Haibara-kun."

Kaşlarımı kaldırdım. "Neden benimle?"

Fujiwara boş boş yüzüme baktı. "Çünkü sınıfın lideri sensin."

"İyi şakaymış." Tam kahkahayı patlatacaktım ki herkesin bana baktığını fark ettim. Atmosfer adeta "Yani, herhalde yani!" diye bağırıyordu. Ne? Öyle miyim gerçekten?

"Şaka yapmıyorum," dedi ciddiyetle.

Hino bıyık altından gülerek lafa girdi. "Hadi ama dostum, kızcağız sana güvendiğini söylüyor. Sen bizim şanlı liderimizsin."

Şu yüz ifadesi ne kadar da sinir bozucu. Sınıf lideri mi? Asla böyle kritik bir sorumluluk almak istemiyorum. Tamam, eskiden sınıfın merkezindeki o popüler çocuklara imrenirdim ama üzerinde bu kadar yük olan bir mevkide gözüm yok!

"Spor müsabakaları komitesine seçildiğim zamanki gibi bir dejavu yaşıyorum şu an."

Fujiwara, "Yakalandık," diye mırıldanıp dil çıkardı.

Her kelimenin üzerine basa basa, "Üzerime sinir bozucu görevler yıkıp durmayın," dedim.

"Ama işlerin yürümesini sağlamanın en iyi yolu dizginleri sana bırakmak."

"Eeee..." İşlerin rayına girmesi için gerçekten dümene geçmem mi gerekiyor? İnisiyatif almak kişiliğime hiç uymuyordu ama Fujiwara benden bir şeyler duymayı bekler gibi bakınca, öylesine bir yorum yapmak zorunda hissettim. "Bilmiyorum... Önce bir gönüllü var mı diye baksak mı?"

"Haklısın. Gönüllü çıkmazsa şefliği ben yapabilirim." Tam o sırada öğle arasının bittiğini haber veren zil çaldı. "Bunu sonra netleştirelim."

Onaylayarak başımı salladım ve sırama döndüm.

Bir şef ve bir piyanist, demek öyle? Görünüşe bakılırsa Fujiwara şef olmaya niyetli. Eşlik edecek kişiye gelince... Nanase bu iş için en biçilmiş kaftan olmaz mıydı? Bir dakika... Şimdi düşününce, önceki hayatımda piyanoyu başkası çalmıyor muydu? Yanlış hatırlamıyorsam, Onozawa-san adında sessiz sakin bir kız çalıyordu.

İlk hayatımda Nanase'nin piyano çalabildiğini bilmediğim için o zamanlar bu durum dikkatimi çekmemişti ama neden o eşlik etmemişti ki? Acaba ikisi de aday olduğunda yerini Onozawa-san'a mı bırakmıştı?

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.