Eve vardığımda önce bir tur koştum, antrenmanımı yaptım ve duşa girdim. Yapacak başka işim olmayınca da gitarın başına geçtim. Kendi kendime söylüyorum diye demiyorum ama oldukça düz bir adamım; yine de Nanase'nin söylediklerinden sonra kendimi her zamankinden daha hırslı hissediyorum. Hadi bakalım! Göster kendini! Ben Jimi Hendrix olacak adamım!
"Bir dakika ya..."
Zihnime aniden bir düşünce saplanınca ellerim duruverdi. Nanase zamanında harika çocuk denecek kadar ünlüydü. Belki internette onun hakkında bir şeyler bulabilirdim.
Telefonuma "Nanase Yuino" yazıp arattım. Tahmin ettiğim gibi, küçük Nanase'nin piyano yarışmalarındaki performanslarına dair pek çok video çıktı karşıma. Üstelik hepsinin izlenme sayısı da hatırı sayılır düzeydeydi. İlk videoya tıkladım.
Nanase çocukken daha kısa boylu ve çok sevimliymiş. Burada ilkokul son sınıfta falan mıydı acaba? Videoda zarifçe eğilip selam verdikten sonra piyanonun başına geçti. Oturağın boyunu ayarlayıp bir süre tuşlara baktı. Parmaklarını kaldırdığı an, etrafa yoğun bir baskı aurası yayıldı.
O küçük, ince parmakları tuşlara dokundu ve sanki hiç çaba sarf etmiyormuş gibi notaları birbirine bağlayarak bir melodiye dönüştürdü. Chopin'in Fantaisie-Impromptu eserini çalıyordu. Bu işten pek anlamayan biri olarak bile performansının ne kadar muazzam olduğunu söyleyebilirdim. Farkına bile varmadan müziğin büyüsüne kapılmıştım; video bitene kadar tüm dikkatimi ona verdim. Beş dakikadan uzun bir görüntüydü ama bana bir an gibi gelmişti. İzlediklerimi sindirmek için kendime biraz zaman tanıdım.
"Vay canına... Nanase gerçekten müthişmiş."
Dürüst olmak gerekirse bu kadar iyi olacağını düşünmemiştim. Hikari'nin sözlerinden şüphe duyduğumdan değildi; sadece arkadaş oldukları için Nanase'yi biraz abarttığını varsaymıştım bilinçaltımda. Ama yanılmışım. Tam videoyu tekrar oynatacaktım ki yorumlar gözüme çarptı.
"Tam bir dahi."
"Bu kadar genç yaşta böyle çalabilmek mi? Cidden mi?"
"Annesi de piyanistmiş sanırım."
"Resmen taşan bir yetenek. Üstüne titrenmesi lazım."
"Çok üst seviye bir performans. Neredeyse hiç hata yapmadı."
Şöyle bir göz gezdirdiğimde, yorum kısmının övgü dolu satırlarla dolu olduğunu gördüm.
"Biliyor musunuz, son zamanlarda onu hiç buralarda görmüyorum. Acaba bıraktı mı?"
Gözlerim en son yapılan yorumda takılı kaldı. İki yıl önce yazılmıştı. MeTube'a yüklenmiş başka pek çok videosu daha vardı. Hepsi birbirinden etkileyici performanslar olsa da en yenisi üç yıllıktı.
Üç yıl önce mi? Ortaokul ikinci sınıftaydık o zaman. Demek o zamandan beri büyük sahnelere çıkmamıştı... Doğrusu nedenini merak ediyordum ama öylece sorabileceğim bir şey değildi bu.
"Belki Hikari biliyordur."
Ben bunu söyler söylemez telefonum çaldı. İyi insan lafın üstüne gelirmiş derler ya, tam o hesap.
"Naaatsuuukiiii-kun."
Arayan Hikari'ydi. Muhtemelen ikimizin de bugün boş olduğunu bildiği için aramıştı.
"Efendim?" diyerek yatağın üzerine kendimi bıraktım.
"Natsuki-kun, bana mı öyle geliyor yoksa son zamanlarda biraz savsak mı davranıyorsun?" diye şikayet etti, bu gelişigüzel cevabımdan pek hoşlanmamış gibiydi.
"Hiç de bile."
"Hem hep ben seni arıyorum."
"Öyle mi dersin? Tam da seni aramayı düşünüyordum oysa."
"Gerçekten mi? İyi, o zaman seni affediyorum."
Yalan söylemiyordum. Beni aradığında gerçekten de onu düşünüyordum. Hikari son zamanlarda memnuniyetsizliğini dile getirme konusunda oldukça açık olsa da gönlünü almak bir o kadar kolaydı; bu da benim için can kurtaran oluyordu.
"Pekala o zaman, şimdi çalışma vakti!" Arka planda klavyesinin hafif tıkırtılarını duyabiliyordum. "Şimdi bu kısım, şey... Şöyle gidiyor..."
Besbelli romanı üzerinde çalışıyordu. Son zamanlarda Hikari benimle böyle telefonda konuşurken yazmaya alışmıştı. Bir yandan cümle kurup bir yandan sohbet edebilmesine hayran kalıyordum... Ben aynı anda birden fazla işi yapma konusunda berbat olduğum için çalışma amaçlı görüşmeler pek bana göre değildi. Genelde ya sohbete ya da işe o kadar odaklanırdım ki diğerini tamamen ihmal ederdim. Ama bunu ona söylersem nezaketinden dolayı benimle çalışmayı bırakabilirdi, o yüzden ağzımı açmadım. Hikari ile ne kadar çok vakit geçirirsem o kadar iyiydi.
"Bu arada Hikari."
"Eveeet?"
Aklımdakini sormanın tam sırasıydı. "Nanase hakkında bir şey soracaktım."
"Sen nasıl olur da başka bir kızın adını ağzına alırsın!"
"Ürkütücü olmaya başladın ama."
"Şaka yapıyorum... Ne oldu?"
"Nanase'nin piyanoyu neden bıraktığını biliyor musun?" Hobi olarak çalmaya devam ettiğini biliyordum elbet ama neyi kastettiğimi anladığından emindim.
Hikari kısa bir süre sessiz kaldı. "Bilmiyorum," diye mırıldandı sonunda. "Ne zaman bıraktığını biliyorum. Ortaokul ikinci sınıfın baharındaydı. Eskiden piyano derslerinin olduğu saatleri bile benimle geçirmeye başlamıştı."
"Nedenini sormadın mı?"
"Tabii ki sordum. Ama Yuino-chan cevap vermedi. Ben de konunun üzerine ne kadar gitmem gerektiğini bilemedim... Sonuçta neden bıraktığını hâlâ öğrenemedim."
Demek çocukluk arkadaşı bile nedenini bilmiyordu?
Hikari'nin ses tonu biraz hüzünlü gelse de devam etti. "Ama senin sayende Natsuki-kun, yeniden başlamak için gereken isteği buldu. Bu benim için yeterli. Eğer geçmiş hakkında konuşmak istemiyorsa, zorunda değil. Karar ona kalmış."
Hikari haklıydı ama bunu gerçekten kalbinin derinliklerinden inanarak mı söylüyordu, emin değildim. "Nanase'nin eski performanslarından birini izledim. İnanılmaz iyiydi."
"Değil mi ama! En yakın arkadaşım harika değil mi?" Hikari gururla soludu. Yüzünde o kibirli ama tatlı ifadeyi takındığını tahmin edebiliyordum. "Ve... erkek arkadaşım da harika."
"Utandırıyorsun beni."
"Romanlarımla Yuino-chan'ın kalbine dokunmak istiyordum." Bunu o kadar ciddi ve yürekten söyledi ki karşılık verecek söz bulamadım. "Hayallerim için çok çalıştığımı görüp sürükleyici kitaplarımı okuduğunda, yelkenlerini yeniden rüzgarla doldurur diye gizliden gizliye umut etmiştim."
En yakın arkadaşına yardım etmek istiyordu. Bunu yapabilecek güçte hikayeler yaratmak istiyordu. Hikari'nin bu sözleri, hayallerinin peşinden koşma nedenlerinden birinin de bu duygular olduğunu gösteriyordu.
"Ama aslında onu değiştiren sen ve grubunun müziği oldu."
"Okul festivalindeki konser, hepimizin duygularının birleşmesiyle ortaya çıkan bir mucizeydi. Öyle kolayca tekrarlanacak bir şey değil, şu an olsa aynısını yapabileceğimizi sanmıyorum." Kendi gücüm sayesinde olmamıştı bu, tek başıma başarmamıştım. Mütevazılık yapmıyordum; bu apaçık bir gerçekti. İltifat almak beni mutlu ediyordu ama insanların beni gözünde büyütmesini istemiyordum.
Yine de...
"Hayır, öyle! Benim erkek arkadaşım harika biri. Benim gibi birinden kat kat daha harika." Hikari, açıklamama rağmen geri adım atmıyordu.
"Teşekkürler Hikari." Eğer kız arkadaşım benim bu kadar harika biri olduğuma inanıyorsa, ona gerçekleri anlatıp hevesini kırmamalıydım. Bunun yerine, onun inandığı o harika insan olmak için çabalamalıydım.
"Ben de tıpkı senin gibi muhteşem biri olacağım!" Bilgisayarının bir tuşuna, muhtemelen enter tuşuna, büyük bir şevkle sertçe bastığını duydum. "Önce ben çıkış yapacağım! Amatör yazarlık yarışmasına gönderdiğim roman ikinci turu geçti!"
"Ne? Cidden mi?"
"Evet! Sonuçlar dün gece açıklandı!"
Hikari, RINE üzerinden bana bir bağlantı gönderdi. Tıkladığımda bir yayınevinin yeni yazarlar için düzenlediği yarışma sayfasına yönlendirildim. Sayfanın başlığı "Eleme Turu Sonuçları"ydı ve ikinci turu geçen eserlerin altında bir sürü isim sıralanmıştı. Onların arasında "Dedektif Kız Aşkı Bilmiyor" ismini gördüm.
Bir saniye... Yanındaki müstear isim Natsumiya Hikari'ydi.
"Müthiş, değil mi?" Ses tonu resmen "Beni öv! Hadi öv beni!" diye bağırıyordu. Ancak önce halledilmesi gereken başka bir mesele vardı.
"Şey, Hoshimiya-san... Bu müstear isim de ne böyle?" İstemeden ona soyadıyla hitap etmiştim.
Neşeyle cevap verdi: "Ha, o mu? Kendi gerçek ismimle katılmanın iyi bir fikir olmayacağını düşündüm. Biraz değiştireyim dedim ve ne yapacağıma karar vermeye çalışırken, isminin bir parçasını kullanmam gerektiğini anladım!"
"Anlıyorum... Vay be, senden de bu beklenirdi zaten Hoshimiya-san." Birkaç kez güldüm. Tamam, şimdilik gülmek en iyisiydi.
"Neden geri çekiliyormuşsun gibi konuşuyorsun?! Senin de mutlu olacağını sanmıştım..."
Tüh, ayıp ettim galiba. O kadar şaşırmıştım ki kendimi geri çekmekten alıkoyamamıştım. "M-mutluyum tabii..."
Aslında dürüst olmak gerekirse: Daha sevgili bile değilken doğum günüm için bana o kısa hikayeyi verdiğinde böyle biri olduğuna dair ufak bir fikrim vardı. Sadece fark etmemiş gibi davranmıştım. Düşünmesi bile ürkütücüydü.
"Bu isimle çıkış yapmak kötü olmaz mı?" Bunu dile getirme konusunda tereddüt etsem de Hikari'nin iyiliği için büyük bir kederle söyledim.
Sanki son zamanlarda kendi "karanlık geçmiş" defterine sürekli utanç verici anılar ekleyip duruyordu. Bu tür karanlık geçmişlerin öncüsü olarak duruma el koymalıydım. Eğer defterine yeni sayfalar eklemesine izin verirsem, gelecekte bu anları hatırladıkça yatağında yorganın altında kıvranıp duracaktı. Hikari'nin benim gibi olmasını istemiyordum! Gerçi onun için çoktan geç kalmış olabiliriz.
"Neden ki?" diye sordu, gerçekten hiçbir fikri yoktu.
"Şey, çünkü, ya bir gün... ayrılırsak." Bunu yüksek sesle söylemek istemezdim ama mecburdum. Ayrıca ilişkimiz sapasağlam kalsa bile, bir kızın erkek arkadaşının ismini kendi yazar ismine yamaması biraz takıntılı bir durum değil miydi? Silemeyeceği bir dijital dövme gibi kalabilirdi üstünde.
"Ayrılmayacağız," dedi Hikari kısa bir sessizlikten sonra, huysuz bir tavırla.
Keyfi tehlikeli bir şekilde kaçmıştı, hemen durumu toparlamaya çalıştım. "Evet, benim de senden ayrılmaya hiç niyetim yok. Ama dinle bak—"
"Natsukiii-kun, biz ölene kadar sonsuza dek beraber olacağız! Nereden çıkarıyorsun böyle şeyleri?!"
Ondan sonra Hikari resmen gazaba geldi ve onu sakinleştirmem neredeyse bir saatimi aldı. Hoshimiya Hikari denilen o kontrolden çıkmış aşk trenini durdurmak artık mümkün değildi. Üzgünüm gelecekteki Hikari... Eminim bu yüzden çok acı çekeceksin.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.