Stüdyodaki grup provasının üzerinden birkaç gün geçmişti ve ben de bu süre zarfında derin düşüncelere daldım.
Gitar pratiğine ayırdığım zamanı artırabilirdim ama bu asıl sorunu çözmüyordu. En nihayetinde bir karar vermem gerekiyordu. O etkinlikte yer almak istiyor muydum, istemiyor muydum? Daha doğrusu, varımı yoğumu ortaya koyacak mıydım, koymayacak mıydım?
Bütün gün aklım grupla meşgul olduğu için derslere de odaklanamamıştım. Okulun bittiğini, kendimi eşyalarımı toplarken bulduğumda ancak fark edebildim. Tam o sırada Nanase bana seslendi.
"Haibara-kun, bugün bana biraz vakit ayırabilir misin?"
Şansıma ne işim ne de grup provam vardı. Hikari de bugün kız arkadaşlarıyla alışverişe gidecekti. Eve gidince biraz pratik yaparım diye düşünüyordum.
"Tabii, sakıncası yok. Hayırdır?" diye karşılık verdim.
"Benimle gel."
Dediğini yapıp peşine takıldım. Muhtemelen bilerek bir açıklama yapmıyordu. "Nereye gidiyoruz?"
"Müzik odasına."
"Müzik odasına mı? İzin almadan girmemizde bir sorun olmasın?"
"Ben izni çoktan aldım." Nanase, üzerinde Müzik Odası yazılı bir etiketin bulunduğu anahtarlığı işaret parmağında çevirerek bana gösterdi.
Doğru ya, o oda normalde kilitli tutulurdu. İçeride piyano gibi pahalı enstrümanlar olduğu için bu gayet mantıklıydı... Bir dakika, piyano mu? Bu demek oluyor ki... "Sen mi çalacaksın?"
"Evet. Beni dinleyen ilk kişinin sen olmanı istiyorum."
Nanase anahtarı kilide sokup müzik odasının kapısını açtı. İçeride kimse yoktu. Arka tarafta katlanır sandalyeler ve bir yazı tahtası duruyordu. Odanın ön kısmındaki tek şey ise görkemli kuyruklu piyanoydu. Nanase sandalyelerden birini kapıp piyanonun hemen yanına yerleştirdi.
"Sana özel koltuk," dedi.
"Onur duydum ama... Gerçekten dinleyici olarak beni mi istiyorsun?" Elbette onu dinlemekten şikayetçi olacak değildim. Ancak çalsa bile ona verebileceğim bir tavsiyem olamazdı. Başka biri daha iyi olmaz mıydı? Mesela Onozawa-san gibi.
"Herhangi biri de olabilirdi aslında. Sadece birinin önünde çalmak istedim."
"Pekala, madem öyle. Bu işimi kolaylaştırır." Madem herkes olabiliyordu, bu düşük beklentiyi rahatlıkla karşılayabilirdim! Sanırım asıl mesele, gerçek bir konser ortamına benzer bir atmosferde pratik yapmaktı. Bunu çocuk oyuncağı gibi hallederdim.
"Yine de, madem böyle bir zahmete giriyorum, senin olmanı tercih ettim. Hepsi bu." Nanase aniden gülümsedi.
Çok tatlıydı. Hayranı olduğum kızdan beklenen de buydu! Tabii ki Hikari'ye sadığım, orası ayrı. Aşk ve hayranlık farklı şeylerdir, bu yüzden Nanase benim hayatım boyunca destekleyeceğim oshi'm kalacak.
"Çünkü bana tekrar denemem için ilham veren kişi sensin."
Nanase piyano taburesine oturdu. Derin bir nefes alıp bir an gözlerini yumdu. Sonra yavaşça nefesini verdi. Beklenmedik derecede gergin görünüyordu. Tek dinleyicisi ben olmama rağmen müzik odasındaki hava bir anda ağırlaştı, yoğun bir baskı hissedilmeye başlandı.
"Başlıyorum."
Parmaklarını tuşların üzerine yerleştirdi. Notalar havada hafifçe dans etmeye başladı. Klasik müzik hakkında pek bilgim yoktu ama ben bile bu parçayı tanımıştım. Beethoven'ın piyano sonatlarından biriydi: "Ay Işığı Sonatı", üçüncü bölüm.
İnanılmaz yetenekli olduğunu hemen anlayabiliyordum. Yine de bu performansın Nanase’nin gerçek potansiyelinin neresinde olduğunu kestirmem mümkün değildi. Piyano konusunda bilgili biri olsa belki hatalarını duyabilirdi. Ancak ben, samimiyetle bunun harika bir icra olduğunu düşünüyordum.
Nanase’nin yüzünde ciddi bir ifade vardı ve etrafına müthiş bir baskı yayıyordu. Narin parmakları akılalmaz bir hızla hareket ediyordu. Tek bir insanın ellerinden böyle bir ses çıkabilmesi beni gerçekten hayrete düşürmüştü.
Yanağından süzülüp yere düşen bir ter damlası, performansın sonuna gelindiğinin habercisiydi. O damla yere çarptığında nihayet gerçekliğe dönebildim. Farkında olmadan Nanase’nin müziğinin yarattığı dünyaya kapılıp gitmiştim. En son Serika’nın gitarını dinlerken böyle kendimden geçmiştim.
Coşkuyla alkışladım. Nanase parça bittikten sonra bile bir süre başını kaldırmadı. Uzun, siyah saçları yüzünü bir peçe gibi örtüyor, ifadesini gizliyordu.
"Harika bir performanstı. İnanılmazdı." Bunu kalbimin derinliklerinden gelerek söylemiştim ama bir ilkokul çocuğu seviyesinde tepki verebildiğim için kendimden nefret ettim.
Başını kaldırıp, "Dinlediğin için teşekkür ederim," dedi. Çok yorulmuştu, nefes nefese kalmıştı.
Bu da piyano çalmanın aslında ne kadar büyük bir kondisyon gerektirdiğinin kanıtıydı.
"Sorun yok... Düzgünce çalabiliyorum," diye fısıldadı Nanase kendi kendine.
"Nanase?"
"Uzun zamandır ilk piyano yarışmam olacağı için biraz gerginim. Ama her şey yolunda gidecek. Sayende artık bundan eminim. Bir dinleyici önünde gayet iyi çalabiliyorum. İyi olacağım."
Görünüşe bakılırsa çok büyük bir baskı altındaydı. Adeta kendi kendini cesaretlendirmek istercesine sürekli "İyiyim" deyip duruyordu.
"Evet. Eğer bu kadar iyi çalabiliyorsan endişelenmene hiç gerek yok." Korkularını elimden geldiğince yatıştırmak istiyordum. "Senin gibi biri için her şey yolunda gidecektir, Nanase."
Bana nadir görülen, ışıl ışıl bir gülümseme sundu. "Gelecek konserde mümkün olan en iyi performansı sergileyeceğim, o yüzden beklemede kal."
Pencereden soğuk bir rüzgar esti; saçları hafifçe savrularak yüzündeki ifadeyi bir kez daha gizledi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.