Ertesi gün cumartesiydi, yani hafta sonu. Bugün ne işim ne de grup provam vardı; tamamen boştum.
Uyandığımda odam buz gibiydi. Yorganın altından çıkmak için epey bir mücadele vermem gerekti. Böyle zamanlarda yataktan çıkabilmemin tek yolu, ısıtıcıyı açıp odanın ısınmasını beklemekti.
Şansıma bugün okul yoktu, bu yüzden acele etmeme gerek kalmadı. Hafta içi sabah saatlerinde dişlerim birbirine vurarak yataktan fırlardım. Ne de olsa okula geç kalmak istemiyordum.
Gelecek hafta havaların daha da soğuyacağını duymuştum. İşte bu gerçekten korkunç... Soğuktan nefret ederim. Ben daha çok sıcak hava insanıyım. Yaz mevsimini kışa hep tercih etmişimdir. Bunu anneme söylesem, yüzünde kibirli bir gülümsemeyle, "Sana Natsuki adını bu yüzden koydum herhalde. 'Natsu' yaz demek sonuçta," derdi.
Yorganıma sarılıp yatmaya devam etmek istesem de oda yeterince ısındığı için üzerimdeki örtüyü kararlı bir hareketle fırlattım. Günlük antrenmanımı aksatamazdım. Tek bir gün bile atlasam, hayalimdeki fiziğe veda ederdim. Kas yapabilmek için her gün aksatmadan çalışmak şarttı.
Günlük şınav, mekik ve squat serimi bitirdikten sonra mahallede hafif tempolu bir koşuya çıktım. İyice terledikten sonra duş alıp biraz soluklandım. Kendime bir fincan kahve yapıp odama döndüm. Yatağın üzerine bıraktığım telefonumun ekranı yanıp sönüyordu. Miori’den gelen bir RINE mesajıydı.
Miori: Dün nasıl geçti?
Nasıl cevap vereceğimi bilemeyerek kara kara düşünmeye başladım. Olan biteni nasıl açıklayacaktım? Yanlış bir sözüm onu incitebilirdi. Şimdi ne yapacaktım? Günlük rutinime sığınarak gerçeklerden kaçmayı neredeyse başarıyordum ama şimdi sanki aniden gerçek dünyaya geri fırlatılmıştım. Üzerime çöken kasvetli havayla boğuşurken Miori’den bir arama geldi.
"Şey... Selam," dedim.
"Sabah sabah... Madem mesajımı gördün, en azından bir cevap yazsaydın," dedi.
"Ne diyeceğimi düşünüyordum. Açıklaması biraz zor."
"Ben de öyle tahmin ettiğim için aradım zaten. Nasılsa bir işin yoktur, değil mi?"
"Aşk olsun, ben meşgul bir adamım. Antrenmanım vardı. Hem senin de provada olman gerekmiyor mu?"
"Bugün öğleden sonra başlıyor. Erkek basketbol takımı ve badminton kulübü sabah kortu kullanıyor." Miori bir an duraksadı, ardından içini çekti. "Reita-kun zor durumdayken, tüm bu olanların ortasındayken benim böyle rahatça provaya gitmem ne kadar doğru bilmiyorum... Ama kızları da yeterince zor durumda bıraktım, artık daha fazla devamsızlık yapamam."
Neredeyse bir haftadır provaları kaçırmıştı. Üstelik bir gün izin almadan gelmemiş, hatta ortadan kaybolmuştu. Takım arkadaşları onun için feci şekilde endişelenmiş olmalıydı.
"İyi misin?" diye sordum. Tam durumunu toparladığını düşünürken şimdi de bu meseleyle yüzleşmek zorunda kalmıştı. Miori’yi tanıyorsam, tüm bunların kendi suçu olduğunu düşünüp içten içe kendini yiyip bitiriyordur.
"İyiyim şimdi. Merak etme." Karşı çıkmama fırsat vermemek için sesine son derece kararlı bir ton yerleştirmişti. Onun bu güçlü görünme çabalarının ardını her zaman okuyabilirdim. Yine de fark etmemiş gibi davrandım. "Eee, dün nasıl geçti?" diye üsteledi. Onun bu kadar sabırsız davranması pek alışıldık bir durum değildi.
"Şey... Miori, Reita’dan hiç haber aldın mı?" diye sordum.
"Ona bir sürü mesaj attım, aradım da ama tık yok."
Eğer Miori’ye bile cevap vermiyorsa, kafasında her şeyi gerçekten bitirmiş demekti. O veda hepimizeydi. "Lafı uzatmayayım o zaman. Reita’yı bulduk. Kakiwari Lisesi’nden bir grup serseriyle takılıyordu."
Dün Reita ile aramızda geçen konuşmayı ona olduğu gibi aktardım. Ben sözlerimi bitirdikten sonra Miori bir süre sessiz kaldı.
"Biliyordum... Benim yüzümden," diyebildi en sonunda, kelimeler boğazına düğümlenerek. "Reita-kun’u kullandım, sonra da onu reddettim. Onu inciteceğimi biliyordum ama kendi duygularımla o kadar meşguldüm ki... Onu hiç düşünmedim..."
Kendini suçlama girdabına kapılmak üzereydi, bu yüzden hemen araya girdim. "Hayır, asıl suç benim. O kadar hassas bir durumdayken onunla kavga edip onu köşeye sıkıştıran bendim."
O an sadece Miori için endişeleniyordum, kafam düzgün çalışmıyordu. Sonuçta geçmişten bu yana hiç değişmemiştim. Etrafımda olup bitenlere dikkat etmiyordum, bu yüzden de arkadaşlarıma böyle zarar veriyordum.
"Ama o kavganın çıkış sebebi bendim," diye itiraz etti Miori, suçu inatla üstlenmeye çalışarak.
"En azından Reita böyle düşünmüyor." Durum tam tersiydi aslında. Reita da kendini Miori’ye karşı borçlu hissediyordu. Onun hakkındaki o çirkin dedikoduların kendi yüzünden çıktığına inanıyordu. "Hatasını telafi etmek istediğini söyledi. Bu yüzden böyle bir yola başvurmuş."
"Hatasını telafi etmek mi..."
Bunun dışında, hala bilmediğimiz o kadar çok şey vardı ki.
"Reita-kun ile yüz yüze konuşmak istiyorum. Ondan düzgünce özür dilemek istiyorum. İşlerin böyle kalmasına ve yollarımızın ayrılmasına katlanamam," dedi hıçkırıklarının arasından. "Tabii o bunu istemeyebilir."
İçimde tarif edemediğim bir boşluk hissi uyandı. Bu zamana kadar çevremdekilerle olan ilişkilerim birden çok kez kopma noktasına gelmişti. Buna rağmen hiçbirinde kendimi şu anki gibi hissetmemiştim. Bunun sebebi şüphesiz Reita’nın hep yanımda olmasıydı. Beni arkadan sessizce desteklediği için, attığım her adımın beni bir çözüme ulaştırdığını sanmıştım.
Bizim gibi aptalları bir adım geriden, şefkatle izlerdi. Aramızda duygusal açıdan en olgun olan her zaman oydu... Ama onun bizi bırakıp gideceğini asla tahmin edemezdim. Shiratori Reita, benim için, yani Haibara Natsuki için her zaman ulaşılamaz bir idealdi.
Fakat bu, sadece ona yüklediğim hayali bir rolden ibaretti. Gerçek Shiratori Reita’yı tanımıyordum. Son birkaç günde bu hatamla sert bir şekilde yüzleşmiştim.
Aramızda derin bir sessizlik uzadı. Elimdeki tüm bilgileri onunla paylaşmıştım. Bu sorunu nasıl çözeceğime dair bir fikrim olmadığından, söyleyecek başka sözüm de kalmamıştı. Zaten şu durumda havadan sudan konuşulacak bir hava da yoktu.
"Teşekkürler. Benim artık prova için hazırlanmam gerek," dedi birkaç dakika sonra ve telefonu kapattı.
Fark etmemiştim ama kahvem tamamen soğumuştu. Dişimi sıkıp o ılık sıvıyı bir dikişte bitirdim, kuruyan boğazımı ıslattıktan sonra karmakarışık düşüncelerimi bir düzene sokmaya çalıştım.
Mevcut şartlar altında tek amacım Reita’yı aramıza geri döndürmekti. Bunu yapabilmek için, neden bizden uzaklaşmak istediğini anlamalı ve her ne derdi varsa çözmeliydim.
Canından çok sevdiği kızdan ayrılmıştı, arkadaşlarıyla arası bozulmuştu ve sığınacak bir evi de yoktu; bu şartlar altında psikolojik olarak çökmüş olması çok doğaldı. Üstelik ayrıntılarını bilmesem de bir kavgaya karışmıştı... Reita’nın karakterini bildiğim için, tüm suçun kendisinde olduğunu düşünerek kendini yiyip bitirdiğine emindim.
"Yine de..."
Reita artık okula hiç gelmeyecek ve sadece o serseri grupla mı takılacaktı? Eğer öyleyse, durumu gerçekten çok vahim olmalıydı. Okuldaki arkadaşlarını, futbol takımını, geleceğini ve diğer her şeyi bir kalemde silecek miydi? Mantıklı düşünemeyecek kadar köşeye mi sıkışmıştı?
"Neden, Reita? Bize anlatmazsan, bize dayanmazsan ne yapacağımızı bilemeyiz." Bu sözler dudaklarımdan dökülüp odanın soğuk havasında kayboldu gitti.
Düşüncelerim çıkmaza girmişti. Reita’nın dünkü tavırlarına bakılırsa, bu mesele zamanla kendi kendine çözülecek cinsten değildi. Tavana diktiğim bakışlarımla düşüncelerimi toparlamaya çalışırken telefonum titredi.
Tatsuya’dan gelen bir RINE mesajıydı.
Tatsuya: Bu gece boş musun? Reita hakkında konuşmak istiyorum
Natsuki: Boşum. Konuşalım
Bugün Hikari ile buluşmak için bir planım yoktu. Zaten onu bir yerlere davet edecek havada da değildim.
Tatsuya: Saati ve yeri sonra atarım. Uta da yanımda olacak
Mesajı kısa ve net yazmasından, basketbol antrenmanında kısa bir mola verdiğini anladım. Ona onay anlamına gelen bir çıkartma gönderdim ama mesaj henüz iletilmedi olarak kaldı.
Yapacak hiçbir işim yoktu ama bir türlü sakinleşemiyordum. Öylesine, Reita ile olan sohbet geçmişimizi açtım. Okuldan uzaklaştırma aldığını öğrendiğimde ona attığım mesaj, hala okunmamış olarak duruyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.