Son bir tınıyla birlikte gitarın sesi odada bir an yankılandı ve sönüp gitti.
“Hmm... Hiç de fena değil.”
Bugünkü çalışma seansının genel özeti buydu. Ne kadar terlediğimi ancak fark edebilmiştim; hemen bir havluyla kurulandım. Mevsim kış olmasına rağmen, stüdyonun ses yalıtımı için sımsıkı kapatılmış olması içeriyi zamanla hamam gibi yapıyordu.
Duvara çöken Yamano, “Of! Varını yoğunu ortaya koymak ne yorucuymuş,” diye söylendi.
Ben de ses egzersizi niyetine birkaç kez “aa” çekerek, “Benim de boğazım kurumuş,” dedim.
Mei bas gitarını toplarken, “Natsuki, artık yüksek notaları daha uzun tutabiliyorsun,” diyerek beni övdü.
“Gerçekten mi? YouTube’daki vokal eğitim videolarına bakıyordum bir süredir.” Açıkçası işe yarayıp yaramadığından pek emin değildim ama o söyleyince fark ettim ki yüksek notalarda daha uzun süre kalabiliyordum. O seslere çıkmak da bir nebze kolaylaşmıştı sanki.
Serika da söze katıldı: “Evet, merak etme. Cidden gelişiyorsun.”
“Senden övgü duymak kendimi çok iyi hissettiriyor.”
Mei, yüzünü asarak lafı gediğine koydu: “Bu, ben seni övünce pek mutlu olmadığını mı simgeliyor?”
“Hayır, hayır! Hiç alakası yok...” Tamam, aslında alakası vardı. Serika’dan övgü almanın beni çok daha mutlu edeceği gün gibi ortadaydı!
Yamano, tam duyabileceğim bir tonda, “Gitar becerilerin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, daha çok çalışman lazım,” diye mırıldandı.
Bak hele, arkamdan çöp gibi konuşmaya yelteniyor bir de! “Olamaz! Gitar çalmakta da gelişmedim mi yani?” diye sordum.
Mei ve Serika hiçbir şey söylemeden eşyalarını toplamaya devam ettiler.
“Neden ikiniz de susuyorsunuz?”
Yamano omzuma dokunarak, “Senpai, gerçeklerle yüzleş,” dedi.
“Şaka yapıyorsun...” Oysa bireysel antrenmanlarımı hiç aksatmamıştım!
Serika’nın ifadesiz tonu kalbime bir bıçak gibi saplandı: “Dalma öyle. Hadi, çabuk toplan.”
“Tamam...”
Stüdyonun parasını saatlik ödediğimiz için içeriyi hızla boşaltmamız gerekiyordu. Dışarı adımımızı attığımızda gökyüzü zaten çoktan zifiri karanlığa bürünmüştü. Saat akşam sekizdi ve sıcak bir odadan çıktığımız için hava her zamankinden daha soğuk geliyordu. Üzerimdeki ter de durumu pek kolaylaştırmıyordu.
Okul çıkışlarımızı buna ayırıyorduk. Son zamanlarda, kiraladığımız bu stüdyoda haftada iki gün, saat altıdan sekize kadar ikişer saat prova yapıyorduk. Stüdyonun takvimine göre değişse de genellikle salı ve perşembe günleri buluşuyorduk.
Stüdyo masraflarını karşılamak için pazartesi, çarşamba ve cuma günleri işe gidiyordum. Hafta sonlarımı Hikari ile randevularıma veya arkadaşlarımla olan planlarıma ayırıyordum; eğer bir programım yoksa kafede mesaiye kalıyordum. Geri kalan boş vakitlerimde ise gitar çalışıyor ve spor yapıyordum.
“Pekala, haydi eve gidelim,” dedim ve cadde boyunca yürümeye başladık.
Serika bir an durup, “Ha, bu arada, çalıştığım yer bir etkinlik düzenliyor,” dedi.
“Buradaki bir canlı müzik kulübünde çalışıyorsun, değil mi?” Yaklaşık 250 kişilik ayakta izleyici kapasitesi olan bir yerdi. Kendim hiç gitmemiştim ama daha önce Serika’dan duymuştuım.
“Evet. Bizi müzik festivalinde sahne almaya davet ettiler. Ne dersiniz?”
Yamano’nun gözleri şaşkınlıkla fal taşı gibi açıldı. “Ne? Ciddi misin?!”
Mei, “Ha? Yani... grup olarak mı çalacağız?” diye sordu.
“Tabii ki. Gerçi sadece ön grup olacağız ama olsun.”
“Yine de, henüz hiçbir başarımız yokken bizi istemelerine şaşırdım,” dedim.
Serika, her zamanki gibi donuk bir ifadeyle olsa da çift zafer işareti yaparak, “Yeteneklerime ne kadar güvendiklerini gösterir,” dedi.
Serika bu aralar başka bir grupla daha çalıyordu. Kendisi dışındaki herkes iş güç sahibi yetişkinler olduğu için sadece hafta sonları toplanıyorlardı. Diğer grup üyeleri de onun yeteneğine büyük saygı duyuyor olmalıydı.
“Seni değil de bizi istediklerinden emin misin?” diye üsteledim.
“Evet, kesinlikle bu grubu kastettiler,” dedi.
Yamano heyecanla atıldı: “Neden olmasın ki?! Yapalım şu işi!”
“Öyle diyorsun da, senin önünde giriş sınavları yok mu?” diye sordum.
Yamano sırıttı ve zafer kazanmış edasıyla kıkırdadı. “Aslında... ben zaten kontenjandan kabul aldım!”
“Bekle, gerçekten mi?”
“Vallahi de billahi de! Nisan ayında bir Ryomei öğrencisi olacağım!” Yamano, inci gibi dişlerini sergileyerek kocaman gülümsedi.
Demek antrenman boyunca bu kadar heyecanlı olmasının sebebi buydu.
Serika, “Güzel iş, Saya,” dedi.
Mei de ekledi: “Tebrikler, Yamano-san.”
“Teşekkürleeer! Size söylemek için doğru anı bekliyordum!”
Daha önce kontenjandan girebileceğinden bahsetmişti ve görünen o ki sadece boş atmıyordu. Ryomei’ye girmek pek de kolay sayılmazdı, bu yüzden şüphelerim vardı. Yine de yeni yıl başladıktan sonra bile provaları aksatmadığına göre kendine epey güveniyor olmalıydı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.